Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mayıs 2009) > Kitap
Kitap
Şark Se­ya­ha­ti, İs­tan­bul 1911
Le Cor­bu­si­er
Türk­çe­si: Alp Tü­mer­te­kin
İs­tan­bul: Tür­ki­ye İş Ban­ka­sı Kül­tür Ya­yın­la­rı, 2009
Ba­tı­lı zih­nin, Do­ğu’ya iliş­kin imaj­la­rı­nı bes­le­yen kay­nak­la­rın ba­şın­da, hiç şüp­he­siz ki se­ya­hat­na­me­ler ge­lir. Ba­tı­lı sey­yah­la­rın, Do­ğu’ya uza­nan yol­cu­luk­la­rı­nı an­lat­tık­la­rı se­ya­hat­na­me­le­rin, Ba­tı’da bir dö­nem faz­la­sıy­la il­gi gör­dü­ğü bi­li­nen bir va­kı­a.
Asıl adı Char­les-Edou­ard Je­an­ne­ret olan İs­viç­re­li ün­lü mi­mar Le Cor­bu­si­er’in, 1911 yı­lın­da çık­tı­ğı Do­ğu ge­zi­si­ni an­lat­tı­ğı Şark Se­ya­ha­ti de bu se­ya­hat­na­me­ler­den bi­ri. Dö­ne­min­de pek çok ör­ne­ği bu­lu­nan, ço­ğun­luk­la kur­gu­sal un­sur­lar­dan olu­şan ve “eg­zo­tik Do­ğu” ima­jı­nı bes­le­mek­ten baş­ka pek az ga­ye­si bu­lu­nan se­ya­hat­na­me­le­rin ter­si­ne, Le Cor­bu­si­er’in ese­ri, nis­pe­ten sa­mi­mi bir ba­kış açı­sı­nın ürü­nü.
Geç­ti­ği­miz gün­ler­de İş Ban­ka­sı Kül­tür Ya­yın­la­rı ara­sın­dan çı­kan Şark Se­ya­ha­ti, 20. yüz­yı­lın önem­li bir mi­ma­rı­nın, mi­ma­ri an­la­yı­şı­nın oluş­ma­sı­na da kat­kı yap­mış ge­zi­si­nin dö­kü­mü ile oku­yu­cu­yu kar­şı kar­şı­ya ge­ti­ri­yor.
 

Tavsiye Et
Kons­tan­tin’in Kut­san­mış Şeh­ri / 3 De­vir­de İs­tan­bul
Ön­der Ka­ya
İs­tan­bul: Kü­re Ya­yın­la­rı, 2009
Pa­gan Ro­ma kül­tü­rü­nün göz­be­be­ği “Bi­zan­ti­on”dan Hı­ris­ti­yan “Kons­tan­ti­na­po­lis”e dö­nü­şen, Müs­lü­man­lar­ca fet­he­dil­me­sin­den son­ra meş­hur mev­zu ha­dis­le­re bi­le ko­nu ola­cak bir ka­lı­cı­lık­la İs­lam’a ve Müs­lü­man­la­rın hü­küm­ran­lı­ğı­na sah­ne olan İs­tan­bul, bu uzun Müs­lü­man geç­mi­şi se­be­biy­le bu­gün bir İs­lam şeh­ri si­lüe­ti ta­şı­yor. İs­tan­bul, çok din­li kül­tür mi­ra­sı ve si­ya­si-stra­te­jik öne­miy­le bir­lik­te, ih­ti­şa­mı­nın ka­zan­dır­dı­ğı iti­ba­rın ya­nın­da ev sa­hip­le­ri­ne ta­şın­ma­sı güç bir yük de ar­ma­ğan edi­yor: So­nu gel­mez bir düş­man pa­ra­no­ya­sı. Bu pa­ra­no­ya­nın et­ki­siy­le de şeh­rin İs­lam ön­ce­si bin yıl­lık Bi­zans dö­ne­mi ve bu dö­ne­me ait kül­tür mi­ra­sı ço­ğun­luk­la üvey ev­lat mu­ame­le­si gö­rü­yor.
