Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ekim 2005) > Film
Film
Cinderella Man
Yönetmen: Ron Howard
Senaryo: Cliff Hollingsworth, Akiva Goldsman
Oyuncular: Russell Crowe, Renée Zellweger
Yapım: ABD, 2005, 144 dk.
İrlanda kökenli bir ailenin yedi çocuğundan biri olan James J. Braddock, karısı ve üç çocuğu ile Amerika’nın içinde bulunduğu “Büyük Bunalım” yıllarını yaşamaktadır. Birçokları gibi sefil bir hayatları vardır. Oysa Braddock, eski günlerinde çok iyi bir boksördür. Başarısının zirvesinde olduğu sırada, haksızlığa uğrayıp boksörlükten men edilmesi ve rıhtımlarda çalışmak zorunda kalması, kendisini ve ailesini mutsuz eder. Kariyeri altüst olan boksör, boğazına kadar borca battığı için ailesine de bakamayacak duruma gelir. Eski başarılı günlerinin özlemini taşır. Yaşlanması nedeniyle herkesin kendisinden ümidi kestiği bir zamanda, beklenmedik bir şey olur. Karısının fedakârlığını ve çocuklarının içinde bulunduğu zorluğu düşünerek yeniden ringlere dönen boksör, Amerikan boks tarihindeki bir başarı öyküsünün de kahramanı olur.
Cinderella Man, Ron Howard ile Russell Crowe ikilisini yeniden buluşturur. Bir başka ikili olan Jim Sheridan ve Daniel Day-Lewis’li Boxer filmi ile neredeyse ortak bir üçgende ilerleyen Cinderella Man, Amerikan boks tarihinin önemli ismi James J. Braddock’un hayatını anlatır. Ron Howard ve Russell Crowe, Akıl Oyunları’ndan sonra Cinderella Man’de ikinci kez gerçek bir hikâyeden yola çıkarlar. Amerikan tarihinin karanlık dönemlerinden biri olan Büyük Bunalım yıllarını anlatan film, boks ve aşk ikileminde ilerler. Tarih 20. yüzyılın en acılı günlerini gösterdiğinden, ulusal travmanın boyutları da filme taşınmış olur. Fedakâr babanın, karnı açken bir hikâye uydurarak kendi salamını kızına yedirmesi, oğlunun kasaptan salam çalması üzerine ona onurlu davranmayı öğretmesi, içinde bulundukları sefalete rağmen çocuklarına verdiği sözü tutması ve ailesini bir arada bulundurma gayreti, filme ahlakî bir boyut katar. Bununla birlikte, alışık olduğumuz Rocky filmlerinden farksız olan ve seyirciye şampiyonun ringe çıkana kadar attığı her adımı tek tek saydıran Cinderella Man, sefalet kokan bir döneme dair bütün klişelere başvurur. James J. Braddock'un başarısının zirvesinde olduğu bir dönemde haksızlığa uğraması, rıhtımda ağır işlerde çalışmak zorunda kalması, kolunun kırılması, boksu çocuklarına süt almak için yapacağını dillendirmesi, seyirci açısından itibar edilmesi güç bir manipülasyonla sunulur.
James J. Braddock, gerçek hayatında fedakâr bir eşe ve yaşlarına göre olgun çocuklara sahiptir. Fakat Cinderella Man, bir kahramana hayatın kendisinden daha cömert davranarak, masalsı bir gerçeklik vaat eder. Şampiyonun pelerininin ahenkle uçuşması için rüzgarı hızlandırmaya kalkan yönetmen, filmin adına yakışır masalsı bir biyografi sunmaktadır. Ancak Rocky filmlerini ezbere bilen seyirci, bu rüzgarın en fazla ne kadar esebileceğini kestirebilecektir. / Esra Bulut

Tavsiye Et
Açık Deniz / Open Water DVD
Yönetmen-Senaryo: Chris Kentis
Oyuncular: Blanchard Ryan, Daniel Travis
Ya­pım: ABD, 2003, 79 dk.
