Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (August 2009) > Asılıyorum > 3. Dünya Savaşı
Asılıyorum
3. Dünya Savaşı
Ali Cengiz Tuğrul
Ge­çen­ler de Sn. Baş­ba­kan’la uçu­yo­ruz.
Bak­tım ne­şe­si ye­rin­de.
“Efen­dim” de­dim.
“Bir tek­lif­te bu­lu­na­bi­lir mi­yim?”
Baş­ba­kan “Ne tek­li­fi ha­yır­dır, me­rak et­tim” de­di;
“Ne­den?” di­ye sor­dum.
“Sa­va­şa­lım di­ye ya­zar­ken bir şey sor­mu­yor­su­nuz da” ce­va­bı­nı ver­di, ha­fif bı­yık al­tın­dan te­bes­süm ede­rek.
Ku­lak­la­rı­ma ka­dar kı­zar­dım de­sem ya­lan olur.
Kö­şe­ci kıs­mı­nın öy­le kı­zar­mak fi­lan gi­bi za­af­la­rı ol­maz.
Ben il­ko­kul öğ­ren­ci­si mi­yim ki azar­la­nın­ca kı­za­ra­yım, bo­za­ra­yım.
Adam ola­cak ço­cuk da­ha en ba­şın­dan bel­li olur.
Kı­za­ran kö­şe ya­za­rı, bo­za­ran bo­ra­zan­cı­ba­şı ola­maz.
Hiç ora­lı bi­le ol­ma­dım.
“Aman efen­dim” de­dim “ne nük­te­dan­sı­nız.”
“Ma­ru­za­tım şu­dur:
Si­zin uça­ğa Ana uça­ğı de­ğil de An­na uça­ğı de­sek.
Öy­le yaz­sak göv­de­si­ne, kuy­ru­ğu­na.
An­na­po­lis’te­ki top­lan­tı­ya Tür­ki­ye o uçak­la ka­tıl­sa.
Top­lan­tı hiç­bir işe ya­ra­ma­sa bi­le bol bol fo­toğ­raf çe­ki­le­ce­ği­ni bi­li­yo­ruz.
Dü­şün­se­ni­ze üze­rin­de An­na ya­zan Türk uça­ğı.
Lo­go­nun al­tın­da ‘An­na Türk­le­rin­dir’ ya­zı­yor.
Uça­ğın he­men al­tın­da siz ve Baş­kan Bush.
Si­zin önü­nüz­de ise Ol­mert ile Kral Ab­dul­lah el sı­kı­şı­yor­lar.
Mah­mud Ab­bas da ar­ka­dan ka­fa­yı uzat­mış.
Ka­re­ye gir­me­ye ça­lı­şı­yor.
Ha­ri­ku­la­de ol­maz mı?”
“Fe­sup­ha­nal­lah” di­ye­rek ba­şı­nı di­ğer ga­ze­te­ci­le­rin ol­du­ğu ta­ra­fa doğ­ru çe­vir­di Sn. Baş­ba­kan.
He­men atıl­dım.
“Bi­li­yo­rum o şar­kı­yı” de­dim.
“Er­kin Ko­ray’ın.”
“TV’de di­zi­si bi­le var.”
Ama bir da­ha dö­nüp bak­ma­dı bi­le yü­zü­me Baş­ba­kan.
Tek­li­fi­me de ka­tı­lıp ka­tıl­ma­dı­ğı­nı an­la­ya­ma­dım.
Üç-beş F-16 ile 35-40 sor­ti tek­li­fim gi­bi bu da ha­va­da kal­dı.
 
TEK­LİF
O mo­ral bo­zuk­lu­ğu ile mem­le­ke­te dön­düm.
Ca­nım çok sık­kın, ba­ri Cem Yıl­maz’ın bir gös­te­ri­si­ne gi­de­yim de­dim.
Me­ğer onun da mo­ra­li bo­zuk­muş.
Prog­ram son­ra­sı ba­na bir tek­lif­te bu­lun­du.
“Ali Cen­giz Tuğ­rul üs­ta­dım, say­gı­de­ğer bü­yü­ğüm” de­di.
“Şu ka­dar se­ne­dir stand-up ya­pı­yo­rum.
Bak­tım yaz­ma­dı­ğım ko­nu kal­ma­mış.
