Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mart 2009) > Film
Film
Pandora’nın Kutusu
Yö­netmen: Yeşim Ustaoğlu
Senaryo: Yeşim Ustaoğlu, Sema Kaygusuz
Oyuncular: Tsilla Chelton, Derya Alabora
Ya­pım: Türkiye, 2008, 112 dk.
 
“Da­ğım ne­re­de?”
 
“Ha­fı­za Tan­rı’nın in­san­la­ra bah­şet­ti­ği en de­ğer­li ar­ma­ğan­dır” der Ha­lil Cib­ran. Ger­çek­ten de in­sa­nı tü­müy­le “ken­di­si” ya­pan, ha­fı­za bah­çe­si­nin la­tif ya da di­ken­li ama “yal­nız­ca o bah­çe­ye has” çi­çek­le­ri de­ğil mi­dir bi­raz? An­cak in­sa­nın geç­mi­şiy­le sağ­lık­lı bir yüz­leş­me ger­çek­leş­ti­re­me­me­sin­den mül­hem “ha­fı­za­nın ta­şı­na­ma­dı­ğı” hal­ler de var­dır. Ha­fı­za­nın ni­met de­ğil kül­fe­te dö­nüş­tü­ğü an­lar… Ye­ni anı­la­ra yer aça­bil­mek için ha­fı­za­dan ba­zı yük­le­rin atıl­ma­sı, kı­sa­ca­sı “unut­ma”nın farz ol­du­ğu dö­ne­meç­ler… Kuş­ku­suz in­san te­ki için ge­çer­li bu hal­ler çok da­ha faz­la­sıy­la top­lum­sal ha­fı­za için de ge­çer­li.
Bu­lut­la­rı Bek­ler­ken ve Gü­ne­şe Yol­cu­luk film­le­rin­den ta­nı­dı­ğı­mız Ye­şim Us­ta­oğ­lu, fil­mog­ra­fi­sin­de et­nik kim­lik­ler ve teh­cir gi­bi ko­nu­lar­la “top­lum­sal bel­le­ği” te­mel alan ve “geç­miş­le yüz­leş­me” mis­yo­nu yük­len­miş bir yö­net­men. Son fil­mi Pan­do­ra’nın Ku­tu­su, kent­li or­ta sı­nıf bir ai­le­nin hi­ka­ye­si­ne odak­la­nı­yor.
İs­tan­bul’un fark­lı böl­ge­le­rin­de ya­şa­yan, her bi­ri di­ğe­rin­den fark­lı so­ru­nun ve ha­yat stan­dar­dı­nın için­de sı­kı­şıp kal­mış, bir­bi­rin­den ha­ber­siz, or­ta yaş ve sı­nı­fa men­sup üç kar­deş, bir gün do­ğup bü­yü­dük­le­ri Ba­tı Ka­ra­de­niz’in dağ­la­rın­da­ki köy­le­rin­den ge­len bir te­le­fon ile bir ara­ya ge­lir. Yaş­lı an­ne­le­ri Nus­ret Ha­nım kay­bol­muş­tur. An­ne­le­ri­ni bul­mak için bir ara­ya ge­len üç kar­de­şin kö­ye doğ­ru me­ta­zo­ri yol­cu­lu­ğu ai­le içe­ri­sin­de sak­lı ka­lan pek çok so­ru­nun, or­ta­ya sa­çıl­ma­sı­na ne­den olur. Nus­ret Ha­nım’ı an­la­ya­cak tek ki­şi ise bü­yük ab­la Nes­rin’in asi oğ­lu Mu­rat ola­cak­tır.
Ha­ya­tın­da­ki her şe­yi ve her­ke­si kon­trol et­mek is­ter­ken, in­san­la­ra “do­ku­na­bil­me­yi” unu­tan Nes­rin; onun, an­ne ve ba­ba­sı gi­bi ol­mak is­te­me­yen, asi ruh­lu ama “ka­yıp” oğ­lu Mu­rat; dış gö­rü­nü­şün­de­ki tüm gü­ve­ne kar­şın ha­ya­tın kar­şı­sın­da za­yıf ga­ze­te­ci Gü­zin ve sis­te­min tü­müy­le dı­şın­da kal­ma­yı, ai­le­nin di­ğer üye­le­ri­nin ta­bi­riy­le “pa­ra­zit ya­şam”ı seç­miş Meh­met as­lın­da kent­li top­lu­mun tüm nü­ve­le­ri­ni için­de ba­rın­dı­ran bir bü­yük “mem­le­ket res­mi” oluş­tu­rur. Nus­ret Ha­nım ise Alz­hei­mer’dır; ama unut­mak -bil­has­sa da geç­miş­te eşi­nin onu bı­ra­kıp gi­di­şi­ni- onun bi­linç­li ter­ci­hi­dir as­lın­da. Ai­le­nin di­ğer fert­le­ri­ne gö­re şans­lı­dır, çün­kü onun çı­kıp, ken­di­si­ni bu­la­ca­ğı ya da “kay­be­de­ce­ği” bir da­ğı var­dır.
Pan­do­ra’nın Ku­tu­su, Tsil­la Chel­ton’ın can­lan­dır­dı­ğı, has­ta­la­nın­ca İs­tan­bul’da­ki ço­cuk­la­rı­nın ya­nı­na yer­le­şen “Der­zu Uza­la­va­ri” Nus­ret ka­rak­te­ri­nin kent ha­ya­tı­na uyum­suz­lu­ğu üze­rin­den bir yan­dan ka­pi­ta­list ya­şam tar­zı ve hız­lı kent­leş­me­nin in­san­lar üze­rin­de­ki tah­ri­ba­tı­nı an­la­tır­ken, bir yan­dan da onun ha­fı­za prob­lem­le­ri üze­rin­den geç­mi­şi ha­tır­la­ma­yan ya da ha­tır­la­mak is­te­me­yen “Alz­hei­mer bir top­lum” ale­go­ri­si ku­ru­yor. An­cak Us­ta­oğ­lu’nun bu bü­yük res­mi oluş­tu­rur­ken, tüm ka­rak­ter­le­ri­ni de­rin­leş­tir­me­yi ve on­la­rın mev­cut hal­le­ri­nin se­be­bi hik­me­ti­ni iz­le­yi­ci­ye hissetire­bil­me­yi ba­şar­dı­ğı pek söy­le­ne­mez. Bu an­lam­da Us­ta­oğ­lu’nun son fil­mi­nin “Pan­do­ra’nın ku­tu­su­nu tam aç­ma­dan, so­run­la­rı çöz­me­ye ça­lış­mak”la ma­lul ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. /Hilal Turan

