Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Temmuz 2007) > Toplum > Engellilerle hayatı paylaşmak
Toplum
Engellilerle hayatı paylaşmak
Mustafa Öztürk
EN­GEL­Lİ­LE­RİN var­lı­ğı ne­re­dey­se in­san­lık ta­ri­hi ka­dar es­ki­dir. An­cak çağ­daş an­lam­da en­gel­li eği­tim­le­ri çok ye­ni­dir. Bu eği­tim­le­rin geç baş­la­ma­sı ve çe­şit­li ev­re­ler­den ge­çi­şi her­han­gi bir en­ge­li ol­ma­yan in­san­la­rın tu­tu­mu­na bağ­lı ol­muş­tur.
Ta­bii sağ­lık­lı in­san­la­rın en­gel­li­ye ba­kı­şı ve tu­tum­la­rı bi­lim, tek­no­lo­ji ve uy­gar­lı­ğın ge­li­şi­mi­ne bağ­lı bir de­ği­şim sü­re­ci ge­çir­miş­tir. Çok tan­rı­lı din­le­rin hâ­kim ol­du­ğu dö­nem­de en­gel­li bir ço­cu­ğun, için­de bu­lun­du­ğu ai­le­ye iş­le­dik­le­ri bir suç­tan ötü­rü Tan­rı ta­ra­fın­dan bir ce­za ola­rak ve­ril­di­ği dü­şü­nül­müş­tür. Bu yüz­den en­gel­li­ye yar­dım et­me­nin Tan­rı’nın ga­za­bı­nı çek­mek an­la­mı­na ge­le­ce­ği dü­şün­ce­sin­den ha­re­ket­le en­gel­li­ye kim­se yar­dım et­me­miş; en­gel­li­ler şe­hir dı­şı­na sü­rül­müş, yal­nız­lı­ğa ve ölü­me terk edil­miş­tir.
Son­ra­ki dö­nem­ler­de en­gel­li in­san­la­rın yok edil­me­di­ği, an­cak kö­tü iş­ler­de ça­lış­tı­rıl­dı­ğı gö­rül­müş­tür. Hor gö­rü­lüp aşa­ğı­la­nan en­gel­li­ler, de­ğir­men­ler­de ve su de­po­la­rın­da hay­van­la­rın ye­ri­ne işe ko­şul­muş; fu­huş­ta, di­len­ci­lik­te kul­la­nıl­mış­tır. Ba­zı top­lum­lar­da da cüz­zam­lı­lar­la ay­nı ko­lo­ni­de ya­şa­mak zo­run­da bı­ra­kıl­mış­tır.
 
Tür­ki­ye’de En­gel­li Pro­fi­li
Başbakanlık Özürlüler İda­re­si Baş­kan­lı­ğı’nın araş­tır­ma so­nuç­la­rı­na gö­re, Tür­ki­ye’de engelli olan nü­fu­sun top­lam nü­fus için­de­ki ora­nı %12,29’dur. Bu­na gö­re ül­ke­miz­de 8.431.937 ki­şi engelli ola­rak ya­şa­mı­nı sür­dür­mek­te­dir. En­gel­li va­tan­daş­la­rın 3.783.197’si­ni er­kek­ler, 4.648.740’ını ka­dın­lar oluş­tur­mak­ta­dır. Ay­nı araş­tır­ma so­nuç­la­rı­na gö­re, dün­ya­da ve ül­ke­miz­de en yay­gın en­gel­li tür­le­ri; or­to­pe­dik en­gel­li­ler, gör­me en­gel­li­ler, işit­me en­gel­li­ler, dil ve ko­nuş­ma en­gel­li­ler, zi­hin­sel en­gel­li­ler ve sü­re­ğen has­ta­lık­lar ola­rak tes­pit edil­miş­tir. Bu araş­tır­ma so­nuç­la­rı­na gö­re en­gel­li­le­rin en yo­ğun ya­şa­dı­ğı böl­ge Mar­ma­ra Böl­ge­si iken, en az yo­ğun­luk­sa Ege Böl­ge­si’nde­dir.
 
Toplumun Engelliyle Bü­tün­leş­me So­ru­nu
Gü­nü­müz Tür­ki­ye’sin­de en­gel­li­le­rin top­lum­la bü­tün­leş­me yö­nün­de bü­yük so­run­lar ya­şa­dık­la­rı aşi­kâr. Ad­lan­dır­ma­dan baş­la­yıp ya­şa­mın pek çok ala­nı­na ya­yı­lan bu so­run­lar, her ge­çen gün bir kar­to­pu gi­bi bü­yü­yor. Bu du­rum en­gel­li bi­rey­le­rin, top­lum­la iş­lev­sel bir bü­tün­lük için­de ya­şa­ma­la­rı­nı da­ha da güç­leş­ti­ri­yor.
Top­lu­mun en­gel­li­yi an­la­ma­ma­sı, pay­laş­tık­la­rı ha­ya­tın için­de en­gel­li­yi fark et­me­me­si, en­gel­li­nin de “Na­sıl ol­sa önem­sen­mi­yo­rum” de­yip ken­di­ni top­lu­ma tak­dim et­mek­ten ka­çın­ma­sı, çok cid­di ile­ti­şim so­run­la­rı­nın or­ta­ya çık­ma­sı­na ne­den olu­yor. Sü­rek­li bu so­run­lar­la bo­ğu­şan ve so­run­la­rı­na ge­rek­li çö­züm­le­ri üre­te­me­yen engelli bi­rey­ler, ken­di­le­ri­ni mut­suz his­se­di­yor. Top­lu­mun engelliy­le bü­tün­leş­me­si­nin önün­de­ki so­run ise en­gel­li kav­ra­mı­nın bi­lin­me­me­si ile baş­lı­yor.
 
