Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ekim 2009) > Kitap
Kitap
Siyah Deri Beyaz Maske
Frantz Fanon
Türkçesi: Cahit Koytak
İstanbul: Versus Kitap, 2009
Frantz Fanon, görüş ve düşünceleriyle gerek çağdaşlarının gerekse de günümüzdeki çok sayıda yazar ve düşünürün ilham kaynağı olan sömürgecilik karşıtı bir düşünür. Fanon’un sömürgecilik karşıtı mücadelenin manifestosu olarak kabul edilen ünlü eseri Yeryüzünün Lanetlileri’nden sonra en bilinen eseri olan Siyah Deri Beyaz Maske, Versus Kitap tarafından Cahit Koytak’ın çevirisiyle yeniden yayınlandı.
Siyah Deri Beyaz Maske, beyaz insanın sömürgesi haline gelen siyah insanın, sömürgecisinin üstünlüğünü nasıl kabul ettiğini ve bu kabulün onu sürüklediği varoluşsal bunalımı analiz ediyor. Avrupa merkezci bakış açısına çok ciddi eleştiriler getiren Fanon, adeta beyaz olmanın ten rengiyle değil zihniyet biçimiyle alakalı olduğunu söylemeye çalışıyor. Fanon’un çözümlemeleri, günümüz dünyasına hitap etmesiyle de dikkat çekiyor.

Tavsiye Et
Klasik ve Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş

Berch Berberoglu
Türkçesi: Can Cemgil
İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009

Klasik ve Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş: Eleştirel Bir Perspektif, ABD’de yaşayan Prof. Dr. Berch Berberoglu’nun, sosyal teori ve sosyal teorisyenlerin bir kısmıyla henüz tanışmakta olan öğrencileri için kaleme aldığı bir eser. 19. yüzyıldan 21. yüzyılın başlarına kadar olan dönemin en önemli klasik ve çağdaş sosyal teorisyenlerini konu alan kitap, konuya ilişkin giriş düzeyinde bilgiler ile okuyucuyu buluşturuyor. Marks, Durkheim ve Weber gibi klasik sosyal teorisyenlerden, Parsons, Althusser, Wallerstein ve Harvey gibi çağdaş sosyal teorisyenlere uzanan yelpazesi ve eleştirel perspektifi ile konuyla ilgilenenlerin faydalanacağı bir çalışma.


Tavsiye Et
Bir Semte Vefa
Hazırlayanlar: N. Bilge Özel İmanov-Yunus Uğur
İstanbul: Klasik, 2009
Vefa semti, tarihî yarımada içerisinde yer alan, Osmanlı devrinin en önemli yerleşim yerlerinden biri. Pek çok tarihçinin üzerinde ortaklaştığı şekilde, Osmanlı kültürünün, tarihinin ve yaşam tarzının kodlarını kendisinde saklayan bir hazine Vefa. Hem tarihsel hem de toplumsal ve kültürel anlamda önemli verileri bünyesinde barındıran semt, bu yönüyle pek çok araştırmaya kaynaklık edebilecek nitelikte.
Bu çerçeveden hareket eden Bilim ve Sanat Vakfı, 3-5 Kasım 2006 tarihlerinde, “Vefa Semti: Dünü, Bugünü, Yarını” başlıklı ulusal bir sempozyum düzenledi. Sempozyum, Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin, Vefa semtinin önemi yanında sorunlarına da dikkat çekmek ve semtin geleceği ile ilgili önerilerde bulunmak üzere kurduğu üç ayrı atölye çalışmasının sonuçları ile semtle ilgili kişilerin bilgi ve araştırmalarının bir arada tartışıldığı bir platform oldu.
Halil İnalcık, Semavi Eyice, Turgut Cansever, İlber Ortaylı, Süha Göney gibi değerli ilim adamlarının yanı sıra, genç araştırmacıların da sunum yaptığı bu sempozyumun bildirilerinden oluşan Bir Semte Vefa adlı çalışma, geçtiğimiz günlerde Klasik Yayınları’nın şehir tarihi dizisinden yayınlandı. Vefa semtinin Bizans döneminden başlayarak Osmanlı’ya uzanan tarihî geçmişine, semtin Osmanlı tarihindeki yerinden kurucusu Şeyh Ebu’l-Vefa’ya ve onun Osmanlı yapı geleneğine etkisine, arşiv belgelerindeki Vefa’dan semtin değişen toplumsal yapısına kadar pek çok konu çalışmadaki bildirilerin başlıkları arasında yer alıyor.
“Semt veya mahalle ölçeğinde çalışmalar yapmak, şehir çalışmaları için iyi bir analiz ünitesi olabilir mi?” sorusunu da gündeme taşıyan eser, içerisinde okurun ilgisini çekebilecek pek çok farklı özellik barındırıyor.

