Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dünya Siyaset
Afrika yolsuzluk kıskacında
Mehmet Özkan
6-8 TEMMUZ tarihleri arasında İskoçya’da yapılan gelişmiş ülkeler (G-8) zirvesinde, gündemin ilk sıralarında Afrika’nın sorunları yer alıyordu. İngiltere Maliye Bakanı Gordon Brown, ülkesinin G-8 dönem başkanı olmasının da verdiği güçle, Afrika konusunu dünya siyasetine taşıyacaklarını ve bu yılı Afrika yılı olarak değerlendireceklerini çok önceden ilan etti.
Son yıllarda Afrika’yı yoksulluktan kurtarmak için hazırlanan birçok plan var. Afrika Birliği’nin 2001 yılında resmî politika olarak kabul ettiği Afrika’nın Kalkınması için Yeni İşbirliği (New Partnership for Africa’s Development-NEPAD), İngiltere Başbakanı Tony Blair’in 2004 yılı başında faaliyete geçirdiği Afrika Komisyonu bunlardan sadece ikisi. Tüm bu planların temelde ortak bir hedefi var: Afrika’ya ekonomik yardımların artırılması. NEPAD’a göre, standart idarî görevlerin yerine getirilmesi için Afrika’ya her yıl 64 milyar dolar yardım gelmesi lazım. Brown’un G–8 için hazırladığı programda ise, gelişmiş 8 ülkenin yardımlarını ikiye katlaması, yani yaklaşık 26 milyar avro olan yıllık yardım miktarını 50 milyar avronun üzerine çıkarması hedefleniyor.
Genel olarak Batı dünyasında Afrika ile ilgili yanlış bir izlenim var. Onlara göre Afrika’nın temel sorunu kaynak yetersizliği ve eğer Afrika’ya daha çok kaynak aktarmayı başarabilirse Kara Kıta’nın sorunu çözülebilir. Bu çerçeveden bakınca, Batılı liderler Afrika siyasetinin doğasını anlamadan sorunları basite indirgemiş oluyorlar. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi, Afrikalıların da farklı bir “algılama” ve “iş yapma” tarzı var. Afrika’da siyaset sahnesi Batı’da veya diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi farklı değerlerin ve politikaların çatıştığı/yarıştığı bir alan değil. Geçmişte sömürgecilere karşı mücadele veren Afrikalılar, şimdilerde kendi ülkelerini sömürme yarışında birbirlerine karşı mücadele veriyorlar. Afrika’da siyaset yapmak, mesleklerden bir “meslek”. Afrika’da insanlar, siyasete bir fikri gerçekleştirmek ya da memlekete hizmet etmek için girmiyor çoğunlukla. Siyaset dünyasına atılanların hedefi genelde “siyasetçi” etiketiyle bir iş bulmak ve hayatını devam ettirecek para kazanmak. Afrika’da özel bir şirkette yönetici olmak, daha fazla para getireceği için milletvekilliğinden çok daha önemli. Örneğin Güney Afrika’da, son yıllarda birçok milletvekili sırf bu nedenle, özel şirketlerde yönetici olmak için görevinden istifa etti.
Siyaset bir meslek olarak görülünce, Afrika’da iktidara gelen bir devlet başkanı işsiz kalmamak için kolay kolay siyaseti bırakmak istemiyor. Ancak çalışamaz hale gelince ya da ölünce koltuğunu terk ediyor. Bir işte çalışmanın temel gerekçesi para kazanmak olduğuna göre, Afrika’da siyaset mesleğinin çarkı da buna göre işliyor. Devlet işlerinin her kademesinde yolsuzluk, adam kayırma, rüşvet ve dolandırıcılık normal hale geliyor. Afrika’daki en şeffaf demokrasi olarak adlandırılan Güney Afrika’da bile yolsuzluk çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Geçtiğimiz haftalarda Devlet Başkanı Thabo Mbeki, yardımcısı Jacob Zuma’yı, ekonomi danışmanı yolsuzluktan 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldığı için görevden almak zorunda kaldı. Aslında bunlar, buzdağının sadece görünen kısmı.
Bugün Afrika’nın temel sorunu açlık ya da yoksulluk değil, yolsuzluktur. Batılı ülkeler, daha çok yardım etmekle Afrika’nın sorunlarını çözeceklerini düşünüyorlar. Ama gerçek, görünenden çok farklı. Yardım için gelen paraların çoğu “ekonominin belirli bir alanında kullanılmalıdır” gibi bir şart taşımıyor. Dolayısıyla bu paralar, yolsuzluktan dolayı açık veren bütçeyi finanse etmek için ya da yeni yolsuzluklara yol açacak şekilde kullanılıyor.
Bir araştırmaya göre, son elli yıldır Afrika kıtasına yapılan yardımların toplamı trilyon dolarlara ulaşıyor. Afrika uzmanlarından Richard Dowden’e göre, eğer bu para bugünün Afrika nüfusuna eşit olarak dağıtılsaydı, kişi başına yaklaşık 5 bin dolar düşerdi. Dolayısıyla bugün Afrika, daha zengin (en azından daha az yoksul) bir kıta olurdu.
Afrika’daki sorunların ana kaynağı ise siyasî irade zayıflığı. Kıtada askerî darbesiz geçen tek yıl 1989 olarak hatırlanır. Yılda en az bir darbe olur Afrika ülkelerinde. Dolayısıyla Kara Kıta’nın tarihi, bir nevi darbeler ve karşı-darbeler tarihidir. Siyasî iradenin zayıflığı ile bunun doğal sonuçları olan yolsuzluk ve kötü yönetim Afrika’daki temel problem alanlarıdır.
Afrika’da siyasî irade eksikliği ve yolsuzluklar, sadece kalkınmalar için gerekli yapısal reformların yerine getirilmesini engellemiyor. Yolsuzluktan elde edilen paraların güvenli bankalara yatırılmak üzere genellikle yurt dışına çıkarılması, bu ülkelerde ekonomik krizlere de zemin hazırlıyor. Ekonomik krizleri takiben gelen yeni malî yardımlar ve sonrasında yeni yolsuzluklar; Afrika’da yıllardır işleyen çark bu.
Tüm bu izahatlar çerçevesinde, eğer G–8 ülkeleri Afrika’nın sorunlarına çözüm bulma konusunda gerçekten ciddiyse ve eğer Brown’un şampiyonluğunu yaptığı bir Marshall Plan’ını uygulayacaklarsa, gönderilen her yardımın takip edilmesi gerekir. Doğru yerlerde kullanılmadıkları takdirde yardımları kesmek gibi tedbirlerin alınması bu süreci güçlendirecektir. Bugüne kadar yaşananlar göstermiştir ki, siyasî yaptırımları olmayan ekonomik yardımlar Afrika’da hiçbir yapısal değişikliğe sebep olmuyor. İMF, G–8 ve Afrika Kalkınma Bankası’nın Afrika’daki geri kalmış ülkelerin borçlarını silmeye yönelik çalışmalarını olumlu gelişmeler olarak görmek gerekir. Eğer bu borçlar silinmez ve sonrasında gelen yardımların takibi yapılmazsa, Afrika ülkelerinde ciddi bir değişim beklemek hayal olabilir.

Paylaş Tavsiye Et