Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2008) > Ankara Havası
Ankara Havası
Selam sana Montesquieu!
Mon­tes­qu­ie­u da­ha 18. yüz­yıl or­ta­sın­da, sı­nır­lan­ma­mış ik­ti­da­rın en­gel­len­me­si ge­rek­ti­ği­ni, ak­si tak­dir­de kuv­vet­le­rin tek bir el­de top­lan­ma­sı­nın des­po­tiz­me yol aça­ca­ğı­nı söy­le­ye­rek mo­dern si­ya­set ku­ra­mı­na önem­li bir kat­kı­da bu­lun­muş. İl­ginç bir tes­pit ya­pa­rak mo­nar­şi­nin ılı­man, des­po­tiz­min sı­cak, de­mok­ra­si­nin de so­ğuk ku­şak ik­lim­le­rin­de gö­rü­len yö­ne­tim tür­le­ri ol­du­ğu­nu söy­lemiş.
Ken­di­si­ne An­ka­ra’dan se­lam­la­rı­mı­zı yol­lu­yo­ruz. Zi­ra bu­ra­da ha­va­nın buz kes­ti­ği Ocak ayın­da bi­le de­mok­ra­si­den eser yok­tu. Yar­gı­tay’ın da mo­da­ya uy­du­ğu muh­tı­ra­lar mev­si­mi gel­di; ha­va hız­la ısı­nı­yor. Her­ke­sin in­ce gi­yin­me­ye baş­la­dı­ğı ya­za gi­rer­ken, des­po­tizm, zır­hı­nı giy­miş, kı­lı­cı­nı ku­şan­mış ge­li­yor mu yok­sa?
Ama hak­sız­lık et­me­ye­lim; bir şey da­ha di­yor ada­mı­mız: “Des­po­tizm bü­yük ül­ke­le­re, mo­nar­şi or­ta öl­çek­te­ki­le­re, de­mok­ra­si ise kü­çük ül­ke­le­re öz­gü­dür.”
Bu­na gö­re, bi­zim bu­gün­ler­de de­mok­rat ya da des­po­tik bir ül­ke ol­ma ih­ti­ma­li­miz yok gi­bi gö­rü­nü­yor.

Tavsiye Et
Yasama, yürütme, yargı; uygun adım marş!
Ma­dem Mon­tes­qu­ie­u’yü an­dık; ya­sa­ma, yü­rüt­me ve yar­gı ara­sın­da­ki kriz­den de söz ede­lim. Ya­sa­ma­cı­la­rın ve yü­rüt­me­ci­le­rin bol bol ke­lam et­me­si­ne alış­kı­nız da, emek­li men­sup­la­rı dı­şın­da yar­gı üye­le­ri­nin an­cak ad­li açı­lış yıl­dö­nüm­le­rin­de alt­ya­zı­lı ko­nuş­ma met­ni özet­le­ri­ni gö­rür­dük.
27 Ni­san Ha­tı­ra­sı’nın yıl­dö­nü­mü­nü de­rin bir sü­kût ile id­rak et­tik der­ken 27 Ma­yıs’a doğ­ru yar­gı­cı­lar arz-ı en­dam et­me­ye baş­la­dı. Ön­ce, AK Par­ti’nin ka­pa­tıl­ma­sı ve ba­şör­tü­sü da­va­la­rı­na ba­kan Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nden Baş­kan­ve­ki­li Os­man Pak­süt “İz­le­ni­yo­rum, din­le­ni­yo­rum” di­ye or­ta­lı­ğı bir­bi­ri­ne kat­tı. İşin için­den Baş­ba­kan Er­do­ğan’ın es­ki Çö­mez’i çı­kın­ca, iş büs­bü­tün için­den çı­kıl­maz ol­du. (Cüm­le de öy­le ol­du; cüm­le­mi­ze geç­miş ol­sun.)
Ar­dın­dan he­ye­ca­nı bi­raz ya­tış­mış gö­rü­nen Pak­süt’ün “Din­le­ni­yo­rum der­ken, as­lın­da ben yo­rul­muş­tum, din­le­ni­yor­dum” tü­rün­den cı­lız açık­la­ma­la­rı­nı din­le­dik. (Ger­çek­ten de “din­le­ni­yor” Pak­süt; ih­ti­ya­cı da var an­la­şı­lan.)
Bir­kaç gün son­ra ya­sa­ma­nın ba­şı Kök­sal Top­tan, AK Par­ti’nin ka­pa­tıl­ma­sı ile il­gi­li bir or­ta yol bu­lun­ma­sı ge­rek­ti­ğin­den bah­set­ti.
Son ola­rak ise, Yar­gı­tay’ın “lap­la­ik” bil­di­ri­si ile hü­kü­me­tin ener­jik çı­kı­şı ve Da­nış­tay’ın Yar­gı’ya kol­tuk çı­kı­şı gel­di. İki­si de çı­kış­tı­lar ya­sa­ma ve yü­rüt­me­ye.
“Se­lam sa­na Mon­tes­qu­ie­u” der­ken hak­sız­lık et­tik her­hal­de. Tam an­la­mıy­la de­mok­ra­si de­ğil mi­dir bu man­za­ra? Tam bir kuv­vet­ler ay(kı)rı­lı­ğı var!
Bak, de­mok­ra­si ile anar­şi­nin ara­sın­da kal­dık, top­ra­ğı bol ola­sı­ca si­ya­set fi­lo­zo­fu.
Bu­na ne der­sin?
Son söz: “Be­nim aş­kım uy­maz öy­le her sa­za” di­yen Mo­na Ro­za şa­i­rin­den mül­hem: Bi­zim işi­miz gel­mez ki­ta­ba.

