Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2007) > Toplum > Babalık zor zanaat...
Toplum
Babalık zor zanaat...
Ümit Aksoy
bu ge­ce ağ­lar­ken me­za­rı­nı­za
tat­lı bir ümit­le bak­ma­ya gel­dim
aziz ru­hu­nu­zun de­rin­li­ği­ne
bir göz­ya­şı olup ak­ma­ya gel­dim
 
“SEN ol­ma­dık­tan son­ra sa­na ya­zı­lan mek­tup ne işe ya­rar?” Böy­le baş­lı­yor­du Oğuz Atay “Ba­ba­ma Mek­tup” ad­lı öy­kü­sü­ne. Or­han Pa­muk’un “Ba­ba­mın Ba­vu­lu” baş­lı­ğı­nı ta­şı­yan No­bel ödü­lü ko­nuş­ma­sı­nı oku­du­ğum­da ak­lı­ma ilk ge­len cüm­le bu ol­du is­ter is­te­mez. Oğuz Atay da tıp­kı Or­han Pa­muk gi­bi, ba­ba­sı­na bir ‘mek­tup’ ya­zı­yor­du. Bel­ki bü­tün er­kek­le­rin gü­nün bi­rin­de ya­pa­cak­la­rı bir ödev, bir gü­nah çı­kar­ma, ka­çı­nıl­maz bir iç san­cı­sıy­la.
Pa­muk mek­tu­bun­da, ba­ba­sı­nın ona ölü­mün­den ön­ce ge­tir­di­ği ba­vul­la gir­di­ği san­cı­lı iliş­ki­yi di­le ge­ti­ri­yor­du. Bü­tün mek­tup bo­yun­ca tek­rar­la­nan şuy­du: Ba­ba, ya­za­rın bü­tün ha­ya­tı­nı ada­dı­ğı, “bir oda­ya ka­pa­nıp, bir ma­sa­ya otu­rup, bir kö­şe­ye çe­ki­lip kâ­ğıt­la ka­lem­le ken­di­ni ifa­de eden in­sa­nın yap­tı­ğı şe­yin, ya­ni ede­bi­ya­tın an­la­mı­nı” ala­şa­ğı ede­cek bir şe­kil­de, iyi bir ya­zar ola­rak oğ­lu­nun kar­şı­sı­na çı­kı­yor­du. Pa­muk as­lın­da ba­ba­sın­dan ba­ğım­sız­laş­mak adı­na gir­di­ği yol­da ikin­ci kez öl­mek­le kar­şı kar­şı­yay­dı. Baş­ka bir ifa­dey­le, ilk ko­pu­şun ya­ni ya­zar ol­mak için ka­pa­nı­lan oda­nın ar­dın­dan, ikin­ci kez bir ko­pu­şun ya­ni ba­ba­sın­dan da­ha iyi bir ya­zar ol­du­ğu­nun, on­dan da­ha iyi bir ha­yat ya­şa­dı­ğı­nın ka­nıt­lan­ma­sı ge­rek­mek­tey­di. Bu nok­ta­da Pa­muk’un “Ben on­dan sa­de­ce ba­bam ol­ma­sı­nı is­ti­yor­dum, ya­zar ol­ma­sı­nı de­ğil… Asıl kor­kum, bil­mek is­te­me­di­ğim şey ise ba­ba­mın iyi bir ya­zar ol­ma ih­ti­ma­liy­di.” de­me­si ol­duk­ça an­lam­lı­dır. İs­te­ni­len, ilk ölü­mün ar­dın­dan ikin­ci kez öl­me­mek­tir.
