Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Mart 2005) > Türkiye Ekonomi > ‘Sürdürülemez’ borçlanma yerine, sürdürülebilir büyüme
Türkiye Ekonomi
‘Sürdürülemez’ borçlanma yerine, sürdürülebilir büyüme
Ömer Bolat
2000-2001 KRİZLERİNDE ağır darbe alan Türkiye ekonomisi son iki yıldır toparlanma yönünde güçlü sinyaller veriyor. Ekonomide yaşanan iyileşmenin sürdürülebilir olması, öncelikle ülkemizdeki genel güven ve istikrar ortamının devam etmesine bağlıdır. Zira güven ve istikrar ortamı, iş piyasalarını geliştirici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin, 2023 perspektifli bir ‘Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Programı’na ihtiyacı vardır. Programın temel hedefleri ise ‘büyüme, istihdam, ihracat ve verimlilik’ olmalıdır.
Bu hedeflerden ve Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarından hareketle, sürdürülebilir bir büyüme için gerekli olan bazı hususlara dikkat çekmekte yarar var. Dış ticaret açığının artmaması ve istihdamda iyileşme sağlanabilmesi için yerli girdi kullanımı yüksek ve emek-yoğun sektörler olan inşaat, yatırım, gıda, tekstil-konfeksiyon ve hizmetler sektörlerinin önünü açacak tedbirler alınmalıdır. Böylece, ekonomik büyüme de sektörel olarak dengeli hale getirilebilir. Ekonomik büyüme sürecinde yetişmiş vasıflı işgücü ve teknik eleman açığının giderilmesi için meslekî ve teknik eğitim alanındaki sorunlar öncelikle çözülmeli ve bu tür eğitimler cazip hale getirilmelidir.
Büyümenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulup sürdürülebilir kılınması için yatırımların canlandırılması şarttır. Bu amaçlarla planlanan yatırım teşvikleri konusunda başarı sağlanabilmesi, bölgesel farklılıklar ve ihtiyaçlar gözetilerek yapılacak uygulamalara bağlıdır. Yatırım teşvik rejiminin kapsamının 36 ilden 49’a çıkarılması kararı, bazı illerimizin mağduriyetinin giderilmesi açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bununla beraber, teşvik kapsamı dışında kalan illerdeki yatırımcıların ve müteşebbislerin rekabet dezavantajı yolundaki şikayetleri de göz önünde tutularak, gelir seviyesine göre kademeli teşvik sistemine geçilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca, bölgesel ve sektörel bazda teşvik rejimi geliştirilmesi, dünya ve OECD ortalamalarının çok üzerinde olan enerji fiyatlarının indirilmesi gerekmektedir. Elektrik fiyatları üzerindeki %2’lik TRT payı sanayi elektriği için kaldırılmalı ve bu indirim fiyata yansıtılmalıdır.
Ekonomik durgunluk içindeki vilayetlerle ilgili olarak sürekli izleme komiteleri oluşturulmalı; somut, sonuç getirici önlemler alınmalıdır. Elazığ, Erzurum, Diyarbakır başta olmak üzere Doğu vilayetlerimiz ve tarım ekonomisine dayalı şehirlerimiz için gözle görülür, hissedilir ve ekonomiyi canlandırıcı politikalara ihtiyaç vardır. İş adamlarımızın kendi bölgelerine yatırım yapmaları da bu sürece katkıda bulunacaktır. Ülkemizde birçok kamu binası ve fabrika, işlevini yerine getiremeyerek bulundukları yerde çürümeye terkedilmiş haldedir. Bu binalar gerçek yatırımcılara tahsis edilebilir.
Sivas, Malatya, Düzce, Aksaray ve Osmaniye gibi iller yatırım teşvik rejiminden olumlu etkilenmiş ve ekonomilerini iyileştirmeye başlamıştır. Bu illerde teşvik rejiminin sonuçlarını takip etmeye ve değerlendirmeye yönelik ciddi bir izleme komitesi oluşturulmalıdır. Yatırımların, büyümek için gerekli olduğu su götürmez; fakat bu arada yatırım çöplüğü oluşturmamaya da dikkat edilmelidir. Tekstil sektörü buna somut bir örnek olarak karşımızda duruyor. Aşırı yatırım sonucu arz fazlasının ortaya çıktığı tekstil sektöründe yaşanılan daralma kaynakların atıl kalmasına yol açtı.
