Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ocak 2006) > Panorama
Panorama
Irak’ta seçimlere yoğun ilgi
Irak’ta uzun zamandır yapılması beklenen kritik parlamento seçimleri, 15 Aralık’ta gerçekleştirildi. Böylece Irak halkı, Saddam sonrası üçüncü kez sandık başına gitmiş oldu. Kürt İttifakı’nın Kuzey Irak’ta bulunan birçok bürosunun bombalandığı seçim öncesinde, son derece gergin bir ortamda başlayan oylama süreci, seçim gününün ilerleyen vakitlerinde yerini sakinliğe bıraktı. Seçimlere katılım oranının %70’in üzerinde olduğu ve bunda Sünni grupların, seçimlere yoğun ilgi göstermesinin etkili olduğu belirtildi. Nüfus yoğunluğuna göre 18 bölgede milletvekili sayısının belirlendiği seçimlere, Birleşik Irak İttifakı (Şii dinî gruplar), Kürt İttifakı, İyad Allavi’nin liderliğindeki laik-milliyetçi ittifak, Başbakan Yardımcısı Ahmet Çelebi liderliğindeki rakip laik-milliyetçi ittifak ve bölünmüş Sünni gruplar katıldı. Kurulacak hükümetin dört yıllığına yönetimi elde edecek olması, seçimlerin önemini bir kat daha arttırdı. İlk sonuçların açıklanmasıyla birlikte daimî hükümetin kurulması konusunda kıyasıya bir pazarlık başladı.

Tavsiye Et
İKÖ’nün Mekke Zirvesi’nde kritik kararlar
İKÖ’nün üçüncü zirvesi 57 üye ülkenin katılımıyla, 7-8 Aralık tarihleri arasında Mekke’de yapıldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in katılmama kararı üzerine Türkiye’yi TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın temsil ettiği zirveye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katıldı. İlk kez bir Türk Genel Sekreter tarafından sunumu yapılan ve İKÖ’nün etkinliğinin artırılmasına yönelik kritik kararların alındığı zirveye, Cumhurbaşkanı Sezer’in davetli olduğu halde gelmemesi eleştirilere neden oldu. Böylelikle Türkiye, 1984’ten bu yana ilk kez bir İKÖ zirvesine cumhurbaşkanı düzeyinde iştirak edememiş oldu.
İslam dünyasının karşı karşıya olduğu sorunlar ve çözüm yolları ile İKÖ ve üye ülkelerdeki reform çalışmalarının kurumsallaştırılmasının görüşüldüğü zirvenin sonunda, “İKÖ 10 Yıllık Eylem Planı”, “Mekke Deklarasyonu” ve “Sonuç Bildirisi” olmak üzere 3 ayrı belge üzerinde anlaşmaya varıldı. Müslüman akademisyenlerin raporları temelinde hazırlanan Eylem Planı’nda, fanatizmin önlenmesi ve mezhepler arası diyaloğun geliştirilmesine özel önem verildi. İslam Fıkıh Konseyi’nin tartışmalı dinî konularda yetkili merci olmasının önerildiği planda, İKÖ üyesi ülkeler arasında dayanışma ve işbirliğinin sağlanması ve İslam’ın doğru bir imajla yansıtılması gibi hususlar da yer aldı.

Tavsiye Et
Mütteki’den ‘ilişkileri pekiştirme’ ziyareti
İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mütteki, yeni hükümetin temsilcisi olarak, iki günlük resmî ziyaret için 30 Kasım’da Ankara’ya geldi. Ziyaret çerçevesinde başta Dışişleri Bakanı Gül olmak üzere üst düzey devlet erkanıyla ikili görüşmeler bulunan Mütteki, ana muhalefet lideri Deniz Baykal’ın yanı sıra eski siyasîlerle de bir araya geldi.
Hükümet yetkilileri ile görüşmelerde İran’ın nükleer programı, Irak gibi bölgesel konularda güvenlik işbirliği, doğalgaz anlaşmaları başta olmak üzere siyasî ve ekonomik konular ele alındı. Irak’ın toprak bütünlüğünün Irak’a komşu olan iki ülkenin de çıkarına olduğunun altı çizildi. Türkiye, İran’ı nükleer çalışmalarda uluslararası hukuka uygun hareket etmeye çağırırken; Mütteki de iki hafta içerisinde AB ile nükleer program müzakerelerinin başlayacağını ifade etti. Görüşmelerde PKK veya Halkın Mücahitleri gibi terör örgütleriyle mücadele konusundaki işbirliğinin de artırılarak sürdürüleceği vurgulandı.

