Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mayıs 2009) > Ankara Havası
Ankara Havası
Ergenekon’dan çıkış; bir kez daha!
Er­ge­ne­kon ope­ras­yon­la­rı baş­la­dı­ğı an­dan iti­ba­ren ku­la­ğa çok­ça ça­lı­nan bir cüm­le var: “Efen­dim, bun­lar (sav­cı, hü­kü­met fi­lan) Türk ta­ri­hi­ne mal ol­muş kav­ram­la­ra sal­dı­rı­yor, on­la­rın içi­ni bo­şal­tı­yor­lar.”
Ney­miş, Er­ge­ne­kon, ta­ri­hi­mi­zin önem­li bir dö­nüm nok­ta­sı­na denk ge­len, Türk mil­le­ti­nin ye­ni­den var ol­ma­yı ba­şar­dı­ğı ola­yın ko­nu edil­di­ği des­ta­nın adıy­mış.
Ha­tır­la­na­ca­ğı üze­re 1930’lar­da Os­man­lı ve İs­lam dö­ne­mi­ni aşıp Şa­ma­nist Or­ta As­ya dö­ne­mi­ne uzan­ma­yı he­def­le­yen bir ta­rih ta­sav­vu­ru maa­rif eliy­le da­ya­tı­lı­yor­du. Bir­den­bi­re Cen­giz, Ti­mur, Oğuz, Me­te gi­bi isim­ler ço­cuk­la­ra ve­ril­me­ye; hat­ta ku­rum ve yer ad­la­rın­da Eti, Sü­mer, Hi­tit uy­gar­lık­la­rı­na atıf­lar ya­pıl­ma­ya baş­lan­mış­tı. Öy­le ki, İs­lam dün­ya­sı­nı ka­sıp ka­vu­ran Mo­ğol or­du­la­rı­nın Ayn Ca­lut Sa­va­şı’nda Ku­tuz ve Bay­bars’a ye­ni­len ko­mu­tan­la­rın­dan Esen­bo­ğa’nın adı An­ka­ra’da ha­va­li­ma­nı­na ve­ri­le­rek ya­şa­tıl­dı.
Bu ara­da Me­zo­po­tam­ya uy­gar­lık­la­rı­nın tü­re­yiş des­tan­la­rın­dan mül­hem tü­re­ti­len ef­sa­ne­le­rin en coş­ku­lu­su Er­ge­ne­kon’du.
Fa­kat gel gör ki, Er­ge­ne­kon, ef­sa­ne­de­ki ha­liy­le de pek ma­tah bir şey de­ğil­di. Zi­ra di­şi kurt Ase­na’nın (Şim­di­ki genç­ler, Ase­na de­yin­ce, da­ha çok dan­söz ola­nı­nı ha­tır­la­ya­cak­tır; bu da kur­gu­sal ta­rih pro­je­si­nin ba­şa­rı­sı hak­kın­da ipu­cu ol­sun!) pe­şi­ne ta­kı­lan De­mir­ci ve onu iz­le­yen Türk­ler, Er­ge­ne­kon ad­lı do­ğal ha­pis­ha­ne­den çık­ma­ya ça­lı­şı­yor­du.
De­ği­şen pek bir şey yok; bu­gün­ler­de mil­let­çe Er­ge­ne­kon’un te­rör çem­be­rin­den çık­ma­ya ça­lı­şı­yo­ruz.
Her­hal­de bir mi­len­yum son­ra­ki ne­sil­ler, bu­gün ya­şa­nan­la­rı İkin­ci Er­ge­ne­kon ef­sa­ne­si ola­rak ana­cak­lar.
