Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (November 2005) > Dünya Siyaset > Pakistan’ın yıkımı, dünyanın ayıbı
Dünya Siyaset
Pakistan’ın yıkımı, dünyanın ayıbı
Ebru Afat
SON bir yılda ardı ardına yaşanan doğal felaketlerin şaşkına çevirdiği dünya, Pakistan’ı sarsan depremle birlikte kazanamayacağı ortaya çıkan yeni bir sınavdan geçmeye başladı. 8 Ekim sabahı Pakistan’ın kuzeyinde meydana gelen ve Hindistan’ı da etkileyen Richter ölçeğine göre 7,6 büyüklüğündeki deprem sadece binlerce insanın ölmesine, milyonlarca insanın umutlarını yitirmesine yol açmakla kalmadı; doğal felaketlere karşı alınması gereken tedbirlerin yetersizliğinden, refah içinde yaşayan insanların zor durumda kalan başka insanların acılarını paylaşmaktaki isteksizliğine kadar, insanlığın hem doğa, hem de kendi türüyle ilişkisindeki trajediyi de gözler önüne serdi.
Felaketin en ağır faturası, yıllardır zaten çok büyük acılar çekmekte olan Keşmir halkına kesilmişti. Depremin merkez üssü, 1947’de Pakistan ile Hindistan arasında bölünen Keşmir’in Pakistan’ın kontrolündeki parçası olan Azad Keşmir’in başkenti Muzafferabad yakınlarıydı. Depremle birlikte Azad Keşmir’in nerdeyse tamamı ve Kuzey Batı Sınır Eyaleti’nin bazı bölgeleri yerle bir oldu. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da da çoğunlukla yabancıların oturduğu bir sitedeki blokların iki tanesi ve bazı kamu binaları çöktü. Muzafferabad ile Kuzey Batı Sınır Eyaleti’ndeki Balakot kasabası Pakistan’ın depremden en çok etkilen alanlarıydı.
Keşmir’in Hindistan tarafından kontrol edilen kısmı olan Cammu Keşmir’de ise en büyük yıkım Kemal Kote, Uri, Tangdhar kasabalarında yaşandı. Deprem Cammu Keşmir’in yazlık başkenti Srinagar ile kışlık başkenti Cammu’da da hasara yol açtı. Deprem yüzünden Pakistan’da 80.000’den fazla kişi hayatını kaybederken 77.000 kişi yaralandı ve 3 milyon kişi yani 550.000 aile evsiz kaldı. Hindistan’da ise ölü sayısı 1.400’ü aşarken evsiz kalan aile sayısı 30.000 civarındaydı.
 
Siyasî Bir Araç Olarak Yardım
Felaketin ardından Pakistan tüm dünyaya acil yardım çağrısında bulundu. 26 Aralık 2004’te Hint Okyanusu’nda meydana gelen ve aralarında Tayland ve Sri Lanka sahillerinde tatil yapmakta olan çok sayıda Batılı turistin de yer aldığı 300.000 insanın ölümüne sebep olan tsunamifelaketinin ardından yardım seferberliği başlatan zengin ülkelerin aynı performansı Pakistan için de göstermesi bekleniyordu. Ancak Birleşmiş Milletler depremden iki hafta sonra Pakistan’a yardım için talep ettiği 312 milyon doların ancak 91 milyon dolarını toplayabildi. Oysa aynı BM tsunamiden on gün sonra talep ettiği miktarın yüzde 80’ini toplamayı başarmıştı.
Pakistan, depremin yaralarını sarmak için tüm imkânları seferber ettiyse de, afet bölgesindeki yaralıları tahliye etmek ve 3 milyon insana ilaç, gıda, su ve çadır ulaştırmakta büyük zorluk yaşıyor. Yardımlardaki bu gecikme de halkta büyük bir öfkeye sebep oluyor. Sıkıntı, bölgeye giden kara yolları kapandığı için ulaşımın ancak hava yoluyla sağlanabilmesi ve Pakistan’ın elindeki araçların Himalaya dağlarının eteklerindeki binlerce kilometrelik bir araziye yayılmış olan köylere ulaşmakta yetersiz kalmasından kaynaklanıyor. Başlangıçta 17 helikopter gönderen ABD, basında Pakistan’ın terörle savaştaki stratejik konumuna dair yazılar çıkmaya başlayınca bölgeye olan ilgisini arttırdı. ABD şimdi Pakistan’a gelen yardımları deprem bölgesine ulaştıran onlarca helikopter ve nakliye uçakları, tedavi ve onarma faaliyetlerine katılan askerleri ile Afganistan ve Irak Savaşları yüzünden kendisine öfke duyan Pakistan halkının kalbini kazanmaya çalışıyor.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yardım yapılmazsa Pakistan’da ikinci bir ölüm dalgasının yaşanabileceği uyarısında bulunması, BM Acil Yardım Koordinatörü Jan England’ın BM’nin tarihindeki en büyük felaketle karşı karşıya olduğunu açıklaması ve 20-22 Ekim’de Pakistan’ı ziyaret eden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dünyada silahlanmaya harcanan paranın yanında yapılan yardım miktarının çok az kaldığını söylemesi üzerine, NATO da Pakistan’a araç ve asker gönderme kararı aldı. AB de Pakistan’a yaptığı yardımları artıracağını ifade etti. Ancak başta petrol zengini Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın diğer ülkeleri, Pakistan’a yardım konusundaki cimriliğini ve duyarsızlığını sürdürüyor. 150 milyon dolar ile Pakistan’a en büyük yardımı yapan ve kurtarma ekipleriyle afet bölgesine ilk ulaşan ülke olarak Türkiye’nin performansı bu noktada çok anlamlı kalıyor.
 
