Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2005) > Kitap
Kitap
Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar
Aliya İzzetbegoviç
Çev: Hasan Tuncay Başoğlu
İstanbul: Klasik, 2005
Aliya İzzetbegoviç, “sanırım okuyucular, benim siyaset ve felsefe konularındaki çeşitli düşüncelerimi ve yorumlarımı okumaktan ziyade bir mahkumun müstahkem bir hapishaneden heyecanlı kaçış hikâyesini dinlemeyi tercih ederlerdi” diyor kitabının önsözünde, o kendine has bilgeliği ve mütevazılığı ile. Oysaki Foça Hapishanesi’nde altı yıl süren zorlu ikameti esnasında siyaset ve felsefe üzerine aldığı birbirinden derinlikli notlar olmasa, onun en enfes metinlerinden bir tanesinden mahrum kalacaktık.
Kitabın ortaya çıkış hikâyesini şu cümlelerle anlatıyor Aliya: “Konuşamazdım ama düşünebilirdim. Dolayısıyla bu imkanı sonuna kadar kullanmaya karar verdim. Önce her türden varlık hakkında sessiz tartışmalar yaptım; okuduğum kitaplar ve dışarıda vuku bulan hadiseler hakkında yorumlarda bulundum. Ardından notlar almaya koyuldum. Başlangıçta gizlice not alıyordum, ama daha sonra oldukça cüretkâr hale geldim; oturdum, okudum ve yazdım.” Kitabı okuyunca iyi ki de yazmış ve sonucunda bu eser meydana gelmiş diyor insan.
Kitap, ek bölümü dışında her biri birbirinden dolu altı bölümden müteşekkil. Birinci bölüm hayata, insana ve özgürlüğe dair. Bu bölümde gerek kendisinden önceki filozofların bu meselelere ilişkin tasavvurlarını tartışan, gerek kendi bakışını öz bir biçimde resmeden Aliya, takip eden bölümde din ve ahlak meselelerine kafa yoruyor. Üçüncü bölüm, siyaset üzerine aldığı notlardan oluşuyor. Ancak bu notlarda da felsefî derinlik peşimizi bırakmıyor. Dördüncü bölüm, kitabı bizim için daha önemli bir hale getiriyor. Bu bölümde yazarın “Doğu ve Batı Arasında İslam” isimli klasik eserinin yeniden ele alındığını görüyoruz. Aliya, “Doğu ve Batı Arasında İslam’a Haşiye” isimli bu bölümde “bu kitabı şimdi yazacak olsaydım nasıl yazardım?” sorusuna cevap arıyor. Beşinci bölüm, Komünizm ve Nazizm hakkında son derece ufuk açıcı değerlendirmeler içerirken, altıncı bölüm İslam konusuna hasredilmiş. Kitabın ek bölümü ise, bir düşünürün, bir eylem adamının iç dünyasına kapı aralayan sımsıcak bir bölüm. Bu bölüm, Aliya’nın hapishane yıllarında çocuklarından aldığı bazı mektupları ihtiva ediyor. 
Kitap bir aforizmalar cenneti âdeta. Ne var ki, kitabın esas kıymeti, çağdaş İslam düşüncesinin son dönemde ürettiği en nitelikli eserlerden birisi oluşunda yatıyor. / Mustafa Bilge

Tavsiye Et
Sivil Toplum: Farklı Bakışlar
Yayına Hazırlayan: Lütfi Sunar
İstanbul: Kaknüs, 2005
Sivil toplum konusu son günlerde pek moda. Bazı modalar ihtiyaçtan doğar malûmunuz. Bazıları ise yalnızca moda olma gayreti neticesinde moda olurlar. Türkiye’de sivil toplum meselesinin tartışılmaya başlanması, bazı siyasî aktörlerin siyasetin zeminini yeniden tanımlama ihtiyaçlarının ürünü olarak gündeme geldi. Önce sol, daha sonra İslamcılar sivil toplum meselesini tartışmaya başladılar. 12 Eylül ve 28 Şubat bu anlamda birer milat niteliği taşıyor. Ne var ki, son dönemde “sivil toplum” kavramı olur olmaz her yerde ve her tür hareketi nitelemek üzere kullanılmaya, içi boş bir etiket misali her yere yapıştırılmaya başlandı. Moda oluverdi kısacası. Bu duruma bir dur demek gerekiyor gerçekten de. Aklı başında tartışmalar açarak; problemin felsefî ve ideolojik yönlerini resmederek konuşmak gerekiyor bu meseleyi.
“Sivil Toplum: Farklı Bakışlar” isimli kitap, sivil toplum meselesini eleştirel bir düzlemde çözümlemeyi amaçlayan bir dizi çalışmayı biraraya getiriyor. Yasin Aktay “Sivil Toplum ve Sıkıntıları”, Ali Yaşar Sarıbay “Sivil Toplumda Ahlak”, Gülgün Erdoğan Tosun “Global Sivil Toplum”, Fahrettin Altun “İnternet ve Küresel Muhalefetin Dili”, Şinasi Gündüz “Küresel Köyde ‘Öteki’ ile Birlikte Yaşama”, Kadir Efeler “God-Father Devlet Anlayışı”, Ali Murat Yel “Müzik, Sosyal Hareketler ve Sivil Toplum”, Nazım İrem “Postmodernizm ve Çokkültürcülük ve Avrupa’da Yeni Irkçılık”, Ozan Erözden “Sivil Toplumun Farklı Görünümleri” ve Burhanettin Duran “Türkiye’de Sivil Toplum ve Siyaset” başlıklı çalışmalara imza atmışlar. / Ali Erdem

