Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2009) > Film
Film
Nok­ta
Yö­net­men-Se­nar­yo: Der­viş Za­im
Oyun­cu­lar: Meh­met Ali Nu­hoğ­lu, Set­tar Tan­rıö­ven
Ya­pım: Tür­ki­ye, 2008, 85 dk.
 
Türk si­ne­ma­sı­nın hep şi­ka­yet ede­gel­di­ği­miz “ken­di­ne has bir di­li ol­ma­ma” so­ru­nu­nu aş­ma ko­nu­sun­da, onun ge­le­nek­sel sa­nat­lar­la hem bi­çim hem de içe­rik ola­rak iliş­ki ku­ra­bil­me­si, önem­li bir im­kan. An­cak son dö­nem­le­re ka­dar Ya­vuz Tur­gul’un Göl­ge Oyu­nu gi­bi bu alan­da çok sı­nır­lı sa­yı­da ör­nek ve­re­bil­di Türk si­ne­ma­sı. Ta­but­ta Rö­va­şa­ta ve Ça­mur film­le­rin­den ha­tır­la­ya­ca­ğı­mız Der­viş Za­im ise son dö­nem Türk si­ne­ma­sın­da ge­le­nek­sel sa­nat­lar­la si­ne­ma üs­lu­bu ara­sın­da bir sen­tez oluş­tur­ma­ya ça­lış­tı­ğı üç­le­me­siy­le öne çı­kı­yor. Su­sur­luk ola­yı­nın ar­ka pla­nı­na odak­lan­dı­ğı po­li­tik fil­mi Fil­ler ve Çi­men’de eb­ru, İs­tan­bul’da on ye­din­ci yüz­yıl­da ya­şa­yan bir min­ya­tür us­ta­sı­nın ya­sak olan Ba­tı tar­zı res­me duy­du­ğu il­gi ne­de­niy­le ya­şa­dı­ğı ge­ri­li­mi an­la­tan Cen­ne­ti Bek­ler­ken’de min­ya­tü­rü te­mel alan Za­im, son fil­mi Nok­ta’da da hüs­nü hat­ta odak­la­nı­yor.
Film, Mo­ğol­la­rın is­ti­la et­mek üze­re ol­du­ğu bir kent­te bir hat us­ta­sı­nın top­ra­ğa nok­ta­sı ek­sik bir “afal­la­hu anh” yaz­ma­sıy­la baş­lı­yor. Hat­tat’ın yar­dım­cı­sı mü­rek­kep ge­tir­me­ye gi­dip, bir da­ha ge­ri dön­me­di­ği için ya­zı ta­mam­la­na­mı­yor. Son­ra, gü­nü­müz­de ya­şa­nan bir hır­sız­lık ola­yı­na bağ­la­nı­yo­ruz. Ah­met, ya­kın bir ar­ka­da­şı­nın ön ayak ol­ma­sı ile ta­ri­hî de­ğe­ri yük­sek bir Kur’ân’ın ça­lın­ma­sı­na is­te­me­den bu­la­şı­yor. İyi ni­yet­le ya­pı­lan bu Kur’ân hır­sız­lı­ğı, in­san­la­rın ölü­müy­le so­nuç­la­nı­yor. Ola­ya gö­nül­süz­ce ka­rı­şan genç hat­tat Ah­met ise çek­ti­ği vic­dan aza­bın­dan kur­tul­ma­nın pe­şin­de. Der­viş Za­im, hat es­te­ti­ği ile si­ne­ma es­te­ti­ği­ni bir­leş­tir­me­ye ça­lış­tı­ğı fil­min­de an­lat­tı­ğı bu hi­ka­yey­le “suç, ce­za ve vic­dan”, “kö­tü­lük prob­le­mi” gi­bi fel­se­fi sor­gu­la­ma­la­ra gi­ri­şi­yor. Fi­nal­de “afal­la­hu anh”ın nok­ta­sı in­san olur­ken, “nun” ile öz­deş­le­şen “in­san”, hep nok­ta­sız, hep ek­sik kal­ma­ya mah­kum olu­yor.
Te­miz bir ka­ğı­dı an­dı­ran Tuz Gö­lü’nde “tek ze­min­de, tek se­fer­de” ya­zı­lan hat gi­bi “tek plan­mış” gi­bi çe­ki­len film­de Za­im, ge­çiş­le­ri ka­me­ra­nın yer ve gö­ğe tilt ha­re­ket­le­riy­le sağ­lı­yor. Oyun­cu­luk­la­rın (Der­viş Za­im si­ne­ma­sın­da ge­nel ola­rak rast­la­dı­ğı­mız şek­liy­le) son de­re­ce te­at­ral ol­ma­sı ve se­nar­yo­da, bil­has­sa di­ya­log­lar­da­ki za­yıf­lık as­lın­da son de­re­ce bü­yük bir iş yap­ma­ya ça­lı­şan Nok­ta’yı gü­dük bı­ra­kan un­sur­lar.
“Tan­rı özü iti­ba­rıy­la iyiy­se, on­dan na­sıl kö­tü­lük su­dûr eder?”, “Kö­tü­lük ne­den var?”, “İyi ni­yet­le ya­pı­lan bir şey ne­den kö­tü­lük­le so­nuç­la­nır?” gi­bi cid­di so­ru­la­rın et­ra­fın­da dö­nen hi­ka­ye­nin bu so­ru­la­rın hak­kı­nı ver­di­ği­ni söy­le­mek çok güç. An­cak yi­ne de hat es­te­ti­ği­ni si­ne­ma­ya ta­şı­ma an­la­mın­da­ki ba­şa­rı­lı ça­ba­sı ve Maz­lum Çi­men’in fil­min ru­hu­nu kav­ra­yan mü­zik­le­ri, Nok­ta’yı ke­sin­lik­le ka­çı­rıl­ma­ma­sı ge­re­ken bir film kıl­ma­ya ye­ti­yor.

