Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mart 2006) > Film
Film
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?
Yönetmen: Ezel Akay
Senaryo: Levent Kazak, Ezel Akay
Oyuncular: Haluk Bilginer, Beyazıt Öztürk
Yapım: Türkiye, 2005, 90 dk.
“Bu perdenin dört köşesi; şeriat, tarikat, hakikat ve marifettir. Perde, dünya; arkasında yanan meşale, ruh; gölge ise cisimdir. Meşale (ruh) sönünce gölge (cisim) kaybolur. İşte hayat budur. Perde dünya, insanlar da bu perdede oynayan bir hayaldirler.”
Böyle anlatıyor Karagöz’ün mânâ dünyasını Şeyh Küşteri. Eflatun’un mağara mitosunu da hatırlatan gölge oyununu Karagöz’e dönüştüren Şeyh Küşteri, tüm ‘hayalî’lerin (Karagöz oynatan) piri olarak kabul edilmekte.
Oyunun başkişileri olan ve gerçekte yaşayıp yaşamadıkları hakkında çeşitli rivayetler olan Karagöz ve Hacivat, Sultan Orhan devrinde Bursa Ulu Cami inşaatında çalışan işçiler olarak Ezel Akay’ın son filminde yeniden diriliyor. Neredesin Firuze (2004) ile seyirciyi Felliniyen ve masalsı bir anlatımla İMÇ Plakçılar Çarşısı’nın rengarenk koridorlarında dolaştıran Akay, benzer bir atmosferi 14. yüzyıl Bursasına da taşımış.
Hacivat, bir elçi; Karagöz ise Moğol vergi memurlarından kaçıp annesiyle birlikte Bursa’ya sığınan bir Şaman göçer. İbn Haldun’un Umran teorisine de uygun olarak göçer (bedevi) Karagöz, cahil ama gözü pek bir Türkmen; şehirli (hadari) Hacivat ise lafazan ve eğlenceye düşkün biri olarak sunuluyor. Göbek delikleri olmayan dolayısıyla da varolup olmadıkları belli olmayan Hacivat ve Karagöz, Bursa’da yollarının kesişmesiyle nükteli konuşmaları ve atışmalarıyla halkı mest eden ‘güldürükçüler’e dönüşüyorlar. Ancak ‘dilin kemiği yok’ ve ikilinin suya sabuna dokunan mizahı aynı zamanda onların sonunu da hazırlıyor.
Karagöz’ün siyasî taşlama geleneğini günümüze uyarlayan Akay, mizah ve iktidarın ‘iki ucu keskin bıçak ilişkisi’ni ele aldığı filmiyle Osmanlı’nın kuruluş döneminden günümüze bakıyor. 14. yy. Türkçesi olarak farz edilen eğlenceli dil, Haluk Bilginer ve Beyaz’ın performansları, özgün müzikleri ve sanat yönetimi filmin teknik artıları. Ancak filmde yer alan; Doğu’yu tasvir eden oryantalist tablolarda sıklıkla gördüğümüz türden hamam ve eğlence sahneleri, Barbar Conan ve Kızılderili reisi kırması Orhan Gazi, Amazon benzeri Bacıyan-ı Rum ve tümüyle rüşvet yuvası olarak gösterilen Ahilik teşkilatı gibi öğeler Akay’ın tarihimize şaşı bakışının şaşmaz kanıtları oluyor.
Sadece can ya da işsizlik korkusuyla Müslüman olan karakterleriyle neredeyse “Şamanlıktan niye vazgeçtik” hayıflanmasında olan; ayrıca Mehmet Karakalem’in Daemon figüründen alıntı cinleri, Karagöz’ün anlam dünyasını oluşturan tek unsur gibi sunan Akay, geleneğe ancak Batı’dan bakabilen Ferzan Özpetek gibi yerli oryantalist yönetmenlerimizin arasında yerini alıyor.
Geleneksel seyir sanatları özgün bir Türk sineması için ciddi bir imkân olarak önümüzde durmakta. Tabii onlara oryantalist gözlüklerle bakanlar ve hayalden hakikate uzanamayanlar için değil. Hayalîlerin dediği gibi; “Ehli hal olmayana bilmek muhal, pirimiz üstadımız Şeyh Küşteri eylemiş böyle hayal” / Hilal Turan

