Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (May 2008) > Söyleşiyorum > İMTİAZ AHMED: “Güçlü beyinlerimizi Batı kapıyor”
Söyleşiyorum
İMTİAZ AHMED: “Güçlü beyinlerimizi Batı kapıyor”
Söyleşi: Ebru Afat
SöyleşiYORUM’da bu ay 12-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Medeniyetler ve Dünya Düzenleri Sempozyumu’nda “The Specter of Subaltern Globalization (Aşağıdan Küreselleşmenin Heyulası)” başlıklı bir tebliğ sunan Prof. İmtiaz Ahmed’i konuk ettik. Bangladeş’in önde gelen entelektüellerinden biri olan ve Dakka Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyeliği görevini sürdüren İmtiaz Ahmed, Güneydoğu Asya politikaları, ekonomik gelişme, mülteciler, göç, kadın, çevre ve küreselleşme sorunları üzerinde çalışıyor. Bu konularda yayınlanmış çeşitli kitapları bulunan İmtiaz Ahmed küreselleşme ve Müslümanların sosyo-ekonomik sorunları üzerine ufuk açıcı tespitlerde bulunuyor.
 
Son dö­nem­ler­de kü­re­sel­leş­me üze­rin­de ça­lı­şı­yor­su­nuz, öy­ley­se ko­nuş­ma­ya bu­ra­dan baş­la­ya­lım. Kü­re­sel­leş­me ne­dir? Bu­gün ne tür­den bir kü­re­sel­leş­mey­le kar­şı kar­şı­ya­yız?
Nor­mal­de kü­re­sel­leş­me de­di­ği­miz­de kas­tet­ti­ği­miz ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­dir, an­cak ba­zen ‘ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me’ de­ni­len şe­yin ne an­la­ma gel­di­ği­ni tam ola­rak kes­ti­re­me­ye­bi­li­riz. Bir ke­re ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­mey­le be­ra­ber üre­tim ilk de­fa ulus­la­ra­ra­sı hâ­le gel­di. Da­ha ev­vel ti­ca­ret, fi­nans, ya­tı­rım ve ser­ma­ye ulus­la­ra­ra­sı hâ­le gel­miş­ti, an­cak üre­tim de­ğil. O, ulus-dev­let kap­sa­mın­day­dı. Ar­tık bir ürün­den bah­set­ti­ği­niz­de onu üre­ten bir­den faz­la ül­ke sa­ya­bi­lir­si­niz. Me­se­lâ To­yo­ta mar­ka­lı bir oto­mo­bil ön­ce Ja­pon­ya’da üre­til­di, da­ha son­ra par­ça­la­rın­dan ba­zı­la­rı ön­ce Tay­van’da son­ra da En­do­nez­ya ve Tay­land’da üre­til­me­ye baş­la­dı. Hat­ta öy­le ki bir nok­ta­dan son­ra üre­tim ta­ma­men di­ğer ül­ke­le­re kay­dı­rı­la­rak Ja­pon­ya’da­ki üre­tim dur­du­rul­du. Biz bir yer­de üre­tim ya­pı­yo­ruz, ta­sa­rım baş­ka bir ül­ke­den ge­li­yor. Böy­le­lik­le ta­rih­te ilk de­fa üre­ti­min ulus­la­ra­ra­sı­laş­tı­ğı­na şa­hit olu­yo­ruz ki, bi­zim bu­gün tec­rü­be et­ti­ği­miz kü­re­sel­leş­me­yi fark­lı kı­lan da iş­te bu. Bir de ta­bi kü­re­sel­leş­me­ye da­ha fark­lı bir şe­kil­de de ba­ka­bi­li­riz. Ge­liş­mek­te olan ül­ke­le­rin du­ru­mu­nu ele ala­lım. Me­se­lâ, Boll­ywo­od ör­ne­ğin­den ha­re­ket eder­sek, ben­ce bu ters is­ti­ka­met­te bir kü­re­sel­leş­me­dir. Si­ne­ma fil­mi Hin­dis­tan’da üre­ti­li­yor, ama son­ra Af­ri­ka’ya, Or­ta Do­ğu’ya, Ku­zey Do­ğu As­ya’ya, hat­ta Ja­pon­ya’ya ka­dar ula­şı­yor. Boll­ywo­od bun­dan böy­le bir Hin­dis­tan ürü­nü de­ğil­dir, kü­re­sel­leş­miş­tir.
 