Açık De­niz, iş ha­ya­tın­dan bu­na­lıp ta­ti­le ka­çan Ame­ri­ka­lı bir çif­tin, ka­tıl­dık­la­rı da­lış ge­zi­sin­de reh­be­rin dal­gın­lı­ğı so­nu­cu ok­ya­nu­sun or­ta­sın­da unu­tul­ma­la­rı­nı ve tür­lü teh­li­ke­ler ve kö­pek­ba­lık­la­rıy­la ge­çir­dik­le­ri yir­mi dört saa­ti ko­nu alı­yor. İle­ti­şim ça­ğı­nın kap­sa­ma ala­nın­dan çı­kıp do­ğay­la sa­vun­ma­sız bir şe­kil­de baş ba­şa ka­lan çif­te, do­ğa hak­kın­da tek bil­gi kay­na­ğı olan bel­ge­sel­ler de pek yar­dım­cı ola­mı­yor. Di­ji­tal ka­me­ra ile çe­kil­miş dü­şük büt­çe­li bir film olan Açık De­niz, ge­ri­li­mi ger­çek kö­pek­ba­lık­la­rı ve bel­ge­sel ta­dın­da­ki gö­rün­tü­ler­le ar­tı­rı­yor. So­nu iti­ba­riy­le mo­dern ya­şa­mın ni­met­le­ri­ne met­hi­ye­ye dö­nüş­se de film, fark­lı oku­ma­la­ra ola­nak sağ­la­mak­ta. Ge­ce, de­niz ve ba­lık üç­ge­nin­de “Yu­nus ol­ma ha­let-i ru­hi­ye­si­ni” his­set­ti­ren film­de, in­sa­nın dün­ya­da­ki ko­nu­mu­na da­ir çı­ka­rım­lar­da bu­lun­mak da müm­kün. / Hi­lal Tu­ran

Tavsiye Et
Hotel Rwanda
Yö­net­men: Terry George
Senaryo: Terry George, Keir Pearson
Oyuncular: Don Cheadle, Sophie Okonedo
Ya­pım: Kanada, İngiltere, G. Afrika, Cumhuriyeti 2004, 110 dk.
Ru­an­da, Af­ri­ka kı­ta­sı­nın mi­nik ül­ke­le­rin­den. Bu top­rak­lar­da 1890’la­ra ka­dar ken­di ha­lin­de ya­şa­yan halk bu ta­rih­ten son­ra Al­man sö­mür­ge­si olur. I. Dün­ya Sa­va­şı’ndan son­ra bir baş­ka em­per­ya­list ül­ke Bel­çi­ka, Af­ri­ka’nın bu ye­şil mem­le­ke­ti­ni son dam­la­sı­na ka­dar sö­mür­mek üze­re ha­re­ke­te ge­çer. Bu uğur­da in­san­lık ta­ri­hin­de ben­zer­le­ri­ne da­ha ön­ce de rast­la­nan sin­si tu­zak­lar­dan bi­ri­ni ku­rar ve hal­kın ara­sı­na ni­fak to­hum­la­rı sa­çar. Bir­bir­le­riy­le ye­dik­le­ri iç­tik­le­ri ay­rı git­me­yen Ru­an­da­lı­lar, Bel­çi­ka­lı­la­rın “böl ve da­ha çok sö­mür” po­li­ti­ka­sı so­nu­cu Hu­tu ve Tut­si şek­lin­de su­ni bir ay­rı­lı­ğın pen­çe­si­ne ya­ka­la­nır­lar. Ten renk­le­ri­ne da­ya­nan bu ay­rı­lık, ve­ri­len res­mî kim­lik­ler­le per­çin­le­nir. Bu dö­nem­de ik­ti­dar­da Bel­çi­ka­lı­la­rın des­tek­le­di­ği Tut­si­ler var­dır. Dev­ran tek­rar dön­dü­ğün­de ulus-dev­let dü­şün­ce­si Ru­an­da’da ba­ğım­sız­lık rüz­gâr­la­rı es­ti­rir. Bel­çi­ka, Hu­tu­la­rı des­tek­le­me­ye baş­lar. Su­ni ay­rı­lı­k, Bel­çi­ka­lı­la­rın ez­di­ği Hu­tu­lar­da, Tut­si­le­re kar­şı bir ki­ne se­be­bi­yet ve­rir. Hu­tu-Tut­si an­laş­maz­lı­ğı, ta­rih 1994’ü gös­ter­di­ğin­de, yüz gün için­de bir mil­yon in­sa­nın öl­dü­rül­dü­ğü bir kat­lia­ma dö­nü­şür. BM ve tüm dün­ya ül­ke­le­ri­nin sey­ret­me­yi ter­cih et­ti­ği bu kat­li­am, 20. yüz­yı­lın ka­ra say­fa­la­rın­dan bi­ri ola­rak ha­fı­za­la­ra ka­zı­nır.
