Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Kasım 2009) > Türkiye Siyaset > DTP açılımdan yana mı?
Türkiye Siyaset
DTP açılımdan yana mı?
Sezgin Tunç
DEMOKRATİK Açılım sürecinde tam da bir soğuma evresine girildiği izlenimi doğmaya başlamışken Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı ve Kandil Dağı’ndan “Barış Grupları” adı altında 34 kişi Türkiye’ye dönüş yaptı. Bu adım, ilk duyulduğunda, sürecin belki de daha somut bir şekilde ilerlemesi anlamına geldiği için kamuoyunda olumlu karşılandı. Nihayetinde “dağdakiler” iniyordu ve Türkiye’nin son 25 yılını ipotek altına alan kirli bir savaşın sona ermesi için bu önemli bir adımdı. Gelen PKK’lıların tamamı serbest bırakıldı. 1999’da yine benzer gerekçelerle dönüş yapan kişilerin tutuklandıkları ve uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldıkları hatırlandığında, serbest bırakma kararının önemi daha iyi anlaşılır. Zira bu karar, devletin samimiyetinin ve açılım konusunda kararlılığının bir ifadesiydi.
Birkaç yıldır aslında ilan edilmemiş bir dağdan dönüş operasyonunun yürütülmekte olduğu ve çok sayıda PKK militanının dağdan inerek normal hayata devam ettikleri biliniyor. Son dönüşlerle birlikte mevcut durum değerlendirildiğinde, en azından silahların susması bakımından sürece dair umutlu olmamak mümkün değil.
Ne var ki bu adımlar ile oluşmaya başlayan olumlu hava, DTP tarafından organize edilen karşılama şovu görüntüleriyle bozuldu. Silopi’den başlayan karşılama, binlerce kişinin katılımıyla Diyarbakır’a kadar sürdü. Amacı aşan bu karşılama organizasyonu ve DTP’lilerin beyanları, atılan adımın önüne geçti ve kamuoyunda tepkilere neden oldu. En nihayetinde Türkiye’de siyaset yapan, toplumun yapısını ve reaksiyonlarını iyi bilen bir siyasi parti olan DTP’nin karşılama organizasyonlarıyla ortaya koyduğu tavır, kamuoyu desteğinin kritik önem arz ettiği bir noktada, açılıma verdiği destekte samimi olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor.
 
CHP-MHP-DTP Konsensüsü
Süreci sabote girişimlerine rağmen geniş bir konsensüsle ve geri dönülmez bir biçimde devam etmekte olan Demokratik Açılım projesinin Türk siyasi hayatını yeniden şekillendireceğine kuşku yok. Projenin başarılı olması halinde, yıllarca Türkiye’nin güneydoğusunda yaşananlar üzerinden MHP’nin diri tuttuğu milliyetçi retoriğin temelsiz kalacağı açık. Yine Kürt meselesi eksenli ve Kürt halkının sistemle sıkıntıları üzerinden siyaset yaptığı iddiasında olan DTP’nin de benzer bir temelsizlik yaşaması muhtemel. Türkiye’nin tüm toplumsal ve siyasal gerilim noktalarından beslenen CHP için de durum aynı. Bu ihtimaller, her üç siyasi partiyi de ortak bir paydada buluşturuyor; mevcut hükümeti bu süreçte mümkün olan en azami derecede yıpratmak ve önümüzdeki genel seçimde AK Parti’yi sandığa gömmek. Bu konsensüs, MHP ve CHP bakımından anlaşılır ve söylemleriyle tutarlı görünüyor; ancak Kürt halkını temsil ettiği ve dolayısıyla Kürt meselesinin çözülmesi gerektiği iddiasındaki DTP için samimiyetsizlik anlamına geliyor. DTP’nin, adeta açılım sürecini sabote etmeyi hedefleyen beyan ve eylemleri, Kürtçe deyişle “lı wa hal, lı we çı hawal?” (mealen “Hadi onlar yapıyor normal de, size ne oluyor?”) sorusunu sorduruyor. Bu tavırla DTP, siyasal varoluş nedenleri ve söylemiyle de çelişiyor. DTP, temsil ettiği siyasetin muhatap kitlesine süreç sonunda tasfiye değil, 25 yıllık çatışmanın galibi olduğu görüntüsünü verme kaygısında; ancak süreci böyle bir siyasi kaygıya kurban etmek, hem Kürt halkı hem de Türkiye için hiç de hayırlı olmayacaktır.
Son gelişmeler, barış ve özgürlük söylemini dillendiren DTP’nin siyaset biçiminin, esasında çatışma üzerine kurulduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Dolayısıyla DTP ve temsil ettiği siyasetin açılımı içselleştirmesi şu an için pek mümkün görünmüyor. Nitekim DTP, Avrupa’dan dönüşler konusunda da aynı siyaseti sürdürüyor. Ancak DTP’nin gerçek anlamda barış ve özgürlük eksenli dürüst bir siyaset yürütmesi her şeye rağmen hâlâ mümkün ve gerekli. Zaten başlamış olan dönüşlerin engellenmesi de artık mümkün değil. Çünkü evladı dağda olan anneler çocuklarının dönüşünü dört gözle ve hasretle, ülkenin geri kalanı da sorunun çözümünü umutla bekliyor.
 