Uzay Yo­lu’ndan gir­mi­şim, ışın kı­lı­cın­dan çık­mı­şım.
Işın Çe­le­bi’den gir­mi­şim, ha­vuz prob­le­min­den çık­mı­şım.
Cem yıl­maz di­yor­lar ama aca­yip yıl­mış du­rum­da­yım.
Uzun la­fın kı­sa­sı ko­nu sı­kın­tı­sı çe­ki­yo­rum” de­di.
“Ben ne ya­pa­yım ev­la­dım?
İs­ter­sen sa­na Ata De­mi­rer’in gös­te­ri­si­ne be­da­va bi­let bu­la­yım.
İs­te­mez­sen bir mi­zah der­gi­si­ne bir se­ne­lik abo­ne ya­pa­yım” de­dim.
“Yok” de­di.
Me­ğer mü­sa­ade­mi is­ti­yor­muş.
Uy­gun gö­rür­sem kö­şe ya­zı­la­rı­mı mal­ze­me ola­rak kul­lan­ma­yı ar­zu edi­yor­muş.
“Bi­ti­yo­rum ya­zı­la­rı­nı­za” de­di.
“Okur­ken gül­mek­ten kı­rı­lı­yo­rum.
Üç Şa­han, beş Ata, bir Ali Cen­giz Tuğ­rul et­mez” de­di.
“Na­sıl ya­ni!” de­dim.
“Sen be­ni bi­riy­le ka­rış­tır­dın ga­li­ba.
Ben ağır po­li­tik ya­zı­lar ya­zı­yo­rum.
Za­man za­man sos­yo-eko­no­mik, za­man za­man tra­jik olu­yor­lar.
Her bi­ri de­ve di­şi gi­bi ya­zı­lar.
Kos­ko­ca bir ge­le­ce­ğe tek ba­şı­ma yön ve­ri­yo­rum.
Ne­re­dey­se ta­rih ya­zı­yo­rum.
Sos­yo­lo­ji­den gi­ri­yo­rum, an­tro­po­lo­ji­den çı­kı­yo­rum.
Din fel­se­fe­sin­den gi­ri­yo­rum, hu­kuk­tan çı­kı­yo­rum.
Ge­nel­kur­may ha­re­kat plan­la­rı­nı bir ba­şı­ma ben ya­pı­yo­rum.
Yek ba­şı­ma is­ter­sem sa­vaş açı­yo­rum.
İs­ter­sem tek ba­şı­ma sulh ma­sa­sı­na otu­ru­yo­rum.
Kah Cum­hur­baş­ka­nı’na akıl öğ­re­ti­yo­rum.
Kah Baş­ba­kan’a yol gös­te­ri­yo­rum.
Kah bü­tün Mec­lis’i hi­za­ya ge­ti­ri­yo­rum.
Kah güç­lü bir ya­za­rı ko­vu­yo­rum.
Kah bir bi­don ka­fa­yı işe alı­yo­rum.
Da­ha üç-beş gün ön­ce
‘1974 Kıb­rıs Ba­rış Ha­re­ka­tı’nı kim baş­lat­mış­tı.
Bü­lent Ece­vit.
Ya­ni;
Bir şa­ir’ di­ye yaz­dım.
Be­nim şi­ir kı­va­mın­da da ni­ce söz­le­rim var.
Al me­se­la;
‘Ya Os­man­lı’nın son et­nik ka­lın­tı­sı­nı da ko­pa­rıp ata­ca­ğız.
Ya da o et­nik grup­la bir­lik­te ya­şa­ya­ca­ğız.’
Onu be­ğen­me­diy­sen şu da var;
‘Sa­vaş­ma­yı bil­me­yen ba­rı­şa­maz.
Ba­rış­ma­yı bil­me­yen sa­va­şa­maz.’
2007’de üçün­cü dün­ya sa­va­şı­nı ni­çin güç­lü bir kö­şe ya­za­rı baş­lat­ma­sın?
Hem ABD’ye ne bi­çim pos­ta koy­mu­şum.
Hem İran, Su­ri­ye, Rus­ya ar­ka­mız­da di­ye mey­dan oku­mu­şum.
Bak yu­ka­rı­da­ki iki sa­tır­da şi­ir kı­va­mın­da ol­du” de­dim.
