Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mayıs 2005) > Panorama
Panorama
Memlekette hava, kara bulutlu
Mersin’de Nevruz etkinliklerinde çıkan olaylar, Türkiye’yi etnik çatışmanın eşiğine getirdi. 21 Mart’taki kutlamalarda, çocuk yaştaki göstericilerin Türk bayrağını yakma girişimi ve bunun bir polis tarafından engellemesiyle çok sayıda gösterici, olaya şiddetle tepki vererek saldırıyı kınadı. Bu tepkiler Türkiye geneline yayılarak, geniş katılımlı ve bayraklı gösterilere dönüştü. Halkın büyük bir kısmı ev ve işyerlerine Türk bayrağı astı. Bu olayın ardından bir de Trabzon’da yaşananlar gerilimin tuzu biberi oldu. Sol görüşe mensup bir dernek adına bildiri dağıtan birkaç öğrencinin bayrak yaktığı şayiası, kimliği hâlâ tespit edilemeyen kişiler tarafından SMS yoluyla binlerce kişiye yayıldı. Bunun üzerine bir anda meydanı dolduran binlerce kişi, bildiri dağıtanları linç etmek istedi. Neyse ki, polisin müdahalesiyle daha büyük olayların çıkması önlendi. Başta hükümet ve siyasiler olmak üzere çok sayıda üst düzey yönetici halkı sükunete davet etti; son olaylarla Türkiye’nin “etnik milliyetçilik” tuzağına çekilmeye çalışıldığı belirtildi. Yaşananların kimler tarafından provoke edildiği henüz ortaya çıkmış değil. Ancak ülkeyi etnik çatışmanın eşiğine getiren söz konusu olayların, yetkililer tarafından mercek altına alınarak bir an önce incelenmesi gerekmiyor mu?

Tavsiye Et
Alman Papa endişelendirdi
Roma Katolik Kilisesi’nin 264. lideri Papa II. Jean Paul, 8 Nisan’da 2 milyon kişi eşliğinde defnedilirken, Türkiye ve başka bazı ülkelerin resmî kuruluşlarında bayraklar yarıya indirildi. Dünyanın birçok ülkesinden liderlerin ve din adamlarının gittiği cenazeye, Türkiye’den de Başbakan Tayyip Erdoğan katıldı. Kardinaller Meclisi tarafından Joseph Ratzinger’in yeni Papa seçilmesi kimi Avrupa, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra Ortodokslar, Yahudiler ve Müslümanlar tarafından da endişeyle karşılandı. 1941’de Nazi Gençleri isimli örgütte görevli ve eski Engizisyon Kurumu’nun devamı niteliğindeki Dinsel Öğretiler Kurulu Başkanı Ratzinger, açıklamalarında AB Anayasası’nın Hıristiyanlığa vurgu yapmayışını büyük hata olarak nitelendirmişti. 950 yıl aradan sonra papalık görevine gelen ilk Alman olan Ratzinger, kendisine “Hıristiyanların Efendisi” anlamındaki Benedict ismini seçerek ilk mesajında Hıristiyan birliğinin öneminden bahsetti. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı oluşuyla bilinen yeni Papa’nın, bundan sonraki açıklamalarının farklı olacağını umduğunu söyledi. Doğum kontrolü, kadın-erkek eşitliği, eşcinsellik ve çok kültürlülüğe karşı katı muhafazakâr bir tutum sergileyen Papa 16. Benedict, bir yandan da gençlere hoş görünmekten geri kalmıyor.

Tavsiye Et
Son devrimin rengi “pembe” idi
“Ukrayna ve Gürcistan’daki Rusya yanlısı rejimlerinkine benzer bir demokratik devrimin şartları olgunlaştı” diyordu Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev 3 Şubat 2005’te. Bu açıklamanın üzerinden iki ay geçmeden Kırgızistan’daki muhalefet yanlıları, ana hükümet binasını işgal ederek, “Pembe Devrim” olarak ifadelendirilen darbeyi yaptı. Yönetim binasının ele geçirilmesi üzerine Akayev Kazakistan’a sığınırken; muhalefet lideri Kurmanbek Bakiyev yönetimi devraldığını açıkladı. Bu arada ülkedeki yönetim boşluğunu fırsat bilen yağmacılar harekete geçti. Güvenlik güçlerinin olaylara müdahalesi sonucu 15 kişi öldü. Ülkede yeni parlamentonun Bakiyev’i resmen devlet başkanı olarak onaylamasıyla eski parlamentonun üst kanadı kendini feshetti. Akayev, ilk zamanlarda istifayı kabul etmek istemese de, Nisan başında istifa metnini, sığındığı Moskova’da imzalamak zorunda kaldı. Yeni parlamento Akayev’in istifasını onaylarken, başkanlık seçiminin de 10 Temmuz’da yapılmasına karar verdi.

