Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ocak 2006) > Ekonomide Gündem
Ekonomide Gündem
Ekonomide Gündem Dünya / Ocak 2006
Hong Kong’da küçük bir adım
Dünya Ticaret Örgütü’nün Bakanlar Konferansı, Hong Kong’da küreselleşme karşıtlarının yoğun protesto gösterileri altında gerçekleştirildi. 2003 Eylül’ünde Meksika’nın Cancun kentinde düzenlenen son toplantı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında yaşanan büyük çekişmeler nedeniyle tam bir fiyaskoyla sonuçlanmış ve ticaretin serbestleştirilmesi yönündeki umutlar bir sonraki toplantıya bırakılmıştı. Hong Kong görüşmeleri, Kasım 2001’de duyurulan ve tarım, ticaret, hizmet alanlarında bariyerlerin aşağı çekilmesini, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin sorunlarına özel önem verilmesini öngören Doha ajandasıyla başladı. Konferansta yine çekişmeli geçen görüşmelerin ardından Doha raundu tamamlanamadı; ancak 2013 yılına kadar tarım sübvansiyonlarının kademeli olarak kaldırılması konusunda görüş birliğine varıldı. Netice her iki grup ülke için de beklentilerin altında kalsa da, görüşmeler sonrasında bir mesafe alınması olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
 
OECD: En büyük risk enerji fiyatlarındaki artış
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na (OECD) göre, 2005’in ikinci yarısında büyüme, dünya ölçeğinde daha geniş bir tabana yayılmaya başladı. OECD tarafından yayımlanan, dünya ekonomisine ilişkin analiz ve tahminlerin yer aldığı son Ekonomik Görünüm Raporu’nda halihazırda Kuzey Amerika ve Asya’da büyümenin güçlü seyrettiği, Japonya’da ekonominin ivme kazanmaya başladığı, Avrupa’nın da uzun süren durgunluk nöbetini atlatmak üzere olduğu belirtiliyor. Raporda, küresel ekonomik görünüm ılımlı olsa da, büyümenin sürekli olarak içsel ve dışsal risklerin tacizi altında bulunduğu ifade ediliyor. Bu risklerin başında enerji fiyatlarının artmaya devam etmesi, uzun vadeli faiz oranlarının hızlı bir yükseliş göstermesi ve küresel ölçekteki cari işlem dengesizlikleri geliyor. OECD uzmanlarına göre, özellikle enerji fiyatlarındaki artışın devam etmesi, birçok ülkede enflasyonu körükleyerek para politikalarının sıkılaştırılmasına yol açacağından kısa vadede küresel büyümeyi frenleyebilir.
 
AMB’de enflasyon korkusu ağır bastı
Avrupa Merkez Bankası (AMB), üye ülkelerden gelen itirazlara rağmen Haziran 2003’ten bu yana %2 seviyesinde tuttuğu kısa vadeli faiz oranlarını 0,25 puan artırma kararı aldı. Faiz artırımı politikasını önümüzdeki aylarda da sürdürmesi beklenen AMB’nin bu kararı almasında enflasyon oranının, %2 olan hedefin üzerinde seyretmesi etkili oldu. Eurostat verilerine göre, Kasım ayı itibariyle avro bölgesinde ortalama enflasyon oranı %2,4 düzeyinde bulunuyor. Ancak, Avrupalı bakanlar AMB ile aynı görüşte değil. Enflasyonun zaten kontrol altında olduğunu savunan AB bakanları, bölgede yeni yeni canlanma belirtileri gösteren ekonominin faiz artırımıyla tekrar durgunluğa sürükleneceğini dile getiriyorlar. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) de Ekonomik Görünüm Raporu’nda avro bölgesinde sürdürülebilir büyümenin sağlanması için faiz oranlarının 2006 sonbaharına kadar aynı seviyede kalması gerektiğine dikkat çekmişti. Avrupa’daki yüksek işsizlik oranları da dikkate alınırsa AMB’nin bu kararı reel ekonominin ipini çekmek anlamına gelebilir.
 
AB bütçede anlaşmaya vardı
Geçtiğimiz Haziran ayında Brüksel’de gerçekleştirilen zirvede kilitlenen Avrupa Birliği bütçe görüşmelerinde İngiltere’nin geri adımıyla uzlaşma sağlandı. İngiltere aldığı telafi ödemelerinin 10,5 milyar avroluk önemli bir kısmından feragat ederken, Fransa da tarım sübvansiyonlarının bir kısmından vazgeçebileceğine dair yeşil ışık yaktı. Yeni üyelere yapılacak yardımların arttırılmasıyla yedi yıllık dönem için belirlenen bütçe büyüklüğü 862,4 milyar dolar oldu. 2007-2013 bütçesi, AB hasılasının %1,045’ine denk geliyor. Bu rakam, önceki %1,03’lük tekliften daha yüksek, ancak Avrupa Komisyonu’nun istediği %1,24 oranının oldukça altında kalıyor. Bütçe görüşmelerinde çok fazla taviz verdiği için ülkesinde eleştirilerin odağı olan İngiltere Başbakanı Blair ise, karşılıklı atılan adımlarla Birliğin büyük bir krizin eşiğinden döndüğünü düşünüyor.
 
