Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Şubat 2010) > Film
Film
Ejder Kapanı
Yönetmen: Uğur Yücel
Senaryo: Kubilay Tat
Oyuncular: Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu
Yapım: Türkiye, 2009, 135 dk.
Türk sinemasında son yıllarda artan üretim hızına paralel bir biçimde, korku-gerilimden fantastik-uzay filmlerine ve aksiyona uzanan yelpazede tür sineması örneklerinin de arttığı söylenebilir. Bu örneklere Beyza’nın Kadınları’ndan sonra ikinci bir seri katil ve vigilant anlatısı denemesi olarak eklenen ve içerik açısından olmasa da teknik açıdan başarılı olan Ejder Kapanı’nın yönetmen koltuğunda Uğur Yücel oturuyor. Hikaye bayrak direğine asılı, hadım edilmiş bir cesedin bulunmasıyla başlıyor. Zamanla kurbanların hepsinin, aftan yararlanıp hapisten çıkan pedofiller olduğu bir cinayetler zinciri oluşuyor. Emekliliğine kısa bir süre kalan ve birlikte olduğu kadınla şehrin artık kanıksamış olduğu kötücüllüğünden uzaklaşma hayalleri kuran Cinayet Masası Müdür Yardımcısı Abbas, Başkomiser Celal’in ısrarıyla “son görev” olarak, onunla birlikte soruşturmayı üstleniyor. Polis ile katil arasında kaçma kovalamaca sürerken; halk, suçluları cezalandırdığı için katilin yanında yer alıyor.
“Allah intikam almak istediği kulunu, bir başka kulu vasıtasıyla cezalandırır; ama O’nun ilmini bilmeyenler, bunu kulun yaptığını sanır” mottosuyla yola koyulan Ejder Kapanı, potansiyel suçluları insanların arasına salan “Rahşan affı”nın toplumsal belleğimizde açtığı yaralar üzerinden ülkenin hukuk sistemi ve adalet anlayışını sorguluyor. Bireye yapılmış suçu devletin affedebildiği bir süreçte, kendi adaletini kendisi sağlayan bir vigilant, ipleri eline alıyor. Ancak hukuk sistemine duyulan “öfke” vigilantın ruhunu esir alırken, giderek kendisini, bu yolda masum insanları da öldürebileceğine inanan bir Tanrı gibi görmesine neden oluyor. Uğur Yücel, Yazı Tura (2004)’dan sonra Ejder Kapanı’nda da Güneydoğu’da askerlik yapmış karakterleri öne çıkararak, Hollywood’daki post-Vietnam sendromuna benzer bir Güneydoğu sendromu anlatısı oluşturuyor.
Aslında hem öykünün anlatı yapısı hem de karakter kalıpları açısından bir tür yerli Seven çabası ile karşı karşıyayız. Ancak karakterleri Doğu şivesiyle konuşturmak yahut filmin tümüne yayılan ezan sesleri maalesef bir filmi “yerli” yapmıyor. Türk sinemasında Hollywood kalıplarına öykünerek yapılan tür filmleri, mevcut “genre”ı ortaya çıkaran toplumsal şartlardan uzak olduğumuz için “iğretilik”ten kurtulamıyor; “korku” niyetiyle çekilen filmler, “komedi” olarak sonuçlanabiliyor. (Örneğin geçtiğimiz günlerde vizyona giren Ada: Zombilerin Düğünü filmi, yaşlı başlı hanım teyzelerin zombi olmasını pek makul bulmadığından olsa gerek, bizzat kendisiyle dalga geçiyordu.) Bu anlamda Türk polisinden çok Amerikan polislerini resmeden Ejder Kapanı da hukuk sistemini sorgulayım derken, aslında farkında olmadan “Bizde niye bir seri katil yok?” hayıflanmasına yakalanabiliyor.
Cinsellik, şiddet ve küfrün hâkim olduğu filmin finalinde camide mihrabı arkasına alan(!) başkarakter ise Türk sinemasında “din”in henüz sadece bir arka fon olmaktan kurtulamadığını gösteriyor.

