Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Temmuz 2009) > Panorama
Panorama
“Kağıt parçası” yeni bir darbe planıymış
Ergenekon Davası devam ederken gün yüzüne çıkartılan yeni “darbe” planları, Haziran ayının en sıcak gündem maddesiydi. 12 Haziran’da Taraf gazetesinin “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” manşetiyle deşifre ettiği belgelere göre, Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın, Ergenekon tutuklusu emekli Albay Levent Göktaş’ın avukatının bürosunda ele geçirildiği ve Nisan 2009’da Genelkurmay Harekat Başkanlığı 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü’nde hazırlandığı belirtiliyor. Dört sayfalık planın “Durum” bölümünde, Ergenekon soruşturması ile TSK’nın yıpratılmak istendiği vurgulanıyor. “İcra” bölümünde ise laik ve demokratik düzeni yıkmak istediği belirtilen AK Parti hükümeti ve ona destek veren başta Fethullah Gülen cemaati olmak üzere radikal dinî oluşumlara yönelik kamuoyu desteğini kırmak amacıyla bir dizi eylem öngörülüyor.
Haberin ardından Genelkurmay Başkanlığı, askerî savcılığa soruşturma emri verdi. Albay Çiçek ve bazı rütbeli subaylar askerî savcılık tarafından sorgulandı. Savcılık Jandarma, Emniyet ve TÜBİTAK’tan da Albay Çiçek’e ait imzayla ilgili rapor istedi. Jandarma ve TÜBİTAK, belgedeki imza ile Çiçek’in imzaları arasında benzerlik olduğunu; Emniyet Kriminal ise “imzanın Albay Çiçek’in elinin mahsulü” olduğunu rapor etti. Ancak merakla beklenen soruşturmanın sonucunu 26 Haziran’da açıklayan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, belgenin fotokopi nüsha olması hasebiyle “kağıt parçası”ndan ibaret olduğunu, bu sebeple Çiçek’le ilgili bir kovuşturmaya gerek duyulmadığını; soruşturma dosyasının ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiğini açıkladı. Askerî mahkemenin “görevsizlik” kararı üzerine harekete geçen Ergenekon savcıları, aralarında Albay Çiçek’in de bulunduğu 8’i muvazzaf 9 subayı “şüpheli” sıfatıyla adliyeye çağırdı. 30 Haziran gecesi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yapılan sorgulamanın ardından Albay Çiçek, “örgüt üyeliği” suçundan tutuklandı. 4 asker serbest bırakılırken, 4 kurmay subay da “adli kontrol” talebiyle mahkemeye gönderildi. Albay Çiçek’in tutuklanmasından bir gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmesi ise kafalarda soru işaretleri bıraktı.
Söz konusu “eylem planı”nın ele geçirilmesiyle hareketli günler yaşandı. Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “kağıt parçası” dediği söz konusu belgeyle ilgili Başbakan Erdoğan, soruşturmanın sivil mahkemede yürütüleceğini söyledi. AK Parti’nin, askerî ve sivil mahkemelerle ilgili yetki karmaşasına son vermek amacıyla askerlerin sivil mahkemede yargılanmasının önünü açan TCK düzenlemesi ise hükümetin önemli bir atağı olarak değerlendirildi. TBMM’de 27 Haziran gecesi kabul edilen düzenlemeye göre, barış zamanı Ağır Ceza Mahkemesi konusuna giren bir suçu işleyen asker, sivil mahkemede yargılanacak.