Tavsiye Et
Türkiye’nin Kürt Sorunu Algısı
Bülent Aras, Ertan Aydın, Selin Bölme,
İhsan Dağı, İbrahim Dalmış, Yılmaz Ensaroğlu, Hatem Ete, Talip Küçükcan, Taha Özhan, Hüseyin Yayman
Ankara: SETA/Pollmark, 2009
Kürt açılımı, demokratik açılım, milli birlik ve beraberlik projesi gibi adlarla anılan yeni bir süreç yaşıyoruz. Son yirmi yıldır Türkiye gündeminde yer tutan önemli bir sorunu çözme amacı ile başlatılan süreç, tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir taraftan bildik söylemler, diğer taraftan yeni perspektifler ve fikirler dillendirilir oldu. Geçmiştekinden son derece farklı ve görece özgür olan bu ortamda, meseleyi ele alış ve tartışma biçimlerinin de farklılaşması kaçınılmazdı. Bu farklılaşmanın en dolaysız sonuçlarından biri, konuya ilişkin saha araştırmalarının sayısındaki artışla kendisini gösterdi. Bugüne dek daha çok belli raporlar çerçevesinde tartışılan sorunun, saha araştırmalarının katkısı ile birbirinden ilginç yönleri ortaya çıkmaya başladı.
Geçtiğimiz günlerde SETA Vakfı ve Pollmark’ın ortaklaşa gerçekleştirdiği Türkiye’nin Kürt Sorunu Algısı adlı araştırma, kamuoyunu son derece çarpıcı sonuçlarla karşı karşıya getiren çalışmaların başında yer alıyor.
Çalışma, Türkiye genelini temsil eden ve çok aşamalı örnekleme yöntemiyle belirlenen 601 köy ve mahallede, 2.497 noktada, toplam 10.577 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiş. Çalışmadan çıkan sonuçlar; Türkiye’nin en önemli siyasal sorunu olarak Kürt meselesinin görüldüğü, çözümün siyaset kurumundan beklendiği ve açılıma büyük toplumsal destek olduğu yönünde. Türkler ile Kürtlerin kültürel ve toplumsal anlamda çok ciddi şekilde iç içe geçtiği; din, ortak tarih algısı, kardeşlik duygusu, milli ve kültürel değerlerin paylaşılan en önemli değerler olduğu ise çalışmanın dikkat çeken diğer sonuçları.
Siyasal gündemimizin bu en sıcak konusu etrafında yürütülen tartışmalara ciddi bir zenginlik katacak değerli bir eser.