Tavsiye Et
Seni Önder’in Sav’unsun!
“Sö­züm mak­sa­dı­nı aş­tı, yan­lış an­la­şıl­dım” kli­şe­si Türk si­ya­se­ti­nin en es­ki­mez baş­vu­ru cüm­le­si­dir bel­ki de. Hem gül­dü­rür be­ni, hem si­nir­len­di­rir.
Sö­zü­nün mak­sa­dı ney­di ki, onu aşa­bi­le­cek ka­dar ile­ri git­ti? Bil­me­di­ğin bir mak­sat var imiş de, söy­le­di­ğin söz ona mı isa­bet et­miş. O za­man sö­zün, sa­na oyun oy­na­ya­cak ka­dar sen­den ön­de de­mek­tir. Ya­ni se­nin bir mak­sa­dın var­dı, ona var­mak için sö­zü kul­lan­dın; ama sen ora­ya var­dın, bak­tın ki söz al­mış ba­şı­nı gi­di­yor.
Bu­nun tam Türk­çe­si ve mert­çe­si “Çe­ne­mi tu­ta­ma­dım”dır; fa­kat bir­kaç de­li­kan­lı dı­şın­da pek kim­se­den işi­til­me­miş­tir.
Hac­ca git­mek is­te­di­ği­ni söy­le­yen bir ih­ti­yar va­tan­da­şa ön­ce, “Pa­ra­nı Arap­la­ra kap­tır­ma” na­si­ha­ti ve­rip ar­dın­dan “Ba­kar­sın Mu­ham­med se­ni ya­nı­na alır” uya­rı­sın­da bu­lu­nan den­siz, bu ka­te­go­ri­le­re gir­mi­yor. “Ben ka­me­ra­nın açık ol­du­ğu­nu bil­mi­yor­dum Sav’un­ma­sı “Şe­ca­at arz eder­ken merd-i Kıp­tî sir­ka­tin söy­ler”e gi­rer bi­raz. Ora­dan çık­tık­tan son­ra da sak­la­na­cak bir de­lik bu­lup or­ta­dan kay­bo­lur.
Ön­der’in­den de hiç ses çık­maz; tep­ki yağ­mu­ru­nun din­me­si­ni bek­ler ve ar­ka­sın­da­ki si­ni­ğe bek­le işa­re­ti ya­par.
Mu­ham­med (SAV) se­ni ya­nı­na al­ma­sın in­şal­lah. Ya­rın se­ni Ön­der’in Sav’un­sun!

