Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Dosya
TÜRKİYE’NİN ENERJİSİ
Kapitalist medeniyet, bir petrol medeniyetidir. Sanayi toplumu, insan ve hayvan gibi canlı enerji kaynaklarının yerine, kömür gibi cansız bir enerji kaynağının ikame edilmesiyle vücut buldu. (Kömürün canının olup olmadığı derin bir meseledir ve ayrı bir dosya halinde ele alınmaya değer!) Yirminci yüzyılda kömürün tahtına petrol oturdu. Öyle bir oturdu ki, petrolü olmayan ülkeler de, petrol gelirlerini üretken biçimde değerlendiremeyen ülkeler de hapı yuttular.
Enerjide tek sorun petrol değil. Batılı ülkeler enerji ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü nükleer santrallerden sağlarken, “ötekiler”in aynı enerjiye sahip olmasını engelliyorlar. Fransa enerji ihtiyacının beşte dördünü, Almanya ile Japonya üçte birini, ABD beşte birini nükleer güçten sağlıyor. Sonra dönüp, nükleer enerjiye yönelen ülkeleri bombalarız diyorlar. Tam bir Kurtlar Vadisi.
Dünya petrol sorununa genel bir perspektiften bakan Sohbet Karbuz, gelecek çeyrek yüzyılda petrol talebinin %50 artarak günlük 120 milyon varile ulaşacağını tahmin ediyor. Bu bakımdan, zaten kapanmak üzere olan ucuz ve bol petrol döneminin, yerini kıt ve pahalı petrole bırakacağı kesin. Bu durumda, başta nükleer olmak üzere, alternatif enerji kaynaklarına yöneliş hızlanacaktır. Yusuf Yazar ile A. Yüksel Özemre de nükleer alternatifi kaçınılmaz bularak, siyasî iradenin bu süreçteki önemini vurguluyorlar.
İbrahim Turgutoğlu petrol nakliyatının güvenliğiyle bağlantılı gerilimleri irdelerken, boru hatlarının geçtiği ülkelerde istikrarsızlıkların devam edeceğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin doğal gaz için çok önemli bir pazar olmaya devam edeceğini söyleyen M. Zahid Karakaya, buna yönelik politikaları değerlendiriyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının önemine dikkat çeken Ahmet Kazokoğlu ise, kirli enerji kaynaklarının terörden bin beter olduğunu vurguluyor.
Kirlilik enerjide değil, kapitalist sistemin mantığında!

Paylaş Tavsiye Et