Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2008) > Memleket Hali > Hem küreselleşelim hem ulusallaşalım
Memleket Hali
Hem küreselleşelim hem ulusallaşalım
Yücel Bulut
AKP’NİN ka­pa­tıl­ma­ma­sı ka­ra­rı­nın ve­ril­me­si­nin üze­rin­den yak­la­şık bir ay geç­ti. Ana­ya­sa Mah­ke­me­si Baş­ka­nı Ha­şim Kı­lıç’ın ka­rar ön­ce­sin­de ifa­de et­ti­ği gi­bi “kı­ya­met kop­ma­dı.” Mah­ke­me’nin ver­di­ği ka­ra­rın, tüm ta­raf­la­rı mem­nun et­ti­ği an­la­şı­lı­yor. Zi­ra ka­rar, hem is­tik­ra­rın bo­zu­la­ca­ğı­na iliş­kin ka­ram­sar se­nar­yo­la­rı ge­çer­siz kıl­dı, hem de her­ke­se ko­nu­şa­cak bir şey­ler bul­ma im­kâ­nı ta­nı­dı. MHP ve CHP, hâ­lâ Mah­ke­me’nin AKP’yi 10’a 1 gi­bi bir sa­yıy­la “la­ik­lik kar­şı­tı ey­lem­le­rin oda­ğı” ola­rak ka­bul et­ti­ği­ni id­di­a edi­yor ve bu­nun üze­rin­den si­ya­set yap­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar. Öte yan­dan da iki­yüz­lü bir ta­vır ta­kı­na­rak, Ana­ya­sa’nın de­ğiş­me­si ge­rek­ti­ğin­den söz edip bu iş için des­tek ve­re­bi­le­cek­le­ri­ni söy­lü­yor­lar. An­cak bu söy­lem­le­ri­ni sa­mi­mi bir des­tek­ten zi­ya­de, si­ya­sal bir şan­taj ha­li­ne ge­tir­dik­le­ri de göz­le­ni­yor. AKP’nin bu ko­nu­da ne­ler dü­şün­dü­ğü ise pek çok olay­da ol­du­ğu gi­bi, şim­di­lik ka­mu­oyu­nun meç­hu­lü.
 
TSK, Mem­le­ke­tin Tek Sa­hi­bi mi?
1-4 Ağus­tos ta­rih­le­ri ara­sın­da ger­çek­le­şen Yük­sek As­ke­ri Şu­ra top­lan­tı­sıy­la İl­ker Baş­buğ’un ye­ni Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı ol­ma­sı ke­sin­leş­miş­ti. 27 Ağus­tos’ta ger­çek­leş­ti­ri­len tö­ren­le de, gö­rev de­vir tes­li­mi ta­mam­lan­mış ol­du. Tö­ren­de ye­ni Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı İl­ker Baş­buğ’un yap­tı­ğı ko­nuş­ma ise üze­rin­de du­rul­ma­yı hak eder ni­te­lik­tey­di. Ko­nuş­ma Tür­ki­ye’de as­ker-si­vil iliş­ki­le­rin­den de­mok­ra­si an­la­yı­şı­na, en­te­lek­tü­el or­tam­dan di­ne, kü­re­sel­leş­me­den ulus-dev­le­te va­rın­ca­ya ka­dar pek çok ko­nu­da TSK’nın gö­rüş­le­ri­ni onun en üst dü­zey tem­sil­ci­si­nin ağ­zın­dan duy­mak açı­sın­dan önem­liy­di.
