Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2008) > Ankara Havası
Ankara Havası
Bedeli ödenmemiş şeffaflık ve etik sorunu
İs­lam­cı­la­rın de­mok­ra­si kav­ra­mı ve la­ik sis­tem ile iliş­ki­le­rin­de baş­la­yan dö­nü­şüm sü­re­ci, özel­lik­le o gü­ne ka­dar dindarlara “an­tro­po­lo­jik nes­ne” mu­ame­le­si yap­mak­ta ıs­rar eden se­kü­ler ke­sim ta­ra­fın­dan bir şef­faf­laş­ma sü­re­ci ola­rak de­ğer­len­di­ril­di. As­lın­da söz ko­nu­su olan, İs­la­mî has­sa­si­yet sa­hi­bi ke­si­min sos­yo-po­li­tik be­lir­le­yi­ci­li­ği­nin red­de­di­le­mez bir bo­yu­ta ulaş­mış ol­ma­sıy­dı. Bu ne­den­le dik­kat­ler, Si­ya­sal İs­lam’ın ve onun top­lum­sal gö­rü­nüm­le­ri­nin üze­ri­ne odak­lan­dı.
So­nuç­ta ha­ri­cî şart­la­rın da­yat­ma­sıy­la şef­faf­laş­tı­ğı sa­nı­lan Si­ya­sal İs­lam, ger­çek­te ona da­ha dik­kat­li bak­ma­ya baş­la­yan­la­rın ye­ni şey­ler al­gı­la­ma­sı­nı sağ­la­dı. Bir an­lam­da göz­ler­de­ki per­de ha­fif­çe ara­lan­dı.
Tür­ki­ye’de­ki İs­la­mî ha­re­ket açı­sın­dan da­ha gö­rü­nür ha­le gel­me­yi ifa­de eden bu ye­ni sü­re­cin el­bet­te bir be­de­li ol­du. Ni­te­kim 28 Şu­bat son­ra­sı Si­ya­sal İs­lam bu be­de­li kıs­men öde­di.
TSK ise bu şef­faf­laş­ma­yı İl­ker Baş­buğ dö­ne­min­de yap­ma­ya ça­lı­şa­cak, ama bü­yük sı­kın­tı­lar da ya­şa­ya­cak gi­bi gö­rü­nü­yor. Ye­ni ile­ti­şim stra­te­ji­si çer­çe­ve­sin­de, te­rör ör­gü­tü­nün Ak­tü­tün sal­dı­rı­sı­na da­ir ilk ağız­dan bil­gi­len­dir­me ya­pan Ge­nel­kur­may 2. Baş­ka­nı Ha­san Iğ­sız, ka­ra­kol­la­rın ta­şın­ma­ma­sı­nın ne­de­ni ola­rak “ma­li se­bep­ler”i ge­rek­çe gös­te­ri­ver­di. Hü­kü­met­ten de he­men ce­vap gel­di.
Bun­dan bir­kaç se­ne ev­vel ol­sa, bu tür bir açık­la­ma, maa­zal­lah si­ya­si ik­ti­da­rı to­pun ağ­zı­na ko­yar­dı. Fa­kat bu kez böy­le ol­ma­dı; “Ma­dem şef­faf­la­şı­yor­su­nuz, o hal­de şu so­ru­la­rı ce­vap­la­yın!” den­di Ge­nel­kur­may’a ve bu­nal­tı­cı so­ru­lar art ar­da gel­di. İl­ker Baş­buğ’un an­cak kış­la­da an­lam ifa­de ede­cek olan sert çı­kı­şı ise “O ka­dar da şef­faf­laş­ma­dık!” de­me­ye ge­li­yor­du; ama ar­tık ok yay­dan çık­tı.
