Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2008) > Kapak > Anayasa Mahkemesi’nin asıl çelişkisi
Kapak
Anayasa Mahkemesi’nin asıl çelişkisi
Yusuf Tekin
ANA­YA­SA Mah­ke­me­si yi­ne gün­de­mi be­lir­le­di. Ana­ya­sa de­ği­şik­lik­le­ri ve par­ti ka­pat­ma da­va­sı ile il­gi­li ola­rak da­ha ön­ce ver­di­ği ka­rar­la­rın ge­rek­çe­le­ri­ni geç­ti­ği­miz haf­ta ya­yın­la­dı. Ya­yın­la­nan ge­rek­çe­li ka­rar­lar bir­çok açı­dan cid­di bi­çim­de eleş­ti­ril­di; söy­len­me­si ge­re­ken­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğu söy­len­di. TBMM’nin ya­sa koy­ma ko­nu­sun­da­ki ana­ya­sal te­kel ol­ma ko­nu­mu­nun elin­den alın­ma­sın­dan te­mel hak ve hür­ri­yet­le­rin ih­lal edil­me­si­ne ka­dar bir­çok se­bep­le ge­rek­çe­ler mah­kum edil­di.
Mah­ke­me’yle, ka­rar­la­rıy­la ve ge­rek­çe­le­riy­le il­gi­li söy­le­ne­cek çok şey var. Ama bu ya­zı­da fark­lı bir ko­nu­ya dik­kat çek­mek is­ti­yo­rum. Ge­lin, AK Par­ti’nin ka­pa­tıl­ma­sı da­va­sı­nın ge­rek­çe­li ka­ra­rın­da yer alan ba­zı ifa­de­le­rin, ba­şör­tü­sü ile il­gi­li ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği için ya­zı­lan ge­rek­çe­li ka­rar­da da yer al­dı­ğı­nı dü­şü­ne­lim.
Ör­ne­ğin Yük­sek Mah­ke­me’nin, par­ti ka­pat­ma ile il­gi­li ge­rek­çe­li ka­ra­rın­da “si­ya­sal ya­pı­ya ege­men olan dog­ma­lar ön­ce­lik­le öz­gür­lük­le­ri or­ta­dan kal­dı­rır” ifa­de­si var. Bu ifa­de­nin al­tı­na emi­nim her­kes im­za atar. An­cak yi­ne emi­nim ki, her­kes bu ifa­de­den yo­la çı­kıp, ba­şör­tü­sü ser­bes­tî­si ge­ti­re­ce­ği tah­min edi­len bir ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği­nin ip­ta­li yö­nün­de oy kul­lan­maz. Eğer böy­le ya­par­sa or­ta­ya ya­man bir çe­liş­ki çı­ka­ca­ğı­nı gö­rür.
Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin yi­ne ay­nı ka­ra­rın­da “Ana­ya­sa­nın 2. mad­de­sin­de ön­gö­rü­len la­ik Cum­hu­ri­yet il­ke­si, …din ve vic­dan öz­gür­lü­ğü­nün ay­rım­sız ve ön­ko­şul­suz ola­rak her­ke­se ta­nın­dı­ğı… dev­le­tin tüm iş­lem ve ey­lem­le­rin­de din­ler ve inanç­lar kar­şı­sın­da eşit ve ta­raf­sız dav­ran­dı­ğı bir cum­hu­ri­ye­ti ön­gör­mek­te­dir” ifa­de­si­ne yer ve­ri­yor. İfa­de bu ha­liy­le ev­ren­sel an­la­mıy­la de­mok­ra­tik ve la­ik dev­let ta­nı­mı­na ol­duk­ça uy­gun. Ama Ana­ya­sa’nın 2. mad­de­sin­de­ki la­ik Cum­hu­ri­yet’i bu şe­kil­de al­gı­la­yan bir ki­şi ya da ku­ru­mun, ba­şör­tü­sü ta­ka­rak eği­tim al­mak is­te­yen va­tan­daş­la­ra bu hak­kı sun­ma­yı he­def­le­yen bir ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği­ni ay­nı mad­de­ye ay­kı­rı bu­la­rak na­sıl ip­tal ede­bil­di­ği­ni an­la­mak müm­kün mü? Bu an­la­mıy­la ta­raf­sız dev­le­tin, bı­ra­kın “hiz­met­ten ya­rar­la­nan”ı, ka­mu gö­rev­li­si­ni bi­le ayır­ma­sı müm­kün mü?