Tavsiye Et
Cinnet / The Shining DVD
Yönetmen-Senaryo: Stanley Kubrick
Oyuncular: Jack Nicholson, Shelley Duvall
Yapım: ABD, 1980, 119 dk.
Muhayyilesi kuvvetli bir yönetmen olan Stanley Kubrick’in yoğun psikanalitik çözümlemelere açık olan korku filmi Cinnet, Stephen King’in 1977’de yayımlanan aynı adlı romanının beyazperde uyarlaması olsa da romanla pek az benzerlik taşıyor. Filmde korku türünün en uç sınırlarını keşfeden Kubrick, ailesiyle birlikte yerleştiği neredeyse tüm dünyadan tecrit edilmiş Overlook Oteli’nde turizm mevsimi dışında hizmet eden yazar Jack Torrance’ın adım adım delirişini anlatıyor. Zaman ilerledikçe, otelde geçmişte işlenen seri cinayetlerin ‘psişik fotoğrafı’ndan etkilenen aile fertlerinin hayatlarının kararışına tanık oluyoruz. Film, psikanalitik açıdan anne-baba-oğul üçgenini ve bu üçü arasındaki gerilimi çok iyi işliyor: Hadım edici baba, koruyucu anne ve babayı katleden oğul. Kelimenin tam anlamıyla bir korku klasiği... / Cihat Arınç

Tavsiye Et
İyi Geceler İyi Şanslar / Good Night and Good Luck
Yönetmen-Senaryo: George Clooney
Oyuncular: David Strathairn, George Clooney
Yapım: ABD, 2005, 93 dk.
1950’lerin Amerikasında, birbirine eklenen sigara dumanı ile kahvehanevari bir ortamı çağrıştıran televizyon kanalı CBS’in efsanevî televizyon habercisi Edward Murrow, prodüktör arkadaşı Fred Friendly ile birlikte günün haber başlıklarından oluşan bir haber programı hazırlamaktadır. Joseph McCarthy dönemindeki ‘komünist avı’nda zarar görenlere şefkatle yaklaşan korkusuz Murrow ekibi kararlı yaklaşımıyla, Amerikan Karşıtı Eylemler Komitesi Başkanı olan Senatör McCarthy’yi karşısına alır. Senatörün, Komünist Parti’yle bağlantısı olabilecek herkesin peşine düştüğü bir dönemde, Amerikan halkı yine bir korku paranoyası içindedir.
İyi Geceler İyi Şanslar, Michael Moore belgesellerinden hatırladığımız, Amerikan toplumunun korku halini, daha dönemsel bir anlatıyla sunuyor. Moore’un, sokaklarda dolaşarak bağıra bağıra anlattığı korku ve paranoyayı, Murrow, sigara dumanının ardındaki soğukkanlı ve bohem tavrı ile sakince iletiyor. Medyanın 11 Eylül’ü sunum şekliyle 50’lerdeki komünizmi sunum şeklini kıyasladığımızda ise, korkunun Amerikan tarihinde hep var olduğu ve sıkça yer değiştirdiği gerçeğinin yanında, baskıcı iktidarlara karşı artık Murrow kadar cesaretli program yapımcılarının kalmadığı gerçeği ile de yüzleşiyoruz. Bu yüzden televizyon habercisi Murrow’un kahramanca öne çıkışı 50’ler için inandırıcılığı yakalasa da, 11 Eylül sonrası medya gerçeğinin yanında sadece nostaljik bir görünüm olarak kalıyor. 50’lerdeki komünizmin yerini altı sıkıştırılarak doldurulmuş birçok ‘taze korku nesnesi’ne bırakması, korkunun bugünkü adının da İslam’a denk düşmesi dolayısıyla film, atmosferiyle 50’li yılları tasvir etse de anlatımı ile günümüz Amerikan politikasına göndermelerde bulunuyor. Radyodan televizyona geçişin henüz yeni olduğu yıllarda mekanlar, karakterler, kostümler, diyaloglar, ilişki biçimleri ve müzikleri ile özellikli bir sinematografiye sahip olan film, dönemin ruhunu profesyonelce yansıtıyor.
İyi Geceler İyi Şanslar, Amerikan televizyon gazeteciliğinin efsanevî ismi Murrow ile McCarthy arasındaki çekişmeye dönüşüyor gibi dursa da, film 50’li yılların gerçekliğini es geçmeyerek tarihî bir belgesel olma özelliğini koruyor. Senaryosunu ve yönetmenliğini George Clooney’nin üstlendiği film, kendi döneminin gerçekliği içinde son derece isabetli sayılabilecekken, 11 Eylül sonrası Hollywood filmleri nedeniyle David Strathairn’in kendinden emin oyunculuğuna rağmen tüm masumiyetini yitiriyor. Amerikan politikasının tarih içinde korkutarak sindirdiği isimlerin çeşitliliği göz önünde bulundurulursa İyi Geceler İyi Şanslar da, Hollywood’un 11 Eylül şoku ile başka bir kulvara savurduğu son dönem yapımlarından biri olarak görülebilir. / Esra Bulut

Tavsiye Et