Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2009) > Kapak > Demokratik Açılım için Yeni Anayasa şart
Kapak
Demokratik Açılım için Yeni Anayasa şart
Sezgin Tunç
TÜRKİYE’NİN son 25 yılının en can yakıcı sorunu olan Kürt sorununun çözümü için başlatılan girişim, bir yandan girişimi başlatan iradeye İmralı’yı ve dağdakileri muhatap olarak dayatma çabaları, diğer yandan da açılım görüşmelerine eşlik eden sert siyasi tartışmalara karşın titizlikle yürütülüyor. CHP ve MHP’nin muhalefeti dışında, girişimin devletin en üst kademeleri de dâhil olmak üzere geniş bir uzlaşma ile ilerlediğini söylemek -en azından şimdilik- mümkün.
Hükümetin “Kürt Açılımı” projesi, sonradan revize edildiği şekliyle değil de en başından “Demokratik Açılım” adı altında başlatılmış olsaydı, bir numaralı gündem maddesi büyük olasılıkla yeni anayasanın kabulü olacaktı. Gerçekten de Türkiye’nin demokratik adımlar attığı ve açılımlar yaptığı bir dönemde, bir darbe anayasası olan 1982 Anayasası ile daha ne kadar yol alabileceğini kestirmek güç görünüyor. Devletin temel yasası olan anayasa, devlet mekanizmalarına da ruhunu verir. Askerî vesayet altında, halkın katılımı ve serbest iradesi olmadan hazırlanan bir temel yasanın devlet mekanizmalarına verdiği ruh, otuz yıldır ülkenin her noktasında hissedildi ve hissedilmeye devam ediyor. Bu ruhun, haklar ve özgürlükler konusundan üst mahkemelerin ve yüksek bürokrasinin yapısına, siyasi partilerden asker-sivil ilişkilerine kadar tüm konularda devlet otoritesini güçlendiren vesayetçi anlayışıyla, güncel açılımın önünde engel olacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Bu nedenle, adına ister Kürt Açılımı isterse Demokratik Açılım diyelim, yapılacak işlerin en başında 1982 Anayasası’ndan kurtulmak geliyor. Zira çözümü için proje üretilen Kürt sorununun ve onun bugünkü güncel aktörlerinin 12 Eylül askerî müdahalesi ve 1982 Anayasası ile yaşıt olduğu gerçeği ortada. 40 bin insanın öldüğü, tüm Türkiye çapında travmatik etkisi nesillerdir süren ve daha da sürecek olan çatışmanın başlangıcı, 12 Eylül darbesinden ve anayasanın kabulünden hemen sonraki yıllara denk geliyor. Bu tarihten sonra nitelik ve yoğunluk olarak farklılaşan sorun, çeşitli hükümetlerce çözülmek istendi. Ancak 1982 Anayasası doğrultusunda şekillenmiş bürokratik/seçilmiş iktidar ikiliği nedeniyle güçlü bir iradeye sahip olamayan seçilmiş iktidarlar bu girişimlerinde başarılı olamadılar. Bu, mevcut kurgu içerisinde mümkün olamazdı zaten. Zira Kürt sorunu hükümetlerin yıpratılması ve iktidardan uzaklaştırılmasının bir aracı, bürokratik iktidarın da, koltuğunu korumasının önemli bir teminatıydı. Buna paralel olarak, bölgede sivil siyaset imkanı çeşitli yöntemlerle zorlaştırılarak, sivil bir Kürt siyasetinin oluşması da engellendi. Bölgede mevcut siyasi eğilimler de zaten büyük ölçüde tasfiye edilmişti. Gelinen noktada Türkiye’nin, 1982 Anayasası ile şekillenen özelde Kürt sorunu, genelde tüm vatandaşların yaşamakta olduğu özgürlük sorunlarının çözümü için gerçek ve kalıcı açılımlara ihtiyaç duyduğu açık. Gerçek ve kalıcı açılım ise 1982 Anayasası ile zirveye ulaşan, sivil siyasetin ve seçilmişlerin iktidar alanının daraltılması projesine karşı, gerçek bir demokratik açılımı, yani mevcut darbe anayasasının değiştirilmesi gerekliliğini dayatıyor.
Açılım tartışmalarını ve bu yöndeki çalışmaları yeni bir anayasa yapımı noktasına taşımak, Türkiye’nin kendi dinamiklerini harekete geçirmek açısından da önemli. Böyle bir yeni anayasa yapımı sürecinde, Kürt sorununun da sebebi olan yapısal sorunların tartışılması ve kalıcı çözümlere ulaşılması mümkün olabilir. Hatta hükümet, süreci başarılı bir şekilde yürütebilirse, bunun yaratacağı rüzgarın da etkisiyle yeni anayasa konusunun tekrar gündeme alınması kolaylaşabilir. Başka bir deyişle, zaten birbiriyle bağlantılı bir sorunlar bütününün parçaları olan yeni anayasa çalışmaları ile Kürt sorununun çözümü süreci birbirini besleyebilir. Bu noktada, Demokratik Açılım projesinin samimi ve gerçekçi olup olmadığı sorusunun cevabının da, açılım iradesinin yeni bir anayasa hakkındaki düşüncelerinde, daha açık bir ifadeyle, açılım projesi kapsamında yeni anayasayı gündemine alıp almayacağında saklı olduğunu belirtmekte fayda var.

Paylaş Tavsiye Et