Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ocak 2010) > Ekonomide Gündem
Ekonomide Gündem
Ekonomide Gündem Dünya / Ocak 2010
Dubai’nin borçları dünyayı telaşlandırdı
Körfez bölgesinde zenginliği ve ihtişamlı projeleri ile ilgi odağı olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ne bağlı Dubai, bu kez 80 milyar dolara ulaşan borcuyla gündeme geldi. Süper lüks inşaat projeleri ve turistik tesisleriyle bir-iki yıl öncesine kadar paranın su gibi aktığı emirlik, birkaç ay içinde yapması gereken 9,2 milyar dolarlık borç ödemesi nedeniyle iflas tehikesiyle karşı karşıya kaldı. Emirliğin hızlı kalkınmasında önemli bir rol oynayan ve Dubai Şeyhi el-Maktum’un sahibi olduğu Dubai World şirketinin 60 milyar dolarlık borcun ödemeleri için erteleme istemesi ve kredi kurulu S&Q’nun emirliğin teknik olarak iflas ettiğini duyurması, küresel krizin ardından toparlanmaya çalışan piyasaların finansal korkularını canlandırarak ABD, Asya ve Avrupa borsalarında ciddi kayıplara yol açtı. BAE’yi oluşturan yedi emirliğin en önemlilerinden biri olan Abu Dabi’nin 10 milyar dolarlık mali desteğiyle Dubai rahat bir nefes aldı. Dubai’nin borç sorunu, kamunun garantör olması nedeniyle gelişmekte olan diğer ülkelerdeki borç krizlerine göre farklılık arz ediyor.
 
Ekonominin kara listesi belli oldu
Kamu ve özel sektörün yabancılara, para, mal ve hizmet karşılığı ödemesi gereken toplam dış borç miktarına göre Dünya Bankası ve CIA World Factbook tarafından hazırlanan “dış borç sıralaması”nın en üstünde, 13,5 trilyon dolarlık borcuyla ABD yer alıyor. Küresel mali krizle birlikte ekonomik daralma, piyasa teşviki gibi nedenlerle nakit para sıkıntısı yaşayan ve yüksek oranlarda borçlanan ülkeler listesinde ABD’yi sırasıyla İngiltere, Almanya ve Fransa takip ediyor. Kişi başına düşen dış borç ve toplam dış borcun gayri safi milli hasılaya oranı açısından en kötü durumdaki ülke İrlanda olurken Tayvan, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre, Singapur ve İran hükümetlerinin dış borcu bulunmuyor. Dünya genelinde yaklaşık 52 trilyon dolara ulaşan toplam borç stokunun %44’ü ABD ve İngiltere’ye aitken, listenin ilk dört sırasında yer alan ülkelerin dış borçları toplamı %61’e tekabül ediyor. Türkiye ise 247 milyar dolarlık dış borcuyla listede 23. sırada bulunuyor.
 
Finansın imdadına kara para yetişti
BM Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Dairesi (UNODC), dünyayı etkisi altına alan küresel mali krizde, çok sayıda bankanın uyuşturucu ticaretinden gelen kara parayı aklamak suretiyle ayakta kalabildiğini açıkladı. UNODC Başkanı Antonio Maria Costa, küresel mali kriz sırasında piyasada dolaşan tek yatırım parasının uyuşturucu ticaretinden elde edilen para olduğunu ve geçtiğimiz yıl onlarca bankanın kara para aklayarak kendini batmaktan kurtardığını söyledi. Uyuşturucu ticaretinden elde edilen yıllık 325 bin dolarlık gelirin birçok banka tarafından aklandığını savunan Costa, bu durumun ekonomide her dönem etkili olan uyuşturucu ve suç ticaretinin kriz dönemlerinde çıkmaza giren finans sektöründen faydalandığının en büyük kanıtı olduğunu belirtti. UNODC yasadışı uyuşturucu ve suç ticaretinden yıllık yüz milyonlarca dolar gelir elde edildiğini ve son belirlemelere göre İtalya, İsviçre, İngiltere ve ABD’de bulunan bazı bankaların bu paraları akladığını iddia ediyor.
 
Lüksün yeni merkezi Çin
Jinan Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre dünyadaki lüks tüketim ürünlerinin dörtte biri Çin’de tüketiliyor. Çinli tüketicilerin lüks ürün pazarı için “genç ve yeni” olarak nitelendirildiği araştırmaya göre, yaşanan bu lüks tüketim çılgınlığının arkasında, Çin’de yeni oluşan aristokrat ve varlıklı sınıfın üst seviyede ve kişisel ürün arayışı, beyaz yakalı çalışanların patronlarına da özenerek lüks markaları takıntı haline getirmeleri ve ailelerinin finansal desteğiyle zengin çocuklarının istediği her ürünü elde edebilmeleri yatıyor. Özellikle Çin’deki ekonomik patlamanın son otuz yılda ortaya çıkardığı aşırı zengin sınıf tarafından talep edilen lüks ürünlere gelecek beş yıl içinde yapılacak harcamanın 14,5 milyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.
 
