Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2006) > Toplum > Hakk’ı ve Sabr’ı tavsiye eden adam: Şakir Kocabaş
Toplum
Hakk’ı ve Sabr’ı tavsiye eden adam: Şakir Kocabaş
İhsan Fazlıoğlu
DE­ĞER­Lİ bil­gin ve dü­şü­nür Şa­kir Ko­ca­baş hak­kın­da bir ya­zı yaz­mam is­ten­di­ğin­de, te­mel tez­le­ri­ni ele alan bir me­tin te­lif et­me­yi dü­şün­düm. Özel­lik­le, li­san, kav­ram­sal çer­çe­ve, bil­gi ile ger­çek­lik, bi­lim­sel te­ori­le­rin ve sis­tem­le­rin mo­del­len­me­si, ifa­de­le­rin gra­ma­tik ayı­rı­mı gi­bi te­mel kav­ram­la­ra iliş­kin dü­şün­ce­le­ri­nin oluş­tur­du­ğu çer­çe­ve ile bu çer­çe­ve­nin bi­lim ta­ri­hi­ne, fel­se­fe­si­ne tat­bi­ki, bu sü­reç­te İs­lam me­de­ni­ye­tin­de üre­ti­len bil­gi­nin ta­ri­hî ve sis­te­ma­tik de­ğer­len­di­ril­me­si hiç şüp­he­siz, Ko­ca­baş’ın üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­ken yak­la­şım­lar ser­det­ti­ği ana alan­lar­dır. An­cak İfa­de­le­rin Gra­ma­tik Ayı­rı­mı’ndan, İs­lam’da Bil­gi­nin Te­mel­le­ri’ne, bu­ra­dan da Fi­zik ve Ger­çek­lik’e ve di­ğer pek çok ça­lış­ma­sı­na mü­ra­ca­at edi­le­rek ya­pıl­ma­sı ge­re­ken böy­le bir ça­lış­ma­yı şim­di­lik er­te­le­ye­rek, ken­di­siy­le, İs­tan­bul dı­şı­na çık­ma­dan he­men ön­ce, 22 Tem­muz 2006’da Bi­lim ve Sa­nat Vak­fı’nın üçün­cü ka­tın­da, Kır­mı­zı Sa­lon’da, 14:00-14:30 sa­at­le­ri ara­sın­da yap­tı­ğı­mız mü­za­ke­re­li soh­be­ti ak­ta­ra­rak ta­ri­he bir not düş­me­ye ka­rar ver­dim.
Son mü­za­ke­re­li soh­be­ti­mi­ze, ol­duk­ça ha­zır gel­miş­ti. Sö­ze, Tem­muz 2006’da An­la­yış der­gi­sin­de ya­yım­la­nan ya­zı­mı (Türk­le­rin bir ta­ri­hi var mı?) teb­rik ede­rek baş­la­dı ve ya­zı­nın in­san dü­şün­ce­si­nin dün­ya­yı in­şa eder­ken kav­ram­sal ya­pı­la­rın be­lir­le­yi­ci­li­ği ko­nu­sun­da di­le ge­tir­di­ği te­mel tez­ler­le uyum içe­ri­sin­de ol­du­ğu­nu, do­la­yı­sıy­la ba­zı tek­lif­ler­de bu­lun­mak is­te­di­ği­ni be­lirt­ti. Ken­di­si­nin fi­kir­le­ri­ne eleş­ti­ri yaz­mış, ken­di­sin­den de ay­nı şid­det­te mu­ka­be­le gör­müş­tüm. Bu­na rağ­men ara­mız­da­ki ağa­bey-kar­deş iliş­ki­si­nin sür­me­si ya­nın­da, özel­lik­le çağ­daş bi­lim fel­se­fe­si ko­nu­sun­da il­mî ki­tap ve ma­ka­le­le­ri ta­kas eder; ara­mız­da kı­sa de­ğer­len­dir­me­ler ya­par; bi­lim ta­ri­hi ve fel­se­fe­si ko­nu­sun­da fi­kir alış­ve­ri­şin­de bu­lu­nur; hat­ta Bi­lim ve Sa­nat Vak­fı içe­ri­sin­de ver­di­ği­miz, iki­mi­zi de il­gi­len­di­ren ders­le­ri­mi­ze kar­şı­lık­lı ola­rak gi­rer­dik. En bü­yük şi­kâ­ye­ti­nin şek­lî ders­ler ya­nın­da, içe­ri­ği ön­ce­den ta­yin edil­me­miş soh­bet amaç­lı bir­lik­te­lik­ler ter­tip ede­me­me­miz ol­du­ğu­nu bil­di­ğim­den ken­di­sin­den