Bu nok­ta­da ce­vap­lan­ma­sı ge­re­ken kri­tik bir so­ru var: Pe­ki Pa­muk, ne­den ba­ba­sı­nın iyi bir ya­zar ol­ma­sı­nı is­te­mi­yor? İs­te­mi­yor, çün­kü Pa­muk’a gö­re ba­ba­sı, ya­zar­lık için ge­re­ken hiç­bir yü­kün al­tı­na gir­me­di. Onun gi­bi, bir oda­nın içi­ne ka­pa­na­rak, ya­zar ol­mak için ge­rek­li sab­rı gös­ter­me­ye­rek; ka­la­ba­lık­lar, mut­lu­luk­lar için­de ya­şa­dı. Kı­sa­ca­sı ba­ba, oğ­lun ya­şa­ya­ma­dı­ğı ha­ya­tı ya­şa­dı. Pa­muk’un “baş­ka­la­rı gi­bi ya­pa­cak nor­mal bir işi ol­ma­dı­ğı” için yap­tı­ğı bu ter­cih; eğer ba­ba­sı­nın, ha­ya­tın tam or­ta­sın­da du­ra­rak yap­tı­ğı şey­le müm­kün olu­yor­sa, o va­kit Pa­muk ya­nıl­mış ola­cak­tı. Bu yüz­den de oğul, bir pro­to­tip ola­rak ken­di­si­ni sık­ma­dı­ğı­nı be­lir­ten, onu des­tek­le­yen ba­ba­sı­na kar­şı o da­ya­nıl­maz öf­ke­yi sü­rek­li his­se­de­cek­ti.
Pa­muk ödül son­ra­sın­da te­le­viz­yon­da ver­di­ği bir mü­la­kat­ta, böy­le­si iç­sel bir ko­nuş­ma yap­ma­sı­nın ne­de­ni­nin, No­bel ödü­lü­nün ev­ren­sel­li­ği ol­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. Ona gö­re; böy­le­si saf ede­bi­yat ko­kan(!) bir ödül sı­ra­sın­da bü­tün po­li­tik an­gaj­man­lar­dan kur­tu­lup, saf in­san do­ğa­sı­na da­ir, ev­ren­sel bir ko­nuş­ma yap­ma­sı ge­re­ki­yor­du. Pa­muk bu ko­nuş­ma­yı No­bel ödü­lü­nü alır­ken ya­pı­yor­du; çün­kü ar­tık ba­ba­sı Gün­düz Bey ya­şa­mı­yor­du. Bu hem ar­tık ha­yat­ta ol­ma­yan bir in­sa­nın ver­di­ği (Ke­mal Ta­hir’in ta­bi­riy­le) “pis bir hu­zur duy­gu­sun­dan” do­la­yı, hem de açı­lan ba­vul­dan ve için­den çık­ma­yan da­ha iyi ya­zı­lar­dan do­la­yı böy­ley­di. Asıl me­se­le, yıl­lar­ca yüz­le­şi­le­me­yen o sim­ge­sel ol­ma­yan par­ça­cık­la yüz­leş­mek, bir tür­lü kat edi­le­me­yen me­sa­fe­yi kat et­mek ge­rek­si­ni­miy­di: Tam da ba­ba­nız öl­müş ve si­ze ar­tık do­ku­na­ma­ya­cak­ken. Bu an­lam­da Pa­muk’un o duy­gu-yo­ğun, “Ba­bam 2002 yı­lı Ara­lık ayın­da öl­dü. İs­veç Aka­de­mi­si’nin ba­na bu bü­yük ödü­lü, bu şe­re­fi ve­ren de­ğer­li üye­le­ri, de­ğer­li ko­nuk­lar, bu­gün ba­bam ara­mız­da ol­sun çok is­ter­dim” ka­pa­nış cüm­le­le­ri hiç de sa­nıl­dı­ğı ka­dar ma­sum de­ğil­dir. Ba­ba öl­müş­tür ve ora­da bu­lun­sa da­hi, ar­tık oğ­lun ba­ba­dan da­ha bü­yük, ba­vul­dan da­ha de­ğer­li ol­du­ğu­nun ka­nıt­lan­ma­sı­na şa­hit­lik ede­ce­ğin­den do­la­yı kor­ku­ya ma­hal yok­tur.