Kü­re Ya­yın­la­rı’nın şe­hir ta­ri­hi se­ri­si­nin ikin­ci ki­ta­bı Kons­tan­tin’in Kut­san­mış Şeh­ri, Bi­zans dö­ne­mi İs­tan­bul’unun eser­le­ri­ne ve şeh­rin bu dö­ne­mi­nin mi­to­lo­jik ve ta­ri­hî ar­ke­olo­ji­si­ne ışık tu­tan bir in­ce­le­me. Tür­ki­ye Ya­zar­lar Bir­li­ği ta­ra­fın­dan Şe­hir Ki­tap­la­rı da­lın­da 2008 yı­lı ödü­lü­ne la­yık gö­rü­len eser, zen­gin gör­sel mal­ze­me­si ve oku­nak­lı ta­sa­rı­mıy­la gü­ve­ni­lir bir ge­zi reh­be­ri ni­te­li­ği de ta­şı­yor. Ki­ta­bın baş­lık­la­rın­dan ba­zı­la­rı şu şe­kil­de: “Kör­ler ül­ke­sin­den Ka­dı kö­yü­ne”, “İs­tan­bul’a sem­bol olan ba­lık: Pa­la­mut”, “Kons­tan­ti­no­po­lis’in tıl­sım­lı anıt­la­rı”, “Kons­tan­ti­no­po­lis’te uçuş de­ne­me­si ya­pan ilk Türk”.
İlk yer­le­şim ye­ri sa­yı­lan bu­gün­kü Sa­ray­bur­nu ci­va­rın­da­ki “Bi­zan­ti­on” şeh­rin­den Fa­tih’in İs­tan­bul’una ka­dar­ki dö­ne­mi, bi­rin­ci el ta­rih kay­nak­la­rı­na da­ya­lı hi­kâ­ye­ci bir üs­lup­la ele alan Ön­der Ka­ya, ta­ma­mı üç ki­tap­tan olu­şa­cak se­ri­nin ilk ki­ta­bı­nı, “Bü­tün yol­la­rın ne­den Ro­ma’ya çık­tı­ğı­nı” me­rak eden oku­run be­ğe­ni­si­ne su­nu­yor. Üç­le­me­nin, Os­man­lı ve Cum­hu­ri­yet dö­ne­mi İs­tan­bul’unu ko­nu ala­cak di­ğer iki ki­ta­bı da önü­müz­de­ki gün­ler­de yi­ne Kü­re Ya­yın­la­rı’ndan çı­ka­cak.

Tavsiye Et
Bizim Külliye
Bizim Külliye
Üç Aylık Kültür Sanat Dergisi
Sayı: 39, Mart-Nisan-Mayıs 2009
 
Hintli tarihçi Ranajit Guha, “Tarihçiler, anlatılarını ‘tarihsiz halklar’ın geçmiş deneyimlerini ve gündelik hayatın tarihselliğini içerecek hale nasıl getirebilirler?” sorusunu, “En başta edebiyattan” diye cevaplandırsa da “edebiyat” ve “tarih” kelimelerinin yan yana gelmesi bir dizi bakış açısını da beraberinde getiriyor. “Tarihsel hakikat” ile “kurgusal gerçek” etrafında gelişen ve bu çerçevede geleneksel tarih kuramından post-modern tarih yaklaşımına, türün alıştığımız örneklerinden fantastik misallerine, Reşad E. Koçu’dan İhsan O. Anar’a değin hayli yazılıp çizilen bu mevzu pek irtifa kaybedeceğe benzemiyor. Bir yanda, tarih anlatılarının en nihayetinde edebiyat metinleri gibi kurgulandığını, bunun da nesnellik iddiasını boşa çıkardığını varsayanlar var. Bir yanda, edebiyatın bir oyuna dönüşmesinin Türk edebiyatının sosyolojik damarını iyice zayıflatacağını savunanlar, “geçmişin imha edilmesi”ne dikkat çekenler, post-modern romanlardaki kurgusal tarihin sorgulanmaksızın ve ciddi bilgiler biçiminde tüketildiğini iddia edenler. Beri yanda, (Erol Köroğlu’nun ifadesiyle) bugün Türkiye’de kendini tarih olarak satan tarihsel romanın hayaleti dolaşıyor ve kendini hakikat olarak sunan bu türdeki romanlar bir yandan da düşmanlıkları körüklüyor.
