Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (June 2006) > Dünya Siyaset > Nükleer kriz kavşağında Türkiye-İran ilişkileri
Dünya Siyaset
Nükleer kriz kavşağında Türkiye-İran ilişkileri
Gökhan Çetinsaya
İRAN ile ABD ara­sın­da­ki nük­le­er kriz tır­man­dık­ça, Tür­ki­ye’nin muh­te­mel ge­liş­me­ler kar­şı­sın­da iz­le­ye(bi­le)ce­ği po­li­ti­ka­lar ve kar­şı kar­şı­ya ka­la­bi­le­ce­ği aç­maz­lar hak­kın­da­ki yo­rum­lar her ge­çen gün ar­tı­yor. Son 20-25 yıl­da si­ya­sî ve as­ke­rî elit­le­ri­mi­zin Türk-İran iliş­ki­le­ri ko­nu­sun­da ver­dik­le­ri de­meç­le­re bak­tı­ğı­mız­da bir­bi­riy­le zıt iki te­mel söy­lem­le kar­şı­la­şı­yo­ruz. Bir ke­sim “son 400 yıl­dır” de­vam eden ‘ebe­dî’ Türk-İran dost­lu­ğun­dan bah­se­de­rek, 1639 Kasr-ı Şi­rin Ant­laş­ma­sı’ndan bu ya­na sı­nı­rı­mı­zın hiç de­ğiş­me­di­ği­ni, iki ül­ke ara­sın­da hiçbir prob­lem ya­şan­ma­dı­ğı­nı, ya­şan­sa da­hi ba­rış­çı yol­lar­dan hal­le­dil­di­ği­ni tek­rar­lar­ken; di­ğer ke­sim bu sü­reç­te ‘ebe­dî’ bir düş­man­lık ya­şan­dı­ğı­nı, Şii İran teh­li­ke­si­nin hiç­bir za­man bit­me­ye­ce­ği­ni, İran’dan as­la dost ola­ma­ya­ca­ğı­nı sa­vu­nu­yor. Ebe­dî dost­luk te­zi­ni ile­ri sü­ren­ler, 1979 son­ra­sı ya­şa­nan ge­ri­lim­le­ri ta­ma­men Hu­mey­ni re­ji­miy­le izah edi­yor ve Şah dö­ne­mi­ni süt-li­man ola­rak al­gı­lı­yor. Oy­sa bü­tün sos­yal ya da ta­ri­hî ger­çek­lik­ler gi­bi bu me­se­le de si­yah­lar ve be­yaz­lar­la an­la­şı­la­maz. Zi­ra Türk-İran iliş­ki­le­ri­nin geç­mi­şi ve bu­gü­nü, bu iki zıt/uç söy­le­min dı­şın­da kar­ma­şık bir sü­reç­tir.
Ta­rih­sel ola­rak ba­kıl­dı­ğın­da Tür­ki­ye-İran iliş­ki­le­ri­nin, sü­rek­li bir re­ka­bet/çe­kiş­me ve dö­nem dö­nem sa­vaş­lar­la do­lu ol­du­ğu gö­rü­lür. İran’da Şii Sa­fe­vi dev­le­ti­nin ku­ru­lu­şun­dan (1501) iti­ba­ren iki ta­raf ya sa­vaş­tı ya da za­yıf bul­duk­la­rı an­da (bi­ri baş­ka dış ya da iç ga­ile­ler­le meş­gul­ken) bir­bir­le­ri­nin üze­ri­ne gi­de­rek is­te­dik­le­ri­ni el­de et­mek­ten