Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (March 2008) > Asılıyorum > Ayna ayna, söyle bana
Asılıyorum
Ayna ayna, söyle bana
Ali Cengiz Tuğrul
Az ön­ce ay­na­ya bak­tım da, aman na­zar değ­me­sin di­ye ge­çir­dim içim­den.
Ama çok­tan ken­di na­za­rım ken­di­me değ­miş­ti bi­le.
Ha­ri­ka bir gö­rün­tüy­dü kar­şım­da­ki.
Şa­kak­la­rım­da ha­fif kır­laş­mış saç­lar.
Ge­niş bir alın, kü­çük ku­lak­lar.
Kö­şe­li, ka­rak­ter­li bir çe­ne.
Bu ka­dar mı olur de­dir­te­cek bir te­bes­süm.
Ter­te­miz bir çeh­re.
Du­ruş­la­rı­nı ifa­de et­mek­te ka­le­mi­min aciz kal­dı­ğı ka­lem gi­bi, yay gi­bi, şa­ha kalk­mış tay gi­bi kaş­lar.
Ve o kaş­la­rın al­tın­da­ki o göz­ler.
He­le o göz­ler!
Ken­di na­za­rı­mın ken­di na­za­rı­ma değ­di­ği o göz­ler.
O göz­le­rim­den ne­ler fış­kı­rı­yor öy­le;
Ze­ka.
Akıl.
An­la­yış.
Çok­bil­miş­lik.
Ha­zır ce­vap­lık.
En­te­lek­tü­el­lik.
De­rin­lik.
Se­vim­li­lik.
Ağır­baş­lı­lık.
Bil­giç­lik.
Bi­lim adam­lı­ğı.
Ga­ze­te­ci­lik.
Zen­gin­lik.
Ben bir ta­ne­yim­ci­lik.
Ve hep­si­nin top­la­mı o eda.
Ah o eda!
Bü­tü­nün par­ça­la­rın top­la­mın­dan da­ha faz­la­sı ol­du­ğu­na baş­ka de­lil is­te­yen­le­re şa­şa­rım.
Sa­de­ce çeh­rem fi­lo­zof­la­rın yüz­yıl­lar­dır tar­tış­tı­ğı me­se­le­nin el­le tu­tu­lur, göz­le gö­rü­nür, is­te­ni­lir­se öpü­lür ce­va­bı.
Da­ha ne­ler di­ye dü­şü­ne­bi­lir­si­niz.
Bu ne me­ga­lo­ma­ni di­ye­bi­lir­si­niz.
‘Bir ta­ne­yim­ci­lik’ ifa­de­si­ne bu­run kı­vı­ra­bi­lir­si­niz.
Türk di­li­ne ‘yaz ayı haz ayı’ ata­sö­zü­nü he­di­ye et­miş­tim.
Bu da ye­ni he­di­yem ol­sun.
Kav­ra­mım Türk di­li­ne ar­ma­ğan ol­sun!
Bi­li­yo­rum bi­raz he­ye­can­lı ifa­de­ler ol­du.
 
FA­UST
Şun­dan;
Klav­ye­nin ba­şı­na otur­ma­dan ön­ce la­va­bo­ya gi­dip gel­miş­tim.
Ken­di­mi ay­na­da sey­re­der­ken ak­lı­ma Go­et­he gel­di.
Go­et­he de­yin­ce si­zin ak­lı­nı­za ilk ne ge­lir, bil­mi­yo­rum.
Bir hay­li okur-ya­zar ol­du­ğum­dan be­nim ak­lı­ma Jo­hann Wolf­gang von Go­et­he ge­lir.
O ge­lin­ce de meş­hur ese­ri Dr. Fa­ust ge­lir.
Ru­hu­nu Me­fis­to­ya sa­tan adam.
Me­fis­to­nun fis­ko bir­lik­le bir ala­ka­sı yok.
Ya­ban­cı dil­de şey­tan de­mek­tir.
Dr. Fa­ust ze­ki, akıl­lı, an­la­yış­lı, çok­bil­miş, ha­zır­ce­vap, en­te­lek­tü­el, de­rin, se­vim­li, ağır­baş­lı, bil­giç, te­olo­ji ve fel­se­fe ya­la­mış bir bi­lim ada­mı­dır.
Ga­ze­te­ci de­ğil­dir.
Kö­şe­si yok­tur.
Hiç­bir za­man ne zevk­ten, ne mad­de­ten dört kö­şe ol­muş­tur.
Çe­ne­si kö­şe­li mi onu yaz­ma­mış Go­et­he.
Ora­sı­nı bil­mi­yo­rum.
Ama her me­se­le­den an­la­yan, be­nim gi­bi müs­tes­na bir şah­si­yet­tir.
 
