Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Şubat 2006) > Film
Film
Narnia Günlükleri: Aslan, Cadı ve Dolap

Yönetmen-Senaryo: Andrew Adamson

Oyuncular: Georgie Henley, Tilda Swinton

Yapım: ABD, 2005, 140 dk.

Modern dünyada gerçeklik ile kurduğu anlamlandırma biçimlerinden biri olan ‘düş görme’ yeteneğini kaybeden insanı, sıkışmışlık hissinden biraz da olsa uzaklaştıran fantastik edebiyat, bir ‘kaçış edebiyatı’ olarak ortaya çıktı. Huizinga “reformlarla düzeltilmesi güç görünen, terk edilmesi ise daha zor olan bir yaşamda insan’a bırakılan biricik özgürlük, düş görmektir” dese de, kapitalist sistem bu özgürlüğü bertaraf etmede ve çarkları arasında ezilen bireye gerçeklikten kısa süre de olsa kaçabileceği alanlar üretmede gecikmedi. Metafizikle irtibat kurma alanı olan rüyalar yerini, endüstriyel bir mamul olan ‘fantazya’lara bıraktı.

Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter gibi fantastik edebiyat dizilerinin sinema uyarlamalarının kazandığı büyük gişe başarısının ardından yapımcılar, C.S. Lewis’in ‘Narnia Günlükleri’ni de beyazperdeye aktarmakta gecikmedi. Yedi bölümden oluşan serinin ilk bölümü, Pevensie kardeşlerin Narnia adlı paralel bir evrendeki maceralarını anlatıyor.

2. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere’de, Pevensie kardeşler bombardımandan korunmaları için taşrada yaşayan ihtiyar bir profesörün yanına gönderilir. Dört kardeşin en küçüğü olan Lucy, evde Narnia adlı fantastik bir ülkeye açılan bir dolap bulur. Dolaptan içeri giren kardeşler, kehanete göre ülkenin geleceğinin, kendilerinin yöneteceği, Aslan ile Beyaz Cadı arasında gerçekleşecek bir savaşa bağlı olduğunu öğrenirler.

Yunan mitolojisi ve Hıristiyan teolojisinin fabl geleneği potasında eritildiği Narnia, iyilik ve kötülüğün kozmik savaşını anlatıyor. Yeni Ahit’le ciddi paralellikler taşıyan film, Evanjelistler için adeta ‘İsa’nın Çilesi’nin rövanşı oldu. Bu anlamda Narnia’yı İsa’nın yeryüzüne dönerek büyük bir savaş başlatacağını savunan Evanjelizm’in alegorisi olarak okumak mümkün.

Yüz yıldır kışın hüküm sürdüğü ve ‘Noel’in hiç kutlanamadığı Narnia, Orta Doğu’yu; kendini feda eden ve öldürülmesinin ardından tekrar dirilen Aslan, İsa’yı; Beyaz Cadı ile cisimleşen kötülük ise Hıristiyanlık’ta dişil özellikleriyle tasvir edilen şeytanı temsil ediyor. Tarih boyunca Tanrı’nın kuzusu olarak resmedilen İsa’nın, Aslan ile simgelenmesi Evanjelistlerin ‘savaşçı İsa’ tasvirine oldukça denk düşüyor. Yahuda’yı temsil eden ve Aslan’a ihanet eden kardeş Edmund’ı baştan çıkaran şey ise Türk lokumu. Türk lokumunun ihanet ile sembolize edilmesi ise ‘tezkere’nin açtığı yaranın hâlâ taze olduğunun göstergesi.

Seriyal halinde yapılan görkemli fantastik uyarlamaların gişe başarıları, bu serilerin devamının geleceğini gösteriyor. Ancak hayatı hegemonik ideolojinin algılama biçimi ile anlamlandıran endüstri ürünü fantazyalar, her gün biraz daha hayata verdiğimiz anlamı biçimlendirecek duruma geliyor. Dünya kendini gittikçe Hollywood imgeleriyle tanır hale gelirken, bizim değerlerimizi yansıtan hikâyeler üretmek artık bir zorunluluk. Zira kendi rüyalarını göremeyenler, başkalarının rüyalarına ‘maruz’ kalırlar. / Hilal Turan


Tavsiye Et
Schmidt Hakkında / About Schmidt DVD

Yönetmen-Senaryo: Alexander Payne

Oyuncular: Jack Nicholson, Hope Davis

Yapım: ABD, 2002, 125 dk.