Ta­bi­i çı­kı­şı ba­şa­ra­bi­lir­sek…

Tavsiye Et
Baygın Ekşi’den saygın kişi muhabbeti
An­ka­ra Göl­ba­şı ve çev­re­sin­de gö­mü­lü cep­ha­ne­ler bu­lun­du­ğu za­man “Su­sur­luk cep­ha­ne­li­ği” de­miş­ler­di. Zi­ra si­lah­lar ve bom­ba­la­ra Su­sur­luk sa­nı­ğı özel ha­re­kât­çı İb­ra­him Şa­hin’in evin­de ele ge­çi­ri­len kro­ki­ler­den yo­la çı­kı­la­rak ula­şıl­mış­tı. İşi bi­len­ler, bu­nun bü­yük res­mi ka­mu­oyu­nun dik­ka­tin­den ka­çır­mak is­te­yen odak­lar ta­ra­fın­dan ya­pı­lan bir ma­ni­pü­las­yon ol­du­ğu­nun far­kın­day­dı el­bet.
İs­tan­bul Poy­raz­köy’de­ki İs­tek Vak­fı ara­zi­sin­de çı­kan cep­ha­ne­lik ise, in­san­da ta­ma­men “la­ik” bir in­ti­ba uyan­dı­rı­yor. En azın­dan Su­sur­luk ile il­gi­si ol­ma­dı­ğı ke­sin. Da­ha doğ­ru­su, Su­sur­luk ile il­gi­si “bü­yük re­sim” için­de an­lam­lı ha­le ge­li­yor.
Ne var ki, mat­bu­at ale­min­de ar­tık ek­şi söz­lük ya­za­rı ka­dar bi­le dik­ka­te alın­ma­yı hak et­me­yen Ek­şi ya­za­rın gü­lünç ka­çan ma­ni­pü­las­yon ça­ba­la­rı sü­rü­yor. Ami­ral ge­mi­si­nin dü­me­nin­de­ki Er­tuğ­rul Kap­tan ise böy­le du­rum­lar­da ha­va­yı kok­lar; fır­tı­na­yı, bu­lu­tu yok­lar­dı. Bu kez o da Ek­şi ya­zar gi­bi yap­tı; Da­lan cep­ha­ne­li­ği­ne da­lı­ver­di.
Baş­la­dı mı bir bay­gın ki­şi­den bık­tı­rı­cı say­gın ki­şi mu­hab­be­ti da­ha!
Bir de “Bu ka­dar­cık si­lah­la ne ola­cak, dar­be mi ya­pı­la­cak, or­du mu do­na­tı­la­cak?” tü­rü tah­fif­ler yok mu; du­ru­mu, gü­lünç ol­ma­nın öte­sin­de si­nir bo­zu­cu bir ha­le so­ku­yor.
So­rar­lar ada­ma: Uğur Mum­cu cep­ha­ne­lik­le mi kat­le­dil­di? Bir­kaç gram plas­tik pat­la­yı­cı yet­me­di mi?
Ya Ah­met Ta­ner Kış­la­lı, Ne­cip Hab­le­mi­toğ­lu, Hrant Dink ve on­lar­ca­sı… Ça­ka­ral­maz bom­ba dü­ze­nek­le­ri ya da te­ti­ğe ba­sın­ca mer­mi­yi nam­lu­dan fır­la­ta­bi­len si­lah­lar­la öl­dü­rül­me­di­ler mi?
HSBC, Si­na­gog ve İn­gi­liz Kon­so­los­lu­ğu sal­dı­rı­la­rı, güb­re ya­pı­mın­da kul­la­nı­lan mal­ze­me­ler­le imal edil­miş bom­ba­lar kul­la­nı­la­rak ger­çek­leş­ti­ril­me­di mi?
Mem­le­ket­te ka­os çı­kar­mak, se­çil­miş hü­kü­me­ti de­vir­mek için or­du kur­ma­ya ge­rek yok.
Bir­kaç bom­ba pat­la­tır, ay­dın öl­dü­rür; son­ra da ka­la­ba­lık­la­rı so­ka­ğa dö­küp “ku­rul­muş or­du”yu gö­re­ve ça­ğı­rır­sı­nız, olur bi­ter.