Tavsiye Et
Bizans Karşısında Türkler
Ahmet Refik
Hazırlayan: Fahameddin Başar
İstanbul: Kitabevi, 2005
Ahmet Refik Altınay’ın 1924 yılında tamamladığı “Bizans Karşısında Türkler” isimli eseri, Fahameddin Başar’ın titiz çabaları ile yeniden neşredildi. Özellikle Osmanlı tarihi alanında pek çok eseri bulunan Ahmet Refik’in “Bizans Karşısında Türkler” isimli kitabı Osmanlı Devleti’nin kuruluş koşullarını, devlet yapısını, İstanbul’un fethine kadarki sürede Anadolu’nun siyasî, toplumsal ve iktisadî durumunu ve Bizans İmparatorluğu’nun işleyişini karşılaştırmalı bir biçimde tahlil ediyor. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren Bizans İmparatorluğu ile girdiği ilişkiyi farklı veçheleriyle resmeden Ahmet Refik, İstanbul’un fethi hadisesini de sıcak bir üslupla ve pek çok ayrıntısı ile birlikte kaleme alıyor. Eserin ana başlıkları ise şu şekilde: “İnönü’de Türkler”, “Türkler ve Bizans”, “Yeşil Bursa”, “Bursa’dan Güzelcehisar’a”, “Bayezid Bey ve Oğulları”, “Bizans’ın Son Seneleri” ve “Bizans’ta Türkler”. Kitap hem Osmanlı-Bizans ilişkilerini konu edinmesi, hem de Bizans tarihine ışık tutması bakımından mühim bir çalışma olarak karşımızda duruyor. / Mustafa Bilge

Tavsiye Et
Fiziksel Realite Meselesine Giriş
Ahmed Yüksek Özemre
İstanbul: Açılım, 2005
Fiziksel gerçeklik meselesinin nasıl ve ne derece kavranabileceği konusu bugüne kadar filozofların ve doğa bilimcilerinin çokça kafa yordukları bir mesele olagelmiştir. Ahmed Yüksel Özemre’nin son çalışması da bu meseleyi ele alıyor. Özemre’nin kitaba kaynaklık eden iddiası, “Tabîat İlimlerinin sihrine kapılan, ama bunlar hakkındaki bilgileri çoğu kere avâm için yazılmış olan vülgarize kitaplar”ın bu meseleyi sarahate kavuşturmak şöyle dursun iyiden iyiye içinden çıkılamaz bir hale soktuğu. Özemre’ye göre, doğa bilimlerinin gerçekliği ve doğa bilimleri aracılığıyla idrak edilen fiziksel gerçeklik hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan insanların kendi vehimlerinden kalkarak yanlış hükümlere varmaları son derece normal. Yapılması gereken “söz konusu realitelerin idrâkini mümkün kılan ve aynı zamanda da sınırlandıran kavramlar ve araçlar”ı doğru bir biçimde ele almaktır. Ahmed Yüksel Özemre bu kitabın bu meseleye bir giriş mahiyeti taşıdığını ifade etmektedir. Kitapta; ilmin tanımı, doğa bilimlerinin sınırlılıkları, bilimcilik ideolojisi, klasik fizikte ve kuantum fiziğinde belirsizlik, gizli parametre teorileri, teorik fizik, matematiksel fizik ve pozitivizm gibi konuların yanı sıra, fiziksel realite meselesinin bâtınî veçhesi de ele alınıyor. / Ali Erdem

