Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Şubat 2010) > Ekonomide Gündem
Ekonomide Gündem
Ekonimide Gündem Dünya / Şubat 2010
Haiti’de deprem ekonomiyi enkaza çevirdi
Batı yarımkürenin en yoksul ülkesi Haiti’de meydana gelen 7 şiddetindeki deprem, sadece binaları değil, mali devamlılık için uluslararası yardıma muhtaç olan ekonomiyi de yerle bir etti. Nüfusunun %80’i yoksulluk, %54’ü de açlık sınırının altında yaşayan Haiti’deki deprem, yerleşim birimlerinin %10’unu kullanılamaz hale getirirken, 300 bin insanı da evsiz bıraktı. Birleşmiş Milletler (BM) depremin yol açtığı mali zararın Haiti’nin gayri safi yurtiçi hasılasının %25’ine tekabül ettiğini, ekonominin deprem öncesi seviyeye dönmesinin çeyrek yüzyıl sürebileceğini öngörüyor. Ülkeye nakit akışı sağlayacak ekonomik faaliyetlerin tekrar hayata geçirilememesi durumunda, işlerini kaybeden binlerce Haiti vatandaşının kendilerine ve ailelerine bakamayacak duruma geleceğine dikkat çeken BM, deprem sonrası yardım yollayan ülkelere bölge ekonomisi için kalıcı çözümler üzerinde çalışmalarını tavsiye ediyor. BM, 220 bin Haiti vatandaşını deprem yıkıntılarının kaldırılması, kamu binalarının tamiri, altyapı çalışmaları gibi alanlarda günlük 5 dolar ücretle istihdam edecek bir plan üzerinde çalışıyor.
 
“Dünyanın parası” silahlara gitti
Dünya genelindeki askerî harcamalarla ilgili olarak, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü tarafından bir araştırma yapıldı. Araştırmaya göre geçen yıl dünya genelinde askerî harcamalara ayrılan para 15 milyar dolara yaklaşırken, ABD 7 milyar dolarla ulusal savunmaya en fazla kaynak aktaran ülke oldu. Ülkelerin askerî harcamalara verdikleri önemin göstergesi olarak kabul edilen askerî harcama-gayri safi yurtiçi hâsıla endeksine bakıldığında GSYH’sinin %11,1’ini askerî harcamalara ayıran Umman ilk sırayı alırken, onu sırasıyla Katar, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail takip ediyor. 80 ülke askerî harcamaların GSYH’ye oranında dünya ortalaması olan %2’nin üstünde kalırken; nüfus ve yüzölçümü açısından küçük olan birçok ülkenin yüksek rakamlara ulaşan askerî harcama-GSYH oranları, verimsiz ve ölçüsüz askerî harcamaları işaret ediyor. Dünya genelinde askerî harcamalara tahsis edilen para ile Afrika kıtasının açlık sorununun yarısına çözüm getirilebiliyor.
 
Çin Almanya’yı tahtından etti
Çin, 746 milyar avroluk ihracat rakamıyla son yedi yıldır ihracat şampiyonluğunu kimseye kaptırmayan Almanya’yı tahtından etti. 14 aydır ilk kez 2009’un Aralık ayında ihracatını artırmayı başaran Çin, dünyanın en büyük ihracatçısı olma unvanına kavuştu. Dünya Ticaret Örgütü’nün verilerine göre, Çin’in ihracatı Aralık ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre %17,7 artış gösterirken, 2009 yılı toplamındaki ihracatı 2008’e göre %13,9 düşüş kaydetti. Çin ve Almanya’yı sırasıyla ABD, Japonya ve Fransa takip etti. Çin’in yeni statüsü, büyük oranda sembolik olmakla birlikte, ekonominin dayanıklılık kabiliyetini göstermesi açısından önem arz ediyor. Çin’in ihracat rakamlarındaki bu iyileşme, finans krizi nedeniyle neredeyse durma noktasına gelen küresel tüketici talebine rağmen düşük maliyetli üretimin deniz aşırı satışa imkan verdiğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
 
“Perakende”nin devleri belli oldu
Dünyaca ünlü denetim kuruluşu Deloitte, dünyanın en büyük perakende şirketlerinin sıralandığı bir rapor hazırladı. En büyük 250 şirketin belirlendiği “Perakendenin Küresel Güçleri 2010” isimli rapora göre zirveyi paylaşan kuruluşların toplam cirosu 3,8 trilyon dolara yaklaşıyor. Raporda yer alan 184 sektör temsilcisinden üçte ikisinin kârlılıklarının azaldığı ifade edilirken, 30 perakendeci firmanın yılı zararla kapattığı belirtiliyor. Perakende listesinin başında 401,2 milyar dolarlık cirosuyla Amerikalı perakende devi Wal-Mart yer alırken; onu sırasıyla Fransa’dan Carrefour, Almanya’dan Metro ve İngiltere’den Tesco takip ediyor. Geçen yıl tek şirketle listede yer alan Türkiye ise 199. sırada MİGROS Türk ve BİM’le temsil ediliyor.
 