Daha başka kulvarlarda da sürüp giden bu tartışma Bizim Külliye dergisinin 39. sayısının kapak konusu. İzzetpaşa Vakfı’nın çatısı altında, Elazığ’dan yayınlanan dergi ilk defa 1999 Nisan’ında görücüye çıktı. Bu sayıda, (edebiyat kefesini biraz daha ağır tutarak) tarih ve edebiyatın ayrılmaz bütünlüğü tezine ağırlık veren yazılar, konu etrafında İnci Enginün ve Ataol Behramoğlu ile yapılmış röportajlar bulunuyor. Suat Bulut, “Tarihi Anlamak” adlı yazısında tarihçiliğimizin “objektivite fetişizmi” ile “vakanüvislik” arasına sıkıştığını belirtmiş. Emrah Gürsu, Melih C. Anday’ın şiirlerindeki anakronistik tarih anlayışına değinmiş. Özcan Bayrak, Haldun Taner’in “Lütfen Dokunmayın” adlı oyununu tarih ve edebiyat bağlantısı çerçevesinde değerlendirmiş. Dosya dışı yazılar, şiir ve öykü denemeleri, kitap tanıtımları da dergide önemli yekûn tutuyor.
39. sayıda çoğunlukla klasik tarihî romanlardan örnekler sunulması, post-modern tarih anlayışına bağlı kalınarak yazılmış roman örneklerine, dosyanın devam edeceği duyurulan 40. sayıda yer verileceği izlenimini uyandırıyor.

Tavsiye Et
Zor ve Rıza
Kud­ret Bül­bül
An­ka­ra: Kü­re Ya­yın­la­rı, 2009
Ül­ke­miz en­te­lek­tü­el ha­ya­tı söz ko­nu­su ol­du­ğun­da, kü­re­sel­leş­me li­te­ra­tü­rü­ne yö­ne­lik ar­tan bir il­gi­den bah­set­mek müm­kün. Özel­lik­le son dö­nem­de, ge­rek ke­mi­yet ge­rek­se key­fi­yet açı­sın­dan dik­ka­te de­ğer ça­lış­ma­lar ar­dı ar­dı­na oku­yu­cu­ya su­nu­lu­yor. Ya­pı­lan çe­vi­ri­le­rin sa­yı­la­rın­da­ki ve ka­li­te­le­rin­de­ki ar­tış ka­dar, te­lif eser­le­rin art­ma­sıy­la da ken­di­si­ni gös­te­ren bir ha­re­ket­li­lik bu.
Bu çer­çe­ve­de yap­tı­ğı ça­lış­ma­lar­la öne çı­kan isim­ler­den bi­ri­si Kud­ret Bül­bül. Bül­bül, geç­ti­ği­miz ay­lar­da, kü­re­sel­leş­me ko­nu­su­nun önem­li me­tin­le­ri­ni Türk­çe­ye ka­zan­dı­ran Kü­re­sel­leş­me, Te­mel Me­tin­ler ad­lı ça­lış­ma­nın edi­tör­lü­ğü­nü üst­len­miş­ti. Geç­ti­ği­miz gün­ler­de Kü­re Ya­yın­la­rı’ndan çı­kan Zor ve Rı­za ise ya­za­rın bu ko­nu­da­ki te­lif ça­lış­ma­sı ola­rak en­te­lek­tü­el ha­ya­tı­mız­da­ki ye­ri­ni al­dı.
