Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2008) > Dosya > Turizmin turnusol kağıdı: Araplar
Dosya
Turizmin turnusol kağıdı: Araplar
Ümit Aksoy
BUN­DAN yak­la­şık 15 yıl ön­ce Mil­li­yet ga­ze­te­si­nin Pa­zar ekin­de bir ha­ber var­dı. Fark­lı gi­yi­niş tarz­la­rı­na sa­hip on ki­şi­ye (as­ker, man­ken, genç ba­yan/er­kek, yaş­lı tey­ze/am­ca vb.) bir oto­ban­da otos­top yap­tı­rıl­mış­tı. Bu­na gö­re ara­ba­yı en ça­buk dur­du­ran, beş sa­ni­ye­lik re­kor bir hız­la “man­ken” olu­yor­du. Ola­yın bi­zim için asıl önem­li nok­ta­sı şuy­du: Az ön­ce söy­le­di­ğim bu on ki­şi­lik grup için­de “ha­cı/Arap” ola­rak ta­nı­tı­lan bir ki­şi de bu­lu­nu­yor­du. Ve onun­la il­gi­li bil­gi, sa­kal­lı ve en­ta­ri­li res­mi­nin al­tın­da bi­ze ile­ti­li­yor­du: “Bel­ki hâ­lâ bek­li­yor­dur…”
Bu hi­ka­ye­yi zik­ret­me­min se­be­bi, bu ya­zı­nın üze­ri­ne bir­kaç ke­lam et­mek is­te­di­ği, sa­yı­la­rın­da bir hay­li ar­tı­şın ol­du­ğu­nu bil­di­ği­miz “Arap” tu­rist­le­rin du­ru­mu­na denk düş­tü­ğü­nü dü­şün­dü­ğüm için­dir. Tür­ki­ye öte­den be­ri bir tu­rizm cen­ne­ti ola­rak su­nu­la­gel­di: “Dört bir ya­nı de­niz­ler­le çev­ri­li, ta­ri­hî ve kül­tü­rel mi­ra­sıy­la bir açık ha­va mü­ze­si…” Ve do­ğal ola­rak bu söy­lem için­de tu­riz­min, önem­li ge­lir kay­nak­la­rın­dan bi­ri­si­ni oluş­tur­du­ğu tek­rar­la­nıp dur­du. Bu­ra­da asıl önem­se­me­miz ge­re­ken nok­ta, bu söy­le­nen­le­rin özel­lik­le eko­no­mik bağ­lam için­de doğ­ru olup ol­ma­ma­sı de­ğil; tam ter­si­ne ger­çek­ten de böy­le­si ül­ke gü­zel­le­me­si ya­pı­yor olan is­tih­dam sa­hip­le­ri­nin, el­le­ri­nin al­tın­da bu­lu­nan “tu­rizm kay­nak­la­rı”yla ara­la­rın­da­ki “im­kan­sız iliş­ki”dir. Hiç­bir ül­ke­nin “de­ğer­le­ri” ken­di ta­ri­hi ve kül­tü­rün­den ba­ğım­sız de­ğil­dir ve bu an­lam­da ha­va­da ası­lı du­ran, de­ğer-yar­gı­sız, nes­nel bir tu­rizm söy­le­mi de ola­maz. Da­ha önem­li­si, bu ül­ke­nin sek­sen se­ne­lik bü­tün tec­rü­be­si, el­de avuç­ta bu­lu­nan ta­ri­hî, kül­tü­rel vs. mi­ras­la­rı na­sıl yok et­ti­ği­nin kü­çük bir hi­ka­ye­si­dir bir ba­kı­ma. Do­la­yı­sıy­la bu tu­rizm gü­zel­le­me­siy­le ger­çek­te olan po­zis­yon ara­sın­da en ha­fif ta­bir­le iki­yüz­lü bir du­rum söz ko­nu­su­dur.