Deprem Diplomasisi ve Keşmir
Pakistan’a depremin hemen ardından 25 bin ton yardım malzemesi gönderen Hindistan, 1989’da Cammu Keşmir’deki Müslümanların başlattıkları isyanın ardından, bölge ile Pakistan arasında kestiği telefon bağlantısını yeniden başlattı. Pakistan ise, bunlara karşılık Hindistan’a Keşmir’i bölen ve iki ülke arasında sınır teşkil eden hat boyunca geçiş noktaları açmayı önerdi. Pakistan’ı Cammu Keşmir’in bağımsızlığı ya da Pakistan’a bağlanmasını hedefleyen silahlı grupları desteklemekle suçlayan Hindistan, yeni militanların sızmasını önlemek koşuluyla teklife olumlu yaklaştı. Hindistan, Cammu Keşmir’de sınırın karşı tarafındaki afetzedeler için yardım merkezleri kurmayı önerdi. Şartların sağlanmasıyla birlikte sınırın en kısa sürede açılması bekleniyor.
Hindistan’ın ikisi Keşmir yüzünden olmak üzere üç defa savaştığı Pakistan’a depremin ardından yardım teklifinde bulunması ve Pakistan’ın da bunu kabul etmesi tüm dünyada heyecanla karşılandı. Zira nükleer silahlara sahip olan Pakistan ile Hindistan arasındaki anlaşmazlığın nükleer bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıması tüm dünyayı endişelendiriyor. Tsunamidensonra Endonezya hükümeti ile Açe’nin bağımsızlığı için savaşanlar arasında sağlanan anlaşma sürekli gündeme getirilerek, iki ülkenin birbirlerine yaptıkları jestlerin, ilişkilerdeki bir yumuşamanın başlangıcı olarak görülmesi isteniyor.
Pakistan depreminin ülke için bir dönüm noktası teşkil ettiği aşikâr. Ancak Keşmir meselesinde Açe’dekine benzer bir barış yoluna gidilmesi şimdilik zayıf bir ihtimal olarak duruyor. Her halükarda iki ülke ilişkilerindeki gerilimin kısmen de olsa azalacağı söylenebilir. 1999’da askerî bir darbe ile ele geçirdiği yönetimi 2007’de yapılacak seçimlerde halka da onaylatmak isteyen Müşerref ve hükümetinin deprem sonrasındaki performansı çok sert eleştiriliyor. Birçok analizci, başta Cemaat-i İslamiye olmak üzere düzenli organizasyonları sayesinde dağıttıkları yardımlar ile deprem bölgesindeki halk arasında sempati toplayan İslamcı muhalefet partilerinin etkinliğinin artabileceği yorumunu yapıyor. Bazı yorumcular ise deprem sonrası şimdiye kadar görülmemiş ölçüde büyük bir dayanışma örneği sergileyen Pakistan halkının, özellikle de gençlerin enerjisinin bu grupları marjinalleştirebileceğini ileri sürüyor. Depremin tetikleyeceği sosyo-politik gelişmeler hem Pakistan, hem de bölge için şüphesiz büyük önem taşıyor. Fakat öncelikle sorulması gereken, evsiz kalan milyonların Himalayaların amansız kışını nasıl atlatacakları sorusudur. Can çekişmekte olan insanlığın yaşama umudu olup olmadığı, bu soruya verilecek yanıtta gizlidir.

Paylaş Tavsiye Et