Ge­rek­çe­li ka­rar­lar bir­lik­te dü­şü­nül­dü­ğün­de or­ta­ya çı­kan tab­lo şu: Ana­ya­sa Mah­ke­me­si, de­mok­ra­tik ve la­ik Cum­hu­ri­yet’i din ve vic­dan öz­gür­lü­ğü­nün sağ­lan­dı­ğı bir or­tam ola­rak ta­nım­lı­yor; ama bu­nun so­nuç­la­rı­nı ka­bul et­mek is­te­mi­yor. Da­ha­sı, bu­nu sağ­la­ma­yı amaç­la­yan ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği­ni yet­ki­le­ri­ni aşa­rak ip­tal edi­yor ve bu de­ği­şik­li­ği gün­de­me ge­ti­ren ik­ti­dar par­ti­si­ni de ce­za­lan­dı­rı­yor. En­te­re­san bir bi­çim­de ce­za­lan­dır­ma ge­rek­çe­sin­de de şu ifa­de­le­re yer ve­ri­yor: “…Si­ya­sal par­ti­le­rin salt dü­şün­ce açık­la­ma­la­rı si­ya­si fa­ali­yet öz­gür­lü­ğü­nün do­ğa­sı ge­re­ği top­lum­sal ta­lep­le­ri ba­rış­çı yol­lar­la ve hu­kuk­sal dü­zen­le­me­ler­le kar­şı­la­ma ça­ba­la­rı ne­de­niy­le par­ti­le­rin ka­pa­tıl­ma­sı­nın zo­run­lu gö­rül­me­si Ana­ya­sa ile bağ­daş­maz.”
Gö­rü­nen o ki, Mah­ke­me üye­le­ri öz­gür­lük­çü il­ke­ler­den ya­sak­çı so­nuç­la­ra va­rı­yor ve­ya “şe­ri­a­tı mas­la­ha­ta uy­dur­ma” ça­ba­sı çe­liş­ki­yi de be­ra­be­rin­de ge­ti­ri­yor.
Kuş­ku­suz Mah­ke­me üye­le­ri­nin çe­liş­ki­le­ri bun­lar­dan iba­ret de­ğil. Bu iki ge­rek­çe­li ka­rar kar­şı­laş­tır­ma­lı ola­rak ay­rın­tı­lı bir bi­çim­de de­ğer­len­di­ril­di­ğin­de çe­liş­ki­nin bü­yük­lü­ğü da­ha iyi an­la­şı­la­bi­lir.
 
Si­ya­si Bir Ak­tör Ola­rak Mah­ke­me
Ge­rek­çe­li ka­rar­dan açık­ça gö­zü­kü­yor ki, Mah­ke­me ay­nı za­man­da ken­di­si­ni bir si­ya­set ku­ru­mu ola­rak da gö­rü­yor. Ge­rek­çe­li ka­rar­da­ki, “...din­sel­li­ğin sırf si­ya­sal mü­ca­de­le­de üs­tün­lük sağ­la­ma­sı ne­de­niy­le si­ya­sal alan­da ge­rek­ti­ğin­den da­ha faz­la yer al­ma­sı, top­lum ile top­lum­sal­lık ek­se­nin­de yü­rü­tül­me­si ge­re­ken si­ya­set ara­sın­da­ki sağ­lık­lı tem­sil iliş­ki­si­ni ze­de­le­ye­bi­lir...” ifa­de­si, bı­ra­kın bir mah­ke­me­nin ka­rar ge­rek­çe­si­ni, bir si­ya­si par­ti prog­ra­mı için bi­le faz­la­sıy­la so­yut ve süb­jek­tif yar­gı­la­rı ifa­de edi­yor. “Üs­tün­lük sağ­la­mak”, “ge­re­ğin­den faz­la”, “top­lum­sal­lık” üze­ri­ne hü­küm bi­na et­mek! Ye­te­rin­ce “açık”, de­ğil mi?