Bu iki­yüz­lü­lük, ül­ke­nin ken­di geç­mi­şiy­le gir­di­ği/gi­re­me­di­ği iliş­ki­siy­le ol­du­ğu ka­dar, tu­rizm gi­bi gö­re­ce da­ha te­kil du­rum­lar için de ge­çer­li. Bu an­lam­da ge­len tu­rist­ler­le il­gi­li var olan im­ge­ler, on­lar­la il­gi­li sü­rek­li tek­rar­la­nan hi­ka­ye­ler, bu iliş­ki­nin ol­duk­ça önem­li bir aya­ğı­nı oluş­tu­ru­yor. Çün­kü ka­fa­mız­da­ki o “ka­ra-ku­ru” in­san­lar­la il­gi­li im­ge­ler/hi­ka­ye­le­rin pek par­lak ol­ma­dı­ğı or­ta­da. Arap ka­dın tu­rist­ler­le il­gi­li sü­rek­li tek­rar­la­na­ge­len ba­nal­leş­miş hi­ka­ye­ler­de, on­la­rın o ör­tü­le­rin al­tın­da na­sıl “vah­şi” bi­rer ka­pi­ta­list ol­duk­la­rı an­la­tı­lır sü­rek­li ola­rak. Ör­ne­ğin, dil­len­di­ri­len hi­ka­ye­ler­den bi­ri­si­ne gö­re bu “vah­şi­ler”, dı­şa­rı­dan al­dık­la­rı kürk­le­ri ken­di sı­cak ül­ke­le­rin­de gi­ye­me­dik­le­ri için için­de bu­lun­duk­la­rı ma­li­ka­ne­le­ri­nin sı­cak­lı­ğını -30 de­re­ce­ye ka­dar dü­şü­re­rek ön­ce üşür­ler ve böy­le­ce kürk­le­ri­ni gi­ye­bil­me bah­ti­yar­lı­ğı­na eri­şir­ler. Bu­ra­da­ki asıl üze­rin­de dü­şü­nül­me­si ge­re­ken kri­tik nok­ta­yı, Arap­lar­la il­gi­li ge­nel ima­jı dik­ka­te al­dı­ğı­mız­da ya­ka­la­ya­bil­me­miz müm­kün. Zi­ra bu im­ge/imaj, fark­lı du­rum­lar al­tın­da tek­rar tek­rar üre­ti­len pis, vah­şi, yo­baz gi­bi bi­zim hiç de ya­ban­cı­sı ol­ma­dı­ğı­mız an­lam­la­ra denk dü­şü­yor.
Öte yan­dan tu­rizm­le il­gi­li bo­yut söz ko­nu­su ol­du­ğun­da, yi­ne de ka­pi­tal olan her za­man da­ha ge­çer ak­çe ola­rak çı­kı­yor kar­şı­mı­za. Baş­ka bir de­yiş­le, ni­ha­ye­tin­de bü­tün bu kö­tü hi­ka­ye­ler­le bir­lik­te de anıl­sa­lar, ne ka­dar ca­hil ve pis de ol­sa­lar, tu­rizm an­la­mın­da ar­tan bir de­ğe­re sa­hip bu in­san­lar. Bu nok­ta­da Arap tu­rist­le­rin sa­yı­sın­da­ki ar­tış, dış po­li­ti­ka­da dü­ze­len iliş­ki­le­rin do­ğal bir so­nu­cu hiç şüp­he­siz. Bir­çok Arap ül­ke­si­ne doğ­ru­dan ya da do­lay­lı sı­nır­daş olan Tür­ki­ye’nin, son yıl­lar­da kur­du­ğu ya­kın iliş­ki­ler sa­ye­sin­de dü­ze­len ima­jı­nın bir yan­sı­ma­sı bu ar­tış her şey­den ön­ce. Cum­hu­ri­yet ta­ri­hi bo­yun­ca ne­re­dey­se iliş­ki­siz­lik üze­ri­ne ku­ru­lan dış po­li­ti­ka al­gı­sı­nın kı­rıl­ma­sıy­la bir­lik­te ya­pay du­rum­da­ki ger­gin­lik­le­rin