Tavsiye Et
Cumhurbaşkanlığı seçimleri İran’ı karıştırdı
Tümdünyanın dikkatini İran’a yönelten cumhurbaşkanlığı seçimleri, 12 Haziran’da yapıldı. Muhafazakâr-Reformist karşıtlığı zemininde ve %80’lere varan katılımla gerçekleşen seçimlerde Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad koltuğunu korudu. İlk turda galibin belirlendiği seçimlerde, Ahmedinejad %63, seçimin iddialı ismi Reformist Mir Hüseyin Musevi ise %34 oy aldı. Sonuçların açıklanmasının ardından seçime hile karıştığını iddia eden ve oyların yeniden sayılmasını isteyen Musevi taraftarları, başkent Tahran’ı savaş alanına çevirdi. Göstericilere sert bir şekilde karşılık veren İran güvenlik güçleri, Musevi’nin internet sitesine göre, 70 üniversite profesörünü de Musevi ile görüşmelerinin ardından gözaltına aldı. Musevi’nin itirazını değerlendiren İran’ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney, seçim sonuçlarında değişme olmadığını, daha önce açıklanan sonuçların geçerli olduğunu belirtti. Oyların kısmen sayılması önerisini getiren Hamaney’e, Musevi ve diğer Reformist aday Mehdi Kerrubi karşı çıkarak seçimlerin yeniden yapılmasında ısrarcı oldular. 1979’dan itibaren ilk defa rejimin halktan bu kadar eleştiri almasına neden olan cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda gayriresmî rakamlara göre 100’ün üstünde göstericinin hayatını kaybettiği bildiriliyor.
İran’da yaşanan olaylar dünyada büyük yankı buldu. Başta ABD olmak üzere Batı dünyasından, göstericilerin sert bir şekilde bastırılmalarına sözlü tepkiler geldi. Arap dünyasında ise Ahmedinejad’ın dikkatleri ülke dışına çekmek için bölgede yeni bir kriz çıkarmaya çalışacağı yorumları ağırlıkta.

Tavsiye Et
Obama, Mısır’da İslam dünyasına seslendi
ABD Başkanı Barack Obama, 4 Haziran’da Mısır’ı ziyaret etti. Obama’nın uzun süredir beklenen, İslam dünyasına sesleneceği konuşması ziyarete damga vurdu. Kahire Üniversitesi’nde “Esselamu Aleyküm” diyerek başladığı konuşmasında Obama, “Buraya yeni bir anlaşma aramak için geldim” dedi. Kur’ân’dan ayetlerle süslediği ve Müslümanların medeniyete olan katkılarına vurgu yapan konuşmasında Obama, 1) İslam’ın hoşgörü dini olduğu ve buna Endonezya’da geçen çocukluğunda bizzat şahit olduğunu belirtti, 2) inancın insanları bir araya getirmesi gerektiği ve bu bağlamda Türkiye’nin Medeniyetler İttifakı ve Suudi Arabistan’ın Dinler Arası Diyalog çabalarını memnuniyetle karşıladığının altını çizdi, 3) kadınlara eşit haklar verilmesi gerektiğini ve başörtüsü konusunda uygulanan yasağa karşı çıktığını söyledi, 4) Irak’ta yaşananlardan ders çıkardıklarına, uluslararası uzlaşı ve diplomasinin önemine değindi, 5) Filistin ile İsrail sorununda iki devletli çözüme desteğini vurguladı ve İsrail’e Batı Şeria’daki yerleşim birimi inşasına ve Filistinlilere de şiddete son vermeleri çağrısı yaptı, 6) barışçıl nükleer enerjinin İran’ın hakkı olduğu, fakat nükleer silah edinmesinin söz konusu olmadığını söyledi, 7) Bush’un “dünyaya demokrasi yayma” politikasına karşı çıkarken, Afganistan’da işgal niyetinde olmadıklarının altını çizdi, 8) ABD’nin işkenceyi açık biçimde yasakladığını ve Guantanamo Üssü’nün gelecek yılbaşına kadar kapatılması emrini verdiğini hatırlattı.
İslam dünyasında büyük yankı bulan Obama’nın konuşması, bazı kesimler tarafından sevinçle karşılanırken, bazıları söylenenlere şüpheyle yaklaşmayı tercih etti.