En­gel­li­lik Ne­dir, En­gel­li Ki­me De­nir?
Gü­nü­müz­de bu kav­ram­lar tam ola­rak ta­nım­la­na­mı­yor. En­gel­li­nin kim, en­gel­li­li­ğin ne ol­du­ğu açık bir bi­çim­de or­ta­ya kon­ma­yın­ca, en­gel­li­le­re yö­ne­lik ge­liş­ti­ri­le­cek po­li­ti­ka­la­rın, ya­sa­la­rın ve hiz­met­le­rin kap­sa­mı da be­lir­siz­le­şi­yor. Bu be­lir­siz­lik de uy­gu­la­ma­da pek çok so­ru­nun or­ta­ya çık­ma­sı­na ne­den olu­yor. Ad­lan­dır­ma­da­ki kar­ma­şa ve ta­nım güç­lü­ğü, en­gel­li­nin ken­di­si­ni an­lat­ma­sı­nı ve di­ğer­le­ri­nin de onu ko­lay­ca an­la­ma­sı­nı zor­laş­tı­rı­yor.
Bu­ra­da en­gel­li kav­ra­mıy­la il­gi­li ta­nım­la­ra yer ve­re­rek ko­nu­yu bi­raz da­ha aç­mak ge­re­ki­yor. Bi­re­yin ya­şa­dı­ğı sü­re­ce yaş, cins, sos­yal ve kül­tü­rel fak­tör­le­re bağ­lı ola­rak oy­na­ma­sı ge­re­ken rol­ler var­dır. Bi­rey ye­ter­siz­lik yü­zün­den burol­le­ri ge­re­ği gi­bi oy­na­ya­maz du­rum­da ka­lır­sa bu­na özür ve­ya en­gel de­nir. Ze­de­len­me ya da ba­zı sap­ma­lar so­nu­cu, bir in­san için nor­mal ka­bul edi­len bir et­kin­li­ğin ya da ha­re­ket­li­li­ğin, en­gel­len­me ve­ya sı­nır­lan­ma­sı ha­li­ne ise ye­ter­siz­lik den­mek­te­dir. Bi­rey ze­de­len­me ya da sap­ma so­nu­cu ya­şa­mın­da bir ta­kım güç­lük­ler­le kar­şı­la­şır; ba­zı güç­lük­le­rin üs­te­sin­den gel­me­de ye­ter­siz ka­lır. Ör­ne­ğin ba­cak­la­rı­nın ol­ma­yı­şı ya da fi­zik­sel engelli olu­şu, yü­rü­ye­me­me, yü­rü­ye­rek ya­pı­la­cak et­kin­lik­ler­de ye­ter­siz ha­le gel­me­si­ne ne­den olur. (Özel Eği­ti­me Gi­riş, Prof. Dr.Yah­ya Öz­soy, Kar­te­pe Yay. )
Engelli­le­rin top­lum­la bü­tün­leş­me­si­nin önün­de­ki en­gel­le­rin ba­şın­da ad­lan­dır­ma so­ru­nu gel­mek­le bir­lik­te bu so­run­dan da­ha bü­yük so­run­la­rın da ol­du­ğu or­ta­ya kon­muş­tur. Bun­lar­dan iki­si ve bel­ki de en önem­li­le­ri “yok­sul­luk ve eği­tim”dir.
 