Tavsiye Et
Yurttaş Kane / Citizen Kane DVD
Yönetmen-Senaryo: Orson Welles
Oyuncular: Orson Welles, Nat King Cole
Yapım: ABD, 1941, 119 dk.
 
Si­ne­ma­ya özel­lik­le kur­gu, ka­me­ra açı­la­rı, alan de­rin­li­ği ve mak­yaj gi­bi tek­nik ko­nu­lar­da önem­li ye­ni­lik­ler ge­ti­ren Yurt­taş Ka­ne, sı­fır­dan baş­la­ya­rak zir­ve­ye ula­şan zen­gin med­ya pat­ro­nu Char­les Fos­ter Ka­ne’in çal­kan­tı­lı ha­ya­tı­nı ko­nu alır. Ka­ne’in öl­me­den ön­ce söy­le­di­ği son söz “Ro­se­bud”ın an­la­mı­nı araş­tı­ran genç bir ga­ze­te­ci, ya­kın­la­rıy­la te­mas ku­ra­rak Ka­ne’in geç­mi­şi­ne ta­nık­lık eder. “Ek­sik yap­boz par­ça­sı” gö­re­vi­ni üst­le­nen Ro­se­bud, fil­min me­rak un­su­ru­dur. İk­ti­da­rın do­ğa­sı ve ka­pi­ta­list ya­şam tar­zı­nın in­san te­ki üze­rin­de­ki yıp­ra­tı­cı et­ki­si­ne odak­la­nan film­de, Ro­se­bud hiç­bir za­man ge­ri ge­le­me­ye­cek “ka­yıp ço­cuk düş­ler”inin sim­ge­si­dir.
Si­ne­ma­nın dâhi ço­cu­ğu Or­son Wel­les’in ilk uzun met­raj­lı fil­mi Yurt­taş Ka­ne, ba­şa­rı­lı se­nar­yo­su ve öy­kü an­la­tı­mı, de­rin­lik­li ka­rak­ter ya­ra­tı­mıy­la “si­ne­ma ta­ri­hi­nin en iyi on fil­mi” lis­te­le­rin­de her za­man ilk sı­ra­lar­da yer alan bir kla­sik. /Hilal Turan

Tavsiye Et
Süt
Yönetmen-Senaryo: Semih Kaplanoğlu
Oyuncular: Başak Köklükaya, Melih Selçuk
Yapım: Türkiye, 2008, 102 dk.
 
