Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2003) > Gündem > Mantıksız halkın çılgın önderi: Aliya İzzetbegoviç
Gündem
Mantıksız halkın çılgın önderi: Aliya İzzetbegoviç
Yunan bilgesi Platon (Eflatun), yönetimine talip olduğu Siraküza’dan canını zor kurtarmıştı. Boşnak bilge Aliya, Bosna’ya hem bağımsızlığını kazandırdı, hem onurunu. Aliya, ilahî takdir kendisi için bu şerefli misyonu hazırlayana kadar, hep Bosna’nın sınırlarını çok aşan bir bilgelik cehdi içindeydi. Hayatının bütün uğraklarında fikir ile eylemi birleştiriyor, hapishanede bile gözleri boyuna ufukları tarıyordu: Tarihe insanlık onuru kazandıran büyük bir medeniyetin izini sürüyor, geleceğini düşlüyordu. Bosna direnişinde üstlendiği önderlik misyonu onu bu coğrafyada yaşanan trajedinin yerelliğine mahkûm etmedi. Her tavrıyla sadece Bosna’nın değil, bütün İslam medeniyetinin, bütün insanlığın savunucusu olmanın bilincini yansıttı.
Aliya ve Miloseviç. Biri 250 bin evladını yitirmiş bir babanın bütün ruh olgunluğunu tavırlarına yansıtırken, diğeri yerellik ve barbarlığın timsali haline geldi. Aliya savaşın ortasında, ülke dışındaki Boşnak öğrencilere hitap ederken müşfik bir baba ile hayat dersi veren bilge bir öğretmenin sabır yüklü üslubunu öylesine tatlı bir uyumla birleştiriyordu ki, kendinizi siyasî bir liderin değil, bir ulu bilgenin huzurunda hissediyordunuz. Saraybosna türkülerini dinlerken gözlerinden süzülen yaşlar, yüzyılın direniş destanını yazan adamın ruh derinliğini yansıtıyordu. Uluslararası temsilciler karşısında yaptığı konuşmalar ise, Bosna’da yaşanan tarifsiz zulmün doğurması gereken tepkiciliği aşarak, bütün insanlığı kucaklayan bir savunmaya dönüşüyordu. Bosna direnişi sadece Boşnakların haklı özgürlük mücadelesi olarak değil, insanlık onurunu kurtarmanın gereği olarak başarıya ulaşmalıydı.
Yüzyılın savaşçısı, savaştan tiksiniyordu. İlkesi; mümkünse müzakere et, hiçbir çare yoksa savaş, idi. Rus destekli Sırp katliamı karşısında Avrupalıların yardıma gelmeyeceklerini tahmin etmeyecek kadar toy değildi; yine de geleceklerini umuyordu. En dürüst bulduğu Avrupalı diplomat Lord Carrington’dı; çünkü açık sözlü İngiliz ‘Avrupalılar gelmeyecek, başınızın çaresine bakın,’ diyordu. Gerisini Aliya’dan dinleyelim:
Görüşme bitmeden birkaç dakika önce ikimiz de sessiz kaldık. Merdivenlerden inerken durdu ve ‘Pekala, ne yapmak niyetindesiniz?’ diye sordu. ‘Savaşacağız’ dedim. ‘Ne demek istiyorsunuz, neyle uğraştığınızı biliyor musunuz?’ dedi. ‘Biliyorum, fakat başka çaremiz var mı?’ dedim. Yorum yapmadı; fakat eminim ki çıldırmış olduğumu düşünüyordu.
İyi ki hepimiz o zamanlar biraz çılgındık. İnsanlarınızı tanımak zorundasınız. Güzel insanlar onlar, cesur insanlar. Bana diyorlar ki, ‘Sayın Başkan, kurşunumuz yok, yiyeceğimiz yok!’ Ardından şunu demelerini bekliyorum: ‘Hadi çözüm bul!’ Fakat şu beklenmedik sözler dökülüyor dudaklarından: ‘Sakın bizi faka bastırmalarına imkan vermeyin; kuvvetimiz var ve sonuna kadar savaşacağız.’ Bazıları bunu mantıksızca bulabilir. Mantık yok! Mantığın olmaması da iyi bir şeydir! Çünkü mantıklı olsaydık, 1992 Nisan sonu veya Mayıs başında teslim olurduk. Dünyanın bütün mantığı o zaman bize karşıydı. Yiyeceğimiz yok, kurşunumuz yok; ama o mantıksız halk var elimizde. Savaşacağız ve kazanacağız.
Aliya savaştı ve kazandı. Sadece muharebe meydanında değil. Kalplerde ve ebediyen.

Paylaş Tavsiye Et
Gündem
GEÇMİŞ YAZILAR