bu çer­çe­ve­de tek­lif­ler bek­li­yor­dum. An­cak hiç bek­le­me­di­ğim bir tek­lif­le kar­şı­laş­tım: Ev­ren’in, bil­gi ve ger­çek­lik ara­sın­da­ki uy­gun­lu­ğu gö­ze­ten, kav­ram­sal mo­del­len­me­si ko­nu­sun­da uzun sü­re­dir yü­rüt­tü­ğü ça­lış­ma­yı be­ra­ber­ce sür­dür­mek. Şa­şır­dı­ğı­mı, bi­raz da ne di­ye­ce­ği­mi he­sap­la­dı­ğı­mı gö­rün­ce, öze­ti­ni ver­di­ğim şu ko­nuş­ma­yı yap­tı:
“Yap­tı­ğım ça­lış­ma­la­rın içer­di­ği te­mel tez­le­re iti­raz­la­rı bi­li­yo­rum ve bu iti­raz­la­rı iki nok­ta­da top­lu­yo­rum: Bi­rin­ci­si: Kur’an-ı Ke­rim’den kal­ka­rak baş­ta Hakk kav­ra­mı ol­mak üze­re Ta­bia­tı doğ­ru id­rak için vah­ye uy­gun kav­ram­sal mo­del­le­me/ler yap­ma­yı, fi­zik, kim­ya gi­bi te­mel bi­lim­le­ri Kur’an-ı Ke­rim’den ha­re­ket­le kur­ma­yı dü­şün­dü­ğüm zan­ne­di­li­yor. Oy­sa yap­mak is­te­di­ğim fi­zik, kim­ya gi­bi bü­tün bi­lim­ler için sa­hih bir kav­ram­sal mo­del­le­me oluş­tur­mak; çün­kü bil­gi ile ger­çek­lik ara­sın­da va­hiy dı­şın­da her­han­gi bir met­nin uy­gun­luk ku­ra­bi­le­ce­ği­ni dü­şü­ne­mi­yo­rum. Öte yan­dan bu tür bir kav­ram­sal mo­del­le­me, Ya­ra­tı­cı ile ya­ra­tı­lan ara­sın­da­ki iliş­ki­yi yi­ne en sa­hih bir şe­kil­de ve­re­cek­tir. İb­da, halk, tek­vin vb. kav­ram­la­rı içe­rik­le­ri­ne ve kul­la­nım­la­rı­na uy­gun dik­ka­te al­dı­ğı­mız­da bu­gün tar­tı­şı­lan pek çok so­ru­nu aş­mak müm­kün­dür. Kı­sa­ca, ama­cım nes­ne­ye iliş­kin, bi­lim­sel mo­del­le­me­ler kur­mak de­ğil, ter­si­ne nes­ne­yi çe­şit­li açı­lar­dan ele alan, ta­bia­ta iliş­kin bü­tün bi­lim­le­rin içe­ri­sin­de iş gö­re­bi­le­ce­ği üst bir dil kur­mak. Bu, bil­gi ile ger­çek­lik ara­sın­da ko­pan iliş­ki­nin ye­ni­den ku­rul­ma­sı için şart­tır. Bu­nun için en sa­hih di­lin va­hiy di­li ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.”
Ken­di­si­ne, “Bu kav­ram­sal mo­del­le­me­de en önem­li şar­tı Kur’an-ı Ke­rim’de mev­cut ol­mak şek­lin­de be­lir­li­yor­su­nuz. An­cak ba­zı kav­ram­lar laf­zî ola­rak de­ğil­se de mef­hum ola­rak mev­cut­tur. Ör­nek ola­rak, Var­lık kav­ra­mı laf­zî ola­rak yok; an­cak mef­hum ola­rak var” de­di­ğim­de şu ya­nı­tı ver­di: “Ola­bi­lir. Be­nim vur­gum bu kav­ra­mın Yu­na­nî içe­ri­ği­ne ait­tir. Yok­sa Var­lık kav­ra­mı Hakk gi­bi te­mel kav­ram­la­rın be­lir­le­di­ği ana mo­del çer­çe­ve­sin­de dik­ka­te alı­na­bi­lir.” Ko­ca­baş, cüm­le­le­ri­ni, kav­ram­sal mo­del­le­me­de Kur’an-ı Ke­rim’in mer­ke­zî ye­ri­ni ko­ru­mak şar­tıy­la yak­la­şı­mın­da li­sa­nî mo­del­le­me ta­nım­la­rı­nı dik­ka­te ala­rak ta­di­la­tın müm­kün ol­du­ğu­nu, bu­nu biz­zat ken­di­si­nin bi­le ça­lış­ma­la­rın­da yap­tı­ğı­nı söy­le­ye­rek ta­mam­la­dı.
