Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2009) > Kapak > Mescid-i Aksa’daki hararet bölgeyi yakabilir!
Kapak
Mescid-i Aksa’daki hararet bölgeyi yakabilir!
Ahmet Emin Dağ
EKİM ayında 200 kişilik bir Yahudi grubun Aksa Camii’ne girme ve ibadet yapma çabaları, yeni bir gerilim dalgasını beraberinde getirdi. Bu hamle sırasında Aksa Camii cemaati ile Yahudi radikaller ve İsrail polisi arasında yaşanan çatışma, Filistin sorununun merkezinde duran Kudüs’ü ve onun da özünü oluşturan Harem-i Şerif üzerine yaşanan nihai hesaplaşmayı gündeme taşıdı.
Temmuz 2008’de Amerika’dan Kudüs’e gelerek Aksa’ya giren diaspora liderlerinden Haham Moshe David Tendler’ın “Artık mabet bölgesine tüm Yahudilerin ziyaret vaktinin geldiği”ni ilan eden konuşması gerilimin startını vermişti. Tendler’ın çağrısı, iki düzine milletvekili dışında İsrail parlamentosundan da tam destek aldı. Vekillerin büyük bölümü (%80’i) Aksa Camii’nin ortak kullanımı ve içeride Yahudilere ibadet mekanı tahsis edilmesi taleplerinin İsrail’in resmî politikası olarak benimsenmesi sürecini başlattı. Ardından birçok sivil toplum kuruluşu Ağustos 2008’den bugüne yaklaşık 300 halka açık toplantı düzenledi. Bu toplantı ve gösterilerin ortak teması, 2009’dan itibaren üçüncü mabedin inşasına başlanmasıydı. Aynı dönemde Aksa’ya yönelik, 42’si radikal gruplar, 14’ü güvenlik güçleri ve 8’i siyasi şahsiyetler tarafından toplam 64 hukuk dışı girişim ve saldırı gerçekleştirildi. Öncesiyle karşılaştırıldığında son üç yılda Aksa’ya yönelik saldırılar dört kat artmış durumda.
Son yaşananların iktidardaki Benyamin Netanyahu hükümetinin ideolojisi ve öncelikleri ile örtüştüğüne kuşku yok. 30 üyeli Bakanlar Kurulu’nda 5’i hariç tüm bakanlar şu ya da bu şekilde radikal gruplardan destek alıyor; dolayısıyla mevcut hükümetin dengeleri bu grupların beklentilerinin karşılanmasını zorunlu kılıyor. Ama asıl dikkat çeken nokta, İsrail’de halkın Aksa konusundaki düşüncelerinin aynılaşması. Nitekim bu yıl yapılan bir kamu-oyu yoklaması, İsrail halkının %64’ünün Aksa Camii yerine Yahudi mabedi inşasını desteklediğini gösterdi. Kalan üçte birlik kesim ise ilkesel olarak değil ama zamanlama konusunda şüphe duyduğu için karşı görüş belirtiyor. Ayrıntılara bakıldığında, dindarım diyenlerin %99’u, laik olduğunu söyleyenlerin %47’si, kendini herhangi bir eğilimle nitelemeyenlerin ise %91’i üçüncü mabedin inşasına destek veriyor.
İsrail toplumunun dokusunda görülen değişim, hükümetlerin tutumunu belirleyen temel dinamik haline gelmiş durumda. New York asıllı bir Yahudi köktenci Baruch Goldstein, 1994’te el-Halil kentindeki İbrahim Camii’nde sabah namazı kılan cemaate ateş açıp onlarca sivili acımasızca katlettiğinde, bir kahraman olarak posterleri Yahudi yerleşim birimlerinde ve diasporada duvarlara asılmıştı. Keza Yahudi fanatiklerden Yigal Amir’in dinî fetvalara dayanarak Başbakan İzak Rabin’i “Filistinlilerle barış anlaşması imzaladığı için” öldürmesi, aynı çevrelerde daha büyük kutlamaların zemini olmuştu.
Aslında bunlar, yıllardır altyapısı hazırlanan bir olgunun, gazeteci David Hirst’ün nitelemesiyle “Yahudi İntifadası”nın başladığını göstermekteydi. 1967’deki işgalin ardından Kudüs, Batı Şeria, Gazze, Golan Tepeleri ve Şebaa Çiftlikleri gibi kendilerine ait olmayan topraklarda inşa edilen yerleşimlerde yetişen ve bugün 30’lu yaşlarında olan yeni nesil, bu “Yahudi İntifadası”nın tabanını oluşturuyor. Her biri silahlı eğitimden geçirilen yerleşimcilerin İsrail siyasetinde oynadıkları rol, önümüzdeki dönemde sadece bir iç siyaset sorunu olmakla kalmayacak, Ortadoğu barışı önünde temel bir engel olarak duracaktır.
İşgal siyasetine hizmet etmesi nedeniyle sürekli teşvik gören Yahudi yerleşim birimleri, İsrail için hep stratejik bir araç oldu. Son siyasi pazarlıkların, dünyadan gelen tüm baskılara rağmen yeni yerleşimlerin inşasında tıkanması ve Filistinlilerle barışın feda edilmesi bu tercihten kaynaklanıyor.