Fa­kat bu ter­si­ne kü­re­sel­leş­me de­di­ği­niz du­rum ger­çek­ten ra­kip bir kü­re­sel­leş­me sa­yı­la­maz, çün­kü ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­ye al­ter­na­tif ola­bi­le­cek ka­dar güç­lü de­ğil.
Ha­yır, kü­re­sel­leş­me sa­de­ce ge­liş­miş ül­ke­le­rin kat­kı­la­rıy­la oluş­mu­yor. İk­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me ta­bi­ri­ni ço­ğun­luk­la ge­liş­miş ül­ke­le­rin çok-ulus­lu şir­ket­le­ri için kul­la­nı­yo­ruz ve bu şir­ket­ler ara­cı­lı­ğıy­la Ba­tı âde­ta bir du­var örü­yor. Fa­kat ter­si­ne-kü­re­sel­leş­me içe­ri­sin­de bas­kın ola­rak az-ge­liş­miş ül­ke­ler yer alı­yor ve on­lar da bu sü­reç­te ak­tif bir rol oy­na­ya­rak ka­zanç sağ­lı­yor­lar. Do­la­yı­sıy­la ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me kav­ra­mı va­kıa­yı açık­la­ma ba­kı­mın­dan de­ğer­li ol­mak­la bir­lik­te ye­ter­li de­ğil. Me­se­lâ, ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­ye gö­re Hin­dis­tan ge­liş­miş ül­ke­ler ara­sın­da yer al­mı­yor, ama şu­ra­sı bir ger­çek ki Hin­dis­tan yi­ne de zen­gin bir ül­ke. Ter­si­ne kü­re­sel­leş­me de­yin­ce, Çin mut­fa­ğı, Hint mut­fa­ğı, vb. ye­mek kül­tür­le­ri­nin kü­re­sel yay­gın­lık ka­zan­ma­sı gi­bi ör­nek­le­re de de­ğin­mek ge­rek. Do­la­yı­sıy­la ter­si­ne kü­re­sel­leş­me­nin fan­tas­tik bir ro­lü var. Bu­nun İs­lam dün­ya­sı için­de­ki ör­ne­ği­ni Vah­ha­bi­lik su­nu­yor. Suu­di Ara­bis­tan’a ça­lış­mak için Hin­dis­tan’dan, Bang­la­deş’ten, Or­ta Do­ğu ve di­ğer İs­lam ül­ke­le­rin­den ge­len pek çok Müs­lü­man var ve Suu­di İs­lam’ı on­la­ra İs­lam’ın en ide­al şek­liy­miş gi­bi su­nu­lu­yor. Bu ba­kım­dan on­lar Vah­ha­bi İs­la­mı’nın ve Han­be­li dok­tri­ni­nin et­ki­le­ri­ne ma­ruz ka­lı­yor­lar. Hal­bu­ki İs­lam içe­ri­sin­de fark­lı ekol­ler var: Ha­ne­fi eko­lü, Şa­fi eko­lü, Ma­li­ki eko­lü var. Han­be­li ger­çek­ten de bun­la­rın için­de en ka­tı ola­nı. Vah­ha­bi İs­la­mı pet­rol do­lar­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la Pa­kis­tan, Bang­la­deş, En­do­nez­ya, Ma­lez­ya ve di­ğer İs­lam ül­ke­le­ri­ne ya­yı­lı­yor. Açık­ça­sı bu, İs­lam’ın Vah­ha­bi­leş­ti­ril­me­sin­den baş­ka bir şey de­ğil­dir. İş­te bu da bir tür ter­si­ne kü­re­sel­leş­me­dir, ama olum­suz bir ör­nek­tir.
Ter­si­ne kü­re­sel­leş­me için olum­lu bir ör­nek ise –ki ben bu­nu ‘aşa­ğı­dan-kü­re­sel­leş­me’ te­ri­miy­le kar­şı­lı­yo­rum– Was­hing­ton’da­ki, Se­att­le’da­ki gös­te­ri­ler­de ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı çı­kan­la­rın ya­nın­da çev­re­ci­le­rin, ka­dın ha­re­ket­le­ri­nin de yer al­mış ol­ma­sı­dır. Si­vil top­lum ku­ru­luş­la­rı ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı bir ara­ya ge­li­yor­lar ve pro­tes­to edi­yor­lar. Öte yan­dan bu ya­pı­lan­ma­la­rın da kü­re­sel un­sur­lar ih­ti­va et­ti­ği­ni göz­den ka­çır­ma­ma­lı­yız, çün­kü on­lar da kü­re­sel bir ağ gi­bi ulus­la­ra­ra­sı or­tam­da bir­bir­le­ri­ne bağ­la­nı­yor­lar, hiç­bi­ri­si de ulus-dev­le­ti tem­sil et­mi­yor. Do­la­yı­sıy­la ne­o-li­be­ral/ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı du­ran bir ikin­cil kü­re­sel­leş­me ağı da­ha var ve biz ‘kü­re­sel­leş­me’ kav­ra­mı­na atıf­ta bu­lu­nur­ken onu da dik­ka­te al­ma­lı­yız. İş­te bu aşa­ğı­dan-kü­re­sel­leş­me, kü­re­sel­leş­me­nin olum­lu ta­raf­la­rın­dan bi­ri­dir: Ama aşa­ğı­dan-kü­re­sel­leş­me­nin olum­suz ta­raf­la­rı da yok de­ğil. Bir ke­re ho­mo­jen ve te­miz bir ya­pı­dan söz ede­mi­yo­ruz. Çün­kü aşa­ğı­dan-kü­re­sel­leş­me ay­nı za­man­da ka­çak­çı­lar, ka­dın ta­cir­le­ri, ka­ra pa­ra ak­la­yı­cı­la­rı, vb. ya­sa­dı­şı iş­le­ri ya­pan in­san­la­rı da bir­bi­ri­ne bağ­la­yan fan­tas­tik bir ağ va­zi­fe­si gö­rü­yor. Bir di­ğer kö­tü ör­nek de te­rör şe­be­ke­si. Me­se­lâ 11 Ey­lül’ü dü­şü­nün. Suu­di Ara­bis­tan­lı, Mı­sır­lı, Fas­lı, Pa­kis­tan­lı, Af­ga­nis­tan­lı ve on­la­ra yar­dım ve ya­tak­lık eden ba­zı Ame­ri­ka­lı ve Al­man ki­şi­ler bu ey­le­min için­de yer al­mış­lar­dı. Gör­dü­ğü­nüz gi­bi, te­rö­rü bir tek ül­key­le sı­nır­la­ya­mı­yor­su­nuz. Pe­ki ya Ge­or­ge Bush ne yap­tı? Ön­ce Af­ga­nis­tan’a, son­ra Irak’a sal­dır­dı. Hal­bu­ki kü­re­sel bir ağ­la kar­şı kar­şı­ya­yız. Te­rö­rist­ler ne­re­de? Hiç­bir yer­de ve her yer­de! On­la­rı hiç­bir yer­de gö­re­mez­si­niz, ama her an her yer­de on­lar ta­ra­fın­dan ku­şa­tıl­mış ola­bi­lir­si­niz. Be­nim bu ya­pı­la­rı ‘aşa­ğı­dan’ şek­lin­de ni­te­le­me­min se­be­bi, on­la­rın dev­let se­vi­ye­sin­de ya­pı­lar ol­ma­ma­sın­dan ile­ri ge­li­yor. Öte yan­dan, te­rö­riz­min kö­ken­le­ri­ni tes­pit ede­bi­lir­si­niz. Eğer te­rö­riz­min kö­ken­le­ri­ni tes­pit eder­se­niz, o za­man te­rö­rizm­le mü­ca­de­le­de so­nuç ve­ren sa­hi­ci adım­lar ata­bi­lir­si­niz. Tek tek te­rö­rist av­la­ya­rak te­rö­riz­mi yen­me­yi dü­şün­mek hiç akıl­lı­ca de­ğil! Si­nek­le­ri öl­dü­re­rek ba­tak­lı­ğı ku­ru­ta­maz­sı­nız. Te­rö­rün ön­de ge­len se­bep­le­ri ise bel­li­dir: Fa­kir­lik, ada­let­siz­lik ve eği­tim­siz­lik.
 
Kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı çı­kan­lar “baş­ka bir dün­ya müm­kün­dür” di­yor­lar ama bu baş­ka dün­ya­nın na­sıl bir dün­ya ola­ca­ğı, ya­hut da bu baş­ka dün­ya­nın ne şe­kil­de müm­kün ola­ca­ğı ye­te­rin­ce iyi açık­lan­mı­yor…
Bu ara­yış­lar sı­ra­sın­da in­san­la­rı ve kü­re­sel ağı yol­dan sap­tı­ran ve ray­dan çı­kar­tan Usa­me bin La­din ol­du. Bi­lir­si­niz, so­kak­ta­ki in­san he­ye­ca­nı se­ver, do­la­yı­sıy­la te­rör olay­la­rın­dan son­ra şöy­le di­yen in­san­lar sa­yı­ca art­tı: “Ben­ce bu hak­lı bir ha­re­ket­ti. Ame­ri­ka­lı­lar bu der­si hak et­ti!” Ga­yet açık ki, bu sa­vu­nu­la­bi­lir bir gö­rüş ola­maz. Te­rö­riz­min ta­nı­mı bu sü­reç içe­ri­sin­de bü­yük öl­çü­de de­ğiş­ti. Te­rö­riz­min ta­ri­hi içe­ri­sin­de öy­le bir za­ma­na eriş­tik ki ar­tık em­per­yal güç kar­şı­sın­da di­re­niş gös­ter­mek için te­rö­rist ey­lem­le­re baş­vu­ru­lu­yor. Bu­ra­da iş­ga­le uğ­ra­mış bir hal­ka dö­nüp de “Te­rör kö­tü bir şey­dir!” de­me­niz bir an­lam ifa­de et­mez, çün­kü te­rö­rist­ler ora­da bir kah­ra­man gi­bi gö­rü­lür­ler. Oy­sa te­rö­rün iş­le­yi­şi çok de­ğiş­ti. He­def­te olan­lar, po­li­tik bir gün­dem yü­rüt­me­yen, po­li­tik are­na­nın dı­şın­da ka­lan ma­sum in­san­lar: ka­dın­lar, ço­cuk­lar, ha­va­ala­nın­da bek­le­yen yol­cu­lar, vs. Do­la­yı­sıy­la şu an­da bam­baş­ka bir so­run­la kar­şı kar­şı­ya­yız. Bu ge­ri­li­mi aş­ma­nın yo­lu, ya­ra­tı­cı bir si­ya­set üre­te­bil­mek için ya­ra­tı­cı ve ori­ji­nal dü­şü­ne­bil­mek­ten ge­çi­yor. Öy­le bir dü­şün­me bi­çi­mi ki, si­zi hem Usa­me bin La­din’in tu­za­ğı­na düş­mek­ten alı­ko­yu­yor, hem de ik­ti­sa­dî kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı bir du­ruş ser­gi­le­ye­bil­me­yi müm­kün kı­lı­yor. Ya­ra­tı­cı dü­şün­ce­le­riy­le bu sü­re­ce yön ve­ren bi­rey­le­rin or­ta­ya çık­ma­sın­da eği­ti­min mer­ke­zî bir ro­lü ol­du­ğu unu­tul­ma­ma­lı. Eği­tim­de, gü­ven­lik dü­ze­nin­de ve ör­güt­len­me­de ye­ni­lik­ler ya­pıl­ma­lı.
 