çe­kin­me­di­ler. İki ül­ke Do­ğu Ana­do­lu-Azer­bay­can ve Irak-Ba­tı İran hat­la­rı üze­rin­de bir yö­nüy­le di­nî ve si­ya­sî, di­ğer yö­nüy­le stra­te­jik ve ma­lî se­bep­ler­le top­rak ka­zan­ma­ya yö­ne­lik mü­ca­de­le­le­ri­ni 19. yüz­yı­lın ilk çey­re­ği­ne ka­dar sür­dür­dü­ler. Os­man­lı­lar için Azer­bay­can ve Kaf­kas­ya, İran için Irak he­def­ti. Cum­hu­ri­yet dö­ne­mi Tür­ki­ye-İran iliş­ki­le­rin­de ise, Şah ya da Hu­mey­ni re­ji­mi ay­rı­mı ol­mak­sı­zın iki te­mel bo­yut gö­rü­yo­ruz: Bi­ri Sa­da­bad Pak­tı’yla baş­la­yıp Bağ­dat Pak­tı, CEN­TO, RCD ve ECO çiz­gi­sin­de de­vam eden si­ya­sî ve ik­ti­sa­dî (ve bel­li öl­çü­ler­de gü­ven­lik) iş­bir­li­ği/uz­laş­ma bo­yu­tu; di­ğe­ri ge­nel­lik­le Kürt­ler ve ide­olo­jik me­se­le­ler üze­rin­de olu­şan bir re­ka­bet/zıt­laş­ma bo­yu­tu. Bun­la­ra So­ğuk Sa­vaş son­ra­sın­da ye­ni me­se­le­ler (Or­ta As­ya, Kaf­kas­ya, Ku­zey Irak ve İs­ra­il) de ek­len­di.
Tür­ki­ye-İran iliş­ki­le­ri­nin son iki yüz­yıl­dır iki te­mel ek­sen üze­rin­de şe­kil­len­di­ği­ni gö­rü­rüz. İlk ek­sen iki ül­ke ara­sın­da­ki sı­nır ve bu sı­nı­rın (Tür­ki­ye aley­hi­ne kul­la­nıl­ma­sı­nın) ya­rat­tı­ğı so­run­lar­la il­gi­li­dir. Or­tak sı­nı­rın iki ta­ra­fın­da ya­şa­yan Kürt aşi­ret­le­ri ve bu aşi­ret­le­rin sı­nı­rın iki ta­ra­fı­nı yay­lak ve kış­lak ola­rak kul­lan­ma­la­rı sü­rek­li bir so­run kay­na­ğı ol­du. 1890’lar­da te­mel so­run Er­me­ni me­se­le­siy­di: Er­me­ni ted­hiş­çi­le­rin sı­nır­dan Do­ğu Ana­do­lu’ya gi­re­rek ey­lem ya­pıp tek­rar İran ta­ra­fı­na ge­çe­rek iz­le­ri­ni kay­bet­tir­me­le­ri, Os­man­lı Dev­le­ti’ni cid­di bir zaa­fa uğ­rat­tı ve iki ül­ke ara­sın­da ge­ri­lim­le­re se­bep ol­du. 1920’le­rin ikin­ci ya­rı­sın­da ise te­mel so­run Kürt is­yan­la­rıy­dı. Özel­lik­le 1930 Ağ­rı is­ya­nı sı­ra­sın­da iki ül­ke sa­va­şın eşi­ği­ne gel­di. Ay­nı şe­kil­de 1980’ler ve 1990’lar­da PKK’nın İran sı­nı­rı­nı ser­best­çe kul­lan­ma­sı Tür­ki­ye’ye bü­yük za­rar­lar ver­di.