azal­ma­sı, çe­şit­li dü­zey­ler­de­ki iliş­ki­le­rin en azın­dan nor­ma­le dön­me­si­ni sağ­la­dı. Ge­len Arap tu­rist sa­yı­sın­da bir ar­tış var ise eğer, bu­nun as­lın­da bir­bir­le­riy­le çok da­ha de­rin kül­tü­rel/di­nî/ta­ri­hî bir­lik­te­lik­le­re sa­hip in­san­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­le­rin nor­mal­leş­me­si­nin bir so­nu­cu ol­du­ğu­nu vur­gu­la­mak ge­re­kir. As­lın­da kül­tü­rel bir­lik­te­li­ği­mi­zin ol­du­ğu bu in­san­lar­la iliş­ki kur­mak, ken­di ül­ke­sin­de tu­rist gi­bi ya­şa­yan­lar­la ile­ti­şim kur­mak­tan çok da­ha ko­lay. Bun­dan do­la­yı da, sa­de­ce bir iba­det­ha­ne de­ğil kül­tü­rel bir de­ğer ola­rak bi­le Sü­ley­ma­ni­ye Ca­mi­i’nin ne­re­de ol­du­ğu­nu bil­me­yen bir kit­le söz ko­nu­suy­sa eğer bu ül­ke­de, ki­min da­ha çok tu­rist ola­rak ad­lan­dı­rıl­ma­yı hak et­ti­ği üze­rin­de bir kez da­ha dü­şün­mek ge­re­ki­yor.
AKP iktidarı döneminde sü­rek­li ısı­tı­lıp ısı­tı­lıp önü­mü­ze sü­rü­len ko­nu­lar­dan bi­ri­si de, ör­tü­lü in­san­la­rın (jar­go­nuy­la söy­le­ye­cek olur­sak “tür­ban­lı”la­rın) sa­yı­sın­da­ki ar­tış­tı. Arap tu­rist­ler söz ko­nu­su ol­du­ğun­da, sek­tö­rel an­lam­da ol­ma­sa da, top­lum­sal al­gı bağ­la­mın­da ay­nı bi­çim­ler üze­rin­den akıl yü­rü­tül­dü­ğü­nü gör­mek ol­duk­ça ma­ni­dar. Ör­ne­ğin İs­tik­lal Cad­de­si’nde­ki es­naf­lar­dan bir­ço­ğu için Arap­la­rın sa­yı­la­rı gün­den gü­ne ar­tı­yor ve bu du­rum as­lın­da hiç de ya­ban­cı­sı ol­ma­dı­ğı­mız bir is­ti­la­nın be­lir­ti­le­ri on­la­ra gö­re. Do­la­yı­sıy­la da İs­tik­lal Cad­de­si’nde­ki “tür­ban­lı”yla, Arap tu­rist­le­rin al­gı­la­nış­la­rı ay­nı zih­nî tu­tum üze­rin­den şe­kil­le­ni­yor. Arap­lar söz ko­nu­su ol­du­ğun­da, on­lar­la il­gi­li hi­ka­ye­ler sü­rek­li ola­rak di­nî bir al­gı­nın için­den ge­çi­ri­le­rek üre­ti­li­yor. Bu din ya­hut din­sel­leş­me söy­le­mi, se­kü­ler bir an­la­ma sa­hip tu­rizm gi­bi bir en­düs­tri söz ko­nu­su ol­du­ğun­da da de­ğiş­mi­yor. İs­tis­na­lar bir ta­ra­fa bı­ra­kı­lır­sa, ül­ke­ye ge­tir­dik­le­ri “dö­viz­ler”in eko­no­mik bir ka­zanç/me­ta ola­rak dü­şü­nül­me­siy­le bir mem­nu­ni­yet oluş­sa da Arap tu­rist­le­rin hem zi­hin­ler­de­ki hem de ka­mu­sal (med­ya­tik) tem­sil­le­ri sü­rek­li bir aşa­ğı­la­ma için­de zu­hur edi­yor.