Dün­ya­nın çe­şit­li yer­le­rin­de, me­se­la si­zin ül­ke­niz olan Bang­la­deş’te, Hin­dis­tan’da, Ar­jan­tin’de, Bre­zil­ya’da ve Hu­go Cha­vez’in ida­re­sin­de­ki Ve­ne­zü­el­la’da fark­lı üre­tim bi­çim­le­ri ge­liş­tir­me­ye ça­ba­la­yan çe­şit­li grup ve ku­ru­luş­lar var. Siz­ce bu in­san­la­rın ça­ba­la­rı dün­ya­nın baş­ka yer­le­rin­de, ge­liş­miş ül­ke­ler­de ya­şa­yan di­ğer in­san­lar için bir umut ola­bi­lir mi, ya­hut em­sal teş­kil ede­bi­lir mi?
Bang­la­deş’ten hu­su­sî bir ör­nek ver­mek ge­re­kir­se, pa­zar kre­di­si­ni ele ala­bi­lir­si­niz. Bu ha­re­ket öy­le bir şe­kil­de baş­la­dı ki, Dün­ya Ban­ka­sı’nı da­hi şa­şırt­tı. Ulus­la­ra­ra­sı bir kriz­de baş­ka du­rum­da pek çok in­san fa­kir­lik­ten ölür­dü. Ama böy­le ol­ma­dı ve ül­ke bir­kaç yıl içe­ri­sin­de to­par­lan­dı. Bu to­par­lan­ma­da alı­nan mik­ro-kre­di­le­rin pa­yı bü­yük­tür. Fa­kat bu kre­di­ler alın­dı­ğın­da, Dün­ya Ban­ka­sı ve ba­zı çok-ulus­lu şir­ket­ler ül­ke­nin de­ğer­li ma­den­le­ri­ne göz­le­ri­ni dik­ti­ler. Bu­ra­da kay­bet­ti­ği­miz en bü­yük ma­de­ni­miz sa­hip ol­du­ğu­muz güçlü be­yin­ler­di. On­la­rın hep­si de çok-ulus­lu şir­ket­ler­de ve Dün­ya Ban­ka­sı’nda iş bul­du­lar ve çe­şit­li fi­kir­ler or­ta­ya at­tı­lar. Si­zin al­ter­na­tif dü­şün­me­ye açık, ye­ni fi­kir­ler üre­te­bi­len ya­ra­tı­cı in­san­la­ra ih­ti­ya­cı­nız var, ama böy­le­si in­san­la­rı­nı­zı he­men Dün­ya Ban­ka­sı gi­bi ku­rum­la­ra kap­tı­rı­yor­su­nuz. İş­te si­ze pra­tik bir so­run. Eğer böy­le ol­ma­sı­nı is­te­mi­yor­sa­nız, ye­ni­len­me­ye ve ye­ni yol­lar bul­ma­ya mec­bur­su­nuz. Bu çok cid­di bir me­se­le­dir ve ne ya­zık ki ben eği­tim sis­te­mi­mi­zin ya­ra­tı­cı dü­şün­me­ye izin ver­me­di­ği ka­na­atin­de­yim. Ge­liş­mek­te olan ül­ke­le­rin eği­tim sis­tem­le­ri Ba­tı­lı söy­le­min de­rin et­ki­si al­tın­da. Top­lum­la­rı­mı­zın çok te­mel ger­çek­lik­le­ri eği­tim­de kul­la­nı­lan ders ki­tap­la­rın­da yan­sı­tıl­mı­yor. Bu, ‘Ba­tı’dan öte gi­di­le­cek yer yok’ fik­ri­ni zi­hin­le­re yer­leş­ti­ri­yor. Eğer Gü­ney As­ya’nın eği­tim sis­te­mi­ni in­ce­ler­se­niz, bi­zim ken­di ede­bi­ya­tı­mız­dan zi­ya­de Ba­tı ede­bi­ya­tı­na da­ha aşi­na ol­du­ğu­mu­zu esef­le gö­rür­sü­nüz. Bang­la­deş’te­ki med­re­se­le­rin du­ru­mu­na bir bak­tı­ğı­nız­da tra­ji­ko­mik bir man­za­ray­la kar­şı­la­şır­sı­nız: Bu­ra­lar­da bi­le İbn-i Ara­bî’ye, Mev­lâ­na Ce­lâ­led­din Ru­mî’ye, Hâ­fız’a yer yok, çün­kü bi­zim Sha­kes­pea­re’imiz, John Don­ne’umuz, Churc­hill’imiz ve Ro­ose­velt’imiz var!
 
Bu ger­çek­ten çok il­ginç...
Med­re­se­de du­ru­mun böy­le ol­ma­sı­nın se­be­bi, ora­da­ki in­san­la­rın zi­hin­le­ri­nin ka­pa­lı bir ya­pı­ya sa­hip ol­ma­sı. Ya­ra­tı­cı dü­şün­ce an­cak açık bir zi­hin­le müm­kün­dür ve zi­hin­le­ri de ko­lo­ni­ze edil­miş olan­lar or­ta­ya ye­ni bir şey ko­ya­maz­lar. Sa­de­ce mev­cut ola­nın ucuz bir kop­ya­sı­nı su­nar­lar. Bu ya­ra­tı­cı dü­şün­me şek­li­ni sa­de­ce ik­ti­sat ve si­ya­set­le sı­nır­la­ma­ma­lı ve bü­tün di­sip­lin­le­re yay­ma­lı­yız. Me­se­lâ mi­ma­rî­miz bi­ze ait ol­ma­lı, yer­li un­sur­lar­la oluş­tu­rul­ma­lı.
 
