Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ocak 2007) > Film
Film
Küçük Kıyamet

Yönetmen: Yağmur Taylan, Durul Taylan
Senaryo: Doğu Yücel
Oyuncular: Başak Köklükaya, İlker Aksum
Yapım: Türkiye, 2006, 93 dk.

İstanbul’da huzurlu bir yaşam süren Bilge, iki küçük çocuğu, eşi ve yeğenleriyle birlikte tatile çıkma hazırlığındadır. İstanbul’da yaşadıkları yer sarsıntısının ardından, apar topar internet üzerinden Fethiye’de bir sahil kasabasında kiralamış oldukları villanın yolunu tutarlar. Ancak depremden kaçan aileyi gittikleri bu tuhaf kasabada esrarengiz olaylar beklemektedir. Bu olaylar derinlerde yer bulan korkularıyla yüzleşmelerini sağlayacaktır.
Küçük Kıyamet, ölüm, sevdiklerini kaybetme ve özellikle 17 Ağustos depreminden sonra, olası İstanbul depremine yönelik senaryoların da etkisiyle kolektif bilinçaltımıza iyice yerleşen deprem korkusunu temel alıyor. Son dönemdeki “Türk korku filmi” furyasını başlatan ve Amerikan tarzı “korkunç komik” film olarak lanse edilse de ne korkunç ne de komik olmayı başarabilen Okul (2003) filminden tanıdığımız Taylan biraderler bu sefer, yeni trend Uzakdoğu sinemasına öykünen, dünyevi olduğu kadar metafizik korkulardan da beslenen bir psikolojik gerilime imza atıyorlar. Film başlangıçta, gerek hikayesi gerekse de, ana karakterinin Nicole Kidman’ın başarılı performansında hayat bulan “çocuklarına karşı aşırı koruyucu anne” karakterini hatırlatması itibariyle fazlasıyla Alejandro Amenabar filmi Diğerleri’ne benzese de finale doğru silkelenip kendine gelerek farklı bir suya yelken açmayı başarıyor. Bu anlamda “her şeyin, hikayenin sonunda anlaşıldığı” Küçük Kıyamet’in Hint asıllı Amerikalı yönetmen Night Shyamalan’ın 6. His’si ile başlayan “sürpriz finalli filmler”in dramatik yapısını ödünç aldığını ve özellikle son bölümünde izleyiciyi ters köşeye yatırmayı başardığını söylemek mümkün. Küçük Kıyamet ne sinema dili (Onlar) ne de görsel efektleri (Derin Darbe) itibariyle özgün bir film olmasa da aksamadan işleyen senaryosu, tekinsiz atmosferi, Kevin Moore’un etkileyici müzikleri, oyunculuk ve görsel efektlerdeki yetkinliği ile hedeflediği şeyi yani başta saydığımız korkuları canlandırabiliyor. Özellikle görsel efektlerin de yardımıyla olası bir depremdeki İstanbul’un halini başarıyla resmeden sahnesiyle fazlasıyla irkiltici olmayı başarıyor.
Hayat-ölüm ikilemini, kent-kırsal, kentli-köylü metaforları üzerinden anlamlandıran film, bu haliyle Türk entelijansiyasının, din ve dinî unsurları “henüz modernleşememiş” kesimlerin uğraşısı olarak gören zihin yapısını da açık ediyor. “İnsanın kıyameti ölümüdür” hadisinden mülhem “küçük kıyamet” ismini alan film, ismini referans aldığı dine dair herhangi bir motif içermiyor. Korku filmlerindeki ‘öteki’, ‘ben’in dışındakinin yanı sıra hiçbir zaman yok edilmeyecek olan ‘ben’deki baskılanmış olanı da tanımlar. Bu anlamda Türk sinemasında son dönemde Araf, Dabbe, Büyü, Küçük Kıyamet gibi filmlerde İslami motiflere yüzeysel bir biçimde de olsa gerçekleşen yönelimi, Türkiye’de yaşanan tepeden inmeci modernleşmeyle birlikte bir kenara atılan din ve geleneğin, yani “bastırılmış olan”ın ilk bulduğu açıktan kimi zaman sağlıksız bir biçimde taşması olarak değerlendirmek mümkün. /Hilal Turan