Tavsiye Et
Deniz Feneri Davası’nda RTÜK gerilimi
Almanya’da mahkumiyetle sonuçlanan “Deniz Feneri e.V” Davası’nın Türkiye ayağında yeni gelişmeler yaşandı. Davayı yürüten Frankfurt Eyalet Savcılığı’nın adli yardım talebi üzerine soruşturma başlatan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Haziran’da RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7’nin sahibi Zekeriya Karaman dâhil 18 kişinin mal varlığına tedbir koydu. “Deniz Feneri e.V” dosyasının bir örneği de savcılık tarafından Yargıtay’a gönderildi. Bu gelişmenin ardından dava ile AK Parti arasında bağlantı kuran ana muhalefet partisi CHP, Akman’a bir kez daha istifa çağrısında bulundu. Hükümet kanadından açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Akman’ı görevden alma gibi bir yetkilerinin bulunmadığını, ancak RTÜK Başkanı’nın kendisine yakışanı ortaya koymasını beklediklerini ifade etti. Akman ise istifa etmeyeceğini, zaten 14 Temmuz’da görevinin biteceğini açıkladı.
“Deniz Feneri e.V” bağlantılı Türkiye’deki soruşturma devam ediyor. Muhalefetin hükümete yüklenme malzemesi olan ve hükümeti yıpratmaya devam eden bu meselenin nasıl neticeleneceği ise merak konusu.

Tavsiye Et
Davutoğlu Pakistan ve Afganistan’ı ziyaret etti
Irak’ın ardından stratejik mücadelelerin yeni merkezi olacak gibi görünen Pakistanve Afganistan’daki gelişmeler, uluslararası sistemin olduğu kadar Türk dış politikasının da gündemine ağırlığını koydu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 9-10 Haziran’da Pakistan’a, 11-13 Haziran’da da Afganistan’a düzenlediği resmî ziyaretler bunun göstergesi niteliğindeydi. Davutoğlu, Pakistan’da Mayıs ayında ordunun Taliban’a karşı başlattığı operasyonlar sırasında yerlerinden edilen 4 milyon Pakistanlının kaldığı kamplardan biri olan Şah Mansur’u ziyaret etti ve çeşitli ihtiyaç malzemeleri dağıttı. Afganistan’da ise Belh Valisi Ata Muhammed Nur ve Afganistan Dışişleri Bakanı Dadfar Spanta ile görüşmelerinin ardından yaptığı basın toplantısında Davutoğlu, Türkiye ile Afganistan’ın arasında ortak geçmiş ve toplumlar arası çok güçlü bağlardan kaynaklanan dostluk ilişkisinin güçlendirilerek devam edeceğini söyledi. Kabil’de ISAF’ın komutasını Kasım ayında ikinci kez devralacak olan Türkiye’nin gündeminde, bu ülkede yeni bir il imar timi açmak, helikopter desteğinde bulunmak gibi maddeler yer alıyor.

Tavsiye Et
Türkiye BMGK dönem başkanı
1 Haziran’da Türkiye, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) dönem başkanlığını Rusya’dan devraldı. Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Baki İlkin ve ekibi, Güvenlik Konseyi’ne bir ay boyunca başkanlık yaptı. Irak ile ilgili üst düzey toplantının başkanlığını ise Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yaptı.
BMGK dönem başkanlıkları 15 üye ülke arasında alfabetik sıraya göre belirleniyor ve her ay başka bir ülkeye geçiyor. BMGK’da beş daimi (ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere) ve on geçici üye bulunuyor. Türkiye Ekim 2008’de BM Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde 151 oy alarak BMGK’nın 2009-2010 dönemi geçici üyeliğine seçilmişti.
Görevi devralırken,Türkiye’nin BMGK dönem başkanı olarak “yapıcı, objektif, aktif bir tutum” sergilemeye devam edeceğini vurgulayan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, BMGK’nın Haziran ayı gündeminin yoğun olduğunu, Afrika, Ortadoğu ve Kosova konularının görüşüleceğini ve özellikle Türkiye için en önemli konulardan birinin de Irak toplantısı olacağını belirtti.

