Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Temmuz 2008) > Toplum > Düşünce saksıda yeşerir mi?
Toplum
Düşünce saksıda yeşerir mi?
İhsan Fazlıoğlu
BİR sak­sı ile bir bah­çe­de ye­ti­şen çi­çek ara­sın­da­ki fark, en ba­sit de­yiş­le ya­pay ile do­ğal ara­sın­da­ki fark ka­dar­dır. Sak­sı­nın içer­di­ği mad­dî ola­nak­lar, fii­lî im­kân­lar; kı­sa­ca, da­ha baş­tan ken­di­si­ne ko­nu­lan sı­nır ile bah­çe­nin mad­dî ola­nak­la­rı, fii­lî im­kân­la­rı, gö­re­ce ge­niş sı­nır­la­rı, hiç şüp­he­siz, içe­ri­le­rin­de ye­ti­şen nes­ne­nin ne­li­ği­ni be­lir­le­ye­cek­tir. Çün­kü is­ter ya­pay is­ter do­ğal bir nes­ne­nin ma­hi­yet ha­lin­de­ki ola­nak­la­rı, mev­cu­di­ye­ti­nin, var-ol­ma­sı­nın iç-sı­nır­la­rı­dır. Da­ha ba­sit bir de­yiş­le, mad­dî ve ma­ne­vî ko­şul­la­rın be­lir­le­yi­ci­li­ği al­tın­da, içe­ri­de ne var ise dı­şa­rı­ya da o çı­kar. Ör­nek ola­rak: Bir el­ma çe­kir­de­ği, uy­gun or­tam­da, sak­sı ya da bah­çe­de, her iki­si­nin sa­hip ol­du­ğu ko­şul­lar al­tın­da, içi­ni dı­şa­rı vu­ra­bi­lir. Ör­nek­te, el­ma çe­kir­de­ği­nin iç-sı­nı­rı ma­hi­yet hâ­lin­de­ki ola­nak­la­rıy­la, dış-sı­nı­rı ise or­ta­mın mad­dî ko­şul­la­rıy­la be­lir­le­nir. İç-sı­nır ya­ni ola­nak­lar ile dış-sı­nır ya­ni ko­şul­la­rın ter­ki­bi çe­kir­de­ğin mev­cu­di­ye­ti­ni, var-ol­ma­sı­nı ta­yin eder. Bir el­ma çe­kir­de­ğin­den civ­civ çık­ma­ya­ca­ğı gi­bi (çün­kü iç-sı­nır bu­na ola­nak ver­mez); çöl­de de el­ma ağa­cı ye­tiş­mez (çün­kü dış-sı­nır bu­nu ola­nak­lı kıl­maz). Türk­çe­de kul­la­nı­lan “çi­çek aç­mak” de­yi­şi, de­ni­len­le­ri en gü­zel bi­çim­de özet­ler: Ka­pa­lı ola­nın açıl­ma­sı söz ko­nu­su­dur; açıl­ma­da dı­şa­rı­ya çı­ka­cak olan, an­cak ve an­cak içe­ri­de ka­pa­lı bu­lu­nan­dır; yi­ne de her açıl­ma, uy­gun bir ye­ri ta­lep eder. Yi­ne Türk­çe­de kul­lan­dı­ğı­mız “mü­sa­it or­tam” tam­la­ma­sın­da­ki mü­sa­it söz­cü­ğü­nün yar­dım an­la­mıy­la iliş­ki­si dik­ka­te alı­nır­sa, ka­pa­lı­nın açı­ğa çık­ma­sı için ye­rin, or­ta­mın, bağ­la­mın yar­dım­cı ol­ma­sı, kı­sa­ca in dı­şa tam an­la­mıy­la vur­ma­sı -ki bu­na ke­mal (ol­gun­luk) de­nir- için şart­tır.
Bu is­ti­are­yi, çağ­daş Türk dü­şün­ce ha­ya­tı­nın içe­ri­sin­de bu­lun­du­ğu hâ­li mo­del­le­mek için kul­la­na­bi­lir; bu­nun için de, ön­ce­lik­le, is­ti­are­de­ki te­mel te­rim­ler ile çağ­daş Türk dü­şün­ce­si tam­la­ma­sı ara­sın­da bi­re­bir eş­le­me ya­pa­bi­li­riz. Ön­ce­lik­le iki nok­ta­ya işa­ret edil­me­li­dir. Bi­rin­ci­si her ben­zet­me to­pal­dır; ben­zet­me­nin ken­di­si de­ğil, yö­nü ya­ni de­mek is­te­ni­len dik­ka­te alın­ma­lı­dır; ikin­ci­si ise dü­şün­ce­nin, Türk, Müs­lü­man gi­bi her­han­gi bir sı­fa­tı ol­mak­sı­zın de­ğe­ri mah­fuz­dur. Çün­kü ha­ki­kat yö­nün­den sı­fat­lar araz­dır; cev­he­rî olan dü­şün­ce­nin bi­zâ­ti­hi ken­di­si­dir; an­cak si­ya­set yö­nün­den, baş­ka bir de­yiş­le ko­nu­muz açı­sın­dan, dü­şün­ce­yi ni­te­len­dir­mek ola­nak­lı­dır.