Tavsiye Et
CIA uçakları ABD’yi zor durumda bıraktı
Dünya kamuoyu, CIA’in terör zanlıları için ülke dışında kamplar kurduğu ve bu nedenle birçok CIA uçağının Avrupa’nın bazı kentlerine indiği iddialarıyla çalkalandı. Uçakların Türk hava sahasını da kullanıldıklarına dair bilgiler, Türkiye’yi de konunun içerisine çekti. Avrupa Birliği, CIA uçaklarının Avrupa havaalanlarını gizlice kullandığı yolundaki haberlerle ilgili açıklama isterken, ABD, uçakların varlığını kabul etti; ancak işkence iddialarını reddetti. Konuyla ilgili Avrupa’yı ikna turuna çıkan ABD Dışişleri Bakanı Rice ise, olayları terör eylemleri öncesi önlem olarak değerlendirdi.
CIA’in, Doğu Avrupa’daki gizli işkence merkezlerini apar topar Kuzey Afrika’ya taşıdığı haberleri basına yansırken; söz konusu iddialar sebebiyle ABD yönetimi, geri adım atmak zorunda kalarak, terör tutuklularına işkencenin yasaklanmasını öngören yasal düzenlemeyi kabul etti.

Tavsiye Et
Mısır’da Müslüman Kardeşler sürprizi
Mısır’da üç aşamalı parlamento seçimlerinin son aşaması 1 Aralık’ta gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in Ulusal Demokrat Partisi ve müttefikleri 333 sandalyeyle meclisteki üstünlüğünü korurken, yasaklı Müslüman Kardeşler, desteklediği bağımsız adaylarla 88 sandalye kazanarak büyük bir sürpriz gerçekleştirdi. Yolsuzluk iddialarına sahne olan seçimlerde polis, Müslüman Kardeşler yanlısı yüzlerce kişiyi tutuklarken; son tur sırasında örgüt yandaşlarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 8 kişi yaşamını yitirdi.
Seçimlerin ardından Mısır’da, Müslüman Kardeşler’in özellikle içki ve başörtüsü gibi konularda alacağı tavırla ilgili tartışmalar başladı. Gerilim siyaseti gütmeyeceklerini belirten Müslüman Kardeşler ise, Anayasa’ya bağlı kalacaklarını ve temel hedeflerinin demokrasi olacağını vurguladı. “Cezayir mi, Türkiye modeli mi?” tartışmalarının hız kazandığı Mısır’da ABD’nin de ‘ılımlı’ bir Müslüman Kardeşler örgütüne yeşil ışık yaktığı ileri sürülmekte.

Tavsiye Et
Erdoğan’dan okyanus ötesi geziler
Başbakan Tayyip Erdoğan, 4-10 Aralık tarihleri arasında Yeni Zelanda ve Avustralya’ya resmî ziyaretlerde bulundu. Türkiye’den bu iki ülkeye başbakan düzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyarette Erdoğan, her iki ülkenin başbakanlarıyla bir araya geldi. Yeni Zelanda Başbakanı Helen Clark ile yapılan görüşmelerde, iki ülke arasındaki ekonomik, ticarî ve kültürel alandaki işbirliği imkanlarının artırılması üzerinde anlaşmaya varıldı. Tarihî bağların yanı sıra her iki ülkede çok sayıda Türk’ün bulunması, Türkiye’yi bu ülkelere yaklaştıran bir diğer husus. Bölgede yaşayan Türklerle de görüşen Erdoğan, onları, aktif siyasete katılmaya çağırdı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın okyanus ötesine düzenlediği bu ziyaretlerin gerekliliği, Türkiye’de bazı kesimlerde eleştirilere neden oldu. Hükümet kanadı ise, küreselleşmenin bütün mesafeleri kısalttığı dünyada siyasî ve iktisadî açıdan hiçbir ülkeye karşı kayıtsız kalınamayacağına dikkat çekti.

Tavsiye Et
Ankara’ya üç önemli ziyaret
Başkente art arda yapılan üst düzey ziyaretler, Türk kamuoyunda uzunca bir süre tartışıldı. İlk olarak FBI Başkanı Robert Mueller, 9 Aralık günü Türkiye’ye geldi. Ziyaretin amacı, iki ülke arasındaki mevcut ilişkileri geliştirmek olarak açıklanırken, el-Kaide ve PKK gibi terör örgütleri ve uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi konularında ortak çalışma kararı alındı.
Bu ziyaretten iki gün sonra, CIA Başkanı Porter Goss Ankara’ya geldi. Goss’un, Başbakan’ın yanı sıra Genelkurmay ve MİT yetkilileriyle görüşmelerinde terör örgütleri ile Orta Doğu’daki gelişmeler ele alındı. ABD’nin güvenliğinden sorumlu iki kurumun başkanının art arda gelmesi, kafalarda soru işaretleri oluşturdu.
Ankara’nın son ziyaretçisi ise NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer idi. 18 Aralık’ta Scheffer ile görüşen Dışişleri Bakanı Gül, genel sekreterden NATO’nun 2003’te yayımladığı ve içinde PKK’nın da yer aldığı terör örgütü listesinin geçerli olduğunun ilan edilmesini istedi.