İs­lam­cı­la­rın­ki da­ha çok dı­şa­rı­dan ba­kan­la­rın al­gı kon­sep­ti­nin dö­nüş­me­siy­di; za­ten var olan tar­tış­ma ve sor­gu­la­ma po­tan­si­ye­li­nin fark edil­me­siy­di. An­cak TSK ör­ne­ğin­de ol­du­ğu gi­bi, ken­di­li­ğin­den de­ğil de, ha­ri­cî şart­la­rın zor­la­yı­cı et­ki­siy­le şef­faf­laş­ma­ya ça­lı­şan, ge­le­nek­sel ba­kım­dan ya­pı­la­rı bu­na mü­sa­it ol­ma­yan ku­rum­lar için şef­faf­laş­mak, çok da­ha yük­sek be­del­le­ri olan bir sü­reç­tir.
Üze­ri­niz­de­ki zır­hı çı­kar­dık­tan son­ra, med­ya­nın sü­rük­le­di­ği ka­muo­yu da­ha faz­la­sı­nı is­te­ye­bi­lir. Hat­ta el­bi­se­nin ne ka­da­rı­nı çı­ka­ra­ca­ğı­nı­za ken­di­niz ka­rar ve­re­mez ha­le ge­lir­se­niz, şef­faf­lık bir etik so­ru­na da dö­nü­şe­bi­lir.
Şef­faf­lık, ka­ran­lık kal­mak­tan iyi­dir. An­cak söy­le­min şef­faf­laş­ma­sı yet­mez; be­de­li­ni öde­me­yi de gö­ze al­mak la­zım.
Sert ve teh­dit­kâr bir söy­lem de ye­te­rin­ce şef­faf­tır, öy­le de­ğil mi?
Be­de­li öden­me­miş şef­faf­lık bu­dur iş­te!

Tavsiye Et
Kara-Yalçın AK Gökçek’e karşı
Bu fil­mi bir yer­den ha­tır­lı­yo­ruz ya da Ame­ri­ka’yı -An­ka­ra’yı- hep bir­lik­te ye­ni­den keş­fe­de­ce­ğiz.
Baş­tan söy­le­mek ge­re­kir­se, Ka­ra­yal­çın-Gök­çek re­ka­be­ti­nin iki ka­za­na­nı ola­cak: Gök­çek ve Bay­kal.
Gök­çek’in ka­zan­ma­sı, en so­mut an­la­mıy­la se­çi­mi ka­zan­mak de­mek­tir.
Bay­kal ise bah­set­ti­ği­miz şef­faf­laş­ma sü­re­ci­nin iş­le­me­si ha­lin­de CHP’nin bun­dan an­cak “yok ola­rak” ka­zanç­lı çı­ka­bi­le­ce­ği­nin far­kın­da ve şef­faf­lık ta­lep­le­ri­ni, her se­fe­rin­de or­ta­ya ye­ni pi­yon­lar sü­re­rek don­du­ru­yor. Ya­ni Bay­kal gi­bi arı­zî bir fak­tö­rün fren­le­me­si ne­de­niy­le he­nüz bu sü­reç CHP açı­sın­dan baş­la­ma­dı.
“Yok ola­rak ka­zanç­lı çık­mak” ise CHP’nin Bay­kal­sız şef­faf­laş­ma­sıy­la müm­kün. Şöy­le ki; sü­reç, ken­di­li­ğin­den de­ğil de dış et­ken­ler­le baş­la­dı­ğı tak­dir­de CHP da­ha da kü­çü­le­cek. An­cak ir­ti­fa kay­be­den ba­lo­nun, se­pet­te­ki ge­rek­siz ağır­lık­lar­dan kur­tul­ma­sı gi­bi, Bay­kal’ın dev­re dı­şı kal­ma­sı ha­lin­de CHP, be­de­li öden­miş bir şef­faf­lı­ğa ula­şa­bi­lir. Bu da onun dö­nü­şe­rek kı­sa va­de­de da­ha kü­çük, ama sağ­lık­lı ve güç­lü bir ya­pı ha­li­ne gel­me­si de­mek­tir.