Ko­nuş­ma­dan çı­ka­rı­la­bi­le­cek ilk so­nuç, son yıl­lar­da as­ker mer­kez­li on­ca tar­tış­ma­ya, MGK’nın si­vil­leş­ti­ril­me­si­ne yö­ne­lik gi­ri­şim­le­re ve uy­gu­la­ma­la­ra rağ­men TSK’nın, ken­di­si­ni mem­le­ke­tin tek sa­hi­bi ola­rak gör­dü­ğü ve ken­di­sin­den baş­ka hiç­bir ke­si­min mem­le­ke­tin ge­le­ce­ği­ni sa­mi­mi ola­rak dü­şün­me­di­ği­ne iliş­kin yak­la­şı­mı­nı hâ­lâ sür­dür­dü­ğü­dür. Baş­ka bir de­yiş­le, dev­le­tin/ül­ke­nin var­lık se­be­bi­ni ve de­va­mı­nı bü­tü­nüy­le ken­di­siy­le ka­im gö­ren bir ba­kış açı­sı hâ­kim Baş­buğ’un ko­nuş­ma­sı­na. Ken­di­si­ni her şe­yin mer­ke­zi­ne yer­leş­ti­ren bir ak­tö­rün ko­nuş­ma­sı da, do­ğal ola­rak, mem­le­ke­tin ge­le­ce­ği için ne­le­rin iyi ne­le­rin kö­tü ol­du­ğu­nu, ne­le­rin na­sıl ya­pıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni be­lir­le­yen ve ken­di me­mu­ru/te­baa­sı ola­rak ko­num­lan­dır­dı­ğı ki­şi ve ku­rum­la­rın gö­rev ta­nım­la­rı­nı ya­pan, sı­nır­la­rı­nı çi­zen bir içe­ri­ğe ve üs­lu­ba sa­hip.
Baş­buğ ilk ola­rak kü­re­sel­leş­me sü­reç­le­ri­nin ulus-dev­let­ler üze­rin­de­ki et­ki­le­ri­ni de­ğer­len­di­ri­yor. Baş­buğ’a gö­re, “Ulus-dev­le­tin çe­şit­li teh­dit­ler al­tın­da ol­du­ğu­nu söy­le­mek ile ulus-dev­le­tin öm­rü­nü ta­mam­la­dı­ğı­nı söy­le­mek fark­lı­dır. Bi­rin­ci­si­ni söy­le­mek ne ka­dar doğ­ruy­sa, ikin­ci­si­ni söy­le­mek o ka­dar yan­lış­tır. Bi­ze gö­re Tür­ki­ye’nin ulus-dev­let ya­pı­sı tar­tı­şı­la­cak ve tar­tış­ma­ya açı­la­cak bir ko­nu de­ğil­dir. Tar­tış­mak, Tür­ki­ye’nin ulu­sal bü­tün­lü­ğü­nü is­te­me­mek­tir. Dev­let için­de en­te­lek­tü­el tar­tış­ma­la­rın ya­pı­la­bi­lir ol­ma­sı, dev­le­ti ayak­ta tu­tan un­sur­la­rın tar­tış­ma­ya açıl­ma­sı an­la­mı­nı da ta­şı­maz. Ulus-dev­let­le­rin na­sıl da­ha güç­len­di­ri­le­bi­le­ce­ği­ne dö­nük ted­bir ve ça­re­ler üret­me­nin üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­kir.”
Bu ifa­de­ler, el­bet­te Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı’nın ül­ke­nin kar­şı kar­şı­ya kal­dı­ğı me­se­le­le­re iliş­kin ki­şi­sel gö­rüş­le­ri­ni ih­ti­va et­mek­ten çok da­ha öte an­lam­la­ra sa­hip. Baş­buğ’un kü­re­sel­leş­me ve ulus-dev­let bağ­la­mın­da­ki ifa­de­le­ri­nin ya­kın­lar­da yar­gı­lan­ma­ya baş­la­na­cak Er­ge­ne­kon da­va­sı sa­nık­la­rı­nın ey­lem­le­ri­ni meş­ru­laş­tır­mak için ge­liş­tir­dik­le­ri söy­lem­ler­le ben­zer­li­ği göz­den ka­çı­rıl­ma­ma­lı. On­lar da kü­re­sel­leş­me kar­şı­sın­da Tür­ki­ye’nin ulu­sal bü­tün­lü­ğü­nün kay­bol­mak teh­li­ke­siy­le kar­şı kar­şı­ya kal­dı­ğı­nı dü­şü­nüp, bu­nu ön­le­mek için de du­rum­dan va­zi­fe çı­kar­ma­mış­lar mıy­dı?
