Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
Suudi Arabistan’da değişim rüzgarları
Hatice Boynukalın Şenkardeşler
11 EYLÜL 2001 tarihinde gerçekleşen saldırılar güvenliğine ve özgürlüğüne düşkün ABD halkını olduğu kadar, zenginliğe ve konfora düşkün Suudilerin hayatını da derinden sarsacak olaylar zincirinin başlangıcı oldu. Yakın bir zamana dek Suudi Arabistan vatandaşlarına zengin, zevk içinde yaşayan ve Arap aleminin sorunlarına ilgisiz bir halk topluluğu olarak bakılırken, 11 Eylül’den sonra Suudi halkı kendini sorunlar yumağının, siyasi istikrarsızlıkların, sokak gösterilerinin ve daha da önemlisi ardı ardına patlayan bombaların ortasında buluverdi.
El-Quds el-Arabi Gazetesi yazarı Said Eş-Şihabi’ye göre Suudi Arabistan’daki bu değişimin kökleri çok daha eski tarihlere dayanıyor: “Artık Suudi Arabistan’da şartların özellikle de son on yıl öncesine göre çok değiştiğini söylemek mümkün.” Bu durumun dört ana faktörü bulunuyor: Dış dünyayla olan ilişki ve iletişimin artması, Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle oluşan şartlar ve yabancı güçlerin bölgeye gelişi, 11 Eylül olayları ve Suudi grupların bu olayda suçlu olarak görülmesi ve son olarak da Kuveyt’in işgaliyle düşüşe geçen Suud ekonomisi.”
Eş Şihabi’ye göre, “Tüm bu etkenler Suudi Arabistan’da hızını gittikçe artıran bir toplumsal kutuplaşmayı doğurdu. Suudlu yönetici aile, halkın bir kesimi tarafından hedef haline getirilerek istenmeyen adam ilan edildi. Tabii olarak ekonomideki gerilemeye rağmen alışmış olduğu lüks yaşam tarzından ödün vermeyen yönetici ailenin takındığı tavır, bu kutuplaşmayı doruk noktasına ulaştırdı. Artık gösteriler, şiddet olayları, çeşitli yayınlarda yer alan ve sistemi tenkit eden makaleler şeklinde kendini gösteren bu memnuniyetsizlik halinin örtbas edilmesinde geçmişte olduğu gibi suçu dışarıda arama devri kapandı. Geçmişte hükümet, halkının henüz demokrasiye hazır olmadığı, demokrasinin yüce dinimizle uyuşmadığı şeklinde gerekçeler sıralarken artık şu günlerde eleştiri oklarının hedefi haline geldi.”
 
Saray Direniyor
Değişimi talep eden topluluklar bu yılın başlangıcında Prens Abdullah b. Abdulaziz’e sundukları yüzlerce imzalı dilekçeyle gerçek siyasi yenilikler istedi. Bu dilekçeleri toplumun farklı kesimlerinden gelen talepler zinciri izledi. Sarayın bu taleplere kulak tıkaması üzerine merkezi İngiltere’de bulunan muhalif Suudluların çağrısıyla insanlar sokaklara döküldü. Ancak Suud polisinin göstericileri püskürtmede haddinden fazla şiddet kullanması halkın tepkisini daha da artırdı.
Yine Said Eş-Şihabi’nin düşüncesine göre, “Muhalif görüşlü topluluklara egemen olan ümitsizlik hali kendini farklı şekillerde ifade edecektir. Bunun en alt düzeyini gösteriler temsil ederken, en tehlikelisi şiddet eylemleri ve terör faaliyetleri şeklinde kendini göstermektedir. Riyad’da gerçekleşen son bombalama olayı da bu durumun kötü bir habercisi oldu. Terörist eylemlere asıl zemini hazırlayan, baskıcı hükümetlerin kullandığı yöntemler ve politikalardır. Bu şiddet eylemleri şimdilerde aynı ülkenin ve aynı dinin insanlarına karşı yapılır oldu. Değişim yanlıları, ülke yönetiminin düzeltilmesi konusunda ümitsizliğe kapılıp köktenci akımlara meyletmektedir. Suud Devletinin de istenen değişimin boyutunu kavramakta zorlandığı bir gerçek. Yönetimin, belediye meclisi üyelerinin yarısının seçimle iş başına geleceğini duyurarak demokrasi yönünde büyük bir adım attığını sanması bunun en büyük kanıtı. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, halklara kendi kaderlerini belirleme hakkı verilmesi mantığını anlamaktan aciz durumdalar.”
El-Hayat Gazetesi yazarı Selamet Nimat ise, terörist eylemlerin planlayıcılarını ve gerçekleştiricilerini yalnızca ülkelerindeki politik ve toplumsal olaylar nedeniyle ümitsiz ve çaresiz kişiler olarak gösterme çabalarını en iyimser anlamıyla siyasi saflık olarak nitelerken,”Kötü niyetli olarak da görebileceğimiz bu mantık bizi, kesinlikle normal görülmemesi gereken bu cinayetleri hoş görmeye götürür. Eğer bu eylemlerin arkasındaki nedenler siyasi ümitsizlik ve tıkanma ise bölgedeki başka ülkelerin Riyad’da gerçekleşenden daha büyük olaylara sahne olması gerekirdi. Zira siyasi muhalefet karşısında bir miktar hoşgörü ve esnekliği kendisinde barındıran Suud yönetimi, bölgedeki diğer bazı hükümetlerden daha az demokratik ya da daha çok baskıcı değildir” satırlarıyla, Said Eş-Şihabi’nin düşüncelerine katılmadığını belirtiyordu.
 
