Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2006) > Kitap
Kitap
Emperyalizmin Yedi Rengi
Editör: Balachandra Rajan – Elizabeth Sauer
Türkçesi: Eda Özgül
İstanbul: Küre Yayınları, 2006
Emperyalizmin rengi olur mu? Bir zamanlar Hindistan’da savunma bakanlığı yapmış olan V. K. Krishna Menon, ezilen insanlara “ne tür emperyalizm istersiniz?” sorusunu yöneltmenin, bir balığa, “margarinde mi, yoksa tereyağında mı kızartılmayı tercih edersiniz?” diye sormakla eşanlamlı olduğunu söylemiştir. Bu, Hindistan gibi Batı sömürgeciliğinin dört yüz yıllık ağır yükünü sırtında taşıyan bir ülkede savunma bakanlığı yapan bir isim tarafından söylenmiş bir söz olarak son derece manidar. Peki, Emperyalizmin Yedi Rengi isimli bu eserin İspanyol, Portekiz, İtalyan, İngiliz, Alman, Fransız vb. örneklerle birlikte Osmanlı dünya siyasetini de emperyalizm modelleri içerisinde değerlendirmesini nasıl ele almalıyız?
Batı’nın zenginliğinin Doğu’nun sefaletinin kaynağı sömürgecilik, Batılıların teorik emperyalizm çözümlemeleri ile Doğu coğrafyasında yapılan çözümlemeler arasında haklı olarak büyük bir uçurum oluşturmuş durumda. Modern Batılı tarih yazınının büyük bir bölümünde “emperyalizm”, yalnızca Batı sömürgeciliği ile ilişkilendirilen bir siyaset ve felsefe olarak değil, tarihte imperial dünya politikası güden bütün iktidar mekanizmaları için kullanılabilen bir evrenselcilik siyasetidir. Çünkü imperium yalnızca “zorlamak” ve “sömürmek” değil, aynı zamanda “üstün güç” ve “hakimiyet sahası” manasına da gelmekte; dünya tarihi emperyalizmler arası bir mücadele sahası olarak okunabilmektedir. Bu bakış açısı Emperyalizmin Yedi Rengi içerisinde “Osmanlı yönetim biçimi ve hakimiyet tipolojisi”nin incelenmeye çalışılmasının da nedenini açıklıyor. Dahası, Daniel Goffman ve Christopher Stroop’un kaleme aldıkları bu bölümde Batılı “imparatorluk teorileri”nin Osmanlı tecrübesini neden açıklayamadığı, Osmanlı tecrübesinin özgünlüğü başarıyla ortaya konuyor; Batılı emperyalist modellerle Osmanlı hakimiyet felsefesi arasındaki temel farkların altı çiziliyor.
Balachandra Rajan ve Elizabeth Sauer tarafından derlenen bu çalışma beş ana bölümden müteşekkil. “Erken Modern Avrupa Emperyalizmleri: Edebî Temsiller” başlıklı birinci ana bölümde Shankar Raman, Barbara Fuchs ve Robert Markley’nin; “Erken Modern Avrupalılar’ın Hindistan Üzerine Yazdıkları” isimli ikinci ana bölümde Dorothy Figueira, Paul Stevens ve Florence D’Souza’nın; “Erken Emperyalizmler: Doğu ve Batı” adlı üçüncü ana bölümde Daniel Goffman-Christopher Stroop, Nabil I. Matar, Patricia M. Pelley ve Balachandra Rajan’ın; “İngiliz ve Fransız Emperyalizmleri: On Sekizinci ve On Dokuzuncu Yüzyıllar” başlıklı dördüncü ana bölümde Jonathan Hart, Linda Hutcheon ve Michael Hutcheon’un; “Alman Emperyal Felsefesi ve Pratikleri” adlı beşinci ana bölümde ise Kamakshi P. Murti, Sabine Wilke ve Anthony Pagden’ın yazıları yer alıyor. / Fahrettin Altun