Ger­çek­ten de ko­lo­ni­ze edil­miş bir ha­ya­tı ya­şa­mak, ge­liş­mek­te olan Ba­tı-dı­şı ül­ke­le­rin or­tak so­ru­nu. Bi­raz da Ba­tı içe­ri­sin­de­ki kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket­le­ri ko­nu­şa­lım is­ter­se­niz. Kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket­ler özel­lik­le Av­ru­pa’da çok yay­gın. Me­se­lâ Fran­sa baş­ta ol­mak üze­re Av­ru­pa ül­ke­le­rin­de­ki si­vil top­lum ku­ru­luş­la­rı­nı in­ce­le­di­ği­miz­de on­la­rın bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nun kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket­le bağ­lan­tı­sı ol­du­ğu­nu göz­lem­li­yo­ruz. Pe­ki ge­liş­miş ül­ke­ler­de­ki bu kü­re­sel­leş­me kar­şıt­lı­ğı­nı na­sıl açık­la­ma­mız ge­re­kir? So­nuç­ta ku­ru­lu dü­zen­den on­lar da faz­la­sıy­la men­fa­at el­de edi­yor. O hâl­de ni­çin kar­şı çı­kı­yor­lar?
Ge­liş­miş ül­ke­ler­de­ki mu­ha­lif ha­re­ket­ler bir nok­ta­ya ka­dar umut ve­ri­ci ola­bi­lir, ama ben bu mu­ha­le­fe­tin dev­let ka­de­me­le­ri­ne yan­sı­dı­ğı­nı gö­re­mi­yo­rum. Açık­ça­sı ABD’ye bak­tı­ğı­nız­da Bush kar­şıt­lı­ğı so­kak­la­ra taş­mış­ken, Bush’un na­sıl olup da Ame­ri­kan hal­kı ta­ra­fın­dan ikin­ci de­fa se­çil­di­ği­ni an­la­mış de­ği­lim. Ge­liş­miş ül­ke­ler­de be­nim gör­dü­ğüm şey şu: Evet, bir­ta­kım mu­ha­lif ha­re­ket­ler var, ama bun­lar se­çim sis­te­mi ve ku­ru­lu ya­pı­nın iş­le­yi­şi se­be­biy­le dev­let ka­de­me­le­ri­ne yan­sı­mı­yor. An­cak bü­yük ıs­tı­rap­lar çe­kil­me­ye baş­lan­dı­ğı za­man dev­le­te ak­ta­rı­lı­yor. Bu se­bep­le ge­liş­miş ül­ke­le­rin halk­la­rı­nın baş­kan­la­rın­dan dün­ya­yı çok da­ha ba­rış­çıl bir ha­le dö­nüş­tü­re­cek po­li­ti­ka­lar üret­me­le­ri­ni is­te­me­le­ri­ni bek­le­mek saf­dil­lik olur; he­le de baş­kan­la­rı bü­tün bu kö­tü­lük­le da­ha ucuz pet­ro­le ulaş­mak için sa­va­şı­yo­ruz di­yor­sa. Amaç­la­rı ucuz pet­rol olan­lar ta­bii ki Irak’ı umur­sa­maz; ta ki ken­di araç­la­rı ça­lış­ma­ya­na ka­dar. Bu el­bet­te ki ge­liş­miş ül­ke­ler­de mü­ca­de­le ve­ren, ya­zıp-çi­zen, pro­je ya­pan­lar yok ma­na­sı­na gel­mi­yor. Ak­si­ne bun­la­rı ya­pan çok sa­yı­da in­san var. An­cak bun­lar dev­le­tin gü­cü­nü de­ğiş­tir­me, onu ye­ni­den ya­pı­lan­dır­ma ve dün­ya­nın ge­ri ka­la­nı­na kar­şı bas­kı­cı ol­ma­sı­nı en­gel­le­me nok­ta­sın­da şim­di­ye ka­dar bir şey ya­pa­ma­dı­lar. Bu nok­ta­da aşa­ğı­dan kü­re­sel­leş­me ümit ve­ri­ci. Zi­ra me­se­la Tür­ki­ye’den, Hin­dis­tan’dan, Se­ne­gal’den, ABD’den in­san­lar bir ara­ya ge­lip, or­tak­la­şa dü­şü­ne­bi­li­yor­lar. İş­te bu fark­lı ya­pı da kü­re­sel­leş­me­nin iyi ta­ra­fı.
 
Av­ru­pa, ABD ve Ka­na­da’dan ba­zı fark­lı­lık­lar arz edi­yor. Ge­çen yaz Fran­sa’nın va­roş­la­rın­da ya­şa­yan ya­ban­cı­lar ayak­lan­mış­tı. İlk­ba­har­da ise 26 ya­şın al­tın­da­ki­le­rin da­ha ko­lay iş­ten çı­ka­rıl­ma­sı­na im­kân ve­ren ya­sa­ya kar­şı Fran­sız öğ­ren­ci­ler di­re­ni­şe geç­ti­ler. As­lın­da bu­na di­re­niş de de­ne­mez bel­ki; ço­ku­lus­lu şir­ket­ler ve ya­ban­cı­lar­dan ken­di­le­ri­ni ko­ru­ma is­te­ği ola­rak da oku­na­bi­lir bu olay­lar. Fran­sız­lar Po­lon­ya­lı mus­luk­çu­lar­dan, ül­ke­le­rin­de ya­şa­yan Fas­lı­lar­dan kor­ku­yor­lar. Av­ru­pa’nın pek çok ül­ke­sin­de Müs­lü­man­lar ve be­yaz ol­ma­yan­lar ırk­çı sal­dı­rı­la­ra uğ­ru­yor­lar, bu ko­nu­da ne dü­şü­nü­yor­su­nuz? Av­ru­pa ör­ne­ği gi­de­rek kö­tü­le­şi­yor mu? Çün­kü ne­o-li­be­ral kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı di­re­ni­şin ırk­çı bir yö­nü de var.
He­ge­mon isen, pa­ran çok­sa hoş­gö­rü­lü olur­sun. Eğer pa­ran yok­sa, ço­cuk­la­rı­na iyi bir ha­ya­tın ga­ran­ti­si­ni ve­re­mi­yor­san hoş­gö­rü­süz olur­sun. Av­ru­pa’da­ki hoş­gö­rü de bun­dan fark­lı ge­liş­me­di; on­lar da muk­te­dir ol­duk­la­rı öl­çü­de hoş­gö­rü­lü ol­du­lar. Özel­lik­le kü­re­sel­leş­me ve baş­ka se­bep­ler­le ge­len göç­men­ler da­ha az pa­ra­ya da­ha çok ça­lış­ma­ya ra­zı ol­duk­la­rı için ge­ri­lim do­ğu­yor. Bu da Av­ru­pa’nın için­de hoş­gö­rü­süz­lü­ğe se­bep olu­yor. Müs­lü­man kar­şıt­lı­ğı, Af­ri­ka­lı kar­şıt­lı­ğı gi­bi fark­lı te­za­hür­le­ri olu­yor bu­nun. Da­ni­mar­ka’da pat­lak ve­ren ka­ri­ka­tür kri­zi ani ve sert bir şe­kil­de tır­man­dı. “On­lar hoş­gö­rü­lü de­ğil, biz hoş­gö­rü­lü­yüz, ni­ye pey­gam­ber hak­kın­da ya­pı­lan bir la­ti­fe­ye ta­ham­mül gös­ter­mi­yor­lar?” di­ye sor­du­lar. Av­ru­pa ben­ce ar­tık da­ha faz­la ken­di yü­zü­nü gös­ter­me­ye baş­la­dı. Bi­lin­di­ği üze­re Av­ru­pa hiç­bir za­man hoş­gö­rü­lü ol­ma­dı, sö­mür­ge­ci dö­nem bu­nun en iyi gös­ter­ge­si. Li­ne­er bir ta­rih an­la­yı­şı ve üs­tün­lük komp­lek­si hiç­bir za­man hoş­gö­rü­lü ol­ma­dık­la­rı­nı or­ta­ya ko­yu­yor. 
 