En­gel­lilik ve Yok­sul­luk
Ya­pı­lan araş­tır­ma­lar, dün­ya­nın her ye­rin­de en­gel­li­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nun top­lu­mun yok­sul ke­sim­le­rin­den gel­di­ği­ni ve yok­sul­luk için­de ya­şa­dık­la­rı­nı gös­ter­mek­te­dir. Bu be­lir­le­me ge­liş­miş/en­düs­tri­leş­miş ül­ke­ler için de ge­çer­li­dir. Ül­ke nü­fu­su­nun dört­te bi­ri aç­lık sı­nı­rı­nın al­tın­da ya­şar­ken, en­gel­li nü­fu­sun dört­te iki­si aç­lık sı­nı­rı­nın al­tın­da ya­şa­mak­ta­dır.
Kuş­ku­suz yok­sul­luk, bi­rey­le­rin için­de ya­şa­dık­la­rı top­lum­la iş­lev­sel bir bü­tün­lük için­de ya­şa­ma­la­rı­nı güç­leş­tir­mek­te­dir. Te­mel in­sa­ni ih­ti­yaç­la­rı­nı gi­de­re­me­yen bi­rey­le­rin, en­gel­li­lik­le­rin­den kay­nak­la­nan ba­kım­la­rı­nın ya­nı sı­ra sağ­lık ve sos­yal so­run­la­rı­nın üs­te­sin­den gel­me­le­ri zor­dur. Bu du­rum bir eko­no­mik kay­nak­tan bes­len­me­yi zo­run­lu kı­lar.
De­mek ki en­gel­li­le­rin top­lu­ma ka­zan­dı­rıl­ma­la­rı­nın önün­de­ki en cid­di so­run­lar­dan bi­ri­si, için­den gel­dik­le­ri sos­yo-eko­no­mik ke­si­min bir bü­tün ola­rak ya­şa­dı­ğı yok­sul­luk so­ru­nu, ge­lir da­ğı­lı­mı so­ru­nu­dur. Do­ğal­dır ki yok­sul ke­sim­ler ara­sın­dan ge­len en­gel­li­ler, yok­sul­lu­ğu üre­ten baş­ka se­bep­ler­le de bir ara­da ya­şa­dık­la­rı için, on­lar için yok­sul­luk ade­ta bir kı­sır dön­gü­ye dö­nüş­mek­te­dir. Bu, on­la­rın top­lum­la bü­tün­leş­me­le­ri­nin önün­de­ki en cid­di en­gel­dir.
 
En­gel­lilik ve Eği­tim
Engelli­le­rin top­lum­la bü­tün­leş­me­si­nin önün­de­ki en önem­li so­run­lar­dan bi­ri­si de eği­tim­dir. Başbakanlık Özürlüler İda­re­si Baş­kan­lı­ğı’nın 2002 yı­lın­da yap­mış ol­du­ğu araş­tır­ma­ya gö­re, ge­nel nü­fu­sun gös­ter­ge­le­riy­le özür­lü nü­fu­sun gös­ter­ge­le­ri ara­sın­da çok cid­di uçu­rum­lar ol­du­ğu göz­len­miş­tir. Ya­pı­lan araş­tır­ma­ya gö­re, Tür­ki­ye ge­nel nü­fu­su­nun %13’ü oku­ma yaz­ma bil­mi­yor­ken, en­gel­li nü­fu­sun %36’sı­nın oku­ma yaz­ma bil­me­di­ği gö­rül­müş­tür.
Ta­mam­lan­mış eği­tim du­ru­mu­na gö­re özür­lü nü­fus ora­nı ve­ri­le­ri de ge­nel nü­fu­sa gö­re ol­duk­ça dü­şük­tür. Engelli­le­rin %41’inin, sü­re­ğen has­ta­lı­ğı olan­la­rın yak­la­şık %47,10’unun, il­köğ­re­tim ve li­se­den son­ra­ki eği­tim dü­zey­le­ri de çok dü­şün­dü­rü­cü­dür. Yük­se­ko­ku­la de­vam eden engelli (be­den­sel, gör­me, işit­me ve ko­nuş­ma en­gel­li­ler) ora­nı %2,24’tür. So­nuç ola­rak, okur­ya­zar­lı­ğı ol­ma­yan ve eği­tim se­vi­ye­si dü­şük bir en­gel­li kit­le­si­nin var­lı­ğın­dan söz edi­le­bi­lir.
Engelli­ler için so­run­lar say­mak­la bit­mez; eri­şe­bi­lir­lik, çev­re dü­zen­le­me­si, re­ha­bi­li­tas­yon, is­tih­dam, ile­ti­şim, özel ha­yat/ai­le ya­şa­mı vb. Bun­lar hiç kuş­ku­suz so­run­la­rın ta­ma­mı de­ğil, sa­de­ce bi­zim tes­pit ede­bil­dik­le­ri­miz­dir.
Ço­ğu za­man far­kı­na bi­le var­ma­dı­ğı­mız en­gel­li­ler­le ha­ya­tı pay­laş­mak zo­run­da­yız. Pay­laş­mak, ile­ti­şim kur­mak­la, ile­ti­şim de fark et­mey­le baş­lar. Engelli­ler, ba­şa­rı­la­rıy­la ken­di­le­ri­ni fark et­tir­me­li; sağ­lık­lı bi­rey­ler de on­la­ra bu­nun için fır­sat ver­me­li­dir. Bu du­rum on­la­rın üre­ten, say­gın bi­rey­ler ola­rak top­lum­da yer al­ma­la­rı­nı sağ­la­ya­cak­tır.

Paylaş Tavsiye Et
Yazara ait diğer yazılar
Mustafa Öztürk