 
KA­TIL­MA
Cem tam bu es­na­da kar­nı­nı tu­ta­rak “Üs­tad sus, Al­lah aş­kı­na sus” de­di.
“Hah” de­dim “iyi ha­tır­lat­tın.”
Da­ha ge­çen­ler­de şöy­le yaz­dım,
“Ama yu­ka­rı­da Al­lah var.
Ken­di­ni din­dar sa­nan if­ti­ra­cı­la­ra şa­mar iş­te ora­dan ge­li­yor.”
Bu ara ta­nı­ma­dı­ğım bi­ri­le­ri ara­ya gir­di.
“Be­ye­fen­di, lüt­fen ye­ter adam ka­tı­la­cak” de­di­ler.
“Ka­tıl­sın” de­dim.
“Bu ara­lar gö­rüş­le­ri­me kim­se ka­tıl­mı­yor ba­ri o ka­tıl­sın.”
De­vam et­tim:
“Sırf bir ga­ze­te bü­yük di­ye ona sal­dır­mak hak­sız­lık de­ğil mi?
Ön­yar­gı ve vic­dan­sız­lık ba­ta­ğı­na ba­tan­la­rın sal­dı­rı­sı­na uğ­ra­dım.
Yaz­dık­la­rım için­de en kü­çük kış­kır­tı­cı bir cüm­le yok.
Ken­di­ne ya­zar di­ye­bi­len bi­ri bu du­rum­dan hiç ra­hat­sız ol­maz mı?
‘Son et­nik ka­lın­tı’ de­mi­şim me­se­la.
Bu­nun ne­re­si­nin kış­kır­tı­cı ol­du­ğu­nu da an­la­ya­bil­miş de­ği­lim.
Di­no­zor­lar da ka­lın­tı, ama ne bi­çim Holl­ywo­od film­le­ri var.
Pet­rol de ka­lın­tı, bü­tün bir dün­ya pay­la­şa­mı­yor.
De­mek ki son ka­lın­tı de­mek, bir ne­vi de­ğer ver­mek de­mek.
Bun­lar cid­di ta­vır alış­lar.
Bü­yük emek ve en­gin bir kül­tür ge­rek­ti­ri­yor.
Sah­ne­de stand-up yap­ma­ya, te­le­viz­yon­da ‘Mah­mut abii­i’ di­ye ba­ğır­ma­ya ben­ze­mez” de­dim
“Sa­na bun­lar­dan mal­ze­me çık­maz” di­yor­dum ki bir am­bu­lans si­ren­le­ri­ni ça­la ça­la gel­di.
Cem’i ne­den­se üç-beş ki­şi kol­la­rın­dan tu­tup am­bu­lan­sa bin­dir­di­ler.
Ar­ka­sın­dan
“Oo­o Cem Bey,
Mus­tang, Fer­ra­ri fi­lan der­ken ko­lek­si­yo­nu­nu­za özel am­bu­lans da ek­le­miş­si­niz.
Ha­yır­lı ol­sun” di­ye ba­ğır­dım.
Ama duy­du­ğu­nu zan­net­mi­yo­rum.
Bak­tım çev­rem­de­ki­ler “Res­men ka­tıl­dı, tüh ya­zık ol­du ada­ma” di­yor­lar.
“Esas gö­rüş­le­ri­me ka­tıl­ma­yan­la­ra ya­zık­lar ol­sun” di­ye söy­len­dim.
Za­ten be­nim ya­zı­la­rı­mın ne­re­dey­se hep­si özel izin, onay, tak­dir al­mış res­mî ya­zı­lar­dır.
Ka­tı­la­cak­san res­men ka­tı­la­cak­sın.
Ka­tıl­ma­ya­cak­san so­nuç­la­rı­na kat­la­na­cak­sın.
Ben bir şey yaz­dım mı se­lam ça­kıp ha­zır ol da du­ra­cak­sın.
 
ACAY­İP MES­LEK
Ama ner­de!
Bi­ri “ben Baş­ba­kan’ım, din­le­mem” di­yor.
Bi­ri “ben li­be­ra­lim, tak­mam” di­yor.
Bi­ri “ben de­mok­ra­tım, ır­ga­la­mam” di­yor.