Tavsiye Et
Zirveden yurtdışı temasları
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Mart ayı sonunda gerçekleştirdiği Tunus ve Fas gezisinin ağırlıklı gündemi ekonomiydi. Tunus ve Fas’ı Afrika’nın önemli ülkeleri olarak değerlendiren Erdoğan, dost ülkeler olarak ortak bir geleceğe sahip olduklarını söyledi.
Erdoğan’ın diğer bir durağı olan Afganistan’daki temasları da samimi bir havada gerçekleşti. Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, Türkiye’nin katkıları için teşekkür etti. Her iki lider, halklarının ortak bir kültüre sahip olduklarını dile getirdi. Erdoğan, gezisini Türkiye’nin komuta ettiği ISAF’ı ziyaret ederek noktaladı.
Öte yandan hakkında yapılan tüm eleştirilere rağmen Nisan ortasında Suriye’yi ziyaret eden Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’e Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, iki ülke arasındaki siyasî, ekonomik, ticarî ve kültürel ilişkilerin mutluluk verici olduğunu söyledi. ABD’nin rahatsızlığına rağmen gerçekleşen gezi, Suriye ve dünya basınında geniş yankı buldu.

Tavsiye Et
Dünya adaletsizliğe sürükleniyor
1980 sonrasının özellikleri arasında, küreselleşmenin hız kazanması, gelişmiş ülkelerde neo-liberal ekonomi politikaların hakim olması, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere de aynı politikaların zorla dayatılması ön plana çıkıyor. Bu dönemde, dünyadaki ortalama refah artışına rağmen, zenginlerle fakirler arasındaki uçurum da giderek derinleşti. İMF’nin verilerine göre, 1992-2004 yılları arasında dünyanın kişi başına düşen geliri en yüksek olan ve dünya nüfusunun %5’ini barındıran ülkelerle, en düşük %5’lik grup arasındaki ortalama gelir farkı, 145 kattan 233 kata çıktı. Bu süreçte, gelir dağılımındaki adaletsizlik dünya ölçeğinde olduğu kadar ülkelerin kendi içlerinde de arttı. Türkiye de gelir dağılımının giderek bozulduğu ülkelerden birisi. Dünya Bankası’nın Dünya Kalkınma Göstergeleri raporuna göre, Türkiye’de nüfusun en fakir %10’u gelirden %2,3 oranında pay alırken, en zengin %10’un aldığı pay ise %30,7’ye ulaşıyor.

Tavsiye Et
Irak’ta gruplar yönetimde anlaştı
Irak’taki gruplar arasında aylardır süren pazarlıklar sonunda, ülkeyi yönetecek kişiler nihayet belirlendi. Özellikle Şii ve Kürtler arasındaki anlaşmazlık görev paylaşımıyla çözüldü. Buna göre meclis başkanlığına Sünnî, devlet başkanlığına Kürt ve başbakanlığa da Şii politikacılar getirildi. Hacim el-Hasani Irak Meclis Başkanı olarak seçilirken, yardımcıları Şii ve Kürt gruplardan oldu. Yine 6 Nisan’da yapılan meclis oturumunda Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani cumhurbaşkanlığına seçildi. Böylece Talabani, yeni Irak tarihinde ilk Kürt cumhurbaşkanı oldu. Özellikle seçimler sonrası ülkeye gelmesi beklenen istikrar, bu anlaşmazlıklar sebebiyle bir türlü sağlanamıyordu. Ülkenin önündeki önemli sorun olan yönetim meselesi böylece ortadan kalkmış oldu. Ancak “anlaşarak seçilen” yeni yönetimi bekleyen çok sayıda sorun var: Yeni kurulacak hükümetin yeni meclis tarafından onayı ve Kerkük’ün geleceği gibi.

Tavsiye Et
KKTC’de Talat dönemi
KKTC’de 17 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimini Başbakan Mehmet Ali Talat kazandı. Seçim sonuçlarıyla ilgili olarak Rauf Denktaş, %55 oyla seçilen Talat’a her türlü yardıma hazır olduğunu söylerken, DP Başkanı Serdar Denktaş da her zaman Talat’ın yanında olacaklarını belirtti. Avrupa Komisyonu ise, seçimin adada birleşme ve AB ile bütünleşme isteğini ortaya koyduğunu açıkladı. Rum Kesimi’nden ilk kutlama “Herhangi Kıbrıslı bir Türk liderin, Ankara’nın görüşlerinden farklı bir tutum içinde olmasına ihtimal vermiyorum” diyen komünist parti AKEL’in Başkanı Dimitrios Hristofyas’tan geldi. Rum lider Tasos Papadopulos, Denktaş’ın siyasetten çekilmesinden duyduğu memnuniyeti belirtirken; Talat’ın Rum halkına yaptığı çağrıyı yeterli bulmadı. Rumlar ve AB tarafından kandırıldığını düşünerek seçime rağbet göstermeyen KKTC halkı ise umutsuz.