İkin­ci te­mel ek­sen ise, İran’ın bü­yük dev­let­ler­le iliş­ki­le­ri ve bu­nun Tür­ki­ye’ye yan­sı­ma­la­rı­dır. İran’ın Rus­ya/SSCB’nin kon­tro­lü­ne gir­me­si, bu ül­ke ta­ra­fın­dan iş­gal edil­me­si ya da is­tik­rar­sız­laş­tı­rıl­ma­sı ih­ti­ma­li Tür­ki­ye ba­kı­mın­dan her za­man cid­di bir en­di­şe kay­na­ğı ol­du. Bu ba­kım­dan ge­rek I. Dün­ya Sa­va­şı son­ra­sın­da, ge­rek II. Dün­ya Sa­va­şı sı­ra­sın­da/son­ra­sın­da, ge­rek­se de İran İs­lam Dev­ri­mi sı­ra­sın­da Tür­ki­ye, İran’ın kar­ga­şa­ya dü­şe­rek par­ça­lan­ma­sın­dan ya da SSCB ta­ra­fın­dan iş­ga­le uğ­ra­ma­sın­dan (ya da SSCB’nin uy­du­su ha­li­ne gel­me­sin­den) cid­di kay­gı duy­du ve İran’a kar­şı po­li­ti­ka­la­rı­nı bu kay­gı­lar ışı­ğın­da be­lir­le­di. Tür­ki­ye İran’ın dış ya da iç se­bep­ler­le par­ça­lan­ma­sı­nın (ya da iş­gal edil­me­si­nin) Kürt mil­li­yet­çi­li­ği­ni güç­len­di­re­ce­ği­ni ve (tıp­kı II. Dün­ya Sa­va­şı bi­ti­min­de Sov­yet iş­ga­li al­tın­da­ki İran Azer­bay­can’ın­da ol­du­ğu gi­bi) ba­ğım­sız bir Kürt dev­le­ti­nin ku­rul­ma­sıy­la ne­ti­ce­le­ne­ce­ği­ni var­say­dı. Tür­ki­ye bu uğur­da (İran’ın par­ça­lan­ma­sı­nın Kürt dev­le­ti­ne yol aça­ca­ğı var­sa­yı­mıy­la) “Aze­ri kar­tı”nı bi­le kul­lan­ma­dı.
Gö­rül­dü­ğü gi­bi bu iki ek­se­nin te­mel ni­ren­gi nok­ta­sı Kürt­ler­dir. Tür­ki­ye hem İran’ın par­ça­lan­ma­sıy­la bir Kürt dev­le­ti ku­rul­ma­sın­dan, hem de İran’ın Tür­ki­ye’de­ki ya da Irak’ta­ki Kürt ha­re­ke­ti­ne des­tek ver­me­sin­den en­di­şe duy­du. İki ül­ke ara­sın­da­ki iş­bir­li­ği/uz­laş­ma ve re­ka­bet/çe­kiş­me bo­yut­la­rı da bu te­mel en­di­şe et­ra­fın­da şe­kil­len­di. Tür­ki­ye ve İran bir yan­dan Kürt­le­ri kon­trol al­tı­na al­mak, di­ğer yan­dan Sov­yet­le­re kar­şı dur­mak için Sa­da­bad Pak­tı’ndan Bağ­dat Pak­tı’na ka­dar olan çiz­gi­de iş­bir­li­ği­ne gi­der­ken; 1960’la­rın ikin­ci ve 1970’le­rin ilk ya­rı­sın­da Tür­ki­ye, Şah’ın (İs­ra­il ve ABD’nin de kat­kı­sıy­la) Bar­za­ni ha­re­ke­ti­ni des­tek­le­me­sin­den kay­gı duy­du. Yi­ne 1980-88 İran-Irak Sa­va­şı sı­ra­sın­da İran’ın Bağ­dat’a kar­şı KDP ve KYB ile bir­lik­te sa­vaş­ma­sı Tür­ki­ye’yi kay­gı­lan­dı­rır­ken; 1991 son­ra­sı Ku­zey Irak’ta mey­da­na ge­le­bi­le­cek ge­liş­me­le­re kar­şı iki ül­ke (Su­ri­ye ile bir­lik­te) or­tak top­lan­tı­lar yap­tı.
So­ğuk Sa­vaş son­ra­sın­da yu­ka­rı­da bah­se­di­len iki te­mel ek­sen­den bi­ri (Rus/Sov­yet teh­di­di) or­ta­dan kalk­tı. Di­ğe­ri ise (İran’ın iç ve dış et­ki­ler­le par­ça­lan­ma­sı so­nu­cu Kürt dev­le­ti ku­rul­ma­sı ih­ti­ma­li) Tür­ki­ye’yi kay­gı­lan­dır­ma­ya de­vam edi­yor. İş­te Tür­ki­ye’nin nük­le­er kriz sü­re­cin­de­ki po­li­ti­ka­sı­nı, Ku­zey Irak’ta­ki ge­liş­me­ler ve PKK fak­tö­rü de he­sa­ba ka­tıl­dı­ğın­da, bü­yük öl­çü­de bu ta­rih­sel ref­lek­sin be­lir­le­ye­ce­ği an­la­şı­lı­yor.