“İkin­ci iti­raz -ki, bu ko­nu­da ek­sik­lik­le­rim ol­du­ğu­nu ka­bul edi­yor ve be­ra­ber ya­pa­ca­ğı­mız ça­lış­ma­da bu ko­nu­da kat­kı bek­li­yo­rum-, ça­lış­ma­mın ta­ri­hî te­mel­len­dir­me­si­dir. Bi­lim ve Sa­nat Vak­fı’nda ver­di­ğin ba­zı ders­ler­de din­le­dik­le­rim bu ko­nu­da cid­di bir ça­lış­ma­nın ya­pıl­ma­sı ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da be­ni ik­na et­ti. Özel­lik­le İbn Hey­sem’in ça­lış­ma­la­rın­da Var­lık kav­ra­mı­nı hiç kul­lan­ma­dı­ğı­nı, dai­ma Hakk kav­ra­mı­nı -hem bü­yük ‘H’ hem de kü­çük ‘h’yi dik­ka­te ala­rak- kul­lan­dı­ğı­nı öğ­ren­mem te­mel yö­ne­li­mim ko­nu­sun­da doğ­ru yol­da ol­du­ğu­ma iliş­kin inan­cı­mı pe­kiş­tir­di. Bu çer­çe­ve­de ön­ce­lik­le Fe­la­si­fe ile Ke­lam­cı­la­rın Kur’an-ı Ke­rim’de­ki kav­ram­la­rı na­sıl id­rak et­tik­le­ri­ni ve na­sıl kul­lan­dık­la­rı­nı ta­ri­hî me­tin­le­re ge­ri gi­de­rek be­lir­le­mek is­ti­yo­rum. İbn Rüşd ko­nu­sun­da­ki iti­raz­la­rı­nın far­kın­da­yım; an­cak he­nüz tam ma­na­sıy­la ik­na ol­muş de­ği­lim. Bel­ki İbn Rüşd’ü ter­cih et­me­miz Ba­tı’yı faz­la­ca dik­ka­te al­ma­mız­dan kay­nak­la­nı­yor. Ola­bi­lir. İbn Rüşd’ün ye­ri­ne İbn Hey­sem’i de ko­ya­bi­li­riz. Ne­ti­ce­de bu ko­nu­da te­mel ki­şi­le­ri ve me­tin­le­ri be­ra­ber­ce, ar­ka­daş­la­rın da ka­tı­lı­mıy­la in­ce­le­mek is­te­rim.”
Ken­di­si­ne, Fran­cis Ba­con’un şu cüm­le­si­ni ha­tır­la­tı­yo­rum: “Ne­hir yal­nız­ca ha­fif olan şey­le­ri sü­rük­ler; ağır olan­lar neh­rin di­bi­ne çö­ker.” Ta­rih neh­ri de böy­le­dir. Ta­rih’ten bi­ze ula­şan­lar ha­fif olan­lar­dır. Me­de­ni­ye­ti­mi­zin ağır­lık­la­rı ta­rih de­nen neh­rin de­rin­lik­le­rin­de bu­lun­mak­ta­dır. Öy­ley­se so­run yal­nız­ca ki­şi so­ru­nu de­ğil­dir. Özel­lik­le Naz­zam, Ebu’l-Hu­zeyl el-Al­laf gi­bi ilk dö­nem ke­lam­cı­la­rı­nın Kur’an-ı Ke­rim’de­ki te­rim­le­ri kul­lan­ma­la­rı dik­ka­te de­ğer­dir. Öte yan­dan ta­ri­he iliş­kin ba­zı çı­ka­rım­la­rın bü­tün me­tin­ler in­ce­len­dik­ten son­ra ya­pıl­ma­sı ge­re­kir. Ör­nek ola­rak: Var­lık kav­ra­mı­nın ilk dö­nem ke­lam için mer­ke­zî bir ye­ri yok­tur; ama Fe­la­si­fe için var­dır. Ba­kil­la­nî’ye gö­re me­se­la vü­cut, mev­cut’un yal­nız­ca bir sı­fa­tı­dır.
