Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2006) > Kitap
Kitap
Tarih Boyunca İstanbul
Semavi Eyice
İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2006
Şehirler de tıpkı insanlar gibi kendilerine özgü kimlikleri ile temayüz ederler. Şehirlere kimlik kazandıran, onların sahip oldukları doğal güzellikler ve bünyelerinde barındırdıkları somut tarihî miras olduğu kadar hayatın doğal akışı çerçevesinde ve kendisi ile birlikte soluk alıp veren insanlarla karşılıklı etkileşim içinde oluşan kültürel birikimdir. Tarihin seyri içerisinde şehrin insana, insanın da şehre bağlanmasıyla ortaya çıkan bu birikim, şehre biricikliğini kazandıran ve onu bir yaşam alanı olmanın ötesine taşıyan yegâne unsurdur. Bu nedenle pek çok şehir sanatın ve edebiyatın konusu haline gelmiş; şairler, sanatçılar ve ilim adamları, kimi şehirleri adeta birer şahsiyetmişçesine kendilerine muhatap olarak seçmişlerdir.
Tarihte böylesine önemli bir kültürel birikime ev sahipliği yapan ve bu nedenle sanatçıların ve ilim adamlarının ilgisini celbetmeyi başarabilen şehir sayısı sınırlıdır ve İstanbul hiç şüphesiz ki bu şehirlerin en başta gelenlerinden bir tanesidir. Sayısız sanat eserinde başrolü oynayan İstanbul, kendisini tanımak ve tanıtmak isteyen ilim adamları için de derya denilebilecek bir araştırma nesnesidir.
İstanbul’u kendisine araştırma konusu olarak seçen ve bu konuda uzun soluklu çalışmalar yapan önemli isimlerden birisi Prof. Dr. Semavi Eyice’dir. İlk yazısının yayımlandığı 1946 yılından bugüne dek bini aşkın kitap, makale, ansiklopedi maddesi ve araştırması basılan bu son derece üretken ilim adamının henüz bir ortaokul öğrencisi iken başlayan İstanbul’u keşfetme merakının semeresi olan ve “İstanbul hakkındaki bilgilerimizin sadece bir özetinden ibarettir” diye tanımladığı Tarih Boyunca İstanbul adlı eser, kentin zaman içindeki serüvenine ve bu serüvenden arta kalan somut tarihî mirasa dair önemli bir döküm niteliğindedir. Özellikle de sur içi İstanbul’u kendisine konu edinen yazar, şehrin Galata, Beyoğlu, Eyüp ve Üsküdar olmak üzere çalışmanın dışında bırakılan diğer bazı bölgelerini de konu alacak olan ikinci cildini de okuyucuya vaat etmektedir. / Fatmanur Altun

Tavsiye Et
Zaman Kaybolmaz: “İlber Ortaylı Kitabı”
Söyleşi: Nilgün Uysal
İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2006
Söyleşiler okuyucuya en fazla sirayet eden edebî türlerin başında gelirler. Kahramanlarının birebir anlatımları ile oluştuklarından belli bir sıcaklığı bünyelerinde barındırmaları bunun en önde gelen sebebidir. Ancak söyleşiler yalnızca onları gerçekleştiren ve soruları ile yönlendiren kişinin değil, kendisi ile görüşülen kişinin de becerisi oranında ilgi çekici ve başarılı olabildiği için yazarından bağımsızlaşan bir nitelik arz ederler. Çünkü anlatıma sıcaklığı, samimiyeti, zekâyı ve mizahı sokacak başlıca kişi anlatıcıdır. Bu konuda anlatıcıyı yönlendirmek ve yüreklendirmekse yazarlığı aşan bir beceriyi talep etmektedir. Belki de bu nedenle kültürel mirasın gelecek nesillere taşınması noktasında birer belge niteliği de taşıyan söyleşiler, Türk edebiyatı içerisinde büyük bir yekûn tutmazlar. Tıpkı biyografiler gibi son yıllara dek ihmal edilen, gazete ve dergi sayfalarının dışına fazlaca çıkamayan söyleşiler, ülkemizde yakın tarihlere kadar edebî üretimin gözde bir şubesi olamamıştır. Ancak bu durum günümüzde değişmeye başlamış ve söyleşiler okuyucuları ile daha sık buluşmaya başlamıştır. Bunun son örneklerinden biri de Nilgün Uysal’ın uzun ve yorucu bir çalışma sonucunda ortaya koyduğu ve Türk tarihçiliğinin en önemli simalarından biri olan İlber Ortaylı ile gerçekleştirdiği söyleşi. Yaklaşık üç yılda tamamlanan çalışma, yaşadığı dönem, tanıklık ettiği olaylar ve onları anlamlandırma biçimi ile sıra dışı bir hayatın sahibi olan Ortaylı’ nın bilinmeyen pek çok yönünü ortaya koyuyor. Ayrıca onun tarihe, tarihçiliğe ve daha birçok konuya ilişkin düşüncelerini samimi ve kimi zamanda mizahî bir havada okuyucuya aktarmasına zemin hazırlıyor. Böylece sayısız esere imza atan, tarihi “coğrafyasında” koklama merakı ile dünya haritasını hallaç pamuğu gibi atan, tarihi ve tarihçiliği adeta bir yaşam biçimi olarak gören bu velud ve çalışkan ilim adamını kanlı canlı bir insan olarak hayatın orta yerinde dururken gözlemleme fırsatı yakalıyoruz. / Fatmanur Altun