Tavsiye Et
Er-kene-kon!
Bir yıl­dır si­ya­si kri­zin do­ruk nok­ta­sın­da ge­zi­nen An­ka­ra’da 27 Ni­san Ha­tı­ra­sı’nı can­lı tut­ma ça­lış­ma­la­rı sü­rü­yor. 22 Tem­muz 2007 se­çim­le­rin­de kıs­mî sü­kût ha­li­ne ge­çen ger­gin­lik­çi­ler, ye­ni­den ger­mek ve ge­ril­mek için ye­ter­li ener­ji­yi top­la­dı ma­ale­sef.
Me­rak­la Er­ke Dö­ner­ge­ci’ni bek­ler­ken Er­ke-no­kon ile mü­şer­ref ol­duk. Da­ha doğ­ru­su ola­yaz­dık. Ve­li Kü­çük, İs­ken­der Bü­yük der­ken ha­yal ile ha­ki­kat, komp­lo ile ope­ras­yon, bil­gi ile ma­ni­pü­las­yon, pa­ra­no­ya ile fikr-i ta­kip bir­bi­ri­ne do­laş­tı.
Ne­re­dey­se iri­li ufak­lı her ak­tö­rün ken­di ça­pın­da komp­lo­cu­luk oy­na­dı­ğı An­ka­ra’da, or­ta­mı şen­len­di­ren açık­la­ma MHP’li Os­man Dur­muş’tan gel­di:
“Bu ka­dar bu­na­lı­mın ol­du­ğu bir or­tam­da bir de ke­ne bu­na­lı­mı­na ge­rek yok.”
Ga­ze­te­de ke­ne mev­zu­u ile sa­bık sağ­lık ba­ka­nı­nı bir ara­da gö­rün­ce gay­ri ih­ti­ya­ri “Ke­ne mi sen?” söz­cü­ğü çı­kı­ver­miş ağ­zım­dan. Özet­le kü­re­sel ilaç ser­ma­ye­si­nin ke­ne­ler üze­rin­den 1 mil­yar YTL’lik ci­ro yap­tı­ğı­nı ve Kı­rım Kon­go Ka­na­ma­lı Ate­şi vi­rü­sü­nün (Ar­tık Ço­rum Kon­go ol­du) ilaç şir­ket­le­ri gü­dü­mün­de­ki kü­re­sel ser­ma­ye ta­ra­fın­dan abar­tıl­dı­ğı­nı söy­lü­yor sa­bık sağ­lık ba­ka­nı.
Kan ba­ğı­şı kam­pan­ya­sın­da Dr. Ok­tar Ba­bu­na ile gi­riş­ti­ği mü­ca­de­le­den son­ra, ge­ne mil­li bir ko­nu­ya el at­tı Dur­muş. Be­nim ak­lım ise Er­ke’ye ta­kı­lıp “dur­muş.” Bu ke­ne işin­de de bir bit var; ama ne?
“Er­ke, er­ke” der­ken “İş­te” di­ye fır­la­dım ye­rim­den; “Er-ke­ne-kon!”
Bu­ra­da­ki “kon” em­ri her ne ka­dar sa­de­ce “er ke­ne”le­re ve­ril­miş gi­bi gö­rü­nü­yor­sa da, Er­ge­ne­kon’dan çı­kış­ta çok önem­li ro­lü olan Ase­na’nın di­şi ke­ne­le­re ge­re­ken ta­li­ma­tı ver­di­ği­ne kuş­kum yok.
Biz ha bi­re “Ne­re­de kal­dı bu Er­ke Dö­ner­geç?” di­ye ken­di­mi­zi yır­tar­ken, ön­ce Er­ke-no­kon gel­di; ar­dın­dan er ke­ne­ye “kon” em­ri.
De­dik ya her­kes ken­di ça­pın­da komp­lo­cu­luk oy­nu­yor An­ka­ra’da. Bi­zim­ki de pa­ra­no­ya­ya var­ma­ya­cak de­re­ce­de fikr-i ta­kip.

Tavsiye Et
“Ne olacak bu Ankara’nın hali?” diyenlere…
Ri­va­ye­te gö­re, II. Mah­mud’a Af­ri­ka’dan he­di­ye ge­len zü­ra­fa­nın ne işe ya­ra­dı­ğı tar­tı­şı­lır­ken, ata ben­ze­til­di­ğin­den ol­sa ge­rek, sa­ray aha­li­sin­den Kü­pe­li Ça­vuş nam­lı Ab­di Bey, hay­va­nın üze­ri­ne bin­di­ri­lir. Ab­di Bey’in fer­yat­la­rıy­la iyi­ce ür­ken zü­ra­fa sa­ğa so­la ko­şuş­tu­rur­ken onu da yap­rak gi­bi sal­la­mak­ta­dır. An­cak Ab­di Bey, zü­ra­fa­nın boy­nu­na can hav­liy­le sım­sı­kı ya­pış­tı­ğı için düş­mez; hay­van­ca­ğız­la bir­lik­te sa­ra­yın bah­çe­sin­de dö­ner du­rur­lar. Bu sı­ra­da Ab­di Bey bir yan­dan da Pa­di­şah’a doğ­ru hay­kır­mak­ta­dır:
“Ah­ret hak­kı­nı­zı he­lal ey­le­yin efen­di­miz. İlk men­zi­li­miz ecel be­şi­ği­dir. Bin­dik bir ala­me­te, gi­di­yo­ruz kı­ya­me­te.”

Tavsiye Et