Bu yönüyle, Gazze’deki hak ihlallerini ortaya koyan Goldstone Raporu’nun BM’de kabul edilmesi, İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşma sürecinin son halkasını oluşturduğu kadar ciddi bir ihtar mahiyeti de taşıyor. Filistin’le barışın tıkanması, İran’a yapılmasını istediği askerî operasyona karşı uluslararası isteksizlik ve Türkiye’den giderek uzaklaşma gibi gelişmeler halkanın diğer zincirleri. Dışta yaşadığı bu daralmayı, -paradoksal olarak bu daralmanın sebeplerinden biri olan- iç politikada radikalleşme ile aşmaya çalışan İsrail, uluslararası beklentilerle iç kamuoyunu tatmin edecek uygulamalar arasında sıkışıp kalmış durumda. İsrail yönetiminin dışarıda “İran ve Gazze’den yükselen tehlike” gibi argümanlarla söylemini giderek sertleştirmesine paralel biçimde içeride de Aksa Camii’ne yönelik izlediği sistemli politika, İsrail toplumunun farklı kesimlerini bütünleştirecek bir zamk mahiyeti taşıyor.
Amerikan siyasetinin Ortadoğu konusunda yumuşama sinyalleri verdiği bir dönemde İsrail siyaseti giderek radikalleşiyor. Özellikle İran’la yaşanan ve her an sıcak çatışmaya dönüşme ihtimali bulunan “soğuk savaş” hali, Amerikan öncelikleri ile çelişik bir görünüm arz ediyor. Dolayısıyla İsrail, İran üzerinden başaramadığı kışkırtmayı Aksa üzerinden farklı bir yolla deniyor. Zira bu şekilde İslam dünyasında İsrail karşıtı dalgayı yeniden yükseltip kendini savunmasız bir “Ortadoğu demokrasisi” olarak gösterecek bu süreç sonrasında hedeflediği bölge siyasetine Batılıları daha kolay ikna edebilecektir.
Şu an 700 bin İsrailli (ki bu İsrail’deki Yahudi nüfusunun %25’ine denk geliyor) yurtdışında yaşıyor ve İsrail projesinin sahipleri 90’ı aşkın ülkeden gelen göçmenleri bir arada tutmak için ortak payda bulmakta zorlanıyor. Gelenlerin profiline bakıldığında, İsrail gibi bir yerde yaşamak için kendilerini kutsal topraklar uğruna feda etmeye hazır Mesihçi grupların ağır bastığı dikkat çekiyor. Kach, Kahane Chai, Gush Emunim gibi binlerce bağlısı olan ve Yahudi yerleşim birimlerinde yaşayan gruplar, kendilerine büyük bir siyasi destek buluyor. Yaşadığı her krizi insanların bölgede kalmalarını sağlayacak bir başka krizle aşmaya çalışan İsrail için Kudüs ve Aksa konusu, bu tür cemaatleri bölgede tutacak en geçerli araç.
2009 başından itibaren açıkça ortaya çıktı ki, dinî, hukuki, fizikî ve demografik açıdan İsrail’in en önemli planı, Aksa Camii çevresinden başlamak üzere kutsal bir Yahudi kenti ortaya çıkarmak ve bu sayede içte meşruiyetini güçlendirmektir. Bunu sağladıktan sonra da elindeki nükleer silahların caydırıcılığı sayesinde bölgede daha saldırgan bir tutumla düşmanlarını sindirecektir.
Geçen yıl Kudüs Belediyesi tarafından hazırlanan ve 2014’te bitirilmesi hesaplanan 14 proje için toplamda 400 milyon dolar tutarında bir bütçe ayrıldı. Aralarında Burak (Ağlama) Duvarı alanının ıslahı, Tenkıziye Medresesi’nin yıkılması, Mağripliler Kapısı’nın tamamen iptali, Mervani Namazgahı’nın Yahudi tapınağına dönüştürülmesi ve bazı mezarlıkların müsaderesi gibi aşamaları kapsayan bu projelerin 9’u doğrudan doğruya Aksa Camii ile ilgili. Halen caminin tüm cephelerinde ve Harem bölgesinde 25 kazı çalışması fiilen sürüyor.
Hal böyleyken Mahmud Abbas yönetiminin kayıtsızlığını gerekçe göstererek görevinden istifa eden Filistin’in Kudüs İşlerinden Sorumlu eski Bakanı Hatem Abdülkadir, fanatik Yahudi grupların Aksa Camii’ni ele geçirme sürecinin hızlandığını söyleyerek, bu yılın sonuna kadar Aksa’nın elden çıkabileceğini hatırlatıyor.
Harem bölgesinde 2003’ten beri devam eden Müslüman ve Yahudilerin “ortak kullanım” uygulaması, yıl sonuna kadar caminin güneybatı bölümünün tamamen Yahudilere tahsis edilmesiyle sonuçlanacak. İsraillilerin Aksa’ya giderken rahatsız edilmeleri ihtimaline karşı İsrail hükümeti, caminin çevresinde Müslümanlara ait evlerin müsaderesine hız verdi. Silvan, Şeyh Cerrah ve Butsan mahallelerini barındıran Doğu Kudüs’te Filistinlilere ait evlerin %25’i yıkılacak.
Şimdi soru şu: İsrail’in yıkım politikası İslam dünyasında yeterince tepki görmez ve İsrail karşıtı yeni bir şiddet dalgası başlamaz ise Tel Aviv’deki şahinler İran’a saldırarak aynı sonucu almaya kalkışacak mı? Kötü senaryo o ki, İsrail normalleşme sürecinde karşı karşıya kalmaktan korktuğu hukuki hesaplaşmaları ertelemek üzere şiddeti körüklemekten kaçınmayacaktır.

Paylaş Tavsiye Et