 
“Kü­re­sel Dü­şün, Ulu­sal Ha­re­ket Et”
İkin­ci ve da­ha va­him olan hu­sus, ko­nuş­ma­nın Tür­ki­ye’de­ki en­te­lek­tü­el tar­tış­ma or­ta­mı­nın gün­de­mi­ni ve sı­nır­la­rı­nı be­lir­le­me ar­zu­su. Kü­re­sel­leş­me ko­nu­sun­da de­vam­la söy­le­dik­le­ri, bel­ki bu tar­tış­ma­nın muh­te­va­sı­na iliş­kin de ipuç­la­rı su­nu­yor: “Kü­re­sel­leş­me­ye top­tan kar­şı çı­ka­rak ül­ke­le­ri kü­re­sel­leş­me­nin dı­şın­da tut­ma­ya ça­lış­mak ger­çek­çi de­ğil­dir. Önem­li olan ulu­sal kül­tü­re ve men­faa­te za­rar ver­me­den kü­re­sel­leş­me­nin için­de yer al­mak­tır. Ba­zı Av­ru­pa ül­ke­le­ri ve ABD bu­nu çok iyi ye­ri­ne ge­ti­ri­yor. Kü­re­sel dü­şün, ulu­sal ha­re­ket et.”
Baş­buğ’un kü­re­sel­leş­me­ye iliş­kin, hem de “ba­zı Av­ru­pa ül­ke­le­ri ve ABD”yi ör­nek ve­re­rek yap­tı­ğı açık­la­ma­la­rı, söz ko­nu­su ül­ke­le­rin ay­nı za­man­da kü­re­sel­leş­me sü­re­ci­nin be­lir­le­yi­ci­si ve teş­vik­çi­si ol­du­ğu ger­çe­ği­ni göz ar­dı edi­yor. Baş­ka bir de­yiş­le, bu ül­ke­ler, kü­re­sel­leş­me­den ge­rek ulus-dev­let ve ge­rek­se de ye­rel kül­tür ola­rak et­ki­le­nen ül­ke­ler de­ğil sa­de­ce. Bu sü­re­ci bi­linç­li ola­rak ter­cih eden ve ken­di ulu­sal ik­ti­sa­di ve si­ya­sal çı­kar­la­rı için tüm dün­ya­ya yay­gın­laş­tır­ma­yı bir si­ya­set ola­rak be­nim­se­yen ül­ke­ler. Do­la­yı­sıy­la on­la­rın kü­re­sel­leş­me ko­nu­sun­da­ki ta­vır­la­rı­nın -olum­lu ya da olum­suz an­lam­da- Tür­ki­ye için ör­nek ola­ma­ya­ca­ğı açık.
Kü­re­sel­leş­me ile ulus-dev­let iliş­ki­si bağ­la­mın­da dik­ka­ti çe­ken bir di­ğer hu­sus da, “ulu­sal kül­tür” üze­ri­ne ya­pı­lan vur­gu. Ko­run­ma­sı ge­rek­ti­ği vur­gu­la­nan “ulu­sal kül­tür” ko­nu­sun­da da Baş­buğ, çe­li­şik bir ta­vır ser­gi­li­yor. “Mua­sır me­de­ni­yet­ler se­vi­ye­si­ne ulaş­ma” he­de­fi gü­den bir ül­ke­de, “ulu­sal kül­tür”ün ko­run­ma­sın­dan söz et­mek çok da ko­lay ol­ma­sa ge­rek. Ay­dın­lan­ma dü­şün­ce­si­nin ge­rek­le­ri­ni -ki­mi za­man zec­rî ted­bir­ler uy­gu­la­mak su­re­tiy­le- ye­ri­ne ge­ti­rir­ken ko­ru­na­cak bir “ulu­sal kül­tür”ün ka­lıp kal­ma­ya­ca­ğı da ay­rı bir tar­tış­ma ko­nu­su. Bu nok­ta­da, gev­şe­di­ği ya da yok ol­ma teh­li­ke­siy­le kar­şı kar­şı­ya kal­dı­ğı dü­şü­nü­len “ulu­sal kül­tür”ün cı­lız­laş­ma­sı­nın gü­nü­mü­zün bir me­se­le­si ol­ma­dı­ğı da or­ta­ya çı­kı­yor. Bu ko­nu­da söy­le­ne­bi­le­cek tek şey; ANAP ve AKP ik­ti­darı dö­nem­le­rin­de bu çö­zül­me­nin çok da­ha hız­la­na­rak ger­çek­leş­ti­ği.