Yunanistan ekonomik itibarını kaybediyor
Yunanistan, 1974’ten bu yana ilk kez ulusal egemenliğini tehdit eden ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Kamu borcunun 300 milyar avroya, bütçe açığınınsa %12’lere ulaştığı ülke, sosyal ve siyasi istikrarsızlıkla mücadele etmeye çalışıyor. Kamu harcamalarının %10 azaltılmasını öngören acil önlem paketi ne Yunanistan halkını ne de piyasaları ikna edebilirken, halkın kemer sıkmasıyla ekonominin düzlüğe çıkmayacağına inanan sendikalar grev kararı aldı. Kamudaki düzensizliğin rüşvet ve yolsuzluklardan kaynaklandığını iddia eden Başbakan Yorgo Papandreu, bir yıl içinde %6’dan %12’ye çıkan bütçe açığının 2013 itibarıyla %3 seviyesine çekileceğini vaat ediyor. Ancak uluslararası piyasalar, sık sık Avro Bölgesi kurallarını ihlal eden “Avrupa’nın şımarık çocuğu” Yunanistan’ın kamu maliyesini düzeltebileceğine inanmıyor.
 
Körfez’de nükleer enerji için anlaşma sağlandı
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin ilk nükleer projesi için açılan ihaleyi Güney Kore tarafından idare edilen bir konsorsiyum kazandı. Güney Koreli Samsung, Hyundai ve Doosan’ın yanı sıra Japon Toshiba ve Amerikan White Westinghouse şirketlerinden oluşan konsorsiyum, 40 milyar dolarla Güney Kore tarihindeki tek seferde en yüksek rakamlı ihaleye imza atmış oldu. BAE’nin enerji ihtiyacının ikiye katlanacağı 2020 yılında faaliyete geçmesi planlanan 4 nükleer santralin yapımını kapsayan projeyle yılda 40 bin megawatt elektrik üretilmesi planlanıyor. Halen dünyanın üçüncü büyük petrol ihracatçısı konumunda olan BAE, özellikle petrol üretimi için gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla nükleer enerjiyi kullanmak istiyor. İlk kez 1978’de nükleer çalışmalara başlayan Güney Kore bugüne kadar 20 nükleer santralin yapımında yer aldı.

Tavsiye Et
Ekonomide Gündem Türkiye / Ocak 2010
Türkiye’nin kredi notu yükseldi
Dünyanın üç büyük derecelendirme kuruluşundan biri olan Fitch, Türkiye’nin kredi notunu iki kademe yükselterek BB(+)’ya çıkarttı. Stres testine gösterdiği dayanıklılığın yanı sıra başarılı enflasyon yönetimi, dış finansman riskindeki azalma ve siyasi baskıdaki düşüşün etkili olduğu bu yükseliş, aralarındaYunanistan, Macaristan, İrlanda, Tayland ve Meksika’nın da bulunduğu 52 ülkenin reyting notunun düşürüldüğü bir dönemde, Türkiye’nin yüksek kredi kalitesine sahip bir ekonomi olarak nitelendiğini gösteriyor. Derecelendirme kuruluşları tarafından “kredibilitesi yüksek ülke” olarak nitelenmek, hazine ve özel sektörün, uluslararası piyasalardan daha düşük maliyetlerle ve daha uzun vadeli borçlanmasına imkan tanırken, Türkiye’nin kredi notunun on yıllık süreçte “yatırım yapılabilir ülke” olmayı ifade eden AA seviyesine çıkması bekleniyor. Türkiye’nin kredi notu diğer önemli derecelendirme kuruluşları olan Moody’s’te BA3 ve Standard&Poor’s’ta BB(-) seviyesinde seyrediyor.
 
Doğuda rekabet kızıştı
Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı “Küresel Rekabetçilik Raporu”nda bu yıl iki basamak yükselerek 63. sıradan 61. sıraya yerleşen Türkiye, dış politikada attığı adımların ekonomi üzerindeki olumlu etkilerini görmeye başladı. Geçen yıl Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu’nun hazırladığı “İllerarası Rekabetçilik Endeksi”nde yer alamayan Doğu illeri bu yıl listenin üst sıralarına yerleşti. Komşu ülkelerle yakınlaşmanın meyvelerini toplayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 15 sınır ilinin 10’u, rekabetçilikte bir önceki yıla göre basamak atlarken; geçen yıl 55. sırada yer alan Ağrı 13. sıraya, 56. sıradaki Iğdır ise 16. sıraya yükseldi. Üretim potansiyeli ve yükselen ticaret becerisi dikkate alınarak oluşturulan rekabetçilik endeksi, özellikle konjonktürel dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde ekonominin dinamik yapısı ve rekabet potansiyeli hakkında fikir vermesi açısından mühim bir veri olarak kabul ediliyor.
 