Bu­nun­la bir­lik­te, tu­rizm gi­bi için­de bir hay­li or­yan­ta­list fi­gür­ler ta­şı­yan bir söy­le­min, mo­dern dün­ya­nın as­lın­da ne­o-din­sel bir ürü­nün­den baş­ka bir an­la­ma sa­hip ol­ma­dı­ğı­nı ha­tır­da tut­mak ge­re­ki­yor. Eg­zo­tik ve mis­tik kı­vam­da­ki bir su­num­la bir­lik­te oluş­tu­ru­lan bu söy­lem­de, için­de ya­şa­dı­ğı­mız yer­ler sü­rek­li ola­rak var olan do­ğal­lı­ğın­dan uzak­laş­tı­rı­la­rak ste­ril ve hor­mon­lu bir ya­pı­ya bü­rün­dü­rü­lü­yor. Böy­le­si bir nok­ta gö­re­ce an­la­şı­la­bi­lir hat­ta ka­bul edi­le­bi­lir ol­sa da, bu du­rum, gü­zel ül­ke­mi­zin biz­zat ken­di­siy­le olan kor­ku­lu iliş­ki­si dü­şü­nül­dü­ğün­de iyi­den iyi­ye iro­nik bir hal alı­yor. Bir yan­dan kül­tü­rel/ta­ri­hî mi­ras­la il­gi­li bey­lik laf­lar edi­lir­ken bir yan­dan da or­ta­da ne­re­dey­se nes­li tü­ken­miş olan ta­rih­sel do­kuy­la sa­hi­ci bir iliş­ki­ye gir­me­mek ko­nu­sun­da inat eden bir ha­let-i ru­hi­ye var kar­şı­mız­da. İş­te tam da bu nok­ta­da Arap tu­rist­ler, Ba­tı­lı bir tu­rizm po­li­ti­ka­sıy­la şe­kil­len­di­ril­me­ye ça­lı­şı­lan sü­re­ci ip­tal eden bir an­la­ma sa­hip­ler. On­lar söz ko­nu­su ol­du­ğun­da açık ha­va mü­ze­si olan ül­ke­mi­zin eg­zo­tik­li­ği ne­re­dey­se ışı­ğı ol­ma­yan bir fe­ne­re dö­nü­şü­yor. Zi­ra Arap­la­rın ken­di ima­jı, bu eg­zo­tik/or­yan­tal söy­le­me o ka­dar aşi­na ki on­la­ra ta­bi­ri ye­rin­dey­se pa­zar­la­na­cak (ba­sit alış­ve­riş ürün­le­ri dı­şın­da) bir kül­tü­rel mi­ras kal­mı­yor. Baş­ka bir ifa­dey­le on­la­ra pa­zar­la­mak is­te­di­ği­miz Do­ğu­lu/or­yan­tal tak­lit un­sur­lar, on­lar­da­ki (gö­re­ce) var olan asıl­la­rıy­la bir­lik­te an­la­mı­nı yi­ti­ri­yor. On­la­rın biz­den da­ha sa­hi­ci ya­hut Do­ğu­lu ol­duk­la­rı­nı fark et­ti­ği­miz oran­da, ken­di mis­tik/or­yan­tal ima­jı­mız çö­kü­ve­ri­yor. Do­la­yı­sıy­la da Arap tu­rist­ler, bu or­yan­tal tu­rist­lik al­gı­mı­zı yer­le bir eden bir tur­nu­sol ka­ğı­dı hü­vi­ye­ti gö­rü­yor. On­la­rın var­lı­ğı, tu­rizm di­li öze­lin­de bu ül­ke­nin ken­din­den bi­ha­ber­li­ği­ni açı­ğa vu­ru­yor.

 

 


Paylaş Tavsiye Et