ME­FİS­TO­’NUN TAV­Sİ­YE­Sİ
Şey­tan ona bir gün ge­lir ve ‘bı­rak bu iş­le­ri’ der.
‘Yok te­olo­ji, yok fel­se­fe, yok ede­bi­yat, yok sos­yo­lo­ji oku ba­bam oku.
Ne ola­cak bu­nun so­nu?’ der.
‘Oku­yan­la­rın ha­li­ni gör­mü­yor mu­sun?
Gö­rü­yor­san ni­ye yaz­mı­yor­sun?
Yaz­mı­yor­san ne­yi gö­rü­yor­sun?’ der.
‘Bi­raz akıl­lı ol oğ­lum akıl­lı’ der.
‘Al ben­den sa­na im­kan.
Bi­raz ye, iç, gez, gör, eğ­len’ der.
‘Bi­raz bu alem­le­re ta­kıl.
Bi­raz da bu me­kan­la­rı ta­nı’ der.
‘Ee­e, ne de­miş­ler;
Dün­ya­da me­kan, ahi­ret­te ka­zan’ di­ye ek­le­mez.
Öy­le de­se Fa­ust bi­raz ür­ker­di.
‘Yok ben al­ma­ya­yım, kal­sın’ di­ye­bi­lir­di.
Onun için ‘öy­le de ka­zan, böy­le de ka­zan’ der.
Ce­hen­nem ka­za­nı ile pa­ra ka­zan­mak ara­sın­da bir iliş­ki var mı, onu da bil­mi­yo­rum.
Ama ka­zı ka­zan­da ke­sin ol­ma­sı la­zım.
La­fın kı­sa­sı bin­bir köşk, bin­bir kö­şe tek­lif eder.
Al­lem eder, kal­lem eder Fa­ust’u kan­dı­rır.
Ta­bi bun­la­rı tek­lif eder­ken Fa­ust’un kar­şı­sın­da yok ka­fa­sın­da ku­ku­le­ta, yok elin­de asa, yok ça­tal mı ça­tal dil­li, yok kır­mı­zı mı kır­mı­zı bir ya­ra­tık yok­tur.
‘Ben ol­say­dım ru­hu­mu as­la sat­maz­dım’ di­ye hiç dü­şün­me­den ce­vap ve­ren­ler pa­zar­lı­ğı pis ko­ku­lu, kor­kunç, bir du­da­ğı yer­de, bir du­da­ğı gök­te bir ze­ba­ni ile ya­pa­cak­la­rı­nı sa­nı­yor ol­ma­lı­lar.
Pe­şin ce­vap­la­rı­nın kor­ku­la­rı ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­rim.
 
ŞEY­TA­NIN AVU­KA­TI
‘Şey­ta­nın Avu­ka­tı’ fil­mi­ni sey­re­den­ler bi­lir­ler.
Ko­nu üç aşa­ğı beş yu­ka­rı ay­nı­dır.
Şey­tan New York’ta bü­yük bir şir­ket yö­ne­ti­ci­si ola­rak gö­zük­mek­te­dir.
Muh­te­şem bir pla­za­da ika­met et­mek­te­dir.
Sı­ra­dan bi­ri gö­rü­nüm­lü­dür.
Be­ra­ber ça­lış­ma­yı tek­lif et­ti­ği avu­kat mes­le­ği­ni ya­ni her za­man yap­tı­ğı şe­yi yap­ma­ya de­vam ede­cek­tir.
Ama pat­ro­nu­nun ve ya­kın çev­re­si­nin da­va­la­rı­na ba­ka­cak­tır.
Ye­te­ne­ği­ni onun için kul­la­na­cak­tır.
Muh­te­şem bir iş­ye­ri, mü­kem­mel bir evi ve bol pa­ra­sı ola­cak­tır.
Şey­tan’ın esas vaa­di ise bü­tün bun­la­rın top­la­mın­dan da­ha faz­la­sı olan ‘güç’tür.
Şey­tan de­yin­ce tüy­le­ri­niz di­ken di­ken olu­yor, bi­li­yo­rum.
‘Pat­ron’un vaa­di’ di­ye de­ğiş­ti­re­yim.
İti­raf edi­yo­rum;
ba­na bu tek­lif ya­pıl­sa bir da­ki­ka dur­mam.
Ay­nı işi­mi yap­ma­ya de­vam ede­ce­ğim, so­ran olur­sa da ‘ne var ki bun­da, ben za­ten ay­nı işi ya­pı­yor­dum’ di­ye­ce­ğim.
Da­ha ne!
Böy­le bir tek­lif­le kar­şı­laş­sa­nız ço­ğu­nu­zun da kar­şı çı­ka­ca­ğı­nı­zı san­mam.
Ne­den?
Ce­va­bı ba­sit.
 