Tavsiye Et
Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı
Mustafa Kutlu
İstanbul: Dergâh Yayınları, 2009
Modern dönemde ve sonrasında oldukça vurgulu bir biçimde dile getirilen insanın özgürlüğü savunusuyla birlikte bir yandan dokunulmazlaşırken, öte yandan gitgide daralan bir alan, mahrem alan. “Benim özel hayatıma kimse karışamaz!” cümlesindeki hâli gibi anlamı da daralan ve artık en çok magazin basınında kullanılan “özel hayat” tamlaması sıradan bireyler için kullanıldığında ironik bir hâl alıyor. Mustafa Kutlu’nun yeni hikâyesi Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı, meslek hayatı bir cilt atölyesinde başlayıp devlet dairesinde son bulan kendi halinde bir kitap koleksiyoncusunun sıradan ama özel hayatını konu alan bir dram.
Kutlu’nun kahramanı Tahir Sami Bey aslında ne popüler ne de gerçek anlamıyla bir “özel hayat” kurma becerisi gösterebilmiş; ablasının, babasının ve babasının arkadaşlarının gölgesinde ömür sürmüş, kendisine verilenleri muhafaza etmek ve ondan istenenleri gerçekleştirmek dışında bir hayatiyet gösterememiş bir şahıs. Gerçek hayatta yaşadığını zanneden bir roman kişisi aslında. Günün birinde Tahir Sami’nin çalıştığı devlet dairesine bir yazar çıkageliyor ve onun hayat hikâyesini yazmaya karar veriyor. Kutlu, bundan sonra Tahir Sami’yi bir hikâye kişisi olarak çıkarıyor karşımıza. Babası tarafından meslek öğrenmesi için Ermeni cilt ustası Nişan Usta’nın yanına çırak bırakılan dip dedesi Süleyman Ağa’nın, baba mesleğini devam ettirip kendisine emanet eden Ziya Usta’nın ve nihayet iki ablası ve annesiyle birlikte Tahir Sami Bey’in hayat hikâyelerini kronolojik bir sırayla öğrenmeye başlıyoruz böylelikle.
Kutlu, zaman zaman İspanyol yazar Miguel de Unomuno’nun Behçet Necatigil’in çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Sis’inde, kendisini öldüren romancıdan onu yeniden diriltmesini isteyen roman kahramanı Augusto’nun müdahalesi gibi metnin olağan akışını bozan modern bir kurmaca oyununa başvuruyor. Gerçek Tahir Sami’yi kurmacasının karşısına çıkararak özel hayatı hakkında çarpıtmalar yapan yazara tekzip mektupları göndertiyor. “Aziz okuyucu” ibaresiyle başlayan mektup formundaki bu tekzipleri kahramanına söz verdiği için yayınlayan yazar, bir noktadan sonra sıkılıyor ve bu tekzipleri yayınlamaktan vazgeçiyor. Bundan sonrasının gerçek Tahir Sami’nin mi yoksa kurmacasının mı özel hayatı olduğunu bilemiyoruz. Yazar, belki de kahramanına gerçekte olmayan bir “özel hayat” bahşediyor.
Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı, sıradan hayatların da şöhret, entrika ve macera dolu hayatlar kadar izlenmeye ve yazılmaya, edebiyatın malzemesi olmaya yatkın olduğunu gösteren, bir solukta okunacak bir Mustafa Kutlu hikâyesi.

Tavsiye Et
Bilge Terzi: M. Said Çekmegil
Metin Önal Mengüşoğlu
İstanbul: Beyan Yayınları, 2009
M. Said Çekmegil, “68 kuşağı”na mensup birçok İslamcı gence rol modeli olmuş, Malatya Fikir Kulübü’nde temellerini attığı Kritik isimli bir kültür, sanat, edebiyat dergisinin kurucusuydu. Aralarında Murat Kapkıner, Hikmet Zeyveli ve Ebubekir Eroğlu’nun da bulunduğu pek çok yazarın yetişmesine katkıda bulunmuş, doğduğu ve ömür sürdüğü Malatya’da 2004 yılında dar-ı bekâya irtihal etmiş bir “ağabey”di.
Ağabey diyorum çünkü yazar Mengüşoğlu, Said Çekmegil’e dair hatıralarını anlattığı bu kitapta üstat, hocaefendi, hareket önderi, imam vb. sıfatları kullanmaktan ısrarla kaçınmış. On altısında tanıştığı, hayatının geri kalanını dizinin dibinde geçirdiği bu adamın hiçbir zaman üst perdeden bir yaklaşım içerisinde bulunmadığını sıklıkla ifade ediyor.
Bilge Terzi M. Said Çekmegil, kronolojik bir hayat hikâyesi anlatmaktan ziyade yazarının Çekmegil hakkındaki izlenimlerinden, onun kendisi ve kuşağı üzerindeki izdüşümlerinden bahseden otobiyografik bir anlatıma sahip. Dönemin siyasilerine ve Necip Fazıl, Cemil Meriç ve Sezai Karakoç gibi fikir babalarına dair hatıralara da rastlayabileceğimiz kitap, bir “68 kuşağı” İslamcı manifestosu niteliğinde. Mengüşoğlu, Çekmegil’i kendi özgünlüğü ve tevazusu içerisinde anarak bir boyun borcunu ifaya çalışmış.
Beyan Yayınları’nın 510. kitabı olarak basılan eser, Çekmegil’in sevenlerini ve meraklılarını dönemin sıcak atmosferine ve otobiyografik bir sohbete davet ediyor.

