Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ocak 2007) > Kitap
Kitap
Vahşi Avrupa Batı’da Balkan İmajı

Bozˇidar Jezernik
Türkçesi: Haşim Koç
İstanbul: Küre Yayınları, 2006

Coğrafi adlandırmalar, nesnel bir bilimsel disiplin tarafından üretilen ve içkin bir anlamı olmayan birimler olarak değerlendirilirler çoğu zaman. Bu algılamada, bir disiplin olarak coğrafyanın bilgi-siyaset ilişkisi düzleminde fazla sorgulanmamış olmasının rolü büyüktür. Oysa mekan bağlamında tabii ve beşeri olayları ve bunlar arasındaki ilişkileri inceleme iddiasındaki coğrafyanın siyasetle kurduğu dirsek teması tartışılması gereken bir konudur.
Balkan yarımadası ya da diğer bir tabirle Balkanlar, adı geçen ilişkinin en belirgin biçimde hissedildiği coğrafyalardan biridir. 19. yüzyıla dek Avrupa-i Osmanî olarak adlandırılan bölge, sonraki tarihlerde Osmanlı’dan bağımsızlaşan devletlerin ortaya çıkması ile birlikte, özellikle de Batı literatüründe yeni isimlerle anılır olmaya başlanır. Balkan yarımadası tabiri bu süreçte türetilmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın akabinde Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeden tamamen çekilmesi ile bölgeye adeta dayatılmıştır.
Batılı yazarların belirgin hiçbir coğrafi ayrım olmamasına rağmen, söz konusu toprakları, Avrupa’nın dışında olduğunu ima etmek istercesine, farklı bir adla anmak isteyişlerinde şüphesiz ki bölgede asırlarca süren Türk hakimiyetinin Batı muhayyilesindeki izleri etkili olmuştur. Batı’da daima uzak, yabancı ve çoğu durumda barbar olarak tahayyül ve tasvir edilen bölge halkları bu yönleriyle Batı bilincinin oluşmasına hizmet eden, Batı’nın kendi içerisinden doğmuş bir ‘öteki’ olarak işlev görmüşlerdir.
Balkanlar’a dair bahsi geçen imajların üretilmesi konusunda en verimli malzemeyi ortaya koyanlar ise Batılı seyyahlar olmuştur. Kimi durumda bizzat, kimi zamansa hayal dünyalarında ziyaret ettikleri fakat her durumda dillerini dahi bilmedikleri bir coğrafyaya yaptıkları yolculukların semerelerinden oluşan seyahatnameler, uzun dönemde Avrupa’da etkili olacak bir Balkan imajının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu çerçevede söz konusu seyahatnameleri masaya yatıran Slovenya doğumlu akademisyen Bozidar Jezernik’in Küre Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan çalışması Vahşi Avrupa, Batı’da Balkan İmajı, Balkanlar etrafında üretilen literatüre değerli bir katkı olarak görülmelidir. /Fatmanur Altun


Tavsiye Et
Dünya Tarihi Atlası

Hermann Kinder, Werner Hilgemann
Türkçesi: Leyla Uslu
Ankara: ODTÜ Yayıncılık, 2006

Aktüel olayları anlamlandırma ve yorumlama konusunda yararlanabileceğimiz en önemli kaynaklardan birisi hiç şüphesiz ki tarihtir. Olayların kökenleri ve geçmişte aldıkları biçimler, bugün ve gelecekte bizleri nelerin beklediğini anlamamıza ve yaşanan gelişmeleri analiz etmemize yarayan önemli ipuçları mesabesindedir.
İpuçlarını izlemeye imkan sağlayacak sağlam bir tarih birikiminin ön koşulu, etkin bir tarih öğrenimidir. Bu çerçevede başvurulacak materyallerin niteliği ise büyük önem arz eder. Ne var ki, özellikle dünya tarihi söz konusu olduğunda tarih okuyucusunu bir dizi sorun bekler. Çünkü literatürü oluşturan malzemelerin kahir ekseriyeti Avrupa-merkezci bir bakış açısıyla tarihi yorumlarlar ve bu bakış açısını aşabilen eserlerle dünya tarihçiliği alanında sıklıkla karşılaşılmaz.
Fakat son yıllarda özellikle Avrupa-merkezli dünya tarihçiliğine getirilen yoğun eleştiriler sonucunda ümit verici çalışmalar üretilmeye başlandı ve henüz yeterli seviyede olmasa da dünya tarihine daha geniş bir perspektiften bakmayı amaçlayan çalışmalar gün yüzüne çıktı.
Hermann Kinder ve Werner Hilgemann’ın kaleme aldığı Dünya Tarihi Atlası bu tür kaygıları kısmen dikkate alan bir çalışma. ODTÜ Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan iki ciltlik eser, standart tarih kitaplarının aksine haritalar, şecere bilgileri ve grafiklerin ayrıntılı bir kronolojik özet ile birleştirilmesi sonucu ortaya çıkmış. Özellikle haritalar konusunda son derece özenli olan eser, toplu bakış içeren tabloların ve haritaların karşısına yerleştirdiği yorum metinleriyle geleneksel tarih kitabı formatının bir hayli dışına çıkıyor. Tarih öğrenimi konusunda ihmal edilen görsel öğrenme konusunda ciddi bir katkı sağlayan çalışma, tarih öğrenimini böylece zevkli hale getirmeyi hedefliyor. /Fatmanur Altun