Arjantin ile Brezilya’dan sürpriz karar
İMF’ye en çok borcu bulunan ülkelerin başında gelen ve son dönemde ekonomik performanslarıyla göz dolduran Brezilya ve Arjantin bu kuruma olan borçlarını vadesinden önce ödeme kararı aldılar. Arjantin İMF’ye olan 10 milyar dolarlık borcunu, Brezilya ise 15 milyar dolarlık borcunu 2005 yılı sonuna kadar ödeyeceğini açıkladı. Arjantin Devlet Başkanı Nestor Kirchner, İMF’nin 1998-2002 yılları arasında ülkesini krize sürükleyen ve sosyal patlamaya yol açan politikaların sorumlusu olduğunu ve artık yola kendi başlarına devam edeceklerini söyledi. Ödemeyi son yıllarda güçlenen döviz rezervleriyle yapacak olan bu ülkeler, yaklaşık 1’er milyar dolarlık faiz tasarrufu sağlayacaklar. Arjantin ve Brezilya’nın borçlarını vadesinden önce ödemesiyle Türkiye de İMF’nin en büyük borçlusu konumuna geliyor.
 
İşçi dövizleri büyük bir ekonomi
Dünya Bankası tarafından yapılan bir araştırma, “işçi dövizi” olarak bilinen, yabancı ülkelerde çalışan gurbetçilerin anavatanlarına gönderdikleri paraların, 230 milyar dolar büyüklüğünde bir ekonomi yarattığını ortaya koyuyor. Türkiye millî gelirinin yaklaşık %75’ine tekabül eden bu rakam, birçok gelişmekte olan ülkeye yapılan doğrudan yabancı yatırımlarının üzerinde bulunuyor. Raporda, 2005 yılında, sayıları 200 milyonu bulan gurbetçilerin, anavatanlarına gönderdikleri paraların toplamının resmî rakamlara göre 160 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor. Bunun en az yarısı kadar bir miktarın da kayıt dışı olarak gönderildiği tahmin ediliyor. Türkiye Merkez Bankası tarafından yapılan bir çalışma ise, 2002 rakamları itibariyle Türkiye’nin, işçi dövizleri açısından gelişmekte olan ülkeler arasında 1,7 milyar dolarla 17. sırada bulunduğunu gösteriyor.

Tavsiye Et
Ekonomide Gündem Türkiye / Ocak 2006
Kurumlar Vergisi’nde büyük indirim
Hükümet, Kurumlar ve Gelir Vergisi’nde uzun süredir beklenen indirim kararını nihayet açıkladı. Yeni yasa paketiyle, Ocak 2006’dan itibaren geçerli olmak üzere Kurumlar Vergisi, %30’dan %20’ye indirilirken; Gelir Vergisi’nde ise en düşük oran %20’den %15’e, en yüksek oran da %40’tan %35’e çekildi. Böylece, yatırımlardaki vergi yükü Türk yatırımcılar için %44’ten %34’e, yabancı yatırımcılar için ise %37’den %28’e düşürülmüş oldu. Yapılan indirimlerle kayıt dışılığı azaltmak, yatırımları teşvik etmek ve doğrudan yabancı yatırımları çekme yarışında Türkiye’ye rekabet avantajı kazandırmak amaçlanıyor. Zira Türkiye’de yabancı yatırımlar üzerindeki vergi yükü geçtiğimiz yıl yapılan indirimlere rağmen AB ortalamasının, özellikle de yabancı yatırımlar konusunda Türkiye’nin ciddi bir rakibi olan yeni üye ülkelerin üzerinde bulunuyordu.
 
3. Çeyrek’te sürpriz büyüme
Yılın ikinci çeyreğinde büyüme hızı yavaşlayan Türkiye ekonomisi, üçüncü çeyrekte beklentilerin üzerine çıkarak sürpriz bir büyüme gerçekleştirdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 3. çeyrekte büyüme oranı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da (GSYİH) %7, Gayri Safi Milli Hasıla’da (GSMH) ise %7,3 olarak gerçekleşti. İkinci çeyrekteki büyüme rakamları ise GSYİH ve GSMH’de sırasıyla %4,2 ve %3,4 olmuştu. Böylece yılın ilk 9 ayındaki büyüme oranı %5,5’e ulaşırken; %5 olan yılsonu hedefinin üzerine çıkılacağı yönündeki beklentiler güç kazandı. %19,7’yle inşaat, en hızlı büyüyen sektör unvanını korumaya devam ederken; harcamalar tarafında ise, kamu yatırımlarındaki hızlı artış büyümeye ivme kazandırdı. Özel tüketim ve yatırım harcamaları da büyümeye ciddi bir katkı sağlamaya devam ediyor. Üçüncü çeyrekte özel yatırım harcamaları geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %25 oranında büyürken, özel tüketim kalemleri arasında ise dayanıklı tüketim malı harcamalarında %36,3’lük yüksek bir artış kaydedildi.
 