G-8’in bir ayağı çukurda
Gelişmekte olan 7 ülkenin ekonomik büyüklüklerinin 2020 yılı itibarıyla “sanayileşmiş ülkeler” olarak adlandırılan dünyanın 7 büyük ekonomisini geride bırakacağı öngörülüyor. Uluslararası Danışmanlık Şirketi Pricewaterhouse-Coopers (PwC) tarafında yayımlanan rapora göre Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika, Endonezya ve Türkiye’den oluşan E-7 ülkelerinin ekonomileri, 2020 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 ülkelerinin ekonomilerinden daha büyük olacak. G-7 ile E-7 ülkeleri arasındaki farkın bu yıl %35 oranında azalacağına dikkat çekilen raporda, gelecek on yılın sonunda bu farkın tamamen ortadan kalkabileceği belirtiliyor. 2000’lerin başında G-7’nin ekonomik büyüklükleri toplamı E-7’nin iki katına eşitti; ancak özellikle Çin’in kaydettiği hızlı büyüme sayesinde aradaki fark 10 yılda yarıya indi.
 
Japonya’da borç gırtlağa dayandı
Borçları yüzünden ağır bir krizle karşı karşıya kalan Dubai’nin ardından Japonya da 11 trilyon dolara ulaşan kamu borcu nedeniyle zor günler geçiriyor. Yaklaşık 20 yıldır ucuz borçlanan ülkede küresel krizle birlikte artan harcamalar borcun önlenemez bir şekilde artmasına sebep oldu. IMF’den yapılan açıklamaya göre Japonya’da kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılasına oranının bu yıl %218’i, gelecek yılsa %227’yi bulması bekleniyor. Ekonomik kriz yüzünden azalan vergi gelirleri ile ihracat ve sanayi üretimindeki düşüşler, aşırı borçlanmaya sebep olarak gösteriliyor. Japon hükümeti IMF’den ve derecelendirme kuruluşlarından gelen uyarıların da etkisiyle ekonomiyi canlandırmak ve bütçeyi kontrol altına almak için uzun vadeli bir ekonomi planı hazırladı. Dubai’den sonra Japonya’nın yeni bir krizin tetikleyicisi olmasından korkan piyasalar ise mevcut borç yükünü dikkate alarak planın çözüm getirmekten uzak olduğunu savunuyorlar.

Tavsiye Et
Ekonomide Gündem Türkiye / Şubat 2010
TÜSİAD’da ikinci kez kadın başkan
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) 21 Ocak’ta yaptığı 40. Genel Kurulu’yla yeni başkanını ve yönetim kurulunu belirledi. 200 üyenin oy kullandığı seçimde Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın yerine Ümit Boyner, TÜSİAD başkanlığına getirildi. Boyner, “Türkiye’nin en etkili, entelektüel çizgisi sağlam, bağımsız sivil toplum örgütü” olarak nitelediği TÜSİAD’ın bir çıkar grubu değil bir baskı grubu olduğunu, iktidar ve muhalefet tarafından çok tavsiye edilmesine rağmen sadece kendi işine bakamadığını söyledi. Başkan vasfıyla yaptığı ilk konuşmasında ekonomik krizden istihdam sorununa, AB üyelik sürecinden seçim kanununa kadar birçok konuya değinen Boyner, “Türkiye’nin sadece cari işlemler açığı, istihdam açığı yoktur; demokrasi açığı da vardır” sözleriyle TÜSİAD’ın önümüzdeki dönemde demokrasiyle ilgili sorunlara karşı daha duyarlı olacağının sinyallerini verdi. Bilindiği gibi Arzuhan Doğan Yalçındağ döneminde TÜSİAD, kamuoyuna yansıyan darbe planlarına, e-muhtıralara rağmen anti-demokratik hareketlere karşı beklenen sertlikte tepkiler koymamıştı.
 
Moody’s insafa geldi
Geçen ay derecelendirme kuruluşu Fitch’in yaptığı not artırımının ardından bir iyi haber de Moody’s’ten geldi. Dünyanın en saygın derecelendirme kuruluşlarından olan Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu Ba3’ten Ba2’ye yükseltirken; nota bağlı görünümünü pozitiften durağana çevirdi. Moody’s not yükseltilmesine neden olarak, Türkiye’nin mali şokları emebilme kapasitesine olan güvenin yükselmesini gösterdi. Türkiye’nin 2001 yılındaki krizden bile daha çok küçüldüğünü, ancak kamu maliyesinin, geçmiş krizlere nispeten dikkate değer bir dayanıklılık gösterdiğini kaydeden Moody’s, önceki kriz dönemlerinde gerçekleştirilen yapısal reformların ekonomiyi dayanıklı kıldığını belirtti. 2010 bütçesinde öngörülen mali çıkış stratejisini destekleyen kuruluş, bir süredir yavaşlamış olan sermaye girişinin hızlandığını, yapılan 30 yıl vadeli 2 milyar dolarlık tahvil ihracıyla Türkiye’nin dış piyasalara girmeye başladığını ifade etti. “Sıfırcı hoca” olarak bilenen Moody’s’in yaptığı bu not artırımı hâlâ Türkiye’nin kredi notunu değiştirmeyen Standard&Poor’s’un not artışının da habercisi olarak görülüyor.
 