Geçtiğimiz yıl Aralık ayında MÜSİAD üyeleri arasında gerçekleştirdiğimiz Ar-Ge Desteklerinden Yararlanma ve Yatırım Eğilim Anketi sonuçları 2004 yılında yapılan yatırımlara ilişkin önemli bulgular içeriyor. Bu sonuçlara göre, ankete katılan firmaların %94’ü yurtiçinde, %6’sı da yurt dışında yatırım yapmayı tercih etti. Yurtiçinde en çok yatırım yapılan illerin başında Bursa, Adana, Ankara ve Konya gelirken; yurtdışı yatırımlarda ise Tayvan ve Almanya gibi ülkeler öne çıkıyor. Yine bu üyelerimizin %45’i 2004 yılında yenilenme ve modernizasyon yatırımı, %24’ü ise yeni yatırım yaptılar. En çok yatırım yapılan sektör sıralamasında %22 ile ulaşım başı çekiyor. Bunu %10’luk payla tekstil ve inşaat sektörleri izliyor.
Ankete katılan üyelerimizin 2004 yılında %73’ü sabit sermaye yatırımı gerçekleştirirken, 2005 yılında %89’u yeni yatırım planlıyor. Yeni yatırımların büyük çoğunluğunun da yine yurtiçine yapılması düşünülüyor. Yurtdışına planlanan yatırımların dağılımında Almanya ve Tayvan’ı B.A.E, Suriye ve Çin takip ediyor. Yatırım için en cazip sektörlerin başında makine ve metal sektörü gelirken, bunu inşaat, gıda ve tekstil sektörleri izliyor.
Yatırım teşviklerinin kapsamının genişletilmesine İMF’nin, bütçeye yüklerini bahane ederek karşı çıkması dolayısıyla ciddi tartışmalar yaşanıyor. Ama bütçedeki gerçek yükün faiz ödemeleri olduğu unutulmamalı. Nitekim geçen yılki bütçe performansının beklenenden daha iyi olmasının altında yatan temel sebep, faiz oranlarında kaydedilen düşüşe bağlı olarak faiz ödemelerinin gerilemesi oldu.
Son iki yılda 80 milyar dolar faiz ödendi; ancak kamu borç stoku büyümeye devam ediyor. 2002’de %34 olan reel faizin, 2003’te %26’ya, 2004’te ise %12’ye gerilemesine rağmen, Türkiye hâlâ dünyada en fazla reel faiz veren ülkelerden birisi. Bu süreçte, faizle beslenen rantiye kesiminin fedakârlığa hiç yanaşmaması dolayısıyla yük sürekli olarak sanayici, dar gelirli ve çiftçilerin üzerine bindi.
Türkiye’nin bu kısır döngüden bir an önce kurtulması lazım. Borç stokunun azaltılabilmesi ve enflasyondaki düşüşün kalıcı olabilmesi için reel faizlerin büyüme oranının altına, yani %5’lere düşmesi sağlanmalıdır. Bir tabu haline getirilen %6,5 faiz dışı bütçe fazlası yerine, kamu net borç stokunun milli gelire oranını %60’a düşürmek hedeflenmelidir. Hazine, döviz cinsi borçlarını Merkez Bankası’ndan borç alarak YTL’ye dönüştürmeli ve erken itfa yapmalıdır. Kamuyla ilgili değinilmesi gereken bir başka nokta da, optimum nakit yönetimiyle ilgili. Bunun sağlanabilmesi için, kaynakların tek bir merkezde toplanarak yönetilmesi anlamına gelen havuz sistemi uygulaması yeniden başlatılmalıdır.
Bugün Türkiye’de şirketlerin büyük ilgi gösterdikleri günlük repo, gelişmiş ülkelerde görülmeyen yanlış bir uygulamadır. Ödeme ahlakının bozulmasına neden olan günlük repo uygulaması kaldırılarak, en azından haftalık ve aylık repo uygulamasına geçilmelidir. Son dönemde hızla yaygınlaşan tüketici kredileri ve kredi kartlarına da disiplin getirilmelidir. Bankalar firmalara kredi verme yerine, daha kârlı olan tüketici kredilerini (özellikle kredi kartlarını), devlet tahvili ve hazine bonosunu tercih ediyor. Bu da tefeciliğin hızla yaygınlaşmasına yol açıyor.
Döviz kurunun, ekonominin temellerinden uzak bir şekilde aşırı oranda düşük kalması ve TL’nin aşırı değerlenmesi sonucu ihracatçı, kârsız satışlarla güçlükle elde ettiği dış pazarları kaybetmeme savaşı veriyor. Kurların piyasada denge oluşturacak seviyeye gelmesinin önündeki yüksek faiz politikası engeli bertaraf edilmelidir.
Tek yönlü ekonomi politikası ideolojik ve sığ bir bakış açısıdır. Türkiye, sürdürülebilir borçlanmaya odaklanmak yerine, yazının girişinde de vurguladığımız gibi büyüme, ihracat ve istihdamın sürdürülebilirliğine yönelmelidir.

Paylaş Tavsiye Et