Dok­to­ra ça­lış­ma­sı­nı da kü­re­sel­leş­me ko­nu­su­na has­ret­miş olan ya­za­rın, ko­nu üze­rin­de­ki cid­di bi­ri­ki­mi­nin yan­sı­ma­sıy­la oluş­muş eser, pek çok yön­den il­gi çe­ki­ci özel­lik­le­ri bün­ye­sin­de ba­rın­dı­rı­yor. Bu özel­lik­le­rin ba­şın­da, ese­rin bir yan­dan kü­re­sel­leş­me ko­nu­su­na iliş­kin baş­lan­gıç dü­ze­yin­de­ki ku­ram­sal ve kav­ram­sal tar­tış­ma­la­ra yer ver­me­si, di­ğer yan­dan da ko­nu­yu Tür­ki­ye’yi mer­ke­ze alan bir çer­çe­ve­ye oturt­ma ça­ba­sı ge­li­yor. Kü­re­sel­leş­me­ler Ara­sın­da Tür­ki­ye alt baş­lı­ğı ile ya­yın­la­nan ça­lış­ma, kü­re­sel­leş­me­ye iliş­kin ge­nel, si­ya­sal ve kül­tü­rel yak­la­şım­la­rı de­ğer­len­dir­me­ye ta­bi tu­ta­rak, Tür­ki­ye’de kü­re­sel­leş­me tec­rü­be­si­nin na­sıl al­gı­lan­dı­ğı­nı or­ta­ya koy­ma­ya ça­lı­şı­yor. Bu­nun için, mil­let­ve­kil­le­ri ve ay­dın­lar­la ya­pı­lan gö­rüş­me­ler­le, bir yan­dan ko­nu­nun Tür­ki­ye aya­ğı­nı oluş­tur­ma­ya ça­lı­şan eser, ay­nı za­man­da kü­re­sel­leş­me sü­reç­le­ri­ne iliş­kin fark­lı de­ğer­len­dir­me­le­ri, sağ­lam bir teo­rik çer­çe­ve içe­ri­sin­de sor­gu­la­ya­rak, ye­ni bir pers­pek­tif ge­liş­tir­me­ye ça­lı­şı­yor.

Tavsiye Et
Beşeri Bilimler
Ge­or­ge Mak­di­si
Türk­çe­si: Ha­san Tun­cay Ba­şoğ­lu
İs­tan­bul: Kla­sik, 2009
Ge­or­ge Ab­ra­ham Mak­di­si, İs­lam hu­ku­ku, te­olo­ji­si, İs­la­mi eği­tim ve İs­la­mi ku­rum­lar ala­nın­da uz­man­la­şan, ken­di je­ne­ras­yo­nu­nun en ön­de ge­len ilim adam­la­rın­dan bi­ri. 2002 yı­lın­da ve­fat eden Mak­di­si, Lüb­nan’dan ABD’ye göç eden, Arap asıl­lı Hı­ris­ti­yan bir ai­le­ye men­sup. Özel­lik­le mü­es­se­se ve bel­ge ta­rih­çi­li­ği ko­nu­la­rın­da yet­kin bir isim ola­rak te­ma­yüz eden ilim ada­mı, ça­lış­ma­la­rın­da, İs­lam dü­şün­ce­si­nin kla­sik ça­ğı­na ve bu dö­nem­de üre­ti­len me­tin­le­re yo­ğun­la­şır.
Ya­za­rın Kla­sik Ya­yın­la­rı’ndan çı­kan ese­ri Be­şe­ri Bi­lim­ler (The Ri­se of Hu­ma­nism), da­ha ön­ce Or­ta­çağ’da Yük­sek Öğ­re­tim adıy­la Türk­çe­de ya­yın­lan­mış olan, The Ri­se of the Col­le­ges’in de­va­mı ni­te­li­ğin­de. İlk ça­lış­ma­da esas iti­ba­rıy­la sko­las­tik ha­re­ket ile bu ha­re­ke­tin tem­sil­ci­le­ri, mü­es­se­se­le­ri gi­bi ko­nu­la­rı in­ce­le­yen Mak­di­si, Be­şe­ri Bi­lim­ler’de hü­ma­niz­min or­ta­ya çı­kı­şı­nı ve mü­es­se­se­le­ri­ni ma­sa­ya ya­tı­rır. İs­lam’ın kla­sik ça­ğın­da ve Hı­ris­ti­yan Ba­tı’da be­şe­ri bi­lim­le­rin or­ta­ya çı­kı­şı­nı ko­nu alan bu ça­lış­ma­da Mak­di­si’nin al­tı­nı çiz­di­ği en önem­li te­ma, Ba­tı’da iki önem­li ha­re­ket olan sko­las­ti­sizm ve hü­ma­niz­min, esa­sen Müs­lü­man dün­ya­da or­ta­ya çık­tı­ğı ve ora­dan Ba­tı’ya in­ti­kal et­ti­ği yö­nün­de.