Tavsiye Et
Ada’da yeni gelişmeler
Kıbrıs, Aralık ayında hareketli günler yaşadı. Maraş bölgesi ile Magosa Limanı’nın işletmesinin Rumlara devrini öngören deklarasyonu yayınlamaktan vazgeçen AB Komisyonu, Katılım Ortaklığı Belgesi’yle de, Ankara’ya Rum Kesimi’yle ilişkilerini iyileştirmesi çağrısında bulundu.
Adadaki çözümsüzlüğü sona erdirme yolunda önemli bir adım atan KKTC Meclisi ise, Kıbrıslı Rumların 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısını kabul etti. Böylece AİHM’e Rumların yaptığı yüzlerce başvurunun, Kuzey Kıbrıs’ta kurulan tazmin komisyonuna yönlendirilmesini sağlayan bu tasarı onaylanmış oldu.
Öte yandan, bir Rum’un 1999’da Ankara’ya karşı AİHM’de açtığı dava sonucunda, Türkiye’nin mülkiyet ihlali yaptığına karar verilirken; herhangi bir tazminat cezası öngörülmedi. Söz konusu karar, Kıbrıslı Rumların mülkiyet başvuruları için KKTC’nin iç hukukuna başvurabilme yolunu açtı. Ankara ve KKTC tarafından memnuniyetle karşılanan karardan, Rum yönetimi hoşnut kalmadı. Çünkü KKTC mahkemelerine Güney Kıbrıs Rumlarının yapacağı müracaatlar, Kuzey Kıbrıs’ın fiilen tanınması olarak yorumlanabilecek.

Tavsiye Et
Yargıya içten ve dıştan müdahaleler
Yücel Aşkın ve Orhan Pamuk davaları, içeride ve dışarıda gösterilen tepkiler nedeniyle Aralık ayının gündemine oturdu. İhaleye fesat karıştırmak, çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve evrakta sahtecilik yapmak suçlarından tutuklanarak cezaevine konulan Yücel Aşkın’ın 14 Aralık’ta gerçekleşen duruşmasına CHP ve YÖK heyetleri de destek amacıyla katıldılar.
14 Aralık’taki duruşmada tarihî eser davasından beraat eden Aşkın’ın, diğer suçlamalar içinse tutukluluk halinin devamına karar verildi. Aşkın davası hakkında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, yargının siyasallaştığı yönünde hükümeti eleştiri bombardımanına tutarken; TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da “Yücel Aşkın’a yapılan muameleden hoşnut olmadıkları”nı açıkladı. Hükümet tarafından sert bir dile eleştirilen ve ‘yargıya müdahale’ olarak değerlendirilen söz konusu açıklamalar, TÜSİAD ile hükümet arasında gerilime neden oldu.
Öte yandan “Türklüğe hakaret ettiği” gerekçesiyle TCK’nın 301. maddesi uyarınca 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan yazar Orhan Pamuk’un duruşması 16 Aralık’ta Şişli İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı. Başta AP Türkiye Karma Komisyonu Başkanı Joost Lagendijk olmak üzere bazı AP üyeleri de davayı izlemek üzere Türkiye’ye geldi. Duruşma öncesinde Şişli Adliyesi’nin önünde toplanan protestocular, AP heyetine, Pamuk’un aracına ve yabancı gazetecilere saldırdı. Adalet Bakanlığı’nın izin yazısı duruşma gününe kadar gönderilmediği gerekçesiyle dava, 7 Şubat 2006’ya ertelendi.

Tavsiye Et
Lübnan’daki suikast Suriye’yi karıştırdı
Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra, başta ABD olmak üzere uluslararası kamuoyunun Suriye’ye baskısı giderek artıyor. Baskılar neticesinde Suriye, Hariri suikastıyla ilgili kendisinden istenen 5 Suriyeli yetkilinin BM nezdinde, Viyana’da sorgulanmasını kabul etti. Sorgulama sonrası tüm dünya, Alman Savcı Detlev Mehlis başkanlığında hazırlanan Hariri raporunun BM Güvenlik Konseyi’ne sunulmasını beklerken; aynı gün Suriye karşıtı gazeteci ve eski milletvekili Cibran Tüeyni Beyrut’ta öldürüldü. Tüeyni ile birlikte 3 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından gözler yeniden Suriye’ye çevrildi. Saldırının zamanlaması kamuoyu tarafından şaşırtıcı bulunurken; Suriye yönetimi saldırıları kınayarak, konuyla uluslararası güçlerin bağlantısının olduğunu savundu. Patlamaları ‘Levant’ın Özgürlüğü ve Birliği için Mücadele Edenler’ adlı daha önce ismi duyulmamış bir grup üstlendi.
BM’deki soruşturmayı yürüten Alman Savcı Mehlis, dünya kamuoyunun merakla beklediği raporu, 12 Aralık’ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a sundu. Suriye’yi işbirliğinde yavaş davrandığı gerekçesiyle eleştiren 25 sayfalık raporda, Viyana’da sorgulanan 5 Suriyeli yetkili dâhil olmak üzere 19 şüphelinin gözaltına alınması önerildi. Ayrıca şu ana kadar toplanan kanıtların Suriye’ye yönelik ilk raporda yer alan suçlamaları desteklediği belirtilirken; soruşturmanın devamı için 6 ay ek süre istendi. Bu talep Fransa, İngiltere ve ABD’nin hazırladığı bir tasarıyla Güvenlik Konseyi’nde kabul edilirken; soruşturma 15 Haziran 2006 tarihine kadar uzatıldı.

Tavsiye Et