Pa­muk’un ter­si­ne Oğuz Atay ba­ba­sıy­la yüz­leş­me­si­ni ger­çek­ten öle­rek ya­pı­yor­du. Atay’ın mek­tu­bun­da kul­lan­dı­ğı dil, ar­tık ko­nu­şa­ma­ya­ca­ğı bi­li­nen ba­ba­nın ar­dın­dan du­yu­lan “pis bir hu­zur”un di­li de­ğil, tam ter­si­ne, söz­le­ri­nin, her­ke­se ula­şa­cak ol­sa da­hi, onu her­kes­le­re kar­şı sa­vu­nan ba­ba­ya ula­şa­ma­ya­cak ol­ma­sın­dan do­la­yı, o ilk­sel boş­lu­ğa du­yu­lan hu­zur­suz­lu­ğun di­liy­di. Bun­dan do­la­yı da; “Ya­kın çev­rem­de se­nin­le il­gi­li bir ha­tı­ra­mı an­lat­tı­ğım za­man, ne gü­zel di­yor­lar bu­nu bir yer­de an­lat­sa­na. Onun için, çok özür di­le­rim sev­gi­li ba­ba­cı­ğım, se­ni de, me­se­la bu mek­tup­ta kul­lan­mak zo­run­da­yım. Ge­çen za­man an­cak böy­le de­ğer­le­ni­yor­muş; in­sa­nın geç­miş ya­şan­tı­sı an­cak böy­le­ce an­lam ka­za­nı­yor­muş. Ben, se­nin­le il­gi­li olay­la­rı an­la­tır­ken as­lın­da se­nin na­sıl bir in­san ol­du­ğu­nu bel­li et­me­me­ye ça­lı­şı­yo­rum; ak­lım­ca asıl ba­ba­mı ken­di­me sak­lı­yo­rum. Son­ra da se­ni an­la­ma­dık­la­rı za­man on­la­ra kı­zı­yo­rum” di­yor­du Atay. Do­la­yı­sıy­la Gün­düz Bey’in ikin­ci kez ve ke­li­me­nin en ger­çek an­la­mın­da öl­me­si an­la­mı­na ge­len Pa­muk’un ko­nuş­ma­sı­nın ak­si­ne; Atay için ba­ba­sı­nı yaz­mak, “İçin­de­ki Ce­mil Bey’i ya­şat­ma kay­gı­sı” an­la­mı­na ge­li­yor­du.
Atay da bir tür yüz­leş­me ya­şa­mak­ta­dır, tıp­kı Pa­muk gi­bi. Ve bu yüz­leş­me bir hay­li sert ol­mak­ta­dır. Sık sık “ger­çek­lik buh­ran­la­rı”na ka­pa­nı­lan bir du­rum söz ko­nu­su­dur oğul Atay için. “Zıt kuv­vet­le­rin mu­has­sa­la­sı ol­ma­yan” ba­ba­nın, sü­rek­li tu­tar­lı ol­du­ğu nok­ta­lar­da oğul, kü­çük hırs­lar yü­zün­den sü­rek­li bo­ca­la­mak­ta, Ce­mil Bey’in de­yi­şiy­le “iki ca­mi ara­sın­da bi­na­maz” kal­mak­ta­dır. Oğul ise ba­ba­yı, hiç­bir sa­va­şa ka­tıl­ma­yan, ha­yat­ta hiç­bir kah­ra­man­lık gös­ter­me­yen bir in­san ola­rak gör­mek­te­dir. Do­la­yı­sıy­la da Atay’ın mek­tu­bun­da, öy­kü­sün­de, bir eleş­ti­ri, bir he­sap­laş­ma ta­bi­i ki var­dır. Fa­kat bu Pa­muk’un yap­tı­ğı gi­bi, ev­ren­sel­lik, ede­bi­yat, iç­sel­lik gi­bi sah­te örün­tü­ler­le ya­pıl­ma­mak­ta­dır. Atay met­nin di­li­ni içer­den kur­mak­ta ve “Se­nin an­la­ya­ca­ğın ba­ba­cı­ğım, züp­pe ola­rak ni­te­le­di­ğin in­san­la­rın, iç sah­te­lik­le­ri­ni ört­mek ama­cıy­la gi­riş­tik­le­ri ki­bar­lık ça­ba­la­rı için­de­yim san­ki” di­ye­rek hem ge­nel­de yüz­leş(eme)me­nin hem de özel­de ya­zı­nın (mek­tu­bun) ye­ter­siz­li­ği­ni vur­gu­la­mak­ta­dır. Bu­ra­da sa­hi­ci­li­ği ku­ran dil, bu di­lin hiç­bir za­man ku­ru­la­ma­ya­ca­ğı­nın, o ka­pa­tıl­maz boş­lu­ğun fark edil­me­si ve bu­nun di­le gel­me­siy­le ku­rul­mak­ta­dır.