Tavsiye Et
Ci­ne­ma Pa­ra­di­so DVD
Yö­net­men: Giu­sep­pe Tor­na­to­re
Se­nar­yo: Giu­sep­pe Tor­na­to­re, Van­na Pao­li
Oyun­cu­lar: Jac­qu­es Pe­rin, Phi­lip­pe Noi­ret
Ya­pım: Fran­sa/İtal­ya, 1988, 123 dk.
 
To­to: Bun­lar ki­min söz­le­ri; John Way­ne, Hum­prey Bo­gard?
Al­fre­do: Kim­se­nin söz­le­ri de­ğil, be­nim söz­le­rim...
İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı sı­ra­sın­da bir İtal­yan ka­sa­ba­sın­da ge­çen Ci­ne­ma Pa­ra­di­so, kü­çük bir ço­cuk olan Sal­va­to­re (To­to)’nin, si­ne­ma­da pro­jek­si­yon­cu ola­rak ça­lı­şan yaş­lı Al­fred ile ar­ka­daş­lı­ğı­nı an­la­tır. Al­fred’in ya­nın­da si­ne­ma­nın tüm in­ce­lik­le­ri­ni öğ­re­nen Sal­va­to­re’nin ço­cuk­luk­tan çı­kıp iyi bir yö­net­men olup kö­ye ge­ri dö­nü­şü­ne ka­dar ge­çen sü­re­de “film şe­ri­din­den akan” aşk acı­sı ve tür­lü ha­yal kı­rık­la­rıy­la do­lu öy­kü, sa­vaş son­ra­sı İtal­ya’sı­na ve si­ne­ma ta­ri­hin­de­ki önem­li ge­liş­me­le­re de ay­na tu­tar.
1989 Can­nes Film Fes­ti­va­li Jü­ri Özel Ödü­lü’nün ya­nı sı­ra ay­nı yıl En İyi Ya­ban­cı Film Os­car’ını da alan Ci­ne­ma Pa­ra­di­so, mut­lu aşk­la­rın sa­de­ce film­ler­de ol­du­ğu­nu söy­le­se de, hü­ma­nist tav­rın­dan ve Av­ru­pa si­ne­ma­sı­nın ka­ram­sar­lı­ğın­dan uzak iyim­ser­li­ğin­den ta­viz ver­mi­yor. “Si­ne­ma aş­kı”nı tüm yön­le­riy­le ma­sa­ya ya­tı­ran Giu­sep­pe Tor­na­to­re’un baş­ya­pı­tı Ci­ne­ma Pa­ra­di­so, ha­ya­ta pe­li­kül­den ba­kan tüm si­ne­ma tut­kun­la­rı­nın ar­şi­vin­de yer al­ma­sı ge­re­ken bir ya­pım.

Tavsiye Et
Me­lek­ler ve Şey­tan­lar / An­gels and De­mons
Yö­net­men: Ron Ho­ward
Se­nar­yo: Aki­va Gold­man, Da­vid Ko­epp
Oyun­cu­lar: Tom Hanks, Ewan McGre­gor
Ya­pım: ABD, 2008, 140 dk.
 