Bu­na gö­re ge­rek sko­las­ti­siz­min ge­rek­se hü­ma­niz­min or­ta­ya çı­kış ve ge­li­şim dö­nem­le­ri 7. asır­dan 14. as­ra ka­dar uza­nır ve her iki ha­re­ket de İs­lam âle­mi­nin do­ğu­sun­da baş­la­ya­rak, İs­pan­ya ve Si­cil­ya’ya, ora­dan da Hı­ris­ti­yan Ba­tı’nın di­ğer kı­sım­la­rı­na ya­yı­lır. Bu da gös­ter­mek­te­dir ki bu­gün Ba­tı me­de­ni­ye­ti ola­rak ad­lan­dı­rı­lan ya­pı­nın, ken­di­si­ni an­lam­lan­dır­ma nok­ta­sın­da baş­vur­du­ğu iki önem­li kül­tü­rel öğe, İs­lam me­de­ni­ye­ti­nin kül­tü­rel mi­ra­sı ile cid­di bir ben­zer­lik ve de­vam­lı­lık iliş­ki­si için­de­dir.
Mak­di­si’nin di­le ge­tir­di­ği bu ve ben­ze­ri tez­ler, Av­ru­pa mer­kez­li ba­kış açı­sı­na sa­hip ilim adam­la­rı ta­ra­fın­dan fark edil­me­yen ya­hut bi­linç­li ola­rak gör­mez­den ge­li­nen iliş­ki ve bağ­lan­tı­la­rı ön pla­na çı­kar­ma­yı ge­rek­li kıl­mış­tır. Bü­tün bun­lar, Mak­di­si’nin aka­de­mik çev­re­ler­de bir “mit-yı­kı­cı” ola­rak ta­nın­ma­sı­na se­bep ol­muş­tur.
Be­şe­ri Bi­lim­ler, Or­ta­çağ İs­lam ve Ba­tı dün­ya­sı­na ve ta­ri­hin söz ko­nu­su di­li­mi­nin bu­gü­ne et­ki­le­ri­ne da­ir kap­sam­lı bir da­ğar­cık oluş­tur­mak is­te­yen­le­rin mu­hak­kak baş­vur­ma­sı ge­re­ken kıy­met­li bir ça­lış­ma.

Tavsiye Et
Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce
Cilt: 9 / Dö­nem­ler ve Zih­ni­yet­ler
Edi­tör: Ömer La­çi­ner
İs­tan­bul: İle­ti­şim Ya­yın­la­rı, 2009
İle­ti­şim Ya­yın­la­rı’nın uzun so­luk­lu di­zi­si, Mo­dern Tür­ki­ye’de Si­ya­si Dü­şün­ce An­sik­lo­pe­di­si’nin 9. cil­di okur­la bu­luş­tu. Dö­nem­ler ve Zih­ni­yet­ler baş­lı­ğı ile ya­yın­la­nan son cilt, Türk si­ya­si ha­ya­tı­na dam­ga­sı­nı vu­ran bel­li zih­ni­yet­le­ri, bu zih­ni­yet­le­rin ta­şı­yı­cı­sı olan ba­zı ak­tör­le­ri ve be­lir­gin özel­lik­le­ri ile ön pla­na çı­kan ki­mi dö­nem­le­ri in­ce­le­me ko­nu­su ya­pı­yor.
Mil­li­yet­çi­lik, sağ, sol, dev­let zih­ni­ye­ti, Kürt so­ru­nu, la­ik­lik, İs­lam­cı­lık, med­ya, sa­nat, ede­bi­yat, top­lum­sal cin­si­yet, ta­bu­lar gi­bi bir­bi­rin­den önem­li ko­nu­la­rı ma­sa­ya ya­tı­ran ça­lış­ma, ya­kın dö­nem Türk si­ya­si ha­ya­tı­na da­ir baş­vu­ru­la­cak önem­li bir kay­nak eser.

Tavsiye Et
Aydaki Kadın
Ah­met Ham­di Tan­pı­nar
İs­tan­bul: Der­gah Ya­yın­la­rı, 2009
Uyan­dım. Uya­nı­yo­rum. Zih­nin oyu­nu bit­ti. Şim­di ken­di ka­pım­da­yım. Bi­raz son­ra içe­ri­ye, ora­dan dün­ya­ya gi­re­ce­ğim.”