Be­lir­le­nen çer­çe­ve­de ko­nu­ya eği­lir­sek, her dü­şün­ce­nin do­ğal or­ta­mı­nın, içe­ri­sin­de ye­şer­di­ği ya­ni can­lı­lık ka­zan­dı­ğı kül­tü­rün ta­ri­hi ol­du­ğu gö­rü­lür. Öy­ley­se, çe­kir­dek ola­rak dü­şün­ce­nin or­ta­mı, bağ­la­mı, ye­ri, o dü­şün­ce­yi üre­ten kül­tü­rün ta­ri­hi­dir. Dü­şün­ce­nin mev­cu­di­ye­ti­ni, var-ol­ma­sı­nı, iç-sı­nı­rı, ma­hi­ye­ti, özü, ola­nak­la­rı ile dış-sı­nı­rı, or­ta­mı, kı­sa­ca ko­şul­la­rı­nın ter­ki­bi be­lir­le­di­ği­ne gö­re, çağ­daş Türk dü­şün­ce­si­nin bir sak­sı dü­şün­ce­si ol­du­ğu ra­hat­lık­la söy­le­ne­bi­lir. Çün­kü bi­za­ti­hi sak­sı­da ye­tiş­me­si onu do­ğal­lık­tan alı­ko­yar, ya­pay kı­lar. Ne aşa­ğı doğ­ru kök sa­lar ya­ni de­rin­le­şir; ne de yu­ka­rı doğ­ru boy atar ya­ni et­ki­ler. Bu nok­ta­da şu so­ru so­ru­la­bi­lir: Or­ta­mın sak­sı gi­bi ya­pay ol­ma­sı­nı ka­bul et­sek bi­le, bu sak­sı­da ye­şe­ren çe­kir­dek ola­rak dü­şün­ce do­ğal, ya­ni kök­le­ri­ni o kül­tü­rün ta­ri­hin­de bu­lan bir ya­pı arz ede­mez mi? Bu so­ru­dan ha­re­ket ede­rek ön­ce­lik­le şun­la­ra işa­ret edi­le­bi­lir: Sak­sı­nın ya­pay­lı­ğı zâ­tî­dir; bu­ra­da sak­sı­nın ken­di­si­nin yer­li ya da ya­ban­cı ol­ma­sı ikin­cil­dir. İs­ter yer­li, is­ter ya­ban­cı ol­sun sak­sı­nın mad­dî ko­şul­la­rı, içe­ri­sin­de ye­şe­re­cek çe­kir­de­ğe bir do­ğal­lık sağ­la­maz; bi­za­ti­hi sak­sı­da ol­mak ya­pay­lık­tır çün­kü. Öte yan­dan sak­sı ile çe­kir­dek ara­sın­da, çağ­daş Türk dü­şün­ce­si dik­ka­te alın­dı­ğın­da, yer­li ile ya­ban­cı ol­mak ka­te­go­ri­le­ri açı­sın­dan ba­zı eş­leş­tir­me­ler yap­mak ola­nak­lı­dır: i. Hem sak­sı hem çe­kir­dek yer­li; ii. Sak­sı yer­li, çe­kir­dek ya­ban­cı; ii­i. Sak­sı ya­ban­cı, çe­kir­dek yer­li; ni­ha­yet iv. Hem sak­sı hem de çe­kir­dek ya­ban­cı ola­bi­lir. Her bir du­ru­mun ya­ra­ta­ca­ğı so­nuç­lar fark­lı ol­mak­la bir­lik­te, dört şık­ta da ya­pay­lık ka­lı­cı­dır. Çağ­daş, Türk dü­şün­ce­sin­de her dört du­ru­mu gör­mek ola­nak­lı­dır ve ta­ri­hî uzak­laş­ma faz­la­laş­tık­ça dör­dün­cü şık­kın ağır­lı­ğı art­mak­ta­dır.