Siz de ne hik­met­se en ön­de saf tu­tar­sı­nız. Hem ay­dın ce­na­ze­le­rin­de hem de dar­be çağ­rı­la­rın­da…

Tavsiye Et
Biraz da “Antalya Havası” olsun
An­ka­ra ha­va­sı de­nin­ce ak­la da­ha çok Sin­can’a öz­gü oyun ha­va­la­rı ge­lir. An­tal­ya ha­va­sı ise, sa­nı­rım “ha­va” söz­cü­ğü­nün çok kul­la­nı­lan an­la­mı­na da­ha ya­kın bir ni­te­li­ği işa­ret edi­yor. O ba­kım­dan An­tal­ya’nın ha­va­sı yaz-kış Tür­ki­ye’nin ge­ne­lin­den fark­lı­dır.
AK Par­ti ada­yı Men­de­res Tü­rel’in be­le­di­ye baş­kan­lı­ğı­nı kay­bet­me­si şeh­rin si­ya­si ha­va­sı­nı da epey­ce de­ğiş­tir­miş. Hat­ta An­tal­ya’dan ge­len se­çim so­nu­cu Baş­ba­kan Er­do­ğan’ın bi­le ha­va­sı­nı de­ğiş­tir­di; ne­re­dey­se “Bu halk man­tık­lı de­ğil” ben­ze­ri Mon­şer, ha­di adı­nı tam ko­ya­lım, Onur Öy­men tep­ki­si ver­dir­ti­yor­du Baş­ba­kan’a.
Rast­la­dı­ğım pek çok An­tal­ya­lı, tu­haf bir bi­çim­de, “As­lın­da Men­de­res’e oy ve­re­cek­tim, ama eze­rek ka­zan­ma­sın di­ye Ho­ca’ya (Mus­ta­fa Akay­dın) ver­dim” di­yor.
Za­ten Tü­rel’in kay­bet­me­sin­den çok, Akay­dın’ın ka­zan­ma­sı olay ol­du. An­tal­ya’da, CHP’li­ler ara­sın­da bi­le Akay­dın’ın be­le­di­ye­ci­lik­te her­han­gi bir ba­şa­rı ka­za­na­ma­ya­ca­ğı­nı dü­şü­nen­ler var. Ni­ye oy ver­dik­le­ri­ni so­run­ca da Men­de­res Tü­rel’in halk­tan ko­puk, dar bir çev­re ile iliş­ki ku­ran yö­ne­ti­ci­lik tar­zın­dan ra­hat­sız ol­duk­la­rı­nı söy­lü­yor­lar.
Oy­sa Tü­rel, ulu­sal ba­sın­da çok olum­lu bir be­le­di­ye baş­ka­nı pro­fi­li çi­zi­yor­du. Bu­nu da “imaj ma­ker”la­ra ve ulu­sal ba­sı­nın ön­de ge­len ga­ze­te­ci­le­ri nez­din­de ya­pı­lan rek­lâm ça­lış­ma­la­rı­na bağ­lı­yor şe­hir­de­ki in­san­lar.
Ni­te­kim tam o gün­ler­de Va­tan’dan Ay­dın Ayay­dın, Men­de­res Tü­rel’i Tu­rizm Ba­kan­lı­ğı kol­tu­ğu­na ya­kış­tı­rı­ver­di.
Ga­li­ba “imaj ma­ker”lar uğ­ra­şıp bir imaj çi­zer­ken, halk da çi­zi­ve­ri­yor üs­tü­nü.
Hiz­met ver­sen bi­le alı­yor; ama “üs­tü kal­sın” di­yor. Çiz­miş bir ke­re…

Tavsiye Et
Asker ne der?
Baş­ba­kan’ın sa­bık ba­sın da­nış­ma­nı Akif Be­ki, en çok mu­ha­bir­le­rin ak­re­di­tas­yo­nu­nun ip­ta­li uy­gu­la­ma­sıy­la tar­tı­şıl­mış­tı. Za­ten Ra­di­kal’de kö­şe yaz­ma­ya baş­la­yın­ca, du­ru­mu gör­mez­lik­ten gel­me­di; “ma­sa­nın kar­şı ta­ra­fı”na ge­çer geç­mez tav­rı­nı açık­la­dı: “Bi­rey­sel ak­re­di­tas­yo­na evet. Ku­rum­sal ak­re­di­tas­yo­na ha­yır.”