HAN­Gİ­MİZ YAP­MI­YO­RUZ
Han­gi­niz ay­na­ya bak­tı­ğı­nız­da ken­di­niz için ‘aman na­zar değ­me­sin!’ de­mi­yor­su­nuz.
Ze­ki­si­niz, akıl­lı­sı­nız vs, vs…
Par­mak­la­rı­nız­la saç­la­rı­nı­zı ge­ri­ye atar­ken han­gi­niz ‘ben bi­ri­ci­ğim’ di­ye iç ge­çir­mi­yor­su­nuz.
Hem na­zar değ­me­sin de­yin, hem de bü­tün na­zar­lar üs­tü­nüz­de ol­sun di­ye saç­la­rı­nı­zı ta­ra­yın.
Bü­tün na­zar­lar be­ni ta­ra­sın di­ye gi­yi­nin, ku­şa­nın.
Bü­tün na­zar­lar be­ni ta­nı­sın di­ye ko­nu­şun.
Bü­tün na­zar­lar be­ni dik­ka­te al­sın di­ye ya­zın.
Bü­tün na­zar­lar be­ni iz­le­sin di­ye prog­ram ya­pın.
Bü­tün na­zar­lar ba­na oy ver­sin di­ye si­ya­se­te gi­rin.
Son­ra da aman na­zar değ­me­sin de­yin.
İki yüz­lü­lü­ğün di­ka­la­sı.
Na­zar değ­me­sin dua­sı ger­çek­leş­sey­di or­ta­da ne te­le­viz­yon olur­du, ne bi­lim in­san­la­rı, ne man­ken­ler, ne de si­ya­set­çi­ler.
Biz ‘ya­ban­cı na­zar­lar­dan ko­run­mak için söy­lü­yo­ruz’ di­yor­sa­nız o da ya­lan.
En kaa­le al­ma­dık­la­rı­mız ço­ğun­luk­la en ya­kın­la­rı­mız­dır.
Yap­tık­la­rı­mı­zın ço­ğu­nu ya­ban­cı na­zar­lar için ya­pa­rız.
Ya­kın­la­rı­mız za­ten ya­kı­nı­mız­da.
Kah­rı­mı­zı öy­le de çe­ker­ler, böy­le de çe­ker­ler.
Ha­nım­la­rın en az bey­le­ri için süs­len­dik­le­ri­ni her­kes bi­lir.
Ho­ca­la­rın en az za­man ayır­dık­la­rı ta­le­be­le­ri ken­di ço­cuk­la­rı­dır.
Ko­ca­la­rın en az za­man ayır­dık­la­rı ken­di ha­nım ve ev­lat­la­rı­dır.
 
PA­PA
Ye­ni pa­pa da te­olo­ji yut­muş, fel­se­fe ya­la­mış, ze­ki, akıl­lı, en­te­lek­tü­el üs­te­lik inanç­lı bi­ri.
Ma­te­ma­tik­ten de an­lı­yor.
Her ha­lin­den bel­li.
Böy­le din ada­mı ol­sun ci­ğe­ri­mi ye­sin.
Kaç yüz­yıl­lık me­tin­den alın­tı yap­ma­yı bi­li­yor.
Üs­te­lik kay­na­ğın baş­ka bir mez­hep­ten ol­ma­sı­na al­dı­rış et­mi­yor.
O ka­dar hoş­gö­rü­lü ya­ni.
Ma­te­ma­tik­ten an­la­dı­ğı ne­re­den bel­li di­ye­cek­si­niz.
1=1
Bu mu­dur ya­ni?
Bu­nu il­ko­kul­da­ki ço­cuk bi­le an­lar.
De­mek ki bu ma­te­ma­tik de­ğil, çün­kü ba­sit.
Ba­sit olan bir şey için ak­la ih­ti­yaç yok ki za­ten.
1+1+1=1
İş­te si­ze ma­te­ma­tik.
Bu­nu an­la­mak için de ak­la çok ih­ti­yaç var.
Ha­ki­ka­ten bak, ger­çek­ten söy­lü­yo­rum.
 
SON SÖZ
Pa­pa de­di­ğin de de­mok­rat ol­ma­ma­lı.
Ko­du mu oturt­ma­lı.

Paylaş Tavsiye Et