Bir si­ya­set bi­lim­ci ola­rak ge­rek­çe­li ka­rar­lar­da be­ni ra­hat­sız eden bir di­ğer önem­li nok­ta­nın da­ha al­tı­nı çiz­mek is­ti­yo­rum. Hem ana­ya­sa de­ği­şik­li­ği için ip­tal da­va­sı­nı hem de ka­pat­ma da­va­sı­nı açan baş­vu­ru­lar­da kul­la­nı­lan ifa­de­ler, baş­ka bir açı­dan da çok dik­kat çe­ki­ci. Ka­pat­ma da­va­sı­nı açan Yar­gı­tay Cum­hu­ri­yet Baş­sav­cı­sı’nın id­di­ana­me­de kul­lan­dı­ğı ba­zı cüm­le­ler, Tür­ki­ye’de si­ya­se­ti de­mok­ra­tik ze­min­ler­de yü­rüt­mek is­te­yen ki­şi ve ku­rum­lar için cid­di teh­dit ve teh­li­ke­ler içe­ri­yor. İd­di­a­na­me­de Baş­sav­cı­lık ma­ka­mı­nın kul­lan­dı­ğı, Tür­ki­ye’de­ki la­ik­lik uy­gu­la­ma­sı­nın ki­mi Ba­tı ül­ke­le­rin­de­ki la­ik­lik uy­gu­la­ma­la­rın­dan fark­lı ol­ma­sı ge­rek­ti­ği, İs­lam di­ni ile Hı­ris­ti­yan­lık di­ni ara­sın­da ben­zer­lik ol­ma­dı­ğın­dan ha­re­ket­le Tür­ki­ye’de Av­ru­pa’da­ki gi­bi mu­ha­fa­za­kâr par­ti­le­rin ku­ru­la­ma­ya­ca­ğı, din ve vic­dan öz­gür­lü­ğü­nün kul­la­nıl­ma­sı­na iliş­kin ola­rak sı­nır­sız bir din hür­ri­ye­ti ve ba­ğım­sız bir di­nî ör­güt­len­me an­la­yı­şı­nın ül­ke­miz için teh­li­ke­li ola­ca­ğı ben­ze­ri yar­gı­lar, Tür­ki­ye’de­ki bi­rey­le­rin Ba­tı­lı her­han­gi bir ül­ke­de­ki bi­rey­le­re gö­re da­ha dü­şük stan­dart­ta bir de­mok­ra­si­ye ta­lim et­me­si için ge­rek­çe olu­yor.
Bu tür ifa­de­le­rin yar­gı or­gan­la­rın­ca sık­lık­la kul­la­nıl­ma­sı­nın “iç­ti­hat” ha­li­ni al­dı­ğı­nı ve da­ha son­ra­ki da­va­lar­da en azın­dan em­sal ola­rak kul­la­nıl­dı­ğı­nı çok gör­dük. Ama so­run sa­de­ce yan­lış bir hu­kuk ve de­mok­ra­si al­gı­sı de­ğil. Mah­ke­me’yi bu şe­kil­de hu­ku­ka ay­kı­rı ka­rar ver­me­ye iten bü­rok­ra­tik ya­pı­nın da de­ğiş­me­si ge­rek. Mah­ke­me açık­ça, bu bü­rok­ra­tik oli­gar­şi­nin ta­lep­le­ri doğ­rul­tu­sun­da ka­rar­la­rı­nı ve­ri­yor ve bu ka­rar­la­ra hu­ku­ki ge­rek­çe­ler üret­me­ye ça­lı­şı­yor. Bu ya­pı kı­rıl­ma­dı­ğı sü­re­ce hiç­bir ya­sal de­ği­şik­lik çö­züm üret­me­ye­cek. Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin gö­rev­le­ri­nin re­fe­ran­dum ile de­ğiş­ti­ril­me­si de çö­züm ol­ma­ya­cak. Çün­kü mev­cut Ana­ya­sa’da re­fe­ran­dum ile de­ğiş­ti­ri­len ana­ya­sa hü­küm­le­ri­nin Ana­ya­sa Mah­ke­me­si ta­ra­fın­dan de­net­le­ne­me­ye­ce­ği­ne da­ir açık bir hü­küm yok.
Çö­züm, Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin TBMM’ye ait yet­ki­le­re el koy­du­ğu bir or­tam­da, da­ha kök­lü bir si­ya­si dö­nü­şüm­den ge­çi­yor. Ye­ni bir ana­ya­sa bu ko­nu­da tek çı­kış yo­lu ola­rak gö­rü­nü­yor. Ak­si hal­de hu­ku­ka ay­kı­rı ka­rar­la­rı, çe­liş­ki­le­ri ve üze­ri kır­mı­zıy­la çi­zil­miş öz­gür­lük­le­ri ko­nuş­ma­ya de­vam ede­ce­ğiz.

Paylaş Tavsiye Et