Tavsiye Et
İslâmî Hükümlerin Esas ve Hikmetleri

İzzeddin İbn Abdüsselâm
Türkçesi: Süleyman Kaya, Soner Duman
İstanbul: İz Yayınları, 2006

İslam’ın amelî hükümlerini ibadat-muamelat temel ayrımı içinde ortaya koyan fıkıh eserleri hicri beşinci asırda zirveye ulaşmıştı. Fıkhı bütüncül olarak inceleyip temel ilkelerini ortaya koymayı ve tümevarım metoduyla külli kaideler tespit etmeyi hedefleyen eserler ise daha sonraki asırlarda kaleme alındı. Şâtıbî ve Şah Veliyyullah’ın dilimize çevrilen kitapları ile Karâfî, Subkî, Zerkeşî, İbn Nüceym ve İzzeddin ibn Abdüsselâm’ın eserleri bu sahada başı çekmektedir. İslami Hükümlerin Esas ve Hikmetleri’nde İzzeddin ibn Abdüsselâm fıkhın, maslahatların dikkate alınması ve mefsedetlerin ortadan kaldırılması çerçevesinde değerlendirilebileceğini uygulamalı olarak göstermiş ve İslam dininin temel maksatlarını özlü bir şekilde ele almıştır. /Fatmanur Altun


Tavsiye Et
Darbeli Demokrasi Olaylar ve Çözümlemeler

Mahir Kaynak
İstanbul: Timaş, 2006

Darbeler Türk siyasi hayatının mütemmim cüzü. “Darbeli demokrasi olur mu?” demeyin. Demokrasinin darbelisi makbuldür bizde. Siyasetçiyi kendi başına bırakırsanız ya davulcuya, ya da zurnacıya kaçar, Allah muhafaza. Siyasetçisini dövmeyen dizini döver, sakın unutmayın. Bu siyasal bilinçtir bizde siyaseti imkânsızlaştıran, müzakereyi baltalayan, yarınlarımızı karartan.
Darbeli Demokrasi, darbe nedir, nasıl yapılır bunu bilen, 12 Mart’ı içeriden mi içeriden müşahede etmiş ve katkıda bulunmuş bir ismin eseri. Mahir Kaynak, askerî darbenin amacı, nedenleri, programı, kadrosu, dış güçlerin darbelerdeki rolü, istihbarat dünyası, 9 Mart ve 12 Mart olayları, 12 Eylül ihtilali, 28 Şubat süreci ve sonrasındaki gelişmeleri tahlil ediyor. Bir çırpıda okunacak, zihinlerde çarpıcı soru işaretleri uyandıracak bir kitap Darbeli Demokrasi. /Fatmanur Altun