Tavsiye Et
Karanlık Şehir / Dark City DVD

Yönetmen: Alex Proyas
Oyuncular: Rufus Sewell, Jennifer Connoly
Yapım: İngiltere, 1998, 96 dk.
Gözünü açtığında kendini tuhaf bir otel odasında bulan John Murdoch, vahşice işlenmiş seri cinayetlerin zanlısı olarak arandığını öğrenir; ancak hiçbir şeyi hatırlayamıyordur. Peşindeki polislerden kaçarken, zamanı durdurup gerçekliği başka şekillere sokan gizemli yabancıların farkına varır.
Yönetmen Proyas, Karanlık Şehir’de insanların zihinlerindeki anıların toplanıp, yerlerine farklı anılar yerleştirildiği; gündüz ve gecenin mekanik bir biçimde değiştirildiği distopik bir evren yaratır. Kara film ve bilim-kurgu kategorilerinin kesiştiği bir noktada yer alan film, gerçeklik-illüzyon ilişkisini irdeleyen yönüyle Matrix filmine de ilham vermiştir. Kader, hafıza, irade kavramlarını sorgulayan felsefî alt metinler açısından da zengin olan Karanlık Şehir, türünün kült filmleri arasında yer alır. /Hilal Turan


Tavsiye Et
Cenneti Beklerken

Yönetmen-Senaryo: Derviş Zaim
Oyuncular: Serhat Tutumluer, Melisa Sözen
Yapım: Türkiye-Macaristan, 2006, 107 dk.
On yedinci yüzyılda yaşayan minyatür ustası Eflatun Efendi, bir gün zorla Osmanlı vezirinin huzuruna çıkartılır. Kendisine Osmanlı devletine karşı ayaklanan Danyal adlı bir şehzadenin idam edileceği söylenir. Eflatun’dan istenen Danyal’ın suretini, idam edilmeden önce Batılı tarzda resmetmesidir. Karısı ve oğlunun ölümünün ardından görevlendirilen nakkaş, bir grup adamla Anadolu’ya doğru yolculuğa çıkar. Anadolu’yu eşkıyanın bastığı bir dönemde yolda rastladıkları köle kızı Leyla ile nakkaş arasındaki ilişki yolculuk sırasında boyut değiştirir. Yolda can güvencesi bile olmayan Eflatun Efendi, bir yandan canının derdiyle uğraşırken diğer yandan Leyla ile aralarında gelişen aşka karşı mücadele vermektedir. Derviş Zaim, son filmi olan Cenneti Beklerken’de minyatür sanatı üzerinden Osmanlı İmparatorluğu’ndaki taht kavgalarını anlatarak özgün bir dil yakalamaya çalışır. Filler ve Çimen filminde kullandığı ebru sanatı filmin yan unsuru olarak dururken; son filminde kullanmış olduğu minyatür, anlatının asıl öğesini oluşturur. Dönemin koşulları içinde Batılı tarzda resim yapmayı istemeyen nakkaş, zorla gönderildiği görevde başka bir kültürel olgu ile karşılaşır. Yolda Danyal’a esir düşen nakkaştan istenen Velasquez’in ünlü ‘Las Meninas’ tablosuna benzeyen bir tabloda aynanın üzerine Mehdi’nin suretini eklemesidir. Eflatun Efendi’nin İslam geleneğinde yasak olduğu için görevini yerine getiremeyeceğini anlayan Leyla, canlarının bağışlanması için nakkaşın önceden çizmiş olduğu Mehdi suretini Danyal’ın verdiği tabloya ekler. Derviş Zaim, tablonun üzerine eklemlediği figürle minyatür ve Batı resminin kolajını yapar. Ortaya çıkan ve birbiri üzerinde sırıtan kolaj, hakikati ve tasviri birbirine karıştırır. Medeniyetler çatışmasının altını çizmek maksadıyla abartılı bir anlatıma meyleden yönetmen, karakter çizimlerinde de nakkaşın Allah korkusunu, Batı tarzında resmettiği suretlerden dolayı duyduğu vicdan azabından ibaret kılar. Nakkaşlığı dışında insani zafiyetlerine yenik düşen Eflatun Efendi, hayat karşısında kendi gölgesinden dahi korkacak kadar eğreti dururken arada bir hakikate ilişkin etkileyici cümleler kurar. Zaim, şüphesiz minyatürün hareketli kullanımı ile arada serpiştirilen motiflerle, yansılmalarla ve kostümlerle Türk sinemasında eksik kalan biçimciliği zenginleştirir. Ancak grafik anlamda sağlanan denge filmin konusu anlamında benzer bir başarıya sahip değildir. Çok fazla öğenin bir arada kullanılması, her bir öğeyi düzgün kullanmayı gerektirdiği için Derviş Zaim’in son filmi Cenneti Beklerken biçim ve içerik bütünlüğünü sağlama noktasında zayıf kalır. /Esra Bulut


Tavsiye Et