Tavsiye Et
Sanat ve Klasik
Hazırlayan: Halit Özkan
İstanbul: Klasik Yayınları, 2006
Sanat ve Klasik Türk mimarisi, musiki, Türk edebiyatı, Batı edebiyatı ve plastik sanatlar alanında “klasik” düşüncesinin neye karşılık geldiği sorusuna verilen farklı cevapları bünyesinde barındıran bir eser. Bilim ve Sanat Vakfı tarafından 2004 yılının Ekim ayında İstanbul’da düzenlenen “Klasiği Yeniden Düşünmek” isimli uluslararası sempozyumda sanat ve klasik ilişkisini sorunsallaştıran bazı tebliğlerin yayına hazırlanması neticesinde gündeme gelen bu eser, “klasik” ve “sanat” arasındaki ilişkiyi “klasik sanat” bağlamından çıkarıp, “sanatta klasik” tasavvuru üzerinden düşünmeye çağıran, birbirinden önemli soru ve cevapları ihtiva ediyor. Çalışmaya Uğur Derman, “Osmanlı Celî Hattında Klasik Kavramı”, Aziz Doğanay “Türk Yapı Detaylarının Klasik Dili”, Selen M. Morkoç ve Sema Serim “A Hermeneutical Reading of Sinan’s Architecture as Classical”, Z. Kenan Bilici “Türk Neo-Klasisizmi”, Ahmet Hakkı Turabi “Klasik İslâm Düşüncesinde Musikî Tasavvuru”, Gülgün Yılmaz “Osmanlı Sarayında ‘Klasik’ Batı Müziği”, Vildan Serdaroğlu “Klasik Osmanlı Şairlerinin Klasikleri”, Nuran Altuner “Klasik’te Sebk-i Hindî”, İsmail Veliyev “Klasik Eserlerin Anlaşılması ve Neşre Hazırlanmasının Özellikleri ve Problemleri”, Tansu Açık “Klasik Nedir ya da Yazılı Kültürün Savunusu”, Seçkin Ergin “A Canon Reconstituted”, Fikret K. Yegül “The Classical Column”, Liliana V. Simeonova “Medieval Greeks, Latin and Turks and the Classical Art of Constantinople”, Semra Daşçı “Avrupa Resim Tarihinde Klasik Kavramı Üzerine Düşünceler” başlıklı araştırmalarıyla katkıda bulunuyorlar. Mustafa Özel’in dediği gibi, “klasikler meselesinin yeniden gündeme getirilmesi sıradan bir entelektüel tecessüs değil, varoluş sancısı çeken bir topluluğun şifa arayışıdır.” / Fahrettin Altun

Tavsiye Et
St. Thomas Aquinas
Muhammet Tarakçı
İstanbul: İz Yayıncılık, 2006
Yirminci yüzyıl Batı düşüncesinin en ihmal edilen alanlarından bir tanesinin Katolik felsefe ve en görmezden gelinen akımlarından birisinin de Yeni-Thomasçılık olduğunu düşünüyorum. Katolik felsefe, Batı’nın en laik kültür coğrafyası olan Fransız entelektüel dünyasına bilinenin çok ötesinde “müdahaleler”de bulunmuştur.
Bugün post-yapısalcılık üzerinden Anglosakson entelektüel ortamına, oradan da bize akan ve “post-modern” olarak nam salan düşünme kalıpları Katolik filozofların modern dünyaya dönük eleştirilerinden, özellikle de Yeni-Thomasçı filozofların açtıkları tartışmalardan bağımsız ele alınamaz. Çünkü yirminci yüzyıl Fransız kültür coğrafyası Yeni-Thomasçılığın ve Katolik filozofların eleştirileri dışarıda tutularak anlaşılamaz.
Bu eser sırf bu alanla irtibatı açısından dahi özel bir ilgiyi hak ediyor. Yazarın doktora tezinin kitaplaşmış hali olan bu eser, esasında Thomas Aquinas’ın hayatını, dönemine ve kendisinden sonraki Katolik teolojisine etkisini ve başyapıtı Summa Theologica Gentiles’den ve en meşhur eseri Summa Theologica’dan hareketle Aquinas’ın teolojisini ayrıntılarıyla ele alıyor. / Fahrettin Altun

Tavsiye Et
Ahmet Hamdi Tanpınar Ebediyetin Huzurunda
Selma Ümit Karışman - Ümit Meriç
İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2006
Çağdaş Türk düşüncesinin kaç Tanpınar’ı var? Kaç Ömer Seyfettin’i varsa o kadar. Ömer Seyfettin ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ı neden mi birlikte andım? Bu iki ismin hayat çizgileri, onları bir arada düşünmemize elvermiyor görünebilir. Ne var ki söz konusu hayat çizgilerinin noktalanma süreçleri, bilenleri ortak bir hüzne gark eder. Bahsi geçen süreçler bence her şeyden önce bu memlekette “kültür politikaları”nı oluşturanların vefasızlığını ve dahası pragmatizmini ele veriyor.
Selma Ümit Karışman ve Ümit Meriç’in birlikte hazırladıkları ve daha önce Ufuk Kitapları’nın “20. Yüzyılda Türk Kültürüne Yön Verenler” isimli dizisinin birinci kitabı olarak okur karşısına çıkan bu eser, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın düşünce dünyasını anlamak isteyenler için bir ipucu mahiyetinde. Bu kitap Tanpınar’ın hayatına dair sımsıcak ayrıntılar barındırmasının yanı sıra, onun düşünce ve edebiyat dünyası hakkında soğukkanlı çözümlemeleri de ihtiva ediyor. / Fahrettin Altun