Tavsiye Et
Yemek ve Kültür
Üç Aylık Dergi, Yaz 2009, Sayı 17
Yemekle aramız nahoştur. Bu nahoşluk ta embriyo günlerimize kadar gider. “Bebeğe yarasın” felsefesince yaklaşık 30 kg alan anne adayı, 1.250 gr doğan bebeğini topaç haline getirip aradaki açığı kapatmak için dört koldan seferber olur. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere, birbiriyle alakasız tatlı, tuzlu, ekşi bir yığın gıdayı kaynatıp süzüp bir biberonda çalkalar. Bir eliyle göğsünü ve kollarını tutarak, diğer eliyle de biberonu ağzına dayayarak etkisiz hale getirdiği kurbanına bu “sağlık” iksirini yutturmaya çalışır. (Bir üçüncü el de menünün burun deliklerinden püskürtülmesini önlemek için bebeğin burnunu sıkmakla meşguldür.)
Kimi veliyi bu preödipal dönem de kesmez; elde kaşık odadan odaya koşturulan günlerin ardından, hadiseyi teneffüs saatlerine taşır. Fakat heyhat! Nice organik bileşenli, vitaminli çorbalarla ve tencere yemekleriyle besleyip büyüttüğümüz bebecikler, hamburger-kola-patates kızarması şeytan üçgeninde telef olur.
Yemekle bağımız fallik dönem anıları, Oktay Usta ve Dr. Oetker’den ibaret değil çok şükür. Heveslisi için müzikten, felsefeden, sanattan anlayan aşçıları ve geleceğin gurmelerini yetiştirecek Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü dahi açıldı; ki iddiaya göre, müdavimleri aşçılık yapmayacaksa bile klasik müzikten, içkiden, yemekten anlayan “ladies and gentelmen”lere dönüşebilecek.
Yemek yapmak değil yemeğin kültürünü tanıtmak derdiyle dertlenip popüler kültüre meyletmeyenler, Serdar Turgut’un deyişiyle, yemek kültürünü sadece yapılan yemeklerden ibaret görmeyip yemeğin nasıl sunulduğu ve anlatıldığı, etrafında nasıl bir yaşam biçimi örüldüğü ile ilgilenenler ise başka bir kulvarda boy gösteriyor. Çiya Lokantaları’nın sahibi Musa Dağdeviren’in çıkarttığı Yemek ve Kültür dergisi bunlardan biri. Bu alanda çağlar boyu yaşanan deneyimsel ve düşünsel kültürel kargaşanın köklerine inmek, tarihsel ve eleştirel olarak süreçleri irdelemek ve “kimlik” sorunsalını tartışmak; dünyayı, komşu ülkeleri ve Türk mutfağını kültür tarihi açısından incelemek; mutfak kültürünü insan-bitki ilişkilerinin bilimi etnobotanik açıdan da ele almak; Türk mutfağını geliştirmek, yeni lezzetler ararken eskileri kaybetmemek; yaşanan coğrafyanın geleneksel yeme-içme ritüellerinin, üretim araç-gereç ve biçimlerinin yok olmamasını, gündelik hayattan silinenlerin ise anımsanmasını sağlamak; çeşitli etnik kökenli ailelerle tarih, sanat, kültür-edebiyat, spor, iş dünyası, basın vb. alanlardan önemli isimlerin mutfak anılarını belgelemek derginin hedeflerinden birkaçı.
İşin bir de esnaf lokantaları kısmı var ki ayrı bir bahse değer.

Tavsiye Et