Zenginler yoksulları sekize katladı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun AB’ye uyum kapsamında örnek aile fertlerini dört yıl boyunca izleyerek hazırladığı “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması”nın sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre Türkiye’de toplumun en yoksul kesiminin toplam gelirden aldığı pay artmasına rağmen, zenginlerle yoksullar arasındaki “dramatik” gelir farkı devam ediyor. Geliri en düşük olan %20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay %5,8’de kalırken, en zengin %20’lik grup toplam gelirin %46,9’unu elinde tutuyor. Nüfusun %20,6’sının yoksulluk sınırının altında olduğunu belirten araştırmaya göre yoksulluk, kalabalık aileler, eğitimsiz fertler ve kırsal kesimde yoğunlaşıyor. TÜİK’in son verilerine göre yaklaşık 11 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığı Türkiye’de, en yüksek gelir ortalaması Marmara bölgesinde, en düşük gelir ortalaması ise Güneydoğu Anadolu bölgesinde ölçüldü. Geçen yıl dört kişilik hanenin aylık açlık sınırı 275 lira, aylık yoksulluk sınırı ise 767 lira olarak tahmin edilmişti.
 
Alışveriş merkezleri kriz dönemini kârla kapattı
İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük illerde açılan 25 yeni alışveriş merkezi ile sayıları 238’e çıkan alışveriş merkezlerinin 2009 yılı ciroları %18’lik bir artışla 22 milyar liraya ulaştı. Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği’nden yapılan açıklamaya göre, alışveriş merkezleri ülke genelinde 5,5 milyon metrekareye ulaşan alanları ile 2009’da 1 milyar ziyaretçi eşiğini geçmeyi başardı. 39 ilde yer alan alışveriş merkezlerinde 460 bin kişi istihdam edilirken, bugüne kadar bu alana yapılan yatırım 30 milyar dolara ulaştı. Yemek, eğlence, sinema gibi birçok farklı seçeneği bir arada sunan alışveriş merkezlerinin cazip indirim kampanyaları ve marka bağımlılığı gibi trendlerin de etkisiyle 2010’da sayılarını 270’e, toplam cirolarını ise 27 milyar dolara çıkarmaları bekleniyor.
 
Şirketler 2010’dan umutlu
Türkiye, Dünya Bankası tarafından küresel mali krizin Doğu Avrupa’daki ekonomik büyümeye etkilerini anlamak amacıyla yapılan ankette, bölgede krizden en hızlı çıkabilecek ülke olarak nitelendirildi. Ankete göre kriz, bölgedeki şirketlerin %70’ini talep düşüşü açısından etkilerken, Türk şirketleri borçluluk düzeylerinin düşük olması ve mali sistemin nispi sağlam yapısının avantajları sayesinde bu dönemi iyi yönettiler. Aralık 2007 ile Haziran 2009 arasında sürekli istihdamdaki %8’lik azalmaya ve satışlardaki %22’lik düşüşe rağmen 2010 yılı için Türkiye’deki beklentiler nispeten iyimser olarak belirlendi. Doğu Avrupa’da gerçekleştirilen anket, bölgeyi bu yıl vuran talep krizinin boyutlarını ve şirketlerin buna nasıl cevap verdiğini ortaya koyan ilk çalışma olması hasebiyle önem taşıyor.
 
İş dünyası Godiva’yı konuşuyor
Türkiye’nin önde gelen gıda üreticilerinden Ülker, 2007’de 850 milyon dolara satın aldığı 80 yıllık lüks çikolata ikonu Belçikalı Godiva’nın yönetim modeliyle, işletme alanında dünyanın en prestijli dergilerinden Harvard Business Review’e konu oldu. Derginin kıdemli editörlerinden A.P. Raman, Aralık 2009 sayısında “Satın aldığınız şirketi entegre etmeyin, onlarla işbirliği yapın” başlığıyla 80 ülkede 9.300 butik mağazada satılan Godiva için “entegrasyon” yerine “ortaklık” modelini uygulayan Ülker’i anlattı. Raman, Ülker’in Godiva’yı bağımsız bir şirket olarak konumlandırdığını, CEO’su Jim Goldman’ın görevine devam etmesini istediğini ve şirketi günlük kararlarında serbest bıraktığını kaydetti. Daha önce Arçelik, Goldaş, Garanti Bankası, Akbank gibi Türk şirketleri de Harvard Business Review’de yer almışlardı.

Tavsiye Et