Her par­ti bü­yük ola­cak di­ye bir ku­ral yok; kü­çü­le­rek şef­faf­laş­ma­dı­ğı­nız tak­dir­de, bü­yük ve ka­ran­lık kal­ma­ya de­vam ede­cek­si­niz. Ya­ni uzat­ma­la­rı oy­na­ya­cak, ka­mu­oyu­nu oya­la­ya­cak­sı­nız.
Bir sü­re­dir Bay­kal’ın, “dü­rüst ve acı­ma­sız, ama na­mus­lu po­li­ti­ka­cı Kı­lıç­da­roğ­lu” fi­gü­rüy­le ka­mu­oyu­nun ta­le­bi­ne oya­la­ma tak­ti­ğiy­le ce­vap ver­di­ği bir re­sim çık­tı or­ta­ya. Ye­rel se­çim sat­hı ma­ili­ne gi­ri­lir­ken “her da­im mağ­lup, ama dü­rüst po­li­ti­ka­cı Ka­ra­yal­çın” ima­jıy­la da bu res­mi et­ki­li bir mağ­du­ri­yet söy­le­mi eş­li­ğin­de ge­niş­let­me­ye ça­lı­şı­yor ol­sa ge­rek.
Kı­rıl­gan ses­li sos­yal de­mok­rat Ka­ra­yal­çın, hem bu yön­le­riy­le hem de ger­çek­çi­lik­ten uzak ar­gü­man­la­rıy­la bi­raz mü­te­vef­fa Ka­ra­oğ­lan’ı ha­tır­lat­mı­yor mu?
Ne var ki, si­ya­set­te kay­be­den­ler her za­man mağ­dur al­gı­lan­mı­yor. Ya da ka­zan­mak için sa­de­ce mağ­dur ol­mak ye­ter­li ol­mu­yor.

Tavsiye Et
Taraf’a taraf olmanın alternatifi, Taraf’a cephe açmak mı?
Al­per Gör­müş’le­rin Nok­ta der­gi­si­nin bir an­lam­da gün­lük de­va­mı olan Ta­raf ben­ze­ri, “Tür­ki­ye’de­ki he­def kit­le­si dar ama ev­ren­sel eği­lim­ler­le uyum­lu fi­kir­le­ri olan” li­be­ral ba­sın or­gan­la­rı her za­man ka­mu­oyun­da dik­kat çe­ki­ci ol­du. Az sa­tın alı­nan, fa­kat “gün­dem oluş­tu­ra­bi­len” bu tür ba­sın ku­ru­luş­la­rı, as­lın­da stra­te­jik dü­şü­nen ve re­el po­li­ti­ği ku­ra­lı­na gö­re uy­gu­la­ya­bi­len si­ya­si ik­ti­dar­lar açı­sın­dan pek ve­rim­li med­ya mec­ra­la­rı­dır.
Ta­raf’ın TSK’ya “de­mok­ra­si sı­nır­la­rı içe­ri­sin­de” yö­nelt­ti­ği eleş­ti­rel yo­rum­lar da za­man za­man ma­ni­pü­la­tif bil­gi­ler üze­rin­den iler­le­ye­bi­lir; ni­te­kim Al­per Gör­müş’ün Ak­tü­el’de­ki edi­tör­lük gö­re­vin­den şık is­ti­fa­sı da bu­na ben­zer bir du­rum­dan kay­nak­lan­mış­tı.
Fa­kat bu du­rum, hü­kü­me­tin Ta­raf’ın tam kar­şı­sı­na mev­zi­len­me­si­ni ge­rek­tir­mez; zi­ra Ta­raf’ın AK Par­ti ta­ra­fın­dan “sa­tı­şa ge­ti­ril­di­ği” iz­le­ni­mi Do­ğan Gru­bu’nun elin­de sı­kı bir ar­gü­man ha­li­ne gel­di ve AK Par­ti’ye, Mil­li Gö­rüş dö­ne­min­den kal­ma “tat­lı su de­mok­ra­tı” suç­la­ma­sı yi­ne yö­nel­til­di.
