Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (May 2006) > Asılıyorum > Geçmişe bakmasını bilmek
Asılıyorum
Geçmişe bakmasını bilmek
Ali Cengiz Tuğrul
Ben üç tane Cengiz tanırım.
Birincisi Amerika’nın âli menfaatlerinin bendesi, bendeniz Ali Cengiz.
İkincisi Cengiz Han ki, en az benim kadar maruf bir tarihî şahsiyettir.
Üçüncüsü ve ilk ikisi kadar olmasa da meşhur gazeteci Cengiz Çandar.
Memlekette daha sürüsüne bereket Cengiz varsa da, ilk akla gelenler, siz de takdir edersiniz ki, bunlardır.
“İnsan ismiyle müsemmadır” derler.
Cengiz isminden midir nedir, bu her üç şahsiyet de liderlik, muhariplik, sertlik, çeviklik, zekilik ve kıvraklıkla marufturlar.
Bu özellikleri bu üç büyük şahsiyetin adeta bendini yırtar, taşar.
Ama dalga dalga yayılır mı, onu bilemem.
Cengiz Han’dan kısa bir süre sonra imparatorluğun dağıldığını tarihten biliyoruz.
Bizden sonra kurduğumuz küçük krallıkların ne kadar uzun süreli olacağı hakkında bir öngörüde bulunmak istemiyorum.
Ama meslektaşım Cengiz’le aynı dalga boyunda bulunmaktan müthiş mutluyum.
Şarklılığından henüz kurtulamamış bu kısır ve çorak ülkede “dalga boyu” tamlamasını kullanmakla doğru mu yapıyorum?
Ondan da kuşkuluyum.
Dalga kelimesi bizim gibi modernleşmesini sağlayamamış ülkelerde hemen yanlış anlamalara yol açar.
“Dalga denizde olur” gibi.
Ya da ne bileyim, “dalga geçme” gibi.
“Dalganın boyu otuz beş metreymiş Dursun!” diye sallayan Temel gibi.
“Aynı frekansları tutturmaktan çok mutluyum” diyeceğim ama daha dalga boyunu bile anlamaktan uzak şarklı kafanın frekans deyince neler düşünebileceğini düşünüp irkiliyorum.
Ve hemen sadede geliyorum.
 
GELECEĞE BAKMASINI BİLMEK
Çok değerli meslektaşım Sn. Cengiz Çandar 27/05/2005 tarihli mükemmel bir yazı kaleme almış.
“Geleceğe bakmasını bilmek” başlığını taşıyan yazı, çoğuna katıldığım şu cümle ile son buluyor:
 
‘“…Türkiye’nin ‘stratejik düşünme’ yeteneğine sahip olduğundan ise – itiraf edeyim – pek kuşkuluyum.’”
 
Ben kuşkulu filan değilim.
Ali Cengiz Tuğrul’dan başka kimsenin stratejik düşünemeyeceğinden adım gibi eminim.
Cengiz’in de böyle düşündüğüne, ama lafın gelişi öyle dediğine inanıyorum.
Senelerdir her konuda kalem oynatan köşe kadılarının dışında stratejik düşünebilecek akademisyen, siyasetçi, diplomat herhangi biri olabileceğini tasavvur edemiyorum.
Bunu tasavvur edebilmenin ekmeğimizle oynamak olduğunu iddia ediyorum.
İddiama kanıt olarak da Sn. Cengiz Çandar’ın üç sene önceki yazılarını gösteriyorum.
Seçtiğim yazıların geçmişe bakmasını bilmenin de bir marifet olduğunu göstermesini ümit ediyorum.
Yazılarındaki derin kavrayışı, ahlaki duruşu, stratejik düşünme kabiliyetini gördüğünüzde edebilecek tek lafınızın kalmayacağına bahse girerim.
 
GEÇMİŞE BAKMASINI BİLMEMEK
Tezkerenin meclisten geçmemesi karşısında zehir zemberek yazılar yazan Sn. meslektaşımın 2002’deki “stratejik düşüncesi” şuymuş:
 
 ABD’ye Karşı Çıkmak, İsrail’e Dur Demek
İşler bu yönde ilerlerse, hiçbir İsrail şehri, hiçbir İsrailli, dünya yüzündeki hiçbir Amerikan hedefi ve Yahudi kimlikli merkez güvenlikli olmayacak. Sarsılan ve depreme tutulan sadece Ortadoğu dengeleri değil, tüm uluslararası sistem olacak.
Bugün, Amerika ve İsrail’in karşısına dikilmek ve Amerika’yı tutum değişikliğine zorlamak, her ülkenin kendi ‘ulusal çıkarını korumak‘ kadar, Amerika’yı 11 Eylül’lerden korumanın ve İsrail halkının kanının dökülmesini önlemenin en anlamlı yoludur. (02/04/2002)
 
Irak savaşı başladıktan hemen sonra savaşın bölgeye demokrasiyi getirmek için yapıldığı “stratejik düşüncesine” sahip olan meslektaşımın üç sene önceki “stratejik düşüncesi” şöyle imiş:
 