Tavsiye Et
Kapalı Öyküler
Edisyon
İstanbul: Birun Yayınları, Kasım 2004
Edebiyat, zamana ve hayata kayıt düşmektir. Yaşananların akıp gitmesini önleyen yazarlar, hem hafızalara set vurur, hem de ânda yaşanırken gözden kaçabilecek unsurları bir düzleme aktararak daha rahat idrakini sağlarlar. Bu yüzden Birun Yayıncılık’ın tanınmış hikayecilerin “başörtüsü sorunu” üzerine yazdığı on öyküyü Kapalı Öykülerisimli kitapta derlemesi büyük önemi haiz. Zirâ gündemi bu kadar meşgul etmesine rağmen, artık ardına sorun kelimesi eklenmeden telaffuz edilemeyen başörtüsüne dair sanat değeri yüksek eserler verilmiyor. Oysa başörtüsü hakkında yazılmış, ayakları yere basan kitapların başında gelen Kamusal Alanda Başörtülüler’de de belirtildiği gibinasıl propaganistsöylemler ve hamasî ifadelerden ibaret cahilce yaklaşımlar “başörtüsü”nü “sorun” haline getiriyorsa, akl-ı selîme hitap eden nefâsette eserlerin de bu sorunu çözmede katkısının büyük olacağına şüphe yok. Birun Yayıncılık’ın benzer bir saikle yola çıktığı, Kapalı Öyküler’in önsözünden de belli. Önsözde kitabın yazılış amacı, yayınevinin kıstasları ve bunların sebepleri anlatılıyor. Ardından öyküler hakkında tespitlere yer veriliyor. Kitabın öykücüleri “az çok tanınmış” yazarlardan seçilmiş ve yazarların daha önce başörtüsünü “mesele” etmiş olmaları esas alınmış. Kapalı Öyküler’i incelerken, gerek başörtüsü sorununu yaşayanların, gerekse edebiyatçılarımızın bu sorunu algılayıp değerlendirme biçimlerine ulaşabiliriz. Bu da kitabın değerini hem gözümüzde, hem de ileride başörtüsü sorununu inceleyecek araştırmacıların gözünde arttırıyor. Özellikle de bu sebeple, önsözde üstü örtülü bir biçimde dile getirilen serzenişi yerinde bulmamak mümkün değil. Hikâyelerin bir kısmının meseleyi gerçek manada öznellik ve özgünlükten yoksun bir bireysellikle ele alması hikâyelerin sathî durum tespitlerinden öteye gitmemesine sebep olabileceği için, okuyucu, kolaylıkla aynı halin çeşitlemelerini okuyormuş izlenimine kapılabilir. Öte yandan meselenin tespit ve tahlilini yapmakla kalmayıp çözüm yoluna bile göz kırpan, hem ritim, hem teknik, hem de içerik açısından sadra şifa hikâyeler de okuyanın içini coşku ve ümitle dolduruyor. Bu yoldaki ilk adımlardan birini attıkları için gerek Birun Yayıncılık’ı, gerekse derlemeye öykülerini veren hikâyecileri kutlarız. / Betül Özel Çiçek

Tavsiye Et
Geçtim Dünya Üzerinden...
Neclâ Pekolcay
Hazırlayan: Hilâl Ferşatoğlu
İstanbul: L&M Yayınları, Nisan 2005
Hocalar vardır sadece öğretmekle sorumlu oldukları müfredatla değil, yaşamlarının her ânıyla öğrencilerine ders verirler. Hocalar vardır sadece sınıf değildir mekanları, sadece yoklama listesindekiler değildir öğrencileri. Hocalar vardır rahle-i tedrislerinden geçenler hemen belli ederler kendilerini. Öğrencileri arasında pek çok değerli ilim adamının bulunduğu Neclâ Pekolcay öğrencilerini aşkla seven ve onlar tarafından aşkla sevilen bu hocalardan bir tanesi. İkinci emekliliğinin ardından biraz da öğrencilerinin ısrarı ve teşviki ile her ânı örnek alınmaya aday hayatını anlattığı bir eser meydana gelmiş. Kitabın ismi de, kapağı da içeriğine hâkim olan o vakur alçakgönüllülükle seçilmiş: Geçtim Dünya Üzerinden.Sadece bu başlık bile insanı düşünmeye sevk ederken kitabın ön kapağına Neclâ Pekolcay’ın gençliğinin, arka kapağına da son halinin resminin konması manayı bütünlemiş. Son İstanbul hanımefendilerinden Neclâ Pekolcay’ın hayat hikâyesinin okunmasında pek çok fayda var; çünkü anı ve biyografi kitapları çoğu zaman yazarları için bir iç dökme, hesaplaşma mekanı olurken, Geçtim Dünya Üzerinden’de artık sadece hafif bir rayihası kalmış kimi hasletlerin bir insanda nasıl toplandığını görüyoruz. Neclâ Pekolcay seksen yıla yakın hayatını dillendirirken sadece başından geçenleri anlatmıyor; hem zamanının şartlarını, atmosferini de etraflıca ortaya koyarak yakın tarihimize ışık tutuyor, hem de gerçek bir öğretmen tavrıyla başına gelen olaylara karşı kuşandığı şaşmaz tavrı anlatarak önümüze yaşanmış bir örnek sunuyor. Gençlerimize rol-model bulmakta oldukça zorlandığımız şu günlerde hayatının her köşesine hatırşinaslığı, çalışma disiplinini, azmi, hoşgörü ve affediciliği, kalendermeşrepliği, prensiplerine bağlılığı, ince fikirliliği ve kararlılığı oya oya işlemiş olan Neclâ Pekolcay’ın Geçtim Dünya Üzerinden’i dertlere deva bir “ders kitabı” mahiyetinde. / Betül Özel Çiçek

Tavsiye Et