İl­ginç ve teh­li­ke­li olan ise Av­ru­pa nü­fu­su­nun gi­de­rek yaş­lan­ma­sı se­be­biy­le göç­men­le­re ih­ti­yaç duy­ma­sı. Ama ay­nı za­man­da ken­di­le­ri için ça­lı­şan göç­men­ler­den nef­ret edi­yor­lar. Bu çok ga­rip bir iki­lem.
Tek ümit, bir çe­şit ra­di­kal li­be­ra­liz­min Av­ru­pa’da ka­bul gör­me­si ve dün­ya­ya fark­lı bir şe­kil­de ha­re­ket ede­bi­le­cek­le­ri­ni gös­ter­me­le­ri. AB bu­nun iyi bir ör­ne­ği. Zi­ra bir za­man­lar Fran­sa ve Al­man­ya ka­dar ara­la­rı kö­tü olan iki dev­let yok­tu, bu­gün ise ara­la­rın­da bir sı­nır bi­le yok. Evet, ba­zen bun­lar ya­ra­tı­cı fi­kir­ler­le or­ta­ya çı­kı­yor­lar. Av­ru­pa’nın eği­tim sis­te­mi me­se­la, ge­liş­mek­te olan ül­ke­le­re gö­re da­ha az bas­kı­cı. Bu yüz­den de ken­di iç­le­rin­de Ba­tı pa­ra­dig­ma­sı­na da­ha fark­lı ve ne­ga­tif açı­dan ba­kan­lar var. Ya­ni bu ya­pı ken­di için­de ümit un­sur­la­rı­nı da ba­rın­dı­rı­yor. Av­ru­pa­lı­lar fark­lı­lık or­ta­ya ko­ya­cak ki­şi­le­ri se­çer­ler mi so­ru­su­na ce­vap ise kor­ka­rım hiç de olum­lu de­ğil. Ye­ni göç­men­ler ve din gi­bi ko­nu­la­rı kul­la­nıp in­san­la­rı tah­rik ede­rek ko­lay­ca se­çi­len­ler var Av­ru­pa’da. Bu ya­pı ise Av­ru­pa’nın po­tan­si­yel ya­ra­tı­cı­lı­ğı­nı sı­nır­lı­yor.
Av­ru­pa’da de­ği­şi­me dev­let di­re­ni­yor, halk­lar da do­lay­lı ola­rak di­re­ni­yor­lar; zi­ra iyi bir ev, iyi bir ha­yat, iyi bir kom­şu, okul, işin var­sa dün­ya umu­run­da ol­maz. Bu aci­len de­ğiş­me­li. En­te­lek­tü­el­ler ar­tık sa­de­ce saf aka­de­mik or­tam­da ol­ma­ma­lı, sa­de­ce öğ­ren­ci­le­ri ile de­ğil dış dün­ya ile de meş­gul ol­ma­ma­lı­lar. Son dö­nem­de Av­ru­pa’da ar­tık bun­la­rı gör­mü­yo­ruz, zi­ra bu en­te­lek­tü­el­le­rin ha­yat­la­rı iyi. Ni­ye vak­ti­mi bo­şa har­ca­ya­yım, bı­ra­kın sü­rek­li ya­yın­lar ya­pa­yım di­ye dü­şü­nü­yor­lar. Şu an­da ken­di in­san­la­rı­nı en ya­ra­tı­cı şe­kil­de ha­re­ke­te ge­çi­ren­ler ye­ni-mu­ha­fa­za­kâr­lar. Bir ar­ka­da­şım ba­na ABD’de ye­ni-mu­ha­fa­za­kâr­la­rın el­le­rin­de­ki FM rad­yo­la­rı­nın sa­yı­sı­nın ina­nı­la­ma­ya­cak ka­dar yük­sek ol­du­ğu­nu söy­le­miş­ti. Bu rad­yo­lar se­çim za­ma­nı ye­ni-mu­ha­fa­za­kâr­la­rı gi­dip oy kul­la­na­cak şe­kil­de or­ga­ni­ze edi­yor ki bu oluk­ça önem­li bir hu­sus. An­cak li­be­ral­ler bu ka­bil bir şe­yi ge­ri çe­vir­di­ler. Zi­ra sen li­be­ral­sen sa­bah kalk­tı­ğın­da “ben oy kul­lan­mak is­te­mi­yo­rum, oy kul­lan­ma­ma hak­kım var, ca­nım is­te­mi­yor” di­yor­sun. Öğ­ren­ci­le­ri­me ver­di­ğim bir mi­sal var: Hiç bir za­man oy kul­lan­ma sı­ra­sın­da Mic­ha­el Jack­son’ı ve­ya di­ğer pop­çu­la­rı gö­re­mez­si­niz. Çün­kü on­la­rın ço­ğu li­be­ral. An­cak umur­sa­mı­yo­rum de­mek bir prob­lem­dir; çün­kü kar­şı­nız­da­ki ye­ni-mu­ha­fa­za­kâr­la­rın tü­mü oy kul­lan­ma­ya git­mek üze­re se­fer­ber edi­li­yor­lar. Bu se­bep­le ABD’de me­se­la seç­me­nin sa­de­ce %40’ı oy kul­lan­ma­ya gi­di­yor ve kul­la­nı­lan oy­la­rın ya­rı­sı­nı al­mak baş­kan ol­mak için ye­ti­yor. İş­te bu, ben­ce yüz­le­şil­me­si ge­re­ken ya­pı­sal bir ko­nu­dur.
 