Irak Savaşı Tecilli
…Washington bir zamandır silah ve petrol lobisi ile, en aşırı İsrail lobisinin etkisi altında; ama esas olarak bir ‘Hıristiyan Köktendinci’ yönetiminin altında tuhaf bir yer haline geldiğini biliyorum. Amerika’da Sabih Kanadoğlu gibi bir başsavcı olsa, Başkan George W. hakkında derhal bir fezleke düzenler, Cumhuriyetçi Parti aleyhinde kapatma davası açardı. Ne var ki buradaki Başsavcı John Ashcroft ‘laik cumhuriyeti koruma ve kollama görevi yerine kendi ölçülerince ‘koyu Hıristiyan davranış biçimlerine aykırı bulduğu’ her şeyi ‘kötülük tohumu’ gibi değerlendirip, peşine düşen cinsten.
 Amerika’nın Irak politikasının altında ateşli İsrail yanlılarının ‘stratejik eğilimlerinin’ yanı sıra böylesine bir ‘dini fanatizm’ boyutu da yatıyor.
 …Bush yönetiminin şahinlerinin Irak politikası tam tasarladıkları gibi yürümüyor. (26/10/2002)
 
ISRAR DA ETMİŞ
2002’de Wolfowitz’e ilettiği ‘stratejik düşünce’sini şu satırlardan izliyoruz:
 
Irak Politikası – Gizlenen Gerçekler
…Paul Wolfowitz’le bir süre sohbet etme imkanı buldum. Türk hükümetinden neler talep ettiklerini bildiğimi ‘böyle bir talebin bırakın bir Ak Parti hükümetini, herhangi bir hükümet için yenilip yutulması ve hazmının kolay olmadığını söyledim…
 …Wolfowitz’in bu sözleri üstüne Ak Parti kimliğindeki bir hükümetin Irak’a yönelik bir askeri harekat görmek istememesinin doğal karşılanması gerektiğinde ısrar ettim. (25/12/2002)
 
İNANILMAZ BİR ‘STRATEJİK ÖNGÖRÜ’
Amerikan Cumhuriyetçi Sağı ve Ortadoğu
Uluslararası politika, hernekadar Amerika’nın tartışılmaz askeri ve teknolojik üstünlüğünün damgasını taşıyan ‘Realpolitik’in yani güçler dengesinin kuvvetli damgasını taşımaktaysa da ‘ahlak’ unsuru bu güne dek fark edilmediği ölçüde etkisini göstereceğe benziyor.
‘Irkçılık zihniyeti’ ve bunun arkasındaki ‘dini bağnazlık’ uluslararası politikaların ‘karar alma süreçlerini’ etkilediği oranda ‘ahlak’ unsuru önemli bir politika girdisi olarak işlevsellik kazanacak. (04/05/2002)
 
Buradaki inanılmazlık, “reelpolitik karşısında ahlak unsurunun önemli olacağı”nı zikreden yazarlardan birinin sn. meslektaşım olması.
 
Müttefiklik konusundaki “stratejik düşüncelerini” okumak ise insanda trajik bir etki bırakıyor:
 
ABD’nin Diplomatik Celladı Olmak Ya da Olmamak
Washington Times (Washington Post ile karıştırılmasın) Amerikan başkentlerinde yayınlanan ve pek dar bir okuyucu kitlesine ulaşan, Amerikan ölçülerince sağcı muhafazakar ve dolayısı ile Cumhuriyetçi Parti’nin sağ kanadının eğilimlerini yansıtan bir gazete…
Bu çevrelerin ‘Türkiye sevdası’ ile Türkiye’yi Amerikan diplomasisinin hizmetinde ‘çantada keklik görmeleri adeta eş anlamlı. (26/04/2002)
 
Okuduğunuz yazıların yazarının ismini vermese idim, pek çoğunuz arka sayfa güzellerinden nasipsiz, o renksiz ruhsuz gazetelerden birinin yazarı zannederdiniz sn. meslektaşımı.
Ne yalan söyleyeyim, ben de öyle zannederdim.
Zaten de öyle imiş.
Geleceğe bakmasını bilmek ile ilgili yazdıklarını okuduktan sonra, geçmişte yazdıklarını iyi ki merak edip okumuşum.
O günlerde yazdıklarıyla aynı dalga boyunda olduğumuzu söyleyemeyeceğim.
Ama o gün hangi medya grubunda yazdığını düşündüğümde, mazur görüyorum kendisini.
Savaş başladıktan hemen sonra da isminin verdiği çeviklikle “stratejik düşüncelerini” gözden geçirmiş.
Kendisini geliştirmiş.
Şarklılığın Ali Cengiz Tuğrullar için iyi bir yanı da yok değil.
Yoksa birileri otururdu internetin başına da “savaşı engelleyebilecek tek ülkenin Türkiye olduğu” şeklindeki stratejik düşüncesini dillendirdiğini de okuyabilirdi.
Neoconlardan nasıl müstehzi bir dille bahsettiğini de okuyabilirlerdi.
“Üç senede insan bu kadar mı gelişir?” diye sorabilirlerdi.
Bunu soracak adamın Anlayış’ın Mayıs sayısı yazımı okumadığını varsayıyor, atomları hatırlatıyorum.
 
SON SÖZ
Stratejik düşün.
Namın yürüsün.

Paylaş Tavsiye Et