Hem sak­sı­nın, hem de çe­kir­de­ğin yer­li ol­ma­sı iyi-ni­yet açı­sın­dan bir de­ğer arz et­se de ya­pay­lık ya­nın­da dü­şün­ce­yi ya öv­gü­ye ya da söv­gü­ye mah­kûm eder. Fa­kat do­ğal or­tam­da ya­ban­cı bir çe­kir­dek bi­le, ken­di iç-sı­nı­rı­nı an­cak ve an­cak dış-sı­nı­ra gö­re te­za­hür et­ti­re­bi­le­ce­ğin­den, ta­ri­hî bağ­la­mın gü­cü kar­şı­sın­da mev­cut dü­şün­ce ha­ya­tı­nı hem de­rin­leş­ti­re­bi­lir hem de zen­gin­leş­ti­re­bi­lir. Öy­ley­se so­run, ne sak­sı­nın ne de çe­kir­de­ğin yer­li ya da ya­ban­cı ol­ma­sı de­ğil­dir; so­run bi­za­ti­hi dü­şün­ce­nin me­kâ­nı, ye­ri so­ru­nu­dur. Bu ne­den­le tüm şık­la­rıy­la, gü­nü­müz­de be­lir­le­yi­ci olan çağ­daş Türk dü­şün­ce­si bü­yük oran­da sak­sı dü­şün­ce­si­dir; do­la­yı­sıy­la ya­pay­dır; ne bir de­rin­li­ğe ne bir et­ki­ye sa­hip­tir; yal­nız­ca ka­rış­tır­ma­ya, kav­ga­ya, gü­rül­tü­ye, böl­me­ye, top­lu­mun üret­ti­ği ar­tı-de­ğer­le­re el koy­mak için hi­le yap­ma­ya ya­ra­mak­ta­dır.
Ya­pay­lı­ğın şid­de­ti­ni gös­ter­mek için bir ör­nek ve­re­lim: Tür­ki­ye’de Kant’ın fel­se­fe­sin­de uz­man­la­şan pek çok ad var­dır. So­nuç ne­dir? Tür­ki­ye’de Kant uz­ma­nı ol­mak, Hak­ka­ri ile Edir­ne ara­sın­da bir an­lam ifa­de eder ve hiç şüp­he­siz bu sı­nır içe­ri­sin­de de­ğer­li­dir de… İbn Si­nâ uz­ma­nı ol­mak da fark­lı de­ğil­dir; çün­kü ay­nı so­nuç­la­rı ve­rir. Tek tek ça­lış­ma­lar, uz­man­lık­lar bü­yük bir kü­re­nin içe­ri­sin­de sür­dü­rü­lü­yor­sa, bü­tü­ne kat­kı­la­rı var­sa o kül­tür için bir an­lam ve de­ğer ifa­de eder­ler; sad­ra şi­fa olur­lar; yok­sa ba­zı in­san­lar için un­van ve çor­ba pa­ra­sın­dan öte bir de­ğer­le­ri yok­tur. Dü­şün­me, na­za­rî­den ame­lî­ye, hat­ta ey­le­me yö­ne­lik, si­ya­set, ah­lâk gi­bi, ko­nu­lar­da iş gö­rü­yor­sa ta­ri­hî bağ­la­ma ge­rek­si­nim da­ha da ar­tar. El­bet­te de­ni­len­ler top­lum­sal ko­nu­lar­da in­sa­nî çö­züm pe­şin­de ko­şan­lar için bir an­lam ifa­de eder; in­sa­nı dı­şa­rı­da bı­ra­kan tüm sis­tem­ler ta­rih­ten kor­kar­lar; bu ne­den­le de ya ta­ri­hi ha­fı­za­lar­dan si­ler­ler ya da tah­rif eder­ler.
Bir ön­ce­ki An­la­yış ya­zı­mız­da da be­lirt­ti­ği­miz üze­re ta­rih, ta­bi­at ile ha­ya­tı bir­leş­ti­ren, in­sa­nın do­ğa­sı­dır. Dü­şün­ce­nin do­ğal ol­ma­sı için ta­ri­he ge­rek­si­nim duy­ma­sı, iş­te bu ne­den­le­dir; çün­kü do­ğal, do­ğa­ya bağ­lı­dır. Çağ­daş Türk dü­şün­ce­si­nin ya­pay­lık­tan, sak­sı­lık­tan kur­tul­ma­sı için bir an ön­ce ta­ri­hiy­le bağ­lan­tı nok­ta­la­rı­nı ye­ni­den ih­yâ et­me­si zo­run­lu­dur. Mer­hum Nu­ret­tin Top­çu’nun de­yi­şiy­le: “... İn­san ken­di iç-göz­le­min­den uzak­laş­tı­ğı nis­pet­te oto­mat ve tak­lit­çi ol­ma­ya mah­kûm­dur. İçin­de­ki âle­me kuv­vet­le dal­ma­yan, onu ta­nı­ma­yan in­san et­ra­fın­da­ki­le­ri tak­lit eder, umu­mî ce­re­ya­na ken­di­si­ni kap­tı­rır, her­kes gi­bi olur. /…/. Mil­let de öy­le­dir. Mil­le­tin iç ha­ya­tı, ta­ri­hi ve onun her gün­kü mah­su­lü olan mu­kad­de­sa­tı­dır. Bun­la­ra da­la­rak ken­di­ni ta­rih ve mu­kad­de­sa­tı için­de ara­ma­yan bir mil­let, baş­ka mil­let­le­ri tak­li­de ça­lı­şır.”
Ta­ri­hi ol­ma­ya­nın ko­ru­ya­cak hiç­bir şe­yi yok­tur; va­ta­nı bi­le...

Paylaş Tavsiye Et