Ta­raf ve as­ker kav­ga­sın­da iz­len­me­si ge­re­ken ve pa­ra­dok­sal gö­rü­nen iki ay­rı stra­te­ji var:
Te­rör­le mü­ca­de­le ko­nu­sun­da baş­ta or­du ile hü­kü­met ol­mak üze­re bü­tün ka­mu­oyu­nun bir­lik­te ha­re­ket et­ti­ği ve te­rö­rün bu ül­ke­de­ki her­ke­sin or­tak düş­ma­nı ol­du­ğu me­sa­jı­nın açık bir dil­le ifa­de edil­me­si.
Ta­raf ga­ze­te­si­nin TSK ile il­gi­li Dağ­lı­ca ve Ak­tü­tün ben­ze­ri sı­kın­tı­lı ko­nu­lar­da öne sür­dü­ğü id­di­ala­rın hu­ku­ken üze­ri­ne gi­dil­me­si­nin sağ­lan­ma­sı.
Bu iki ta­vır ay­nı an­da gös­te­ri­le­bil­di­ği tak­dir­de hem Do­ğan Gru­bu’nun tu­za­ğı­na dü­şül­me­miş, hem Ta­raf et­ra­fın­da top­la­nan li­be­ral­le­rin en­te­lek­tü­el ve ulus­la­ra­ra­sı bo­yut­ta et­ki­li olan şart­lı des­te­ği küs­tü­rül­me­miş, hem de TSK ile doğ­ru­dan bir cep­he­leş­me­ye gi­dil­me­miş ola­cak­tır.
En önem­li­si, te­rör­le mü­ca­de­le­de art ar­da ve­ri­len za­fi­yet gö­rün­tü­le­ri­nin kay­na­ğı­nın ka­mu­oyun­da sor­gu­lan­ma­sı ve tar­tı­şıl­ma­sıy­la, ül­ke­nin ma­şe­ri vic­da­nı ra­hat­la­ya­cak­tır.
Bu­ra­da­ki in­ce nok­ta, bir dev­let du­ru­şu ser­gi­le­ye­rek, as­ke­ri ve onu sor­gu­la­yan ka­mu­oyu­nu bi­le ku­şa­tan bir “yer­li söy­lem” üret­mek ve ta­raf­la­rı cep­he­ye al­ma­mak; ama ay­nı za­man­da ba­zı şüp­he­le­rin ha­lı al­tı­na sü­pü­rül­me­si­ne de mü­saa­de et­me­mek­tir.

Tavsiye Et
Kademeli ve kontrollü şiddet!
En­gin Çe­ber’i öl­dü­ren gö­rev­li­ler “ka­de­me­li ve kon­trol­lü şid­det” uy­gu­la­dık­la­rı­nı id­di­a et­miş­ler. Ya­ni “Çe­ber’e de ‘stan­dart iş­ken­ce ta­ri­fe­si’ uy­gu­la­dık; ama mer­hum da­ya­nık­sız çık­tı” de­mek is­ti­yor­lar.
Ada­mın üs­tü­ne çul­la­nıp linç et­miş­si­niz iş­te!
Ka­de­me ve kon­trol­müş!

Tavsiye Et
En klâs özür
Şem­din­li sal­dı­rı­sı ile il­gi­li Sav­cı Fer­hat Sa­rı­ka­ya ola­yı, ta­ri­he ka­na­yan bir ya­ra ola­rak geç­miş­ti. En­gin Çe­ber’in iş­ken­ce so­nu­cu ölü­mü ne­de­niy­le Ada­let Ba­ka­nı M. Ali Şa­hin’in öz­rü ise -sem­bo­lik ol­du­ğu ve Çe­ber’i ge­ri ge­tir­me­di­ği hal­de- dev­le­tin na­mu­su­nu kur­ta­ran bir ham­le ola­rak ta­ri­he ge­çe­cek­tir.

Tavsiye Et