221. Madde ile Yol Alınır mı?
Teslim olan 34 kişi hakkında, etkin pişmanlık yasası diye bilinen Türk Ceza Kanunu’nun 221. maddesinin zorlama bir yorumla uygulanarak, serbest bırakılma kararının verildiği herkesin malumu. Bu uygulama bir kez daha sürecin hukuki -diğer bir deyişle kalıcı ve etkili- anlamda ne kadar sağlıklı işletildiği tartışmasını da doğurdu.
Açılımın mimarları, bir kez daha palyatif çözüm biçimleriyle gerçek bir çözümün sağlanamayacağı gerçeğini ıskalıyorlar. Etkin pişmanlığı düzenleyen 221. madde değiştirilmeden zorlama bir yorumla verilen zorlama bir karar, kısa vadede hedeflenen amacı her ne kadar sağlıyor gibi gözükse de, aslında hedefe ulaşmayı zorlaştıracak ve engelleyecek bir nitelik arz ediyor. Nitekim serbest bırakma kararını verenler hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başlatmış olduğu soruşturma bile tek başına bu yöntemin yanlışlığını ortaya koyuyor. Serbest bırakma kararına karşı Kamu-Sen’in yaptığı itiraz üzerine verilecek karar da merak konusu. Ayrıca bu zorlama yorumun belli bir soruna ve kesime yönelik uygulandığı gerçeği, kamuoyunda daha çok tartışılacak ve haklı olarak devletle problemli olan her kesimi kapsayan bir düzenleme yolunun neden seçilmediği ve dolayısıyla açılımın niyeti ve samimiyeti de sorgulanacaktır.
Açılım sürecinde artık devletle sorunlu tüm kesimleri kapsayan genel hukuksal düzenlemeler yapılması gerektiğinin farkına varılmalı. Yine bu noktada genel siyasi affın tartışılmaya başlanmasının da vakti geldi. Toplumsal barışın sağlanması için devletin, aslında hakkı olmamasına rağmen vatandaşa karşı işlenen suçları affetmesi yerine, kendisine karşı işlendiğini farz ettiği tartışmalı “siyasi suçları” affetmesi bu sürecin tamamlayıcısı olacaktır.
Ulusal ve uluslararası ölçekte yürütülen yeni açılımlarda siyasetin, Türkiye’nin sorunlarını çözme noktasında daha temel, kalıcı ve etkili yollar bulunması bir gereklilik. Çünkü hukuka sırtını dönmüş, geçici çözümler üretmeyi bir tarz haline getirmiş bir siyaset biçimiyle ne kalıcı ne de etkili açılımlar gerçekleştirilebilir. 221. madde uygulamasında da görüldüğü üzere, Demokratik Açılım sürecinde ortaya konan pratikler, hükümetin bu gerekliliğin henüz farkında olmadığını gösteriyor.

Paylaş Tavsiye Et
Türkiye Siyaset
DİĞER YAZILAR