Tavsiye Et
Cam Irmağı Taş Gemi

Nazar Bekiroğlu
İstanbul: Timaş Yayınları, 2006

“Öykücü sessiz sedasız tanık tutuldu. Tanıklığı yazıydı.” Nazan Bekiroğlu, son kitabı Cam Irmağı Taş Gemi’nin ilk hikâyesinin sonlarına doğru dile getirdiği bu ifadeyle okuyucuyu bu tanıklığa şahit olmaya çağırıyor.
Yazar, kitabını dört hikâyeden terkip etmiş. İlk metin ‘Be’yi giriş maksadıyla yazmış ama onu da bir hikâyeye dönüştürmüş; en sondaki ‘Gülibrişim Taarruzu’nu da okuyucularıyla dertleşmek için yazmış. İşteşlik anlamını veren ‘ş’yi bir okuyucu olarak ifade etmeye ne kadar hakkımız var onu bilemeyiz ama hususiyetle edebiyat metinlerine yazarı tarafından farklı anlamlar yüklenilse de okuyucuda bulduğu anlam onun ruh ve düşünce dünyasıyla ilişkilidir. Ve evet, ben kendi adıma o ‘ş’yi oraya koyuyorum, bu hikâyeyi bir dertleşme olarak kabul ediyorum. Aslında birçok yazarın okuyucuyla paylaşmaya cesaret edemeyeceği itirafları cesurca dillendiriyor. Hikâyelerinin mutfak kapısını açıyor, önümüze gelen bu çeşitli lezzetlerin nasıl hazırlandığına dair püf noktalarına değinirken her lezzetin meydana gelmesinde çekilen sıkıntılardan da bahsediyor.
Bir de kitabın bütününü oluşturan asıl dört hikâye var ki bunların ilk üçü birbirinin devamı niteliğinde. Hikaye, güneyli hükümdarla kuzeyli hükümdarın savaşı ve çöl sahibinin deniz sahibine galip gelmesiyle başlıyor. Ama ganimet diye aldıkları kuzeyli prensesin güneyli prensin aklına ve kalbine hükmetmeye başladığı anda kimin galip, kimin mağlup olduğunun artık bir önemi kalmıyor. Çünkü aşk bütün savaş stratejilerinden daha etkili bir olgu. Masalsı tatta yazılmış bu hikâyeyi diğer masallardan ayıran en önemli özelliği, şüphesiz yazarının dili ve o dile olan hâkimiyeti. “Başka kelimelerim yok benim, aynı kelimelerle dönüşmek mecburiyetindeyim.” diyerek tevazu ettiğine bakmayın; uzun ve zengin ifadelerle tasvir ederek, felsefi altyapıyla derinleştirdiği cümleleri, yazarın hikâyelerini çekici kılan bir diğer özelliği. Türkçe, sıfatlar açısından yetersiz bir dil diye tavsif edilmesine rağmen, Nazan Bekiroğlu özellikle eski Türkçeye vukufiyetinden dolayı dilin bütün imkânlarını yetkince kullanabilen bir yazar.
Kitabın yazarı “Netice: Cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım.” dese de, kelimelerden gemiler yapıp zihin denizlerimize doğru yelken açtırıyor. /Huriye Apaydın


Tavsiye Et
Dergâh Hikâyeleri Güldestesi - Dergâh Şiirleri Güldestesi

Haz: İbrahim Tenekeci
İstanbul: Dergâh Yayınları, 2006

1990 yılının Mart ayında yayına başlayan Dergâh dergisi, emsallerinin birçoğuna inat dirayetle yoluna devam ediyor. Bu süreç zarfında handiyse bir mektebe dönen dergi, iyi şiir ve iyi hikâyeye yaptığı titiz vurgu ile öne çıkıyor. Edebiyat dünyamıza kazandırdığı kalemler ise Dergâh’tan geçtiklerini hem lisân-ı edebîleri hem de lisân-ı hâlleriyle belli ediyorlar. Şimdi ise dergiyi çıkardıkları 16 yılın hülasâsını, müdavimlerine sunmak isteyen Dergâh yetkilileri, iki güldesteyi koyuyorlar önümüze. Dergâh Hikâyeleri Güldestesi, “Dergâh”ın Türk edebiyatına peş peşe armağan ettiği” yeni hikâyecilerin gövde gösterisi sanki. Her iki güldestenin de editörü olan İbrahim Tenekeci, güldestede bulunan hikâyelerin Dergâh’ın “hikâyedeki misyonu”nu en iyi yansıtan numuneler olmaları kadar yazarlarının üslûp ve sanat anlayışını en güzel ortaya koyan eserlerinden olmalarına gayret gösterdiklerini vurguluyor. Tenekeci’nin bir nevi toplu fotoğraf olarak nitelendirdiği hikâye güldestesindeki bazı isimler şunlar: Mustafa Kutlu, Cihan Aktaş, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Selçuk Orhan, Nazan Bekiroğlu, Nihan Kaya, Sibel Eraslan, Nermin Tenekeci, Yıldız Ramazanoğlu.
Dergâh Şiirleri Güldestesi de derginin “16 yıllık serüveninin şiir açısından bir özeti”ni çıkarmak amacıyla hazırlanmış. Editör Tenekeci, değerlendirmelerini sağlıklı yapabilmek için 16 yıllık serüveni üç döneme ayırdıklarını söylüyor: Mart 1990-Şubat 1995, Mart 1995-Şubat 2000, Mart 2000-Şubat 2006. Özellikle 1995-2000 yılları arasında Dergâh’ta yetişen kuşağın ne kadar etkili olduğuna dikkat çeken Tenekeci, derginin genç isimlere gösterdiği emek ve özveriyi de vurgulamaktan geri durmuyor. Şiir güldestesinden bazı isimler ise şunlar: Hayri Azamat, Mevlana İdris, İsmet Özel, Süleyman Çobanoğlu, Kemal Sayar, Ömer Erdem, Murat Menteş, İbrahim Tenekeci, Eren Safi, Cahit Koytak, Osman Konuk, Fatma Şengil Süzer. /Betül Özel Çiçek


Tavsiye Et