Film, bu kat­lia­ma şa­hit­lik eden bir otel mü­dü­rü­nün ger­çek ha­ya­tın­dan ak­ta­rıl­mış bir ke­sit­tir. Per­de­ye, kat­li­am sı­ra­sın­da ül­ke­sin­de mül­te­ci ko­nu­mu­na dü­şen bi­nin üze­rin­de Tut­si’nin sı­ğın­dı­ğı ote­lin, Hu­tu olan mü­dü­rü Pa­ul’un ça­ba­la­rıy­la ha­yat­ta kal­ma mü­ca­de­le­le­ri yan­sır.
Ger­çek­çi bir yak­la­şı­mı esas alan fil­min, an­la­tı­mı­nı Holl­ywo­od di­li­ne yas­la­ma­sı or­ta­ya ba­sit bir si­ne­ma di­li çı­ka­rır. Ay­nı za­man­da bu dil, fil­min duy­gu­lar çer­çe­ve­sin­de an­lık tep­ki­le­rin pey­da ol­du­ğu bir se­rü­ve­ne dö­nüş­me­si­ne de ka­pı ara­lar. An­lık duy­gu­la­nım­la­rın mas­ke­si al­tın­da yer alan maz­lum ol­ma ede­bi­ya­tı, işin as­lı­na yö­ne­lik açı­lım­la­rı gü­dük bı­ra­kır. Öze­leş­ti­ri ma­hi­ye­tin­de­ki ba­zı iti­raf­la­rın ise “yap­tık et­tik ve özür di­le­riz; ay­nı za­man­da bu­nu ma­zur gö­rü­nüz, gör­me­li­si­niz” tav­rı­na dö­nüş­me­si si­ne­ma­tog­raf açı­sın­dan fil­min za­afi­yet­le­ri­ni çok açık bir şe­kil­de or­ta­ya ko­yar.
Si­ne­ma ga­rip bir sa­nat. Özel­lik­le po­li­tik ka­me­ra si­ne­ma sa­na­tı­nın ga­rip­li­ği­ni bi­ze gös­te­rir. Or­ta­da ya­şan­mış bir ger­çek var ve bu ger­çe­ğin bir yo­rum­la yan­sı­ma­sı, ger­çe­ğe ay­kı­rı bir bi­çim­de ol­ma­ma­lı.
Ya­kın dö­nem­de ya­şan­mış bu tra­jik va­ka­nın film ka­re­le­rin­de­ki kıs­mî yan­sı­ma­sı­nı gör­mek için si­ne­ma sa­lon­la­rı­na uğ­ra­mak­ta fay­da var. La­kin tra­jik ola­nın in­sa­nın elin­den çık­tı­ğı ve in­sa­nî ola­nın tra­jik ol­ma­dı­ğı dü­şün­ce­si­ni ya­nı­nı­za ala­rak, sa­lo­nun al­da­tı­cı ha­va­sın­dan has­ta­lık kap­ma­ma­ya da gay­ret gös­ter­mek ge­rek. / Mu­rat Pay

Tavsiye Et