Terör Bahane
El-Quds el-Arabi’nin yorumuna göre, “İsrail’deki Ariel Şaron hükümetinin 11 Eylül olaylarını, Filistin halkına yönelik olarak yürüttüğü baskıcı politikalarını artırmak için bir fırsat olarak değerlendirmesi gibi, birçok Arap ülkesi de Şaron’la aynı yolu izleyerek bu olayları halklarına karşı yürüttüğü baskıcı politikları sertleştirmek, özgürlükleri ve temel hakları kısıtlamak için bir kılıf olarak kullandı. Örnek olarak Suud hükümeti, başkent Riyad’daki bombalama olaylarını güvenlik önlemlerini artırmak, vatandaşlarına terörle mücadele adı altında baskı uygulamak ve devlette yapılması gerekli düzenlemeleri ertelemek için altın bir fırsat olarak değerlendirdi. Bundan da önemlisi hükümet bu bombalamaları ABD’ye yaklaşmak ve ABD’nin baskılarını hafifletmek için bir propaganda aracı olarak kullandı. Bu bağlamda Suudi yetkililerin sürekli olarak aslında kendilerinin de ABD’lilerin karşı karşıya kaldığı terörizmle savaştıklarını belirtmeleri dikkat çekiciydi. Bu açıklamalar aynı zamanda, Suudi Arabistan’ı köktenci hareketlerin kaynağı olarak gören ABD’nin ne kadar hatalı olduğunu göstermek adına yapılıyordu.”
Arap yazar Muhammed Salih El-Museffer; Suudi yöneticiler her platformda ABD ile dostluklarının köklerinin derin olduğunu, ABD basını ve kitle iletişim araçlarında yer alan tehditlerin hükümetin görüşlerini yansıtmadığını iddia etseler de, bu görüşe katılmadığını belirtiyor. Buna kanıt olarak da el-Quds el Arabi Gazetesinde yer alan ve ABD ile Suudi Arabistan’ın terörle savaş için bir plan çerçevesinde uzlaştıklarını bildiren bir yoruma işaret ediyor: “Bu plan el-Kaide örgütünü hedef alıyor. Washington Post Gazetesi her iki tarafın birlikte çalışacak bir ekip kurmak için anlaştığını, ABD tarafının FBI elemanlarından oluşacağını ve bu ekibin Suudi hayır kurumlarının hesaplarını araştırmakla ilgileneceğini yazdı. Bu anlaşma Suud tarafına ABD’den yapılan büyük bir baskı sonucu gerçekleşti. Suudi Arabistan hükümeti bu baskılara birkaç yıldır direniyordu. Ancak sonunda boyun eğmek zorunda kaldı. ABD’lilere çeşitli kuruluşların hesaplarını inceleme izninin verilmesi tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir adım. Zira bunun sonucunda ABD’liler, Suud yönetiminde bulunan şahsiyetlere ve bu şahsiyetlere yakın bazı kişilere, çeşitli örgütlere para yardımında bulunduklarına dair suçlamalar yapabilecek. Verilen bu tavizle Suud Hükümeti ABD tuzağına düştü.”

Paylaş Tavsiye Et