Tavsiye Et
Bir Evlilikten Manzaralar / DVD
Scener ur ett äaktenskap
Yönetmen- Senaryo: Ingmar Bergman
Oyuncular: Liv Ullmann, Erland Josephson
Yapım: İsveç, 1973, 167 dk.
Kadın-erkek ilişkilerine “Bergmanca” bir bakış olarak nitelendirilebilecek Bir Evlilikten Manzaralar, Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatırır. Evlilik dışı ilişkilerinden ayrılık ve boşanmalarına kadar, çift arasındaki tüm boşlukları yahut ne yaşanırsa yaşansın kopartılamaz bağları kendine yakışır felsefi bir ustalıkla resmeder Bergman. Karakter oyunculuğunun, yakın planların ve uzun diyalogların ön planda olduğu filmde Bergman, çiftin kavgaları üzerinden aslında insan doğasına, onun tutku, ihtiras ve alışkanlıklarına ayna tutar. Çift, kendi gerçekliklerine ancak dış gerçeklik parçalandığında ulaşabilir. Tümü iç mekanlarda çekilen film, Bergman’ın tiyatro ile yakınlığını ortaya koyan, mizansen üzerine kurulu Oda Sineması kapsamında değerlendirilebilir. En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre Ödülü sahibi olan film, kadın-erkek ilişkilerine ve evliliğin doğasına, hiçbir zaman eskimeyecek bir bakış atıyor. Bu da onu bir klasik yapmaya yetiyor.

Tavsiye Et
Yahşi Batı
Yönetmen: Cem Yılmaz, Ömer Faruk Sorak, Ali Taner Baltacı
Senaryo: Cem Yılmaz
Oyuncular: Cem Yılmaz, Özkan Uğur, Ozan Güven
Yapım: Türkiye, 2009, 120 dk.
Son dönem komedi filmlerine baktığımızda hafızalarda iki isim kalıyor; Recep İvedik ve Cem Yılmaz. Yahşi Batı ile Recep İvedik 3’ün vizyona giriş tarihlerinin yakınlığı iki filmi yine birbirleriyle kıyaslanacak bir zemine sürükledi. İki oyuncunun argo ve küfür eğilimli şovları filmlerinde de aynı tutarlılıkla ilerliyor. Recep İvedik 3’ün hareket noktası yine ilkel güdülerle donatılmış bir insanken; Cem Yılmaz Yahşi Batı ile sinema serüvenini profesyonel bir noktaya taşıma istediğini ispatladı. 1 Ocak’ta vizyona giren Yahşi Batı, 1881 yılında padişahın iki kişiyi Amerikan Başkanı’na bir elması götürmesi için görevlendirmesi ile başlıyor. Bu vazife Aziz Efendi (Cem Yılmaz) ile Lemi Bey (Ozan Güven)’e düşüyor. İki karakter başlarına geleceklerden habersiz yol alırken taşıdıkları elması ve paraları Siyu’lara kaptırıyorlar. Arog ve Gora’da bize Türk’ün taş devri ve uzay maceralarını seyrettiren Cem Yılmaz, Yahşi Batı’da diğer filmlerine nazaran oturmuş bir hikaye yapısı ile karşımıza çıkıyor. Sürükleyici hikayesini westernlere ve Yeşilçam’ın unutulmaz repliklerine yaslayan Yahşi Batı, Batı-Doğu karşıtlığını komplekssiz ve hatta milliyetçi bir damarla anlatmayı seçiyor. Kızılderili-beyaz adam ilişkileri ve şerifin provokasyon çalışmaları ile politik göndermelere sahip olan film, şovenizmi tiye alırken Amerikalıların hamasetini umursamayacak kadar barışık bir “kendi olma” yoluna gidiyor. Yaş sınırının 13’e çekildiği filmin rahatsız edici noktası ise havada uçuşan küfürler. Şovmen/komedyen sıfatıyla ve belden aşağı tabir edilen espri tarzıyla popüler kültür ikonu haline gelen Cem Yılmaz, aslında filmlerinde de değişmeden kendini muhafaza ediyor. Cem Yılmaz imzası taşıyan bir filmin argodan uzak olması ümidi ile Yahşi Batı’yı seyredenler ise filmi bu noktada eleştirebiliyor. Ancak bu eleştirinin Yahşi Batı’ya değil, çizgisini filmlerinde de değiştiremeden devam ettirmiş olan Cem Yılmaz’ın kendisine yapılıyor olduğunun ayrımına varmak gerekiyor. Cem Yılmaz oyuncu olarak hiçbir filminde kendinden bağımsız olarak karşımıza çıkmadı. Gora ve Arog’u izlediğimiz için bugün Yahşi Batı’yı ve Recep İvedik 3’ü izliyor olduğumuzu unutmadan eleştiriyi beklentiyi arttıran noktaya yöneltmekte fayda var. Yahşi Batı’da en azından kostüm tasarımı ve dönem atmosferini ustaca yakalayan westernin tüm tatlarını bulabiliyoruz. Vahşi Batı ile Osmanlı klişeleri harmanı olan film, Türk’ün Batı’daki çabası üzerine kurduğu çatısı ile Türk sinemasındaki son dönem komedi filmlerinin çoğundan biçim ve içeriği ile sıyrılacak bir yapım. / Esra Bulut

Tavsiye Et