Tavsiye Et
Avrupa’da ilk başörtülü milletvekili
Fransa’da burka, Türkiye’de ise başörtüsü yasağı tartışmaları devam ededursun, Avrupa tarihinde önemli bir gelişme yaşandı. Türk asıllı Mahinur Özdemir, Belçika’da 7 Haziran’da yapılan bölge parlamentosu seçimlerinde, milletvekili seçilmeyi başardı. Özdemir’i seçilen diğer Türk milletvekillerinden ayıran ise başörtülü olmasıydı. Seçimlerde Hıristiyan Demokrat Parti (CDH) listesinde 21. sıradan aday gösterilen Özdemir, aldığı 2.851 tercihli oyla milletvekili seçildi.
Seçimlerin ardından Özdemir’in yemin törenine başörtüsü ile katılıp katılmayacağı tüm Avrupa’da tartışma konusu oldu. 23 Haziran’da yapılan törene başörtüsüyle katılan Özdemir, en genç vekil sıfatıyla da katiplik yaptı. Yemin töreni sırasında 1999’da Türkiye’de yaşanan olayların bir benzeri gerçekleşmedi. Hatırlanacağı üzere 1999 seçimlerinde milletvekili seçilen Merve Kavakçı, TBMM’de başörtüsü ile yemin etmek istemesi üzerine milletvekilleri tarafından protesto edilmiş ve ardından vekilliği de düşürülmüştü. Bugünlerde en çok tartışılan konu, Belçika’da yaşananların Türkiye’ye örnek teşkil edip etmeyeceği.

Tavsiye Et
Avrupa Parlamentosu seçimlerinden “sağ” çıktı
Beş yıllığına 736 milletvekilinin belirlendiği Avrupa Parlamentosu seçimleri, 4-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirildi. 27 üye ülkeden 375 milyon seçmenin sadece %43’ünün sandık başına gittiği seçimlerde 1979’dan bu yana en düşük katılım yaşandı. Sandalyelerin 267’sini Hıristiyan Demokratlar kazanırken, sosyalistlerin sandalye sayısı 159’da kaldı. Avrupa Parlamentosu’nda yer alan diğer gruplardan Liberal Demokratlar 81, Yeşiller 51, Avrupa Uluslar Birliği de 35 milletvekilliği kazandı. Merkez sağ partilerden milletvekili adaylarının daha başarılı olduğunu ortaya koyan sonuçların ardından Avrupa solunun AB politikasının iflas ettiği, Avrupalı seçmenin en büyük kaygısının artan işsizlik ve yoksulluk olduğu ve seçmenlerin AB’nin ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm getireceğine olan inancının giderek azaldığı yorumları yapıldı. Avrupa’da sağın yükselişinin Türkiye’nin AB üyeliğini yokuşa süreceği de yaygın biçimde dile getiriliyor.

Tavsiye Et
Lübnan’da siyasi tablo değişmedi
7 Haziran’da yapılan genel seçimler Lübnan’daki siyasi tabloyu değiştirmedi. Hizbullah öncülüğündeki 8 Mart bloğu (yaklaşık 840 bin oy almasına rağmen) 57 milletvekili çıkarırken, cumhurbaşkanı kontenjanından seçilen 3 bağımsız milletvekilinin de 14 Mart bloğuna katılmasıyla iktidar grubu (694 bin oyla) 71 milletvekilliği kazandı. Bu sonuç Lübnan’daki siyasi sistemin adaletsizliğini bir kez daha ortaya koydu. Mevcut statükonun değişmemesi, muhtemel bir Hizbullah galibiyetinden endişe duyan içerideki ve dışarıdaki kesimlere rahat bir nefes aldırsa da, siyasi sistem gereği 14 Mart grubu 8 Martçılarla bir mutabakat hükümeti kurmak zorunda.
Başa baş geçecek yarışı 8 Mart bloğunun az farkla önde tamamlayacağı yönündeki seçim öncesi tahminlerin tutmamasında, 2005’te Hıristiyanların %70’inin oyunu alan Mişel Avn öncülüğündeki ittifakın, bu kez 8 Mart bloğu içinde girdiği seçimlerde önemli kalelerini kaybetmesi etkili oldu. Öte yandan 14 Martçıların galibiyetinde, bilet paraları ödenerek yurtdışından en az 120 bin Lübnanlının getirilmesinin ve kritik bölgelerde kararsız seçmenlerin para karşılığında oylarının satın alınmasının etkili olduğu söyleniyor.

Tavsiye Et