Bu nok­ta­da, mo­dern­lik­te geç kal­mış ül­ke­ler­de, fa­kat özel­lik­le de bu ül­ke­le­rin “mo­dern­leş­me­ci elit­le­ri”nde gö­rü­len “mo­dern­leş­me ar­zu­la­rı” ile “onun do­ğal so­nuç­la­rın­dan du­yu­lan kor­ku” ara­sın­da­ki ge­ri­lim/çe­liş­ki Baş­buğ’da da göz­le­ne­bi­lir. Bir yan­da kü­re­sel­leş­me­nin dı­şın­da ka­lı­na­ma­ya­ca­ğı id­dia­sı, öte yan­da bu sü­re­cin “ulus-dev­let” üze­rin­de­ki yıp­ra­tı­cı/çö­zü­cü et­ki­le­ri. Bir ta­raf­ta “ulu­sal kül­tür ve men­fa­at­ler”, öte yan­dan “ulu­sal kül­tür ve men­fa­at­le­ri” oluş­tu­ra­cak tar­tış­ma or­ta­mın­dan du­yu­lan ra­hat­sız­lık… Da­ha­sı, eğer bu ül­ke­de bir kül­tür in­şa edi­le­cek­se bu­nun en önem­li ara­ç­la­rın­dan bi­ri­si ol­ma­sı ka­çı­nıl­maz olan “din” ko­nu­sun­da yi­ne sı­nır­la­yı­cı, bas­kı­la­yı­cı ve ko­num­lan­dı­rı­cı bir ta­vır… Bu ge­ri­li­min so­nu­cu ola­rak da, Baş­buğ, ken­di­sin­den ön­ce­ki tüm mo­dern­leş­me­ci elit­le­re ben­zer bir öne­ri­de bu­lu­nu­yor: “Ulus-dev­let­le­rin iş­lev sa­ha­sı kü­çül­tü­le­bi­lir, bu­nu ya­par­ken dev­let ku­rum­la­rı­nın güç­len­di­ril­me­si zo­run­lu­dur. Dev­let, bi­rey ve öz­gür­lük kav­ram­la­rı var ola­bil­mek için bir­bir­le­ri­ne ih­ti­yaç du­yar­lar. Bi­ri­nin di­ğe­ri­nin aley­hi­ne ge­niş­le­me­si her üçü­nü bir­den teh­li­ke­ye so­kar. Bu has­sas den­ge­nin ko­run­ma­sı de­mok­ra­si­ler için önem ta­şır. Bu gö­rev de, si­ya­si­le­rin­dir. Med­ya­ya da so­rum­lu­luk düş­mek­te­dir.”
“Dev­let ku­rum­la­rı­nın güç­len­di­ril­me­si” öne­ri­siy­le, tar­tış­ma or­ta­mı ve tar­tış­ma­cı­lar üze­rin­de bir kon­trol me­ka­niz­ma­sı­nın sağ­lan­ma­sın­dan fark­lı bir şey öne­ril­mi­yor as­lın­da. Ko­nuş­ma­sı­nın di­ğer bö­lüm­le­rin­de sık sık vur­gu­la­dı­ğı “dev­le­tin be­ka­sı” kav­ra­mı, “dev­let”i bi­rey ve öz­gür­lük­ten da­ha faz­la ön­ce­le­di­ği­ni de gös­te­ri­yor. Bu­ra­da vur­gu­la­nan un­sur­lar ara­sın­da­ki den­ge­nin “dev­let” aley­hi­ne bo­zul­ma­sı­nın Baş­buğ için kay­gı ve­ri­ci ol­du­ğu an­la­şı­lı­yor. Ya di­ğer iki­si aley­hi­ne dev­le­tin den­ge­yi boz­ma­sı du­ru­mu? Bu ko­nu­da şid­det­li bir iti­ra­za pek rast­la­ya­mı­yo­ruz.