Ah­met Ham­di Tan­pı­nar, yir­mi dört sa­at­lik bir za­man di­li­min­de ge­çen Ay­da­ki Ka­dın ro­ma­nı­na bu cüm­le­ler­le baş­lı­yor. İlk bas­kı­sı 1987 yı­lın­da ya­pı­lan ro­man, yir­mi kü­sur yıl son­ra Der­gâh Ya­yın­la­rı ta­ra­fın­dan ye­ni bir bas­kıy­la ede­bi­yat li­te­ra­tü­rü­mü­ze ka­zan­dı­rıl­dı.
Tan­pı­nar, 1954’te ken­di­siy­le ya­pı­lan bir rö­por­taj­da bu ro­ma­nın­dan şöy­le bah­se­der: “Ay­da­ki Ka­dın di­ye bun­dan (Sa­at­le­ri Ayar­la­ma Ens­ti­tü­sü) çok ay­rı, çok baş­ka, da­ha de­rin ve fer­di me­se­le­le­ri ele alan bir ro­ma­nım var. Fa­kat ne za­man bi­ti­re­ce­ği­mi bil­mi­yo­rum.” Tan­pı­nar’ın dört bin say­fa­lık met­ru­ka­tı çok son­ra­la­rı, 1997 yı­lın­da 59 ya­şın­da ve­fat eden ta­le­be­si Gü­ler Gü­ven’in eser üze­rin­de­ki ta­mam­la­yı­cı ça­lış­ma­sı so­nu­cun­da ha­yat bul­du. Gü­ven, ki­ta­bın so­nu­na Tan­pı­nar’ın bu ro­man­la il­gi­li ha­zır­la­dı­ğı fark­lı tas­lak­la­rı da ek­le­ye­rek üze­ri­ne al­dı­ğı so­rum­lu­lu­ğun ma­ze­re­ti­ni be­yan et­mek­te ve bu te­şeb­bü­sü­nün se­be­bi­ni şöy­le ifa­de et­mek­te: “Tan­pı­nar ha­yat­ta ol­say­dı ro­ma­nı­nın bu ha­liy­le ba­sıl­ma­sı­na kat­la­na­maz­dı. Ama biz­ler bu ya­pıt­tan bü­tü­nüy­le nok­san kal­mak ye­ri­ne bi­ze ka­lan­la ye­tin­mek zo­run­da­yız.”
Tan­pı­nar’ın da­ha çok si­ya­si bir ro­man ola­rak kur­gu­la­dı­ğı Ay­da­ki Ka­dın, yi­ne Der­gâh Ya­yın­la­rı ta­ra­fın­dan ge­çen yıl ba­sı­lan Gün­lük­le­rin Işı­ğın­da Tan­pı­nar’la Baş­ba­şa adı al­tın­da der­le­nen mek­tup­la­rı­nı oku­yan­lar­ca ko­lay­ca fark edi­le­bi­le­ce­ği gi­bi ya­za­rın ken­di ha­ya­tın­dan hi­kâ­ye­cik­ler de içe­ri­yor. Bir dö­nem Kah­ra­man­ma­raş mil­let­ve­kil­li­ği ya­pan Tan­pı­nar bu ki­ta­bın­da, dö­ne­min si­ya­si at­mos­fe­ri­ni de­şif­re eden tah­lil ve tas­vir­ler­den ka­çın­mı­yor.
Ya­zar ta­ra­fın­dan an­cak üç­te iki­si ta­mam­la­na­bil­miş bu ki­tap, bi­çim, dil ve üs­lup açı­sın­dan kla­sik Tan­pı­nar ro­ma­nı ni­te­li­ğin­de. Ek­sik ka­lan ta­raf­la­rıy­sa Gü­ler Gü­ven ta­ra­fın­dan Tan­pı­nar’ın gün­lük­le­rin­den ve ki­ta­bın fark­lı kop­ya­la­rın­dan ek­le­me­ler ya­pı­la­rak müm­kün mer­te­be ta­mam­lan­ma­ya ça­lı­şıl­mış. Söz ko­nu­su ki­ta­bın ya­za­rı ar­tık ro­ma­nı­nı ta­mam­la­ma ih­ti­ma­li kal­ma­yan ve Türk Ede­bi­ya­tı’nın mi­henk taş­la­rın­dan bi­ri sa­yı­lan Tan­pı­nar olun­ca, bu son ese­ri­ne ulaş­mış ol­mak da­hi biz­ler için önem­li bir ka­za­nım.

Tavsiye Et