Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Aralık 2009) > Film
Film
Kurtlar Vadisi Gladio
Yönetmen: Sadullah Şentürk
Senaryo: Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener, Cüneyt Aysan
Oyuncular: Musa Uzunlar, Ayfer Dönmez
Yapım: Türkiye, 2009, 120 dk.
Kurtlar Vadisi, tıpkı Deliyürek gibi 1996’daki Susurluk Kazası’nın ardından dâhil olur hayatımıza. Abdullah Çatlı’nın şahsında çaptan düşen, devletin pis işlerini yapma ameliyesi, Doğu’da zorlu koşullarda teröristlere karşı savaşmış “modern Robin Hood” Yusuf Miroğlu ile mafyayı çökertmek için ailesini terk etmeyi göze alan “devlet adamı” Polat Alemdar kahramanlaştırılarak temize çekilmek istenir. “Devlet için ölme ve öldürme” imajını tekrar düzeltmeyi amaçlayan bu TV dizilerinden bilhassa Kurtlar Vadisi, ülkenin başta politik olmak üzere ekonomik ve kültürel sorunlarının arkasındaki “gerçekler”i(!) anlatan bir seriyal olarak öne çıkar.
John Fiske’ye göre, televizyon gerçekliğin herhangi bir parçasını temsil etmekten (yeniden sunmaktan) çok, onu üretir ya da inşa eder. Televizyon kamerası ve mikrofonu gerçekliği kaydetmez, onu kodlar; kodlama ideolojik olan bir gerçeklik duygusu üretir. Dolayısıyla sunulan gerçeklik değil, ideolojidir. Televizyonu uzun yıllar devlet tekelinde izlemiş, akşam askerlerin göndere çektiği bayrakla uykuya dalmış bir toplum olarak, Türkiye örneğinde televizyonun büyük ölçüde “egemen ideoloji”yi yansıttığını söylemek yanlış olmaz. Aslında Kurtlar Vadisi’nin de “ülke gerçeklerini anlatıyoruz” iddiasıyla yaptığı şey tam olarak budur.
Dizi şiddet ve milliyetçilik öğelerini kullanarak egemen değerleri yeniden üretir. Şiddet yerleşik düzenin gücünü ve yetkisini meşrulaştırırken, resmî ideolojiyle paralel bir şekilde sunulan milliyetçilikle de izleyenlere adeta “vatanını nasıl sevmesi gerektiği” öğretilir. “Kötü adamlar”a karşı yapılan mücadelede şiddet sıradanlaşır ve gerçekliğinden tümüyle koparılır. Dolayısıyla tüm zor kullanmalar, işkenceler “vatan söz konusuysa teferruattan”dır. Halk, dizinin kahramanı tarafından sürekli olarak bir şeylerden kurtarılırken aslında ona nelerden ve nasıl kurtulması gerektiği öğretilmektedir.
Tüm kültür endüstrisi ürünleri gibi, yapımcıların izleyicilerde “azami ortak payda”yı hedeflediği dizide, vatanın mütemadiyen kurtarılması yanında izleyici yelpazesini genişletecek aşk, aile, din gibi boyutlar da ihmal edilmez. Nihayetinde konjonktüre uygun konular üzerinden sinemaya da el atılır.
Toplumsal hafızaya yerleş-tiril-en çuval hadisesi ve Kürt devleti paranoyasının yanında, Irak işgalinden ötürü ABD’ye yönelik haklı nefretten beslenen Kurtlar Vadisi Irak ve “Bir devrimci nasıl maymun edilir?” fikrinden yola çıkan Muro’nun ardından son olarak konjonktüre uygun biçimde Ergenekon’u anlatan Kurtlar Vadisi Gladio var karşımızda. Özetle diziden tanıdığımız İskender Büyük’ün aslında pek de o kadar “kötü” olmadığı söyleniyor son Vadi’de. İskender Büyük ne yaptıysa -Cumhurbaşkanı zehirlemek de dâhil- aslında vatanını sevdiği ve tehlike altında gördüğünden yapmıştır. Ama aslında ABD tarafından kullanılmıştır. Burada verilen mesaj Ergenekon adında “kötü işler” yapan ekibin aslında “aldatılmış iyi çocuklar” olduğudur. Yeni Dünya Düzeni’ne değinmeyi de ihmal etmeyen filmde Ergenekon’la mücadele edenlerin de aslında ABD tarafından aldatıldığı iddia edilir. Yani bu kurtlar dünyasında Türkiye’ye düşen hep aldatılmaktır. Böylelikle topluma asla bir “özne” olamayacağı “öğretilmiş” olur.