Bu­gün ulus­la­ra­ra­sı dün­ya dü­ze­ni Ba­tı he­ge­mon­ya­sı al­tın­da. BM Gü­ven­lik Kon­se­yi’nde Çin dı­şın­da -ki ora­da da dev­rim­den iti­ba­ren Ba­tı zih­ni­ye­ti hâ­kim- di­ğer dört dai­mî üye Ba­tı­lı. Ha­len ABD dün­ya­nın tek li­de­ri ve AB, Çin, Rus­ya gi­bi di­ğer ak­tör­ler bu­nu den­ge­le­me­ye ça­lı­şı­yor­lar. Eğer 20 yıl son­ra Çin ve Hin­dis­tan çok da­ha faz­la güç­le­nir ve çok ku­tup­lu bir dün­ya dü­ze­ni­ne ge­çi­lir­se, dün­ya­nın mev­cut du­ru­mu de­ği­şe­bi­lir mi; kü­re­sel­leş­me sü­re­ci de­ği­şir ve­ya zen­gin-fa­kir ara­sın­da­ki uçu­rum aza­lır mı? Çin ve Hin­dis­tan di­ğer Ba­tı­lı güç­ler gi­bi mi dav­ra­nır, yok­sa dün­ya için çok da­ha iyi bir yö­ne­tim mi ser­gi­le­me­ye ça­lı­şır­lar?
Ben ko­nu­ya bi­raz da­ha fark­lı ba­kı­yo­rum. Kü­re­sel­leş­me ile bir­lik­te dev­let­ler ve top­lum­lar­dan fak­lı ola­rak ilk kez in­san­lar, bi­rey­sel dü­zey­de yet­ki sa­hi­bi olu­yor­lar. Me­se­la her ne ka­dar Bill Ga­tes ABD ile bağ­lan­tı­lı ol­sa da, bi­rey­sel dü­zey­de ken­di gün­de­mi var, Ame­ri­kan hü­kü­me­ti ile ba­zı or­tak gö­rüş­le­ri ol­sa da­hi. Eğer Çin ile iş ya­pı­yor­sa, Was­hing­ton hü­kü­me­ti­nin söy­le­di­ği­ni dik­ka­te al­maz. Ka­dın ha­re­ket­le­rin­de, çev­re ha­re­ket­le­rin­de söz­le­ri ol­duk­ça et­ki­li olan bi­rey­ler var ve bun­la­rın sa­yı­sı gi­de­rek ar­tı­yor. An­cak bun­lar her za­man hü­kü­met­ler­de ve­ya çe­şit­li or­ga­ni­zas­yon­lar­da gö­rev al­mak is­te­mi­yor­lar. Kü­re­sel­leş­me ile bu in­san­lar ar­tık dev­let sı­nır­la­rıy­la ken­di­le­ri­ni sı­nır­lı his­set­mi­yor­lar. Böy­le­ce bi­rey­ler dev­le­te her yö­nüy­le mey­dan oku­yor­lar. Ko­nu­yu dev­let dü­ze­yin­den bi­rey­sel dü­ze­ye ta­şır­sak, Çin ve Hin­dis­tan ile il­gi­li se­nar­yo, ta­ri­hin, di­ğer bir de­yiş­le Ba­tı’nın yük­se­li­şi­nin te­ker­rü­rün­den iba­ret ol­ma­ya­cak­tır. Zi­ra Çin ve Hin­dis­tan yük­se­lir­ken, dün­ya­nın na­sıl ol­ma­sı ge­rek­ti­ğiy­le il­gi­le­nen bi­rey­ler de ola­cak­tır; tıp­kı yıl­lar ev­vel hiç­bir mül­ke sa­hip ol­ma­dı­ğı hal­de dün­ya­nın en et­ki­li ki­şi­si ol­du­ğu­nu ifa­de eden Gand­hi gi­bi. Bi­rey­le­rin mer­ke­ze otur­ma­sı ol­duk­ça ye­ni bir olay­dır. Med­ya bu nok­ta­da çok yar­dım­cı olu­yor. Me­se­la Bang­la­deş’te mik­ro-kre­di­ler ve­ren bir NGO ku­ran Prof. Mu­ham­med Yu­nus bu ko­nu­da iyi bir ör­nek. Her­kes onun­la gö­rüş­mek is­ti­yor.
Bu­nun olum­lu ör­nek­le­ri ka­dar olum­suz­la­rı da var ta­bi­i. Me­se­la Usa­me bin La­din, sü­per bir gü­cün tek bir bi­re­yin pe­şin­den git­ti­ği çok il­ginç bir se­nar­yo. Tek bir in­san bü­tün bir dev­le­tin gün­de­mi­ni ele ge­çi­ri­yor. Yi­ne Sad­dam Hü­se­yin’i de­vi­re­rek prob­lem­le­rin çö­zü­le­ce­ği­ni dü­şü­nen ABD, onu dü­şür­mek­le yüz­ler­ce Sad­dam ya­rat­tı. Ya­ni bir sü­per güç, bi­rey­ler­le, dev­let dı­şı ak­tör­ler­le na­sıl baş et­me­si ge­rek­ti­ği­ni bil­mi­yor. Irak’ta ger­çek­te ki­min di­ren­di­ği bi­lin­mi­yor. Kı­sa­ca ge­le­cek, ta­ri­hin bir te­ker­rü­rü ol­ma­ya­cak. Ar­tık bi­rey­ler dün­ya­nın gün­de­mi­ni de­ğiş­tir­me gü­cü­ne sa­hip. Me­se­la in­ti­har sal­dı­rı­sı dü­zen­le­yen bir­kaç ki­şi bir ül­ke­nin ka­de­ri­ni de­ğiş­ti­re­bi­li­yor, tıp­kı 11 Ey­lül’de ol­du­ğu gi­bi. Kü­re­sel­leş­me ile ye­ni bir in­san ti­pi do­ğu­yor, ar­tık her­han­gi bir ör­güt ve­ya or­ga­ni­zas­yon ile ba­ğı ol­mak­sı­zın 3-4 ki­şi bir ara­ya ge­lip her şe­yi yı­ka­bi­li­yor­lar. Ka­ra­bor­sa­dan pa­ra­yı ve mü­him­ma­tı bu­lup çok bü­yük bir pa­nik ya­ra­ta­bi­li­yor­lar. Za­yıf ola­bi­le­ce­ği hiç ak­la da­hi gel­me­yen bir dev­le­ti vu­ra­bi­li­yor­lar. Lon­dra sal­dı­rı­la­rı­na ba­kın. İn­gil­te­re sal­dır­gan­la­rın el-Kai­de ile her­han­gi bir bağ­lan­tı­sı­nı bu­la­ma­dı.
  