Tavsiye Et
Harp Hatıralarım: Çanakkale-Irak-Kafkas Cephesi
Mülazım Mehmet Sinan
Ankara: Vadi Yayınları, 2006
Birinci Dünya Savaşı pek çok yönü itibariyle tarihimizin en acıklı sayfalarının yer aldığı zaman dilimidir. İmparatorluğu yok oluşun eşiğinden döndürmek için uğraş veren sayısız insanın hikâyeleri ile bezeli olan bu savaş, gelecek nesillere aktarılmayı bekleyen nice ibret vesikasıyla doludur. Bunlardan biri de Mülazım Mehmet Sinan Bey’in Çanakkale, İran, Irak ve Kafkas Cephesi’nde yaşadıklarını ve “bu cephelerde kıtlık, yokluk ve yoksulluk içinde gözünü kırpmadan büyük fedakarlıklarla mücadele eden askerlerimizin durumunu” anlattığı hatıratıdır. Hasan Babacan, Servet Avşar ve Muharrem Bayar tarafından titiz bir çalışma sonucu Osmanlıcadan günümüz Türkçesine aktarılan eser tarih bilincinin geliştirilmesi adına dikkate değer bir çabadır. / Fatmanur Altun

Tavsiye Et
Küresel Ahlâk Eğitimi
Mustafa Köylü
İstanbul: Dem Yayınları, 2006
Küreselleşme, son yirmi beş yılın en çok konuşulan kavramlarından birisi. Bugüne dek hakkında hatırı sayılır bir külliyat oluşan bu kavram kimi entelektüeller için bir kurmaca, kimileri içinse hiç şüphe götürmez bir vakıa. Kimileri onu insan soyuna yönelmiş en büyük tehdit olarak algılıyor, kimileriyse insanlık adına değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak görüyor. Tartışmalar hangi zeminde yürütülürse yürütülsün şurası bir gerçek ki küreselleşme konusu muhataplarına son derece ilgi çekici bir tartışma sahası ve çok yönlü bir literatür sunuyor. Bunun son örneği Prof. Dr. Mustafa Köylü’nün çalışması. Küreselleşme ve ahlak konusunun bir arada değerlendirildiği eser, küresel anlamda bağlayıcılığı olan bir ahlak üzerine düşünülerek bunun ilköğretimden yüksek öğretime dek eğitimin konusu haline getirilmesi gerektiği tezini kendisine kalkış noktası olarak alıyor. Yazar, Küresel Ahlâk Eğitimi olarak adlandırdığı bu çabayla küreselleşme konusuna değişik bir perspektiften bakıyor. / Fatmanur Altun