Po­pü­ler ki­tap lis­te­le­ri­nin es ge­çil­me­ye­cek ya­za­rı Dan Brown’un ay­nı ad­lı ro­ma­nın­dan uyar­la­nan Me­lek­ler ve Şey­tan­lar, bir ci­na­yet­le baş­lı­yor. İlk ci­na­yet­le komp­li­ke bir in­ti­ba uyan­dır­ma­yan hi­ka­ye­nin za­man­la Va­ti­kan ra­hip­le­rin­den ve Va­ti­kan geç­mi­şin­den öç al­mak için dü­zen­le­nen bir ci­na­yet­ler sil­si­le­si ol­du­ğu­nu an­la­şı­lı­yor. İl­lu­mi­na­ti adı ile iş­le­nen ci­na­yet­le­rin asıl he­de­fi Pa­pa­lık ma­ka­mı­na aday 4 kar­di­nal­dir. Da Vin­ci Şif­re­si’nin baş ka­rak­te­ri olan sim­ge­bi­lim­ci Ro­bert Lang­don, Me­lek­ler ve Şey­tan­lar’da da du­dak uçuk­la­ta­cak ta­rih bil­gi­si ve ze­ka­sı ile ola­ya mü­da­ha­le eder. Il­lu­mi­na­ti ola­rak bi­li­nen ve ta­rih­te­ki en güç­lü or­ga­ni­zas­yon olan, ka­dim ve giz­li bir kar­deş­li­ğin tek­rar or­ta­ya çık­tı­ğı­na da­ir ka­nıt­lar bu­lur. Her sa­at ba­şı ka­çı­rı­lan bir ra­hi­bin do­ğa­da­ki dört ele­ment kul­la­nı­la­rak öl­dü­rü­le­ce­ği­ni an­la­yan Lang­don, ipuç­la­rı­nı bir­leş­ti­re­rek ra­hip­le­ri kur­tar­ma­ya ça­lı­şır. Bir İtal­yan bi­lim­ci olan Vit­to­ri­a Vet­ra ile güç­le­ri­ni bir­leş­ti­ren Lang­don, Va­ti­kan’ın ha­yat­ta kal­mak için sa­hip ol­du­ğu tek umu­du olan 400 yıl­lık Ay­dın­lan­ma Yo­lu’nu ta­kip eder.
İyi ile kö­tü­nün sa­va­şı ola­rak ele alın­ma­sı ge­re­ken Me­lek­ler ve Şey­tan­lar, din ile bi­lim ara­sın­da­ki ça­tış­ma­yı sü­rük­le­yi­ci bir ma­ce­ra­ya dö­nüş­tü­rür. Dan Brown, ki­ta­bın­da müm­kün ol­du­ğun­ca ob­jek­tif bir ta­vır ser­gi­ler­ken, Va­ti­kan’a duy­du­ğu sem­pa­ti­yi de his­set­ti­rir. İnanç üze­ri­ne bir­çok pro­to­ti­pin ba­rın­dı­ğı film, Lang­don’un di­nî inan­cı­nı sor­gu­la­yan ra­hi­be, aka­de­mis­yen ol­du­ğu ce­va­bı­nı ver­me­si ile din ile bi­lim ara­sın­da­ki çiz­gi­yi net­leş­ti­rir. Da Vin­ci Şif­re­si ile Me­lek­ler ve Şey­tan­lar, iki ki­ta­bın kur­gu man­tı­ğı­nın ben­zer­li­ği do­la­yı­sıy­la bir­çok pa­ra­lel­lik sun­ma­sı­na rağ­men, Me­lek­ler ve Şey­tan­lar ken­di­ni da­ha pro­fes­yo­nel bir çiz­gi­de var edi­yor. Zi­ra iyi ile kö­tü­nün, me­lek ile şey­ta­nın, bi­lim ile di­nin sa­va­şı ola­rak di­ya­log ve man­tık akı­şı ile da­ha de­rin bir fel­se­fi açı­lım su­na­bi­li­yor. Dan Brown’un ki­tap­la­rın­da­ki ak­si­yo­nel kur­gu, Da Vin­ci Şif­re­si’ne gö­re son film­de, ki­tap­ta­ki­ne da­ha sa­dık ka­la­rak iler­li­yor. Tom Hanks, kıv­rak ze­ka­sı ve kor­ku­suz­lu­ğu ile Har­vard’lı sim­ge­bi­lim­ci Ro­bert Lang­don ro­lü­nü bir kez da­ha üst­le­ni­yor. Ron Ho­ward’ın tek­rar yö­net­men­lik kol­tu­ğu­na otur­du­ğu fil­min en ba­şa­rı­lı per­for­man­sı­nı ise Big Fish gi­bi ef­sa­ne­vi film­le­rin baş­rol oyun­cu­su ola­rak ha­tır­la­ya­ca­ğı­mız Ewan McGre­gor gös­te­ri­yor. Kur­gu man­tı­ğı ve ge­zin­di­ği me­kan­lar açı­sın­dan Me­lek­ler ve Şey­tan­lar, Dan Brown’un ki­ta­bı­nın hak­kı­nı tes­lim edip ba­şa­rı­lı bir uyar­la­ma ola­rak de­ğer­len­di­ri­lir­ken özel­lik­le Da Vin­ci Şif­re­si’nden son­ra ya­şa­nı­lan ha­yal kı­rık­lı­ğı­nın üze­ri­ne ken­di ba­şı­na sı­kı­cı­lık­tan uzak iyi bir ak­si­yon fil­mi ola­rak iz­le­ne­bi­lir.

Tavsiye Et