Bu yak­la­şım, yu­ka­rı­da da be­lir­til­di­ği üze­re, mo­dern­leş­mek zo­run­da ka­lan top­lum­la­rın mo­dern­leş­me­ci elit­le­ri­nin ge­nel bir özel­li­ği ola­rak kar­şı­mı­za çı­kı­yor. Ben­zer bir ta­vır, 19. yüz­yıl Os­man­lı mo­dern­leş­me­ci eli­ti­nin bu uğur­da ger­çek­leş­tir­di­ği bas­kı­cı uy­gu­la­ma­lar­da da ken­di­ni gös­te­ri­yor. (Ben­zer bir du­rum­la Rus mo­dern­leş­me ta­ri­hin­de de mevcut.) Ye­ni Os­man­lı ve Jön Türk ha­re­ket­le­rin­de de ida­re­nin/ida­re­ci­le­rin ben­zer “ken­di baş­lat­tık­la­rı mo­dern­leş­me sü­re­cin­den duy­du­ğu en­di­şe­le­rin üret­ti­ği ey­lem­le­ri ve söy­lem­le­ri” gö­re­bi­li­riz. Bu­ra­da­ki en­di­şe­le­rin kay­na­ğın­da, “ken­di baş­lat­tık­la­rı mo­dern­leş­me sü­re­ci”nin ni­ha­ye­tin­de ye­ni an­la­yı­şa uy­gun ye­ni bir elit sı­nı­fı­nın üre­ye­ce­ği ve so­nuç­ta mev­cut elit­le­rin yer­le­ri­ni bu ye­ni elit­le­re dev­ret­mek zo­run­da ka­la­cak­la­rı en­di­şe­si­nin de çok önem­li bir rol oy­na­dı­ğı açık.
Baş­buğ’un ko­nuş­ma­sı­nın bir di­ğer bo­yu­tu da, tüm ül­ke ger­çek­le­ri­ni ve zen­gin­lik­le­ri­ni, TSK mer­kez­li ola­rak de­ğer­len­dir­me­si. Bu, en ba­riz şe­kil­de “din” ko­nu­sun­da­ki açık­la­ma­la­rın­da gö­rü­lü­yor. Şöy­le di­yor: “As­ker­lik mes­le­ği mo­ral de­ğer­le­re önem ve­ren mes­lek­le­rin ba­şın­da gel­mek­te­dir. Din de mo­ral de­ğer ola­rak bir un­sur­dur. Ata­türk 10. Yıl Nut­ku’n­da, ulu­sal kül­tü­rün çağ­daş uy­gar­lık dü­ze­yi­ne çı­ka­rıl­ma­sı­nı is­te­miş­tir. Bu da, top­lu­mun tüm an­la­mıy­la me­de­ni­yet se­vi­ye­si­ne ulaş­ma­sı­nı ge­rek­ti­rir. Top­lu­mun bü­yük ke­si­mi en­di­şe duy­mak­ta­dır. Bu en­di­şe cid­di­ye alın­ma­lı­dır. Di­nî duy­gu­la­rın is­tis­mar edil­me­me­si ge­re­kir.”
Bu nok­ta­da “din” ge­rek TSK için ve ge­rek­se de tüm top­lum için “iş­lev­sel bir araç” ola­rak ko­num­lan­dı­rı­lı­yor. Bu fay­da­lı ara­cı el­den çı­kar­mak hiç­bir za­man dü­şü­nül­mez. An­cak bu top­lum­sal ku­ru­mun da hiç­bir za­man ken­di­si­ni “asıl ak­tör” ko­nu­mun­da gör­me­me­si ge­re­kir. Tür­ki­ye’nin on yıl­lar­dır ya­şa­dı­ğı ge­ri­lim de za­ten “mo­dern­leş­me­ci elit­ler”in ken­di ka­fa­la­rın­da kur­duk­la­rı bu zor(la­ma) den­ge­nin, bir şe­kil­de ken­di­ni “din”le ta­nım­la­yan top­lum nez­din­de pek ka­bul gör­me­me­sin­den kay­nak­la­nı­yor.
Baş­buğ’un ko­nuş­ma­sı, TSK’nın, en üst dü­zey tem­sil­ci­si­nin “mem­le­ket me­se­le­le­ri” hak­kın­da ne­ler dü­şün­dü­ğü­nü ta­kip im­kâ­nı ver­me­si açı­sın­dan önem­li ve fay­da­lıy­dı. An­cak ay­nı ge­rek­çe ve ko­nuş­ma­nın muh­te­va­sı ne­de­niy­le, ya­şa­dı­ğı­mız si­vil-as­ker iliş­ki­sin­de ya­şa­nan iç ge­ri­li­min ge­le­ce­ği ko­nu­sun­da iyim­ser ol­mak için he­nüz çok er­ken.
Ra­ma­zan ayı­nın ve bay­ra­mı­nın ül­ke­miz­de, İs­lam dün­ya­sın­da ve tüm dün­ya­da ha­yır­la­ra ve­si­le ol­ma­sı di­le­ğiy­le…

Paylaş Tavsiye Et