Atay’ın mek­tu­bun son­la­rı­na doğ­ru söy­le­di­ği; “Aca­ba se­nin de bi­lin­çal­tın var mıy­dı ba­ba­cı­ğım? Ba­na öy­le ge­li­yor ki si­zin za­ma­nı­nız­da böy­le şey­ler icat edil­me­miş­ti. San­ki Os­man­lı­la­rın böy­le huy­la­rı yok­tu gi­bi ge­li­yor ba­na. Se­nin fes­li ve re­din­got­lu re­sim­le­ri­ni gö­zü­mün önü­ne ge­ti­ri­yo­rum da, bu gö­rün­tüy­le ‘va­ro­luş­çu bir bu­na­lı­mı’ yan ya­na dü­şü­ne­mi­yo­rum doğ­ru­su.” cüm­le­le­rin­de di­le ge­len şey de yi­ne bir ka­pan­maz­lı­ğın di­liy­di. Bu­ra­da ya­şa­nı­lan anın so­run­la­rı­nın ‘ta­rih­sel­lik­ler’ini vur­gu­la­ma­sı­nın ya­nı sı­ra önem­se­me­miz ge­re­ken nok­ta, Atay’ın bir yüz­leş­me­ye gi­riş­me­me­si, da­ha doğ­ru bir ifa­dey­le, ya­pı­la­cak olan en iyi ey­le­min, böy­le­si bir yüz­leş­me­nin ‘im­kân­sız­lı­ğı’nı ka­bul et­mek­ten geç­ti­ği­ni gö­re­bi­le­cek ba­si­re­te sa­hip ol­ma­sıy­dı.
O hal­de bu ya­zı da Atay’ın mek­tu­bu­nun son cüm­le­le­riy­le bit­sin:
“Şim­di be­ni sa­vu­nan kal­ma­dı ba­ba­cı­ğım; çün­kü iki­niz de öl­dü­nüz. İş­te ben de yal­nız­sam, yal­nız­lı­ğı­mı bil­mek için ço­ğu za­man (sa­bit na­zar­lar­la boş­lu­ğa bak­tı­ğım za­man) bu ker­piç evi git­tik­çe da­ha cid­di bir bi­çim­de dü­şü­nü­yo­rum. Ben bu asık su­rat­lı ay­dın­la­ra hiç ben­ze­mi­yo­rum ba­ba­cı­ğım, on­la­ra kar­şı­yım ve se­nin iç­ten­li­ğin­den ya­na­yım. Ba­zı ki­tap­lar yü­zün­den ka­fam bi­raz ka­rış­mış­sa da bu­gün bi­le se­nin iç­ten­li­ği­ni ta­şı­dı­ğı­mı ümit edi­yo­rum. Ge­ne de so­nun­da sa­na bü­tü­nüy­le ben­ze­mek­ten kor­ku­yo­rum ba­ba­cı­ğım. Ya­ni ben de so­nun­da se­nin gi­bi öle­cek mi­yim?”

Paylaş Tavsiye Et