Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Eylül 2009) > Türkiye Siyaset > Ergenekoncular kündeye geldi
Türkiye Siyaset
Ergenekoncular kündeye geldi
Murat Yılmaz
ERGENEKON Davası, davayı yürüten hâkim ve savcılara yönelik inanılmaz tehditlere ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun başlarında Demokles’in kılıcı gibi sallanmasına rağmen kendi mecrasında ilerlemeye devam ediyor. HSYK’nın davanın hâkim ve savcılarını engelleme teşebbüsü karşısında AK Parti hükümetinin direnmesi, Ergenekon lobisinin ümitlerini ciddi şekilde kırdı.
Önce İkinci İddianame’nin ve bilahare Üçüncü İddianame’nin kabulü ve bu iddianamelerdeki delillerin davaya mesafeli kesimleri de giderek ikna etmesi Ergenekon lobisini, kimi gizli tanıkları ifşa etmek ve onların ruh sağlığının bozuk olduğu iddialarıyla dava hakkında şüphe uyandırmak yoluna sevk etti. Ancak bu iddialar kısa sürede çürütüldüğü gibi, Ergenekon lobisinin gizli tanıklara yönelik ifşa ve korkutma taktikleri de kamuoyuna davanın ciddiyetini hatırlatan bir tesir icra etti. Üçüncü İddianame’nin açıklanmasından sonra davanın kilit sanıklarından emekli JİTEM’ci bir generalin şu sözleri moral bozukluğunu ortaya koyuyor: “Birinci İddianame peşrev, İkinci İddianame kafa-kola alma ve Üçüncü İddianame de kündeye getirme olarak tarihe geçecektir. Dördüncü aşama pes dedirtme aşamasıdır, ama başaramayacaklar.”
Üçüncü İddianame, soruşturmada 10, 11 ve 12. dalga olarak bilinen safhayı ele alıyor. Savcılar tarafından 20 Temmuz’da tamamlanarak mahkemeye sunulan iddianame, 5 Ağustos’ta 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 7 Eylül’de ise yargılamanın başlaması bekleniyor. 20 Ağustos’ta sanık avukatlarının basına verdiği “Üçüncü İddianame delil klasörleri” de iddianame kadar dikkat çekti. Bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin talebi üzerine soruşturma kapsamında ele geçirilen 214 belge “devlet sırrı” çerçevesinde görülerek deliller klasörüne konulmadı. Sadece bu durum bile Ergenekon soruşturmasının ehemmiyetini göstermeye yeter. 1.454 sayfalık iddianame ile 52 şüpheli hakkında dava açıldı, bunların 37’si iddianame açıklandığında tutukluydu. 10 Ocak ile 17 Nisan 2009 arasında gerçekleşen tutuklamalardan sonra 4 kişi tahliye edilmiş, 11 şüpheli ise hiç tutuklanmamıştı.
Üçüncü İddianame’deki sanıklardan bazılarına bakmak mevcut tabloyu anlamamızı kolaylaştırabilir: Eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Rıza Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu, eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Muhittin Erdal Şenel, emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Yarbay Mustafa Dönmez, Gazeteci Engin Aydın, Avukat Mustafa Hüseyin Buzoğlu, İstanbul Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Erol Manisalı, Taylan Özgür Kırmızı, Mustafa Abbas Yurtkuran, Mustafa Koç ve Mustafa Levent Göktaş.
Sendikacıdan üniversite rektörlerine, özel harekat amirinden özel harekat polislerine, emekli orgeneralden muvazzaf teğmene, Genelkurmay adli müşavirinden emekli asker kökenli avukatlara kadar çeşitlilik arz eden bu insan malzemesi, iddianamede yer alan darbe yapmak amacındaki örgütün karmaşık ve güçlü yönünü gösteriyor.
Üçüncü İddianame’yle ilk defa muvazzaf iki kurmay albay ile bir yarbay Ergenekon Davası’na dâhil edilmiş oluyor. Öte yandan örgütün ordu içine sızmak ve kadro devşirmek için kullandığı karargah evlerinin vahim bir boyut kazandığı, bazı genç teğmenlerin tutuklanmasıyla anlaşılıyor. Henüz iddianamelere girmeyen bilhassa Deniz Kuvvetleri mensuplarını kapsayan soruşturma da ürkütücü. Zira kuvvet komutanları ile bazı amiral ve generalleri öldürmeyi planlayan muvazzaf subaylardan bahsediliyor. Bu iddialar karşısında SAT ve SAS komandoları kadrosunda yapılan olağanüstü tayinler komuta kademesinin de işin ciddiyetini kavramaya başladığını gösteriyor. Bu minvalde İstanbul Poyrazköy, Ankara Gölbaşı ve Zir Vadisi’ndeki kazılarda bulunan silah ve mühimmat listesi de korkutucu nitelikte.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un TSK’ya ait olmadığını söylediği ancak Makine Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından TSK’ya ait olduğu belgelenen Poyrazköy kazılarında ele geçirilen silahlar, Zir Vadisi’ndekilerle beraber orduyu zor durumda bıraktı. Ergenekon soruşturmasını engelleyen bazı ordu mensuplarının teknik takibe yakalanması da kaydedilmesi gereken bir başka konu. Bu askerî personeli Genelkurmay’a şikayet eden savcılar hakkında Genelkurmay İkinci Başkanı’nın Adalet Bakanlığı’na şikayette bulunması, Ergenekon Davası ilerledikçe TSK’da artan tedirginliği gözler önüne seriyor.
Üçüncü İddianame’nin en ehemmiyetli unsuru, eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin’in muvazzaf subay ve polislerden oluşturduğu S1 kod adlı suikast timleri ve ölüm listesi. Alevi önderleri ve Ermeni cemaati liderinin de aralarında olduğu 12 kişilik bu liste, suikast krokileriyle beraber ele geçirilmişti. Bazı alışveriş merkezlerinin bombalanmasına ilişkin planlarla bir kaos ortamı hazırlamak istedikleri anlaşılan Ergenekon çevrelerinin ölçüsüzlükleri bir kez daha görülüyor. Bu bilgiler Ergenekon soruşturmasına mesafeli duran Alevi kesimin de davaya bakış açışını değiştirmeye başladı.
Sonuç olarak Üçüncü İddianame, hâkim ve savcılarla onlara bağlı olarak çalışan emniyet kuvvetlerinin işlerini ciddiyetle yürüttüklerini gösteriyor. Siyasi iradenin ve kamuoyunun davayı yürüten heyeti korumaya devam etmeleri durumunda, yeni dalga ve iddianamelerle “daha derinlere inilmesi ve daha yukarılara çıkılması” kuvvetle muhtemel. Danıştay saldırısının Ergenekon Davası’na dâhil edilmesi ve cinayetin planlanmasıyla silahın tedarikinde davanın kilit sanıklarından Muzaffer Tekin ve İbrahim Şahin’in rollerinin belirlenmesi bu bağlamda alınan mesafeyi gösteriyor.

Paylaş Tavsiye Et