Tavsiye Et
Sözde soykırıma başbakanlar el attı
Ermeniler, 24 Nisan’da Türkiye’nin üzerindeki baskıyı artırmak için sözde soykırımı, başta Erivan olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde törenlerle andı. Cezayir’e yaptıklarını unutan Fransa, sözde soykırımı reddedenlere ceza verilmesini öngören tasarıyı meclisten geçiren Belçika ile Yahudi soykırımındaki payını unutarak iddiaları soykırım olarak tanımlayan Polonya gibi ülkeler bu konuyu Türkiye’nin AB üyeliğine karşı bir koz olarak kullanıyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, Başbakan Erdoğan’ın meselenin ortak bir komisyonda incelenmesi teklifini, yaşananların tartışılamaz olduğu gerekçesiyle reddettikten sonra dünya kamuoyundan yeterince destek görmeyerek geri adım attı. Öte yandan Türkiye’de yaşayan Ermenilerin ezici çoğunluğu söz konusu iddialara katılmıyor. ABD’li tarihçi Prof. Justin McCarthy de, bu iddiayı çürüten önemli belgeler yayımladığını; ancak Batı’nın bunları göz ardı ettiğini söylüyor.

Tavsiye Et
Orta Doğu “tehdit” altında
İsrail’de bazı önde gelen hahamların, Başbakan Ariel Şaron’un Gazze ve Batı Şeria’dan çekilme planını protesto amacıyla Mescid-i Aksa’yı işgal edeceği tehdidi, Orta Doğu’da gerilimi tırmandırdı. Bu amaçla çok sayıda Yahudi, güvenlik güçlerince yasaklamasına rağmen, Batı Duvarı’nda bir araya geldi. Söz konusu eyleme karşı pek çok Filistinli örgüt ise, ateşkesi sona erdirme tehdidinde bulunurken; olayların üçüncü intifadayı doğuracağı uyarısında bulundu. Yaşanan olaylar üzerine bir de İsrail askerlerinin Refah mülteci kampında bulunan 3 Filistinli genci öldürmesi, gerilimi daha da artırdı. Filistinli militanlar buna havan saldırısıyla karşılık verdi. İsrailli Yahudilerin Mescid-i Aksa’yı işgal edeceği haberi sadece Orta Doğu’da değil, tüm dünyada tepkiyle karşılandı. Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi Endonezya’da, yüz binlerce kişinin katıldığı “İsrail karşıtı” dev bir gösteri düzenlendi.
Öte yandan Filistin lideri Mahmud Abbas’ın Filistinli örgütlerle Orta Doğu barışı için yaptığı çabaları gören Şaron, işin ciddiyetinden tedirgin oldu. Bu sebeple Gazze’den tahliye edilecek olan Yahudi yerleşimcilerin direnişe hazırlandığı haberlerini de bahane ederek, tahliyenin üç hafta sonraya ertelendiğini belirten Şaron, Gazze’den çekilme konusunda geri adım attı. ABD ve BM’den bu konuda uyarılar alsa da, bildiğinden şaşmayan Şaron’un, Orta Doğu’ya gelmesi beklenen barışı daha ne kadar erteleyeceği ise merak konusu.

Tavsiye Et
İyi oynayan kazansın!
Erkan Mumcu’nun istifası sonrasında siyaset sahnesi iyice hareketlendi. AKP ve CHP’den arka arkaya gelen istifa haberlerinin sonunun ne olacağı merakla bekleniyordu. Nihayetinde Mumcu, istifa eden milletvekillerinin bir kısmıyla ANAP’ın kanatları altına sığındı ve 2 Nisan günü yapılan ANAP 4. Olağanüstü Kongresi’nde genel başkanlığa seçildi. Mumcu, kongrede yaptığı konuşmada, daha önce AKP’ye katılan vekilleri kastederek, “O zaman Sayın Recep Tayyip Erdoğan, subay evlerinin muhtarı mıydı, başbakan mıydı? ANAP’a gelenler, sana gelenler gibi mamaya gelmiyor” dedi. Son katılımlarla birlikte ANAP’ın Meclis’teki sandalye sayısı 10’a çıktı. Ardından uzun süredir görülmeyen SHP çıktı siyaset sahnesine; son CHP kurultayında Sarıgül’ü destekleyen 5 milletvekili partilerinden istifa ederek, SHP’ye katıldı. CHP’li muhaliflerin katılımıyla SHP hem meclise girdi, hem de hazineden yardım almaya hak kazandı. Yaklaşık iki senedir yalnız kalan AKP ise, sahneye çıkan “siyasîdaş”larıyla yeni oyuna hazırlanıyor; son dönemde hem ülke içerisinden, hem de dışarıdan gelen sıkıntılarla boğuşuyor. Parti, istifalarla gün yüzüne çıkan iç sıkıntıları bertaraf etmek için Kızılcahamam’da kampa girdi. Sorunların masaya yatırıldığı kampta, Başkan Erdoğan parti içi eleştirilere kulak verdi. Özellikle milletvekillerinin en fazla eleştirdiği, bakanlarla görüşememe problemi çözülmeye çalışıldı.
Sahne, siyasetin oynanmasına müsait hale getirilmiş gibi görünüyor. Şimdi sıra oyunun oynanmasında. Ne diyelim, iyi oynayan kazansın!

Tavsiye Et