Se­mih Kap­la­noğ­lu’nun Yu­mur­ta-Süt-Bal üç­le­me­si­nin ikin­ci aya­ğı olan Süt’te, Yu­suf er­gen­lik dö­ne­mi­ni şa­ir ol­ma sev­da­sı ile do­na­tır. Li­se­yi bi­tir­dik­ten son­ra Ege’nin bir ka­sa­ba­sın­da an­ne­siy­le süt ve süt ürün­le­ri sa­ta­rak ha­yat­la­rı­nı de­vam et­ti­rir­ler. Ata­er­kil bir kim­lik­le an­ne­si­nin sır­tın­da­ki yü­kü pay­la­şa­rak pa­zar­lar­da ve ka­pı ka­pı do­la­şa­rak so­kak­lar­da süt sa­tan Yu­suf, so­rum­lu­luk­la­rı ile ha­yal­le­ri ara­sı­na sı­kış­mış­tır. Yu­mur­ta’da şa­ir sı­fa­tıy­la şe­hir­den taş­ra­ya dö­nen ka­rak­ter, Süt’te ye­ni yet­me­lik ha­li ile dik dur­ma­ya ça­lı­şır. Bir şi­i­ri­nin ün­lü bir der­gi­de ya­yın­lan­ma­sı ile an­ne­si­ne da­ir ya­şa­dı­ğı so­rum­lu­luk duy­gu­su­nun kı­rıl­ma­sı eş za­man­lı­dır. An­ne­si­nin is­tas­yon şe­fi ile ya­şa­dı­ğı müp­hem iliş­ki Yu­suf’un iç dün­ya­sın­da tep­ki­sel bir bo­yut ka­za­nır. An­ne­si­nin elin­den alın­ma­sı ile ken­di iç dün­ya­sı­na uy­gun an­lam­lan­dı­rı­la­cak bir ko­puş ya­şar. Ken­di­si­ni fren­le­ye­rek ses­siz ve uzak­tan ta­kip et­ti­ği iliş­ki, ar­zu­la­dı­ğı oto­nom ya­şa­mı­nın ilk ha­ber­ci­si olur ve ha­ya­li­ne yak­la­şır­ken içe­ri­sin­de de­be­len­di­ği dün­ya­nın dı­şı­na doğ­ru güç­lü bir adım atar. Kap­la­noğ­lu, Yu­suf’un ya­şa­dı­ğı iç­sel kıv­ra­nım­la­rı, söz­den uzak­laş­tı­rıp im­ge­le­re yak­laş­tı­rır­ken gö­rü­ne­nin bir adım da­ha öte­si­ne ge­çe­rek me­ta­fi­zik bir bo­yu­ta ula­şır. Süt ile kur­du­ğu ba­ğın va­ro­luş­sal çağ­rı­şım­la­rı, Yu­suf’un iç dün­ya­sı­nın ses­siz­li­ği­ni güç­lü bir me­ta­for ola­rak ku­şa­tır. Açı­lış sah­ne­sin­de çar­pı­cı bir bo­yut­ta iş­le­nen süt ile yı­lan iliş­ki ise ses­siz­li­ğe gö­mü­lü dün­ya­lar­da­ki arın­ma­nın, te­miz­len­me­nin, fe­rah­la­ma­nın bir tem­si­li­dir. Bu arın­ma­nın şi­fa­lı te­za­hü­rü olan Ke­mal ise in­sa­nın içe­ri­si­ne hap­so­lan yı­la­nı çı­kar­tan, ehil­leş­ti­ren, kon­trol al­tın­da tu­tan mis­tik bir gön­der­me ola­rak su­nu­lur.
Süt hem içe­rik hem de bi­çim an­la­mın­da ol­duk­ça zen­gin bir film. Yu­suf’un iç dün­ya­sı­na yap­tı­ğı yol­cu­lu­ğun­da di­ya­log­suz iler­ler­ken bir in­sa­nın ne­re­dey­se ger­çek za­man­lı se­rü­ve­ni­ne or­tak olu­yoruz; sı­kıl­dı­ğı ka­dar sı­kı­lı­yor, se­vin­di­ği ka­dar se­vi­ni­yo­r, boş ver­di­ği ka­dar boş ve­ri­yo­ruz. Bir ka­rak­ter için bi­çi­len sü­re­ye eş za­man­lı ola­rak or­tak ol­du­ğu­muz his­siy­le fil­mi iz­li­yo­ruz. Yö­net­me­nin dün­ya si­ne­ma­sı­na yap­tı­ğı gön­der­me­ler­le zen­gin­leş­tir­di­ği fil­min­de de­ğer­li ola­nı alın­tı­la­mak adı­na Tar­kovs­ki’nin de iz­le­ri­ni gör­mek müm­kün. Se­nar­yo­su ve ge­le­nek­le kur­du­ğu güç­lü ba­ğı sa­ye­sin­de Se­mih Kap­la­noğ­lu’nun film­le­ri, Bal ile bir­lik­te öz­gün bir üç­le­me ola­ca­ğa ben­zi­yor. Yu­suf’un iz­le­me­ye son­dan baş­la­dı­ğı­mız hi­kâ­ye­sin­de Bal ile da­ha ev­ve­li­ne gi­de­ce­ği­mi­zi bi­li­yor ve iz­le­di­ği­miz iki film­den yo­la çı­ka­rak yi­ne im­ge­sel bir an­la­tım­la do­na­tı­la­ca­ğı­nı um­du­ğu­muz Bal’ı me­rak­la bek­li­yo­ruz. /Esra Bulut

Tavsiye Et