Tavsiye Et
Nezihe Muhiddin (1.-2.-3. Cilt) Bütün Eserleri
Yayına Hazırlayan: Yaprak Zihnioğlu
İstanbul: Kitap Yayınevi/Mor Kitaplık-
Kadın Tarihi ve Eserleri Dizisi, 2006
Araştırmacı, gazeteci ve yazar Yaprak Zihnioğlu (Kadınsız İnkılap: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği, Ekim 2003) bundan üç yıl önce Halim Şafak’a (İmlasız, Ocak 2003) şunları söylemişti: “Feminist bir belleğe ihtiyacımız var. Ülkemizde siyasî tarih yazımı henüz ‘resmî tarih’ görüşünü aşabilmiş değil. Buna bir de tarihte kadınların görünmezliğini eklersek feminist tarihin neden önemli olduğunu görebiliriz. Kadınların yaptıkları, yaşadıkları, mücadeleleri, deneyimleri cinsiyetçi önyargılarla tarihten dışlandı hep. Bu nedenle bu alanda özel bir çaba gerekli.”
Mor Kitaplık, Zihnioğlu’nun bahsettiği özel çabanın neticesinde ortaya çıkan bir “feminist bellek” girişimi. Bunun için “Kadın Tarihi ve Eserleri” dizisi ile harekete geçtiklerini belirten Zihnioğlu, düşüncelerinin Osmanlı “Hareket-i Nisvânı”nın tüm yazınını ortaya çıkarmak olduğunu dile getiriyor. Amaçlarının “yalnızca Osmanlı-İslam-Türk kadınlarının değil, Osmanlı-Ermeni, Rum, Yahudi, Kürt ya da bu coğrafyada yaşamış gezgin kadınların soluğunu günümüze taşımak” olduğunu özellikle vurguluyor. Projenin üretimi, araştırma ve yönetimi ile külliyatın yayına hazırlanmasını Yaprak Zihnioğlu yürütüyor; danışmanlığı ise Prof. Dr. Hatice Aynur’a ait.
Bir telif eserler dizisi olan Mor Kitaplık, bu topraklarda, ilk kadın mektubunun “Bir Kadın” imzasıyla, Terakkî-i Muhâdarat gazetesinde yayımlandığı 1868’den başlayarak kadınların yazdığı edebî metinleri, siyasî-içtimaî makaleleri, polemikleri, anlatıları ve anıları yayınlamayı hedefliyor.
Nezihe Muhiddin, Şuküfe Nihal, Fatma Aliye, Makbule Leman, Emine Semiye, Şair Nigar gibi isimlere yer verilecek dizinin ilk konuğu Nezihe Muhiddin. Nezihe Muhiddin külliyatı, 1911-1944 yılları arasında yayımlanan 16 roman, 24 hikâye ve mensure ile 35 makale ve yazıdan oluşuyor.
İlk üç ciltte Nezihe Muhiddin’in romanları kronolojik olarak yer alıyor. Birinci ciltte “Şebab-ı Tebah, Benliğim Benimdir, Güzellik Kraliçesi, Boz Kurt, İstanbul’da Bir Landru, Ateş Böcekleri” öyküleri var. Bu derlemede yazarın, ilk romanı Şebab-ı Tebah 95 yıl sonra yeniden yayınlanıyor. İkinci ciltte beş romanı yer alıyor: “Bir Aşk Böyle Bitti, Çıplak Model, İzmir Çocuğu, Avare Kadın, Bir Yaz Gecesiydi!...” Üçüncü ciltte de yine “Çıngıraklı Yılan, Kalbim Senindir, Sabah Oluyor, Gene Geleceksin, Sus Kalbim Sus!” adlı beş romanı bulunuyor. Muhiddin’in hikâyeleri, mensureleri, makaleleri, hitabeleri, edebiyat ve sanat üzerine yazıları ile Türk Kadını (1931) adlı eseri ise dördüncü cildi oluşturuyor. / Betül Özel Çiçek

Tavsiye Et
Kelile ve Dimne
Beydeba
Yayına Hazırlayan: Halil Zinciroğlu
İstanbul: Nesil Yayınları, 2006
İnsanoğlunun halen okuduğu en eski kitaplardan biri olan Kelile ve Dimne, çevirisi aslından daha meşhur olan bir dünya klasiğidir. Milattan önce birinci yüzyılda, zalimliği ile tanınan güçlü hükümdar Depşelim tarafından bilge Beydeba’ya (Bidpai) yazdırılan kitap, fabl türünün ilk ve en önemli örneklerinden olması ve Ezop ile La Fontaine üzerindeki etkisi dolayısıyla bilinse de, aslında ahlâk ve siyaset üzerine kaleme alınmış bir eserdir. Hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip olamadığımız eserin müellifi Beydeba’nın gerçek ismi ve ırkı üzerine çok farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan biri de Beydeba’nın adı Ketku isimli bir Türk olduğu görüşüdür. Aslı, Sanskritçesi Pançatantra (Dört Öğüt) adlı kitaba dayanan eser, İran Kisrası Hüsrev I. Enuşirvan zamanında bilge Berzûyeh tarafından İran kültür havzasına kazandırılmış; daha sonra ünlü mütercim İbnü’l-Mukaffa tarafından da Pehlevice nüshasından Arapçaya çevrilmiştir. Anadolu’daki ilk çevirisi ise 14. yüzyılda Kul Mesud tarafından yapılıp Aydınoğlu Umur Bey’e sunulmuştur. Kelile ve Dimne’deki hikâyelerde siyaset, erdem, ahlâk ve eğitim gibi pek çok konu nükteli ve çok katmanlı bir üslupla ele alınmıştır. Eser, adını ilk bölümündeki hikâyelerin kahramanı olan iki çakaldan almıştır; “doğruluğu ve dürüstlüğü” simgeleyen “Kelile” ile “yanlışlığı ve yalanı” simgeleyen “Dimne”. Doğu klasikleri arasında önemli bir yeri olan eserde Beydeba, iyi bir hükümdarın nasıl davranması, nelerden ve kimlerden sakınıp nelere dikkat etmesi gerektiğini hayvanlara ait öyküler üzerinden anlatmıştır. / Betül Özel Çiçek

Tavsiye Et