Tür­ki­ye İran’ın nük­le­er si­lah el­de et­me­si­ne ke­sin­lik­le kar­şı. Bu kar­şı çı­kış nük­le­er si­lah­la­ra sa­hip bir İran’ın Tür­ki­ye’ye kar­şı bir teh­dit oluş­tu­ra­ca­ğı en­di­şe­sin­den çok (zi­ra NA­TO üye­si Tür­ki­ye’nin bu ba­kım­dan gü­ven­ce al­tın­da ol­du­ğu var­sa­yı­lı­yor; ay­rı­ca bu Tür­ki­ye’ye de nük­le­er si­la­ha sa­hip ol­ma­sı için meş­ru bir ge­rek­çe sağ­lı­yor), nük­le­er bir İran’ın böl­ge­de bü­yük is­tik­rar­sız­lık­la­ra se­bep ola­ca­ğı kay­gı­sın­dan kay­nak­la­nı­yor. Tür­ki­ye Irak’tan son­ra böl­ge­de ye­ni bir is­tik­rar­sız­lık kay­na­ğı is­te­mi­yor. Ay­nı şe­kil­de nük­le­er bir İran stra­te­jik ba­kım­dan da böl­ge den­ge­le­ri­ni de­ğiş­ti­re­cek; bu da Tür­ki­ye’nin böl­ge­sel po­li­ti­ka­la­rı ba­kı­mın­dan aley­hi­ne ola­cak­tır. Üs­te­lik Irak Sa­va­şı son­ra­sı böl­ge­de or­ta­ya çı­kan “Şii ku­şa­ğı” fak­tö­rü de he­sa­ba ka­tıl­dı­ğın­da, İran le­hi­ne mu­az­zam bir stra­te­jik avan­taj mey­da­na ge­le­cek­tir ki Tür­ki­ye’nin, Or­ta Do­ğu ve Av­ras­ya’nın stra­te­jik den­ge­le­ri ba­kı­mın­dan bu­nu olum­lu gör­me­si müm­kün de­ğil.
Uzun va­de­li bu teh­di­de rağ­men Tür­ki­ye’nin kı­sa va­de­de ABD ile, İran ko­nu­sun­da iş­bir­li­ği yap­ma­sı (Türk dış po­li­ti­ka­sı­nın ge­le­nek­sel pa­ra­met­re­le­ri de­ğiş­me­di­ği sü­re­ce) müm­kün gö­rün­mü­yor. Zi­ra kı­sa va­de­de Tür­ki­ye’nin İran ile il­gi­li te­mel ta­rih­sel en­di­şe­si de­ğiş­me­di: Kürt fak­tö­rü. İran’a uy­gu­la­na­cak her tür­lü am­bar­go ya da ha­re­kât ve İran re­ji­mi­nin iç ve dış yol­lar­la is­tik­rar­sız­laş­tı­rıl­ma­sı, Kürt mil­li­yet­çi­li­ği­ne ya­ra­ya­cak ve (he­le Ku­zey Irak fak­tö­rü de he­sa­ba ka­tıl­dı­ğın­da) bir Kürt dev­le­ti ku­rul­ma­sı ih­ti­ma­li­ni kuv­vet­len­di­re­cek­tir. Bu te­mel ge­rek­çe ışı­ğın­da ge­le­nek­sel Türk dış po­li­ti­ka­sı açı­sın­dan ba­kıl­dı­ğın­da, Tür­ki­ye’nin (en azın­dan kı­sa va­de­de) İran ko­nu­sun­da ABD’nin ya­nın­da yer al­ma­sı çok dü­şük bir ih­ti­mal­dir.

Paylaş Tavsiye Et