Schimdt, 66 yaşında, çalıştığı sigorta şirketinden emekli edilir. Eşini kaybeden Scmidt’in, kızı da kendisinin onaylamadığı bir adamla evlenmek üzeredir. Hayatı bir anda tepetaklak olan Schmidt, karavanı ile bir yolculuğa çıkar ve var oluşunu sorgulamaya başlar. Derdini paylaşabildiği tek kişi ise, bir yardım kuruluşu aracılığıyla bağışta bulunduğu Tanzanyalı bir çocuktur. Schmidt’in küçük çocuğa yazdığı mektuplarla ilerleyen hikaye, hız çağında geçer akçe olmayan ve adeta sosyal bir yük olarak görülen ‘yaşlılık’ ve kapitalist sistemde insanın en büyük kabusu olan ‘emeklilik’ üzerinden modern insanın dramını anlatıyor. ‘Amerikan rüyası’nı da hicveden bu naif film, büyük anlatılardan sıkılanlar için insana dair küçük ama güçlü bir yapım. / Hilal Turan


Tavsiye Et
Kar ve Kaplan / La Tigre E La Neve

Yönetmen-Senaryo: Roberto Benigni

Oyuncular: Roberto Benigni, Jean Reno

Yapım: İtalya, 2005, 114 dk.

2003 yılında, Roma’-daki Yabancılar Üniversitesi’nde şair ve okutmanlık yapan Attilio’nun ‘Kar ve Kaplan’ adlı kitabı yeni yayınlanmıştır. Davranışları ile öğrencilerinin karşısında maskara olan Attilio dünyadaki siyasî gelişmelere ve yaklaşan Irak Savaşı’na karşı duyarsız bir öğretmendir. Her gece rüyasında Vittoria adlı bir kadınla evlendiğini görmektedir. Gerçek hayatında da kendisini Vittoria’nın aşkına adamıştır. Edebiyat dünyasından olan Vittoria ise, son kitabı için Iraklı şair Fuad’ın biyografisini tamamlamaya çalışmaktadır. Attilio’nun varlığına bile tahammülü olmayan kadın, çalışmasını tamamlamak için Irak’a gider. Savaş yüzünden yaralanır ve beyninde bir ödem oluşur. Attilio, Vittoria’yı yeniden hayata döndürmek için olmadık yollara başvurarak, çareler arar.

Kar ve Kaplan, Hayat Güzeldir tadında yeni bir Roberto Benigni filmi. Hayat Güzeldir’deki soykırımın ortasında oğluna alternatif bir hayat vadeden babaya denk olan şair Attilio, Amerika tarafından bombalanan Irak topraklarında da aşkın var olabileceğini göstermeye çalışıyor. Kar ve Kaplan, Amerikan ve Arap stereotiplerinden nasiplenirken; karakterler bilinçli olarak çarpıtılsa da çoğu zaman bu, bilinçsiz bir duruma dönüşüyor. İşi deliliğe vurarak, içinde bulunduğu çaresizliği ısrarla yok sayan Attilio, Bağdat’ın sefaletini, üzerinde yürüdüğü mayınları görmezden gelerek Vittoria’sının hayata döneceğinden emin davranıyor. Benigni ‘light’ sunumlu ideolojisini aşkının içine sere serpe ufalarken tarihin en büyük gerilla savaşlarından birine de aşkın elini öptürüyor. Bağdat yalnızca, etkili bir mekan ya da engelsiz olamayacak aşklara gerçek bir engel olarak duruyor. Benigni bu kaotik ortamda, Donkişotvarî hamleler, Chaplinvarî iğnelemeler, Kemal Sunal’ımsı atletli görünümlerle şovunu tamamlıyor. Her şey aşk için derken, kamerasından bazen de ‘savaş olsa ne olur, olmasa ne olur’ gibi rahat söylemler çıkabiliyor. Üst üste biriken yoksamalar, yarı delilik halleri ve savaşı karikatürize etmeler, savaşın kendi gerçekçiliğini rahatlıkla zedeleyebiliyor. Siyasî olanla, kişisel olanı bir arada sunarken aynı anda evrensel bir espri ayarı tutturmaya çalışmanın zorluğundan mıdır yoksa yönetmen şovunu fazla abarttığı için inandırıcılığını yitirdiğinden midir bilinmez ama Benigni, iki keskin uçlu seyirci kitlesiyle var olan bir yönetmen. Ya çok seviliyor ya da çok itici bulunuyor. Söz konusu Benigni olunca, belki de seyirciye düşen çok da sorgulamadan, durum komedisi olduğunu kabul ederek Kar ve Kaplan’ı izlemek. Malzeme olarak arkalarda bir yerlerde Irak Savaşı dursa bile, belki de kar kadar saf, kaplan kadar acımasız ‘Benigni aşkı’nın(!) öyküsünde ciddiyet aramak yanlıştır. / Esra Bulut


Tavsiye Et