Dünya Bankası ekonomiden umutlu
Dünya Bankası, Türkiye ekonomisinin 2010 yılındaki görünümüyle ilgili olarak olumlu düşündüklerini açıkladı. Dünya Bankası Türkiye Direktörü Ulrich Zachau, küresel krizin Türkiye ekonomisini etkilediğini, ancak geçen yılın son çeyreğinden itibaren toparlanmanın başladığını söyledi. İstihdamdaki iyileşmenin, ekonomik büyümeyi arkadan takip ettiğinin altını çizen Zachau, istihdamın artmasında özel sektördeki toparlanmayla 2010 bütçesinin ve Orta Vadeli Program’ın güçlü bir şekilde uygulanmasının önemli olduğunu belirtti. IMF ile yapılacak bir anlaşmanın etkilerinin ayrıntılarına bağlı olacağını vurgulayan Zachau’ya göre anlaşma, ilave dış finansman sağlaması ve Hükümet’in iç piyasadan borçlanma ihtiyacını azaltması açısından önem taşımasının yanı sıra yatırımcılar tarafından mühim bir ekonomik gösterge anlamına da geliyor. Açıklamada, kısa vadede Türkiye ekonomisinin daha çok dış kaynaklı risklerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekilirken; potansiyel risklerin telafi edilmesinde Orta Vadeli Program’ın güçlü bir şekilde uygulanmasının gerekliliği üzerinde duruluyor.
 
İllerin iki yakası bir araya gelmiyor
Küresel ekonomik krizin Türkiye’ye yansımaları, illerin bütçelerini de olumsuz etkiledi. Maliye Bakanlığı Kamu Hesapları Bülteni verilerinden yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl yalnızca 12 il, gelir gider dengesini tutturabildi. Buna karşın Adana, Aydın, Balıkesir, Çorum, Denizli, Gaziantep, Kayseri, Konya, Manisa, Samsun ve Trabzon’un da aralarında bulunduğu 69 il, bütçe açıklarını devletten aldıkları destekle kapatabildi. Ankara, Antalya, Bursa, Hatay, Mersin, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Muğla, Tekirdağ ve Zonguldak’ın gelirleri giderlerinden fazla olurken; Hakkari bütçe açığı en fazla olan il unvanını korudu. Devlete en fazla katkı sağlayan il olan İstanbul’a harcanan her lira devlete 8 lira olarak geri dönerken; İstanbul, kişi başına gelirde 2. sırada, kişi başına harcamada ise sonuncu sırada yer aldı.
 
Türkiye ekonomisi bu sene daha özgür
Amerikandüşünce kuruluşu The Heritage Foundation tarafından yapılan “özgür ekonomiler” araştırmasında Türkiye, 8 basamak yükselerek 75. sıradan 67. sıraya çıktı. Hong Kong’un ilk sırada yer aldığı listede ikinci sırayı Singapur alırken; İtalya ve Yunanistan gibi Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’nin gerisinde kaldı. “Orta derecede özgür” kategorisinde yer alan Türkiye’nin mali koordinasyon, yatırım özgürlükleri, rüşvet denetimi ve işçi özgürlükleri açısından bir önceki yıla göre ilerleme sağladığı vurgulandı. Her bireyin kendi iş gücü ve mal varlığı üzerinde karar verme hakkına sahip olması anlamına gelen “ekonomik özgürlük”, hükümetlerin sermaye, iş gücü ve malların dolaşımıyla ilgili konulara yaklaşımına ilişkin fikir vermesi nedeniyle önemseniyor.
 
Mikrokredi kadınlara yaradı
Türkiye Grameen Mikrokredi Programı kapsamında hiçbir teminat ve kefil istenmeden verilen kredilerle geçim sıkıntısı çeken 29 bini aşkın kadın kendi işinin patronu oldu. 2003 yılında Diyarbakır’da başlatılan ve halen Elazığ, Amasya, Hatay, Manisa, Zonguldak, Konya, Mardin gibi 37 ilde devam eden program çerçevesinde, iş fikri olan kadınlara 38 milyon liradan fazla kredi dağıtıldı. 2010 yılında bütün illerde şube açarak 14 milyon yoksul insana ulaşmayı hedefleyen program, çalışmalarını Nobel Barış Ödülü sahibi Prof. Dr. Muhammed Yunus’la birlikte yürütüyor. Bangladeş asıllı ekonomi profesörü olan ve mikrokredinin mucidi olarak bilinen Muhammed Yunus, 1983 yılında kurduğu Grameen Bank sayesinde milyonlarca insanın kendi işini kurmasına imkan sağladı.

Tavsiye Et