MB, “enflasyon hedeflemesi”ne geçiyor
Son üç yılda enflasyonla mücadelede büyük bir başarı yakalayan Türkiye’de, 2006 yılından itibaren enflasyon hedeflemesi rejimi uygulanacak. Merkez Bankası (MB) Başkanı Süreyya Serdengeçti, düzenlediği basın toplantısında MB’nin yeni dönemde enflasyon için yıllık nokta hedefler belirleyeceğini, ayrıca Banka’nın bu hedefleri takip etmek ve hesap vermekle yükümlü olacağını açıkladı. 2006 yılında TÜFE’de hedefin %5, sonraki iki yılda ise %4 olduğunu belirten Serdengeçti, 2006 yılında belirsizlik aralığının ise her iki yönde de 2 puan olarak saptandığını kaydetti. Örtük enflasyon hedefi çerçevesinde 2002-2005 yılları arasında yıl sonu enflasyon hedeflerinin açıklandığını ve enflasyonun ilk üç yıl üst üste, belirlenen hedeflerin altında gerçekleştiğini hatırlatan Serdengeçti, “büyük bir olasılıkla 2005 yılında da hedefin altında kalınacağı öngörülmektedir” dedi.
 
Türkiye itibarını geri kazanıyor
Türkiye’nin son dönemde ekonomik ve siyasî istikrar yolunda aldığı mesafe, uluslararası camiada özellikle 2000 ve 2001 krizlerinden sonra ağır darbe alan itibarını geri kazanmasına yardımcı oluyor. AB ile ilişkilerde alınan mesafe, güçlü büyüme, azalan bütçe açığı ve borçlar, düşen enflasyon, değer kazanan Türk Lirası gibi faktörler yurtdışında Türkiye için olumlu bir imaj oluşturuyor. Bu gelişmelerin etkisiyle önde gelen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, Türkiye’nin kredini notunu artırmaya başladılar. Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notu görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çevirirken; Moody’s de Türkiye’nin uzun vadeli ve döviz cinsinden bonolarına uyguladığı kredi notunu B1’den Ba3’e; döviz varlıklarına ilişkin notunu da B2’den B1’e yükseltti. Fitch’den yapılan açıklamada ekonomideki olumlu gelişmelerin altı çizilirken; özellikle yüksek miktardaki cari açık nedeniyle ekonominin dış şoklara karşı hâlâ kırılgan olduğu vurgulandı. Türkiye’nin kredi notundaki artışlar, daha iyi imkanlarla borçlanmasına yardımcı olarak olumlu sürecin kendini beslemesini sağlıyor.
 
Konut kredisinde rekabet kızıştı
İnşaat sektörü 17 Ağustos depreminden sonra ilk defa büyük bir canlılık yaşarken, düşen faizlerin de etkisiyle bankaların konut kredileri alanındaki rekabeti giderek kızışıyor. Bankalar daha çok müşteri çekebilmek için faiz oranlarında sürekli indirime giderken, yıl ortasında, %2 civarındaki aylık faiz oranları bazı bankalarda %1’in altına kadar geriledi. Bu rakam, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkeye kıyasla hâlâ oldukça maliyetli bir borçlanma olsa da, faizlerin kısa sürede hızla gerilemesi bir illüzyona yol açtığı için konut kredilerini kullananların sayısı giderek artıyor. Öte yandan, tüketici haklarını savunan bazı sivil toplum kuruluşları, faizler %2 seviyesindeyken kredi kullanan birçok müşterinin mağdur duruma düştüğünü dile getirerek, bankalara bu müşterilerin borçlarını yeniden yapılandırmaları çağrısında bulunuyorlar. Yapılan hesaplar, birkaç ay önce kredi kullanan bir tüketicinin bir ev parasına yakın faiz kaybına uğradığını gösteriyor.
 
Türk parası kıymete bindi
Türkiye, devasa miktardaki cari açığını finanse etmek için sürekli yabancı sermaye girişine ihtiyaç duyuyor. Ekonomik ve siyasî istikrar yolunda sağlanan başarı sayesinde henüz bu açığın finansmanı konusunda bir sıkıntıyla karşılaşılmadı. Ancak, sermaye girişleri nedeniyle Türk Lirası sürekli değer kazanıyor. TL’deki değer artışı Türk mallarını dünya piyasalarında pahalı hale getirdiği için cari açığın daha fazla artmasına yol açarak bir kısır döngüye sebep oluyor. MB verilerine göre, Kasım’da TÜFE bazlı reel kur endeksi bir önceki aya göre %2,9 oranında artarak 170,3’e yükseldi. Hükümetin iş başına geldiği Kasım 2002’deki endeks ise, 127,3 seviyesinde bulunuyordu.

Tavsiye Et