An­cak Mil­li­yet mu­ha­bi­ri Ab­dul­lah Ka­ra­kuş, An­ka­ra 9. İda­re Mah­ke­me­si’nde aç­tı­ğı da­va­yı ka­zan­dı ve ak­re­di­tas­yon kar­tı­nın ye­ni­len­me­si için Baş­ba­kan­lı­ğa baş­vur­du. Mah­ke­me­nin ku­rum­sal ak­re­di­tas­yon ko­nu­sun­da ne dü­şün­dü­ğü­nü bil­mi­yo­ruz; ama bi­rey­sel ak­re­di­tas­yon ko­nu­sun­da Be­ki gi­bi dü­şün­me­di, öz­gür­lük­çü bir ka­rar ver­di. So­nuç­ta bu işi te­miz­le­mek, Be­ki’nin ha­le­fi Ke­mal Öz­türk’e ka­la­cak gö­rü­nü­yor.
Be­nim me­ra­kım ise baş­ka: Ge­nel­kur­may ka­rar­gâ­hı­na bi­rey­sel ola­rak da ku­rum­sal ola­rak da gi­re­me­yen ba­sın men­sup­la­rı ve ku­rum­la­rı An­ka­ra 9. İda­re Mah­ke­me­si’nin ka­pı­sı­nı aşın­dır­sa, ka­rar ne olur? Ya da ka­rar yi­ne “ip­tal” çı­kar­sa, so­nuç ne olur?
Ha­ni Ak­şem­sed­din ile II. Mu­rat ara­sın­da ge­çen meş­hur “Pe­der ne der, ka­der ne der?” mu­hab­be­ti var­dır ya…
As­ker ne der?

Tavsiye Et
Avicenna kadar başınıza taş...
Kur­tu­luş Ka­ya­lı Ho­ca’nın de­yi­miy­le, hi­kâ­ye şu: Baş­ba­kan Er­do­ğan’a Al­man­ya’nın Hes­sen Eya­le­ti Baş­ba­ka­nı Ro­land Koch ta­ra­fın­dan Avi­cen­na Hoş­gö­rü Ödü­lü ve­ri­le­cek­miş. La­kin “Bu adam ken­di ül­ke­sin­de da­hi hoş­gö­rü­yü sağ­la­ya­ma­dı” de­yu Al­man­ya’da­ki par­ti­ler bir­le­şip bu işe kar­şı çık­mış. SPD’nin Türk kö­ken­li mil­let­ve­ki­li La­le Ak­gün de Er­do­ğan’ın ödü­lü al­ma­sı­na kar­şı çı­kan­la­rın ba­şı­nı çe­ki­yor­muş.
Bu­ra­ya ka­da­rı ha­ki­ka­ten hi­kâ­ye ol­du. Ge­ri­si şöy­le: Bu ola­ya pek se­vi­nen Hür­ri­yet, “Er­do­ğan Al­man­ya’yı bir­leş­tir­di” baş­lı­ğı­nı at­tı ve “oh ol­sun” kı­va­mın­da bir üs­lup­la Türk okur­la­rı ha­ber­dar et­ti.
Yal­nız Hür­ri­yet mu­ha­bi­ri (ya da edi­tör ar­ka­daş) bo­yu­nu aşan bir işe gi­riş­ti ve Avi­cen­na’yı Türk okur­la­ra ta­nıt­tı. Na­sıl mı?
Hür­ri­yet’in cüm­le­le­riy­le ay­nen aşa­ğı­da­ki gi­bi:
“Hoş­gö­rü ödü­lü olan Avi­cen­na Ödü­lü adı­nı 980-1030 yıl­la­rı ara­sın­da ya­şa­mış olan Pers­li tıp ada­mı ve fi­lo­zof Aiv­cen­na’dan alı­yor.”
Ya­zım yan­lış­la­rı­nı boş ve­re­lim de, İbn Si­na’dan bi­ha­ber bu ar­ka­daş­la­ra ne de­me­li?
Or­yan­ta­list de­sek il­ti­fat olur.
En iyi­si, yu­ka­rı­da­ki baş­lı­ğı on­la­ra it­haf et­mek…

Tavsiye Et