Kı­sa­ca öze­ti­ni ver­di­ğim bu mü­za­ke­re­li soh­be­tin so­nun­da Şa­kir Ko­ca­baş, se­ya­hat­ten dön­dük­ten son­ra bir prog­ram ya­pa­rak be­ra­ber­ce ça­lış­ma­ya baş­la­ma­yı tek­lif et­ti. Ken­di­si­ne, bu­nu fır­sat bi­le­rek, bu ve ben­ze­ri ko­nu­la­ra iliş­kin ça­lış­ma­la­rı ta­kip ede­cek öğ­ren­ci­le­re alt­ya­pı sağ­la­ma­yı he­def­le­yen, Koz­mo­lo­ji, Ku­an­tum Fel­se­fe­si, Ya­pay Ze­kâ ve Fel­se­fe­si, Bu­la­nık Man­tık, Na­no­tek­no­lo­ji, Ge­ne­tik Bi­lim­ler, Bi­yo­tek­no­lo­ji, Bi­lim Fel­se­fe­si, Di­ji­tal On­to­lo­ji gi­bi ders­le­rin oku­tul­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni söy­le­dim. Ne­ti­ce­de ken­di­si he­ye­can­la, Koz­mo­lo­ji ile Ya­pay Ze­kâ ko­nu­sun­da ders ve­re­bi­le­ce­ği­ni, di­ğer ko­nu­lar­da da elin­den ge­len kat­kı­yı ya­pa­bi­le­ce­ği­ni söy­le­di. Ben de ken­di­si­ne Ke­la­mî Do­ğa Fel­se­fe­si ko­nu­sun­da bir oku­ma gru­bu oluş­tur­ma­yı dü­şün­dü­ğü­mü, bu grup­ta, âlem, za­man, me­kân, ci­sim, ha­re­ket gi­bi do­ğa fel­se­fe­si­nin te­mel kav­ram­la­rı ile Tan­rı ve Do­ğa iliş­ki­si­ne da­ir ta­ri­hî mük­te­se­ba­tı ele al­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğı­mı­zı ifa­de et­tim.
Şa­kir Ko­ca­baş, İn­san’ın hüs­ran’da ol­du­ğu­na, hüs­ran’dan yal­nız­ca iman eden­le­rin, sa­lih amel iş­le­yen­le­rin, özel­lik­le -o âşık ol­du­ğu- Hakk’ı ve sab­rı tav­si­ye eden­le­rin müs­tes­na kı­lın­dı­ğı­na ina­nan ve bu inan­cı­na gö­re ey­le­yen ve ya­şa­yan der­viş meş­rep bir bil­gin ve dü­şü­nür­dü. Ça­lış­ma­yı ya­yık vur­ma’ya ben­ze­tir­sek, in­sa­nın be­lir­li bir mik­tar ay­ran­dan yağ el­de et­me­si­nin, an­cak ve an­cak ses­siz ve de­rin­den ama sü­rek­li ya­yı­ğı vur­mak­tan geç­ti­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Ko­ca­baş, ha­yat de­ni­len sü­reç­te çı­ğır açı­cı, in­san­la­ra ba­kış sağ­la­yı­cı, ufuk ka­zan­dı­rı­cı bir ça­lış­ma­nın, an­cak ve an­cak böy­le bir ya­yık vur­ma ey­le­miy­le müm­kün ol­du­ğu­na, do­la­yı­sıy­la, yu­ka­rı­da öze­ti­ni ver­di­ğim son soh­be­tin de gös­ter­di­ği üze­re, “ya­rın öle­cek­miş gi­bi ha­zır” ama “hiç öl­me­ye­cek­miş gi­bi ça­lı­şıl­ma­sı” ge­rek­ti­ği­ne ina­nan bir in­san­dı. Öy­le ol’du, öy­le öl’dü.

Paylaş Tavsiye Et