Ama ay­nı şe­kil­de dev­let­ler de in­san­la­rı kor­kut­mak ve to­ta­li­ter bir yö­ne­tim kur­mak için bu­nu kul­la­na­bi­lir­ler.
Ke­sin­lik­le, dev­let­ler gi­de­rek da­ha faz­la to­ta­li­ter ha­le dö­nü­şü­yor, gi­de­rek da­ha faz­la hak­lar ve öz­gür­lük­le­ri ge­ri ala­bi­li­yor ve de­mok­ra­tik ol­sun, ol­ma­sın da­ha bas­kı­cı ola­bi­li­yor. Ama ay­nı şe­kil­de in­san­lar da da­ha eleş­ti­rel ol­ma­ya baş­lı­yor.
 
11 Ey­lül’den son­ra Ba­tı’da ol­du­ğu gi­bi.
Ba­tı’da in­san­lar iyi bir ha­ya­ta sa­hip ol­duk­la­rı için bu­nu ka­bul­le­ni­yor­lar, hoş gö­re­bi­li­yor­lar.
 
Ama bu bas­kı­cı ve to­ta­li­ter araç­lar in­san­la­rın ha­yat­la­rı­nı et­ki­le­me­ye baş­lar­sa, di­re­nir­ler.
Di­ren­mek zo­run­da­lar. Bush halk na­za­rın­da göz­den dü­şü­yor. Fran­cis Fu­ku­ya­ma gi­bi bir ye­ni-mu­ha­fa­za­kâr da­hi onu eleş­ti­ri­yor ar­tık. İn­san­la­rın bu­gün da­ha az do­na­nım­lı ol­du­ğu­nu dü­şün­mü­yo­rum, ak­si­ne olay­la­ra da­ha il­gi­li­ler. Ge­rek­li olan şey ise bü­tün bu bi­rey­ler ara­sın­da gay­ri res­mî bağ­la­rın ku­rul­ma­sı. An­cak bu şe­kil­de or­tak­la­şa fark­lı bir dün­ya ta­hay­yül edi­le­bi­lir.
 
So­nuç ola­rak da­ha iyi bir dün­ya­nın müm­kün ol­du­ğu ko­nu­sun­da ümit­li mi­si­niz, yok­sa her şe­yin da­ha da kö­tü­le­şe­ce­ği­ni mi dü­şü­nü­yor­su­nuz?
Bu­gün 20-30 yıl ön­ce­si­ne gö­re prob­lem­ler çok da­ha kar­ma­şık. So­ğuk Sa­vaş dö­ne­min­de­ki prob­lem­ler ana­liz edi­lir­se, bu­nun iki sü­per güç ara­sın­da­ki ay­rı­lık­tan kay­nak­lan­dı­ğı ko­lay­ca gö­rü­lür. So­ğuk Sa­vaş son­ra­sı dö­nem­de, özel­lik­le de 11 Ey­lül ile bir­lik­te dev­let dı­şı ak­tör­le­rin gi­de­rek güç­len­di­ği gö­rü­lü­yor. Bu yüz­den de dün­ya ar­tık çok da­ha kar­ma­şık ve mü­ca­de­le çok da­ha zor. An­cak her şe­ye rağ­men ümit­va­rım; zi­ra bi­rey­sel dü­zey­de pes et­me­yen, mü­ca­de­le­ye de­vam eden­ler var. An­cak bu nok­ta­da önem­li olan, da­ha ön­ce be­lirt­ti­ğim gi­bi, in­san­la­rın bir­bi­riy­le ne öl­çü­de ça­bu­cak bağ­lan­tı ku­ra­bil­dik­le­ri ve al­ter­na­tif se­nar­yo­lar, söy­lem­ler ve mis­yon­lar­la ha­re­ke­te ge­çe­bil­dik­le­ri. An­cak bu şe­kil­de 2-3 asır ön­ce­si­ne gö­re da­ha fark­lı fi­kir­ler­le, da­ha fark­lı bir ya­pıy­la or­ta­ya çı­kı­la­bi­lir.
 
Ya­ni siz za­man in­sa­na, prob­lem­le­ri­ne ve po­tan­si­ye­li­ne inan­ma za­ma­nı di­yor­su­nuz.
İn­sa­nın po­tan­si­ye­li dal­ga gi­bi­dir. Eğer bir grup in­san ba­şa­rı­sız olur­sa, ye­ri­ne ge­le­cek ye­ni­le­ri var­dır. Ara­mız­da­ki ile­ti­şim ka­nal­la­rı art­tık­ça, da­ha faz­la kü­re­sel­leş­tik­çe, da­ha faz­la bir­bi­ri­miz­le bağ­lan­tı kur­duk­ça, ken­di ye­rel­lik­le­ri­mi­zin, ulus-dev­le­ti­mi­zin öte­si­ne da­ha faz­la geç­tik­çe ve bu çok kı­sa bir sü­re için­de ger­çek­leş­ti­ği tak­dir­de dün­ya­nın çok da­ha iyi bir ye­re dö­nü­şe­ce­ği­ni ina­nı­yo­rum.   
 
Çok teşekkür ediyoruz.

Paylaş Tavsiye Et