Bi­ri “ben va­tan­da­şım, sen­le işim ol­maz” di­yor.
Ne bi­çim bir mes­lek be­nim­ki­si!
Dok­tor so­yun der, mil­let so­yu­nur.
Diş dok­to­ru ağ­zı­nı aç der, mil­let açar.
Tra­fik po­li­si dur der, mil­let du­rur.
Geç der mil­let ge­çer.
Bi­zi ta­kan bir Al­lah’ın ku­lu yok.
Yu­mu­şak huy­lu, gü­ler yüz­lü ol­du­ğu için bir Ab­dul­lah Bey’den ümi­dim var­dı.
Ar­tık on­dan da ümi­dim kal­ma­dı.
Dü­şü­nün Sn. Er­tuğ­rul Öz­kök
“Kürt kar­de­şim ken­di di­liy­le ko­nuş­mak is­ti­yor­sa, mik­ro­fo­nu biz ola­ca­ğız.
Ken­di şar­kı­sı­nı din­le­mek is­ti­yor­sa be­ra­ber din­le­ye­ce­ğiz.
Me­de­ni dün­ya ona ne va­at edi­yor­sa biz bir faz­la­sı­nı va­at ede­ce­ğiz” di­ye Sü­ley­man Bey­va­ri ya­zı­yor.
Ba­zı vic­dan­sız ka­lem­ler onu bi­le 6-7 Ey­lül kış­kır­tı­cı­lı­ğı yap­mak­la suç­lu­yor­lar.
Ya­zık­lar ol­sun.
İyi­ce bu mes­lek­ten so­ğu­dum ar­tık.
 
İŞİN ÖZÜ
Ney­se önü­müz Kur­ban Bay­ra­mı.
Üç-beş gün Kıb­rıs ya da Ro­dos’ta ka­fa­mı din­le­rim.
Ta­mam mı, de­vam mı bir ka­rar ve­ri­rim ar­tık.
Siz­le­re da­ha ön­ce söy­le­miş­tim.
İnanç­lı bi­ri­yim.
Ama din­dar sa­yıl­mam.
Gün­de beş va­kit na­maz kı­la­mam.
Hem be­lim­de si­ya­tik var.
Hem de di­nin şe­kil­ci­li­ğe in­dir­gen­me­si­ne kar­şı­yım.
Kur­ban Bay­ra­mı da şe­kil­ci­li­ğe kur­ban edil­miş­tir.
Ve fa­kat cid­den önem­li bir ri­tü­el­dir.
Ge­çen bay­ram da yaz­mış­tım.
Bu bay­ram da tek­rar ha­tır­la­tı­yo­rum.
Din de as­lo­lan ruh­tur.
Ka­buk­la uğ­raş­ma­ma­lı, o ruh ya­ka­lan­ma­lı­dır.
Ya­ka­lan­ma­lı, ke­sil­me­li ve iş bi­ti­ril­me­li­dir.
Hz. İb­ra­him’e em­re­di­len oğ­lu­nu kur­ban et­me­si­dir.
Dik­kat edin;
Ken­di­sin­den “en sev­gi­li­si” is­te­ni­yor.
Mil­let ola­rak bi­zim en sev­dik­le­ri­miz kim­le­ri­miz­dir?
Ön­der­le­ri­miz, yö­ne­ti­ci­le­ri­miz de­ğil mi­dir?
Geç­mi­şi­miz­de an­lı şan­lı üç ör­ne­ği­miz de var.
Ama al­tı se­ne­dir iki ta­ne koç gi­bi adam bu­lup da on­la­rı kur­ban ede­me­dik.
İşin özü­ne ine­me­dik.
Asıl­la­rı var­ken ruh­sat­la ida­re edi­yo­ruz.
Bin­ler­ce koç ke­si­yo­ruz.
Bir de “İb­ra­him mil­le­tin­de­niz” di­yo­ruz.
Ayıp edi­yo­ruz.
Ben ümi­di­mi mu­ha­fa­za edi­yo­rum.
Dört se­ne­miz da­ha var di­ye ace­le et­mi­yo­rum.
Ta­rih te­ker­rür et­sin is­ti­yo­rum.
 
SON SÖZ
Ah­met Türk
Meh­met Kürt

Paylaş Tavsiye Et