Tavsiye Et
Allah’a Ismarladık Kudüs
Sefer Turan
İstanbul: Pınar Yayınları, Mart 2006
Kalbe dokunan defne dalıdır Kudüs. Yalnız Müslümanlar değil, insanlık paydasında birleşmek isteyen her beşerin gönlündeki telleri gönlü-hassasına bağlaması gereken, müşterek değerlerimizin çekim alanıdır. Millet olarak bizim için ise değeri farklı idi; hâmisi, hâdimi, sevdalısı idik Kudüs’ün. Osmanlı’nın kentten askerlerini çekişi bile, son Kudüs Mutasarrıfı İzzet Bey’in kenti terk etmeden önce İngiliz komutanlığına yazdığı mektupta dediği gibi, “ancak kentteki kutsal dinî mekânların yıkılmasını önlemek için”di. Ne yazık ki, Kudüs ile alakamızın gün be gün eksildiği esef verici bir gerçek. Sefer Turan, ikinci kitabı Allah’a Ismarladık Kudüs’te de bizlere Kudüs’ü değişik veçheleriyle anlatarak vicdanımızın külleri arasından Kudüs’ün közlerini çıkarmaya çalışıyor. Kitabın ismi bile bu minvalde. “Allah’a ısmarladık Kudüs” ifadesi, Eyalet Komutanı Ali Fuat Paşa’nın İngiliz askerlerinin Kudüs’ü birkaç saat içinde işgal edeceklerini öğrendiğinde Zeytin Dağı’ndaki karargâhından Şam’daki ordu karargâhına çektiği son telgraftan bir parça. Sefer Turan, Osmanlı’nın vedasının ardından Kudüs’e olanlara dikkat çekerek, şimdiki kayıtsızlığımızın bize ve Kudüs’e zararlarını gazeteci sâdeliği ile yazıyor. Kitabı belki de bu kadar etkili kılan bu sâdelik. Sefer Turan’ın dile getirdiği gerçekler zaten kendi içlerinde o kadar çarpıcı ve sarsıcılar ki, hiçbir dil oyununa, anlatımda farklılığa gerek kalmıyor. Kudüs, ince, sivri, çelik bir ip; her sayfada kalbimize batıp çıkıyor.
Sefer Turan, Allah’a Ismarladık Kudüs’te Kudüs’ün dününü, bugününü, yarınını, sanatını, siyasetini, edebiyatını, fikrî derinliğini derliyor. Kısa kısa, bize Kudüs’ün hikâyelerini anlatıyor. Kimi zaman tarihî gerçeklere dayıyor sırtını, kimi zaman din adamları, politikacılar, entelektüeller, sanatçılar gibi Filistin’in bilinen şahsiyetlerine; kimi zaman ise sokaktaki herhangi birine. Örneklerinin çeşitliliği ve duyulmamışlığı okumayı keyifli kılmakla kalmayıp hayreti ve hüznü de derinleştiriyor. Tüy gibi kitap, kurşun gibi ağır bir mahiyete sahip oluyor böylece. / Betül Özel Çiçek

Tavsiye Et
Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni’nin Serüvenleri I-II
Ebüssüreyya Sami
Sadeleştiren ve Hazırlayan: Erol Üyepazarcı
İstanbul: Merkez Yayınları, 2006
Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni’nin Serüvenleri’nin yazarı Ebüssüreyya Sami hikâyelerine şu sözlerle başlar: “Sherlock Holmes, Nat Pinkerton, Nick Carter, Lecoq, Harry gibi Batı’nın zabıta yaşamında harikalar yarattıkları söylenen fevkalade zeki kişilere ait öykülerin ne kadar merakla okunduğunu gördükçe Doğu ülkelerinin de bu gibi zekâlardan yoksun olmadığını kanıtlayacak, saklanmış ve doğru olan belgelerin yayınlanmasını ulusal ve vatanî görevlerden saydım.” Amanvermez Avni ilk polisiye kahramanımız. Polisiye türünde Peyami Safa ve Kemal Tahir’in öncülü olan Ebüssüreyya Sami edebiyatımıza samimi, yetenekli, süper-kahramanlıktan ziyade insan olmaya yakın ama tip olmaktan kurtulamamış, maceraları kolay okunur Avni’yi kazandırmıştır. Edebiyat tarihimizde bu açıdan kıymetlidir. Yine de, “Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü” ifadesi düşündürücü. Avni’nin Holmes’e ne kadar benzediği bir tarafa, neden bir Avni tipine ihtiyaç duyulduğu, Avni’nin ortaya çıkış saikleri sorgulanmalı. “Edebiyat nedir, ne işe yarar?” soruları sosyal yaşantımızın istikametini belirlemeye başladıkça, bir eserin nasıl yazıldığı kadar neden yazıldığını bilmek de önem arz ediyor.
Bülent Somay, polisiye türünün bir tarih yazımı metaforu olarak değerlendirilebileceğini söyler. Ebüssüreyya Sami’nin giriş cümlesini bir de bu gözle okuyalım. / Betül Özel Çiçek

Tavsiye Et