Tavsiye Et
Bornova Bornova
Yönetmen-Senaryo: İnanç Temelkuran
Oyuncular: Öner Erkan, Kadir Çermik
Yapım: Türkiye, 2009, 92 dk.
Dizinden sakatlandığı için futbol hayatına son vermek zorunda kalan Hakan askerden yeni döndüğünde işsizdir. Aynı mahalledeki Salih, uyuşturucu pazarlayıp mahallenin “torbacı”lığını yapar. Salih’in çocukluk arkadaşı “felsefe mezunu” Murat bir dergide pornografik hikayeler yazar. Özlem ise kafası okumak dışında her şeye çalışan bir lise talebesidir. Hakan’ın Özlem’e “hasta olması” ile -ki bu hastalığın adı aslında aşktır- mahallede zincirleme hikayeler birbirini kovalamaya başlar.
Bu yıl 46.’sı düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film bölümünde yarışan Bornova Bornova; En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kurgu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve SİYAD Ulusal Jüri Ödülü’nün sahibi olmuştu. Özünde ahlaki bir duruşu ortaya koymaya çalışan Bornova Bornova, yaşanan toplumsal yozlaşmayı 12 Eylül sonrası dönem ile temellendiriyor. Bu temellendirmeyi, yaşam biçimimizin en sempatik öğelerinden biri olan mahalleyi mekan seçerek yapıyor. Mahalledeki dört kişinin birbirini destekleyerek ilerleyen hikayeleri, sonunda bir cinnetin tetikleyicisi oluyor. Aslında mahallede, “kötü kadın” diye çizilen lise talebesi Özlem, kimseye çaktırmadan Özlem’in namusuna göz diken mahallenin ağabeyi Salih, Salih’in yalanlarla süslediği fantezilerini dinleyip hikayeleştiren Murat, herkesi kendi gibi zanneden saf âşık Hakan, eskiden her şeyin güzel olduğu mahallelerin yarınlarını kirleten çocuklardır. Mahallenin erkeklerinin içinde bulunduğu maddi yetersizliğin, serseri yaşantılarının mazereti gibi gösterildiği filmde; farklı iş, yaş ve sorumluluklardaki insanların aynı düzen içerisinde mazeretsizce bir cinnetin kahramanı ya da kurbanı olduğuna tanıklık ediyoruz. Makrodan mikroya geçişin temsili gibi izleyebileceğimiz filmde, cinayetin her gün takip ettiğimiz haberlere olan yakınlığını hatırlayıp zaman zaman tüm şaşkınlığımızı bastırabiliyoruz. Bir aşk üçgeninin neden olduğu cinayet, kahramanlardan birini ölü, birini katil, diğerini fırsatçı yapıyor. Bornova Bornova, Zeki Demirkubuz senaryolarına ve son dönem Türk sineması örneklerinden Gemide ve Barda filmlerine benzer ama şiddet unsuru kısmen daha hafifletilmiş bir film. Ayrıca Bornova Bornova’nın biçimsel çabası ile deneysel bir film olduğu söylenebilir. Sözle anlatılanların sahnede küçük bir pencere açılarak canlandırılması, karakterlerin geçmiş bir olayı anlatırken kameraya bakıp -geçmiştekini yaşıyormuş gibi- bugün üzerinden bir anlatım yapması, yönetmen İnan Temelkuran’ın üslup arayışını bir üst noktaya taşıyor. Yönetmen, son filmi Bornova Bornova’ya deneysel kaygılarını da katarak, 12 Eylül sonrası Türkiye’nin sürüklendiği sosyal ortama dikkat çekmek istiyor.

Tavsiye Et
Persona DVD
Yönetmen- Senaryo: Ingmar Bergman
Oyuncular: Liv Ullman, Bibi Andersson
Yapım: İsveç, 1966, 85 dk.
“Her ses bir yalan, her jest sahne, her gülümseme bir tuzak…”
Dünya sinema tarihine damgasını vuran İsveçli yönetmen Bergman’ın Persona filmi, ismiyle Carl Jung’un analitik kuramında yer alan bir arketipe referansta bulunur. Persona, psişenin toplum içerisinde hayatını sürdürebilmek adına kullandığı maskeleri kapsar. Kişinin personasına kendini fazla kaptırması gibi, ona tümüyle yabancılaşması da patolojik sorunlar doğurur. Bergman Persona’da maskelerinden bıkarak derin bir sessizliğe gömülen bir aktris ile ona yardımcı olan bir hemşirenin yazlık evde yaşadıkları gerilime mercek tutar. Sessizliğin bilinçdışındaki düğümleri birer birer çözdüğü bir ortamda, hemşire bir yandan kendi yaralarını onarmaya çalışırken, diğer yandan da hayran olduğu aktrisin kişiliğine bürünmeye başlar. Kişilik parçalanmasının çerçeve bozma, yakın planlar ve ışık-gölge kullanımıyla yansıtıldığı film, varoluşçu esintiler taşır. Tarkovsky’nin filmlerinden de hatırlayacağımız usta görüntü yönetmeni Sven Nykvist’in etkileyici görüntüleri ile Persona, “varoluşun umutsuz düşü”ne bakan bir klasik.

Tavsiye Et