Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ağustos 2008) > Ankara Havası
Ankara Havası
İfrat ile tefrit arasında Ergenekon
Er­ge­ne­kon da­va­sın­da bek­le­nen id­di­ana­me mah­ke­me­ye su­nul­du; ama tar­tış­ma­lar du­rul­ma­dı. “Dağ fa­re do­ğur­du” ile “Az kal­sın nük­le­er bom­ba ya­pa­cak­lar­mış” ara­sın­da­ki de­rin uçu­rum­da yu­var­la­nıp du­ran tar­tış­ma­cı­lar, ko­nu­nun ger­çek bo­yu­tu­nu ıs­rar­la ıs­ka­la­ma­ya de­vam edi­yor.
Bu ara­da ken­di­le­ri­ni açık­ça ifa­de eden Er­ge­ne­kon yan­lı­la­rı­nın, ko­nu­yu Ze­ke­ri­ya Be­yaz ve Yal­çın Kü­çük gi­bi fi­gür­le­rin şah­sın­da ka­ri­ka­tü­ri­ze ol­ma­ya teş­ne ve nis­pe­ten se­vim­li bir gö­rü­nü­me bü­rün­dür­dük­le­ri söy­le­ne­bi­lir. Avu­kat Deniz Bay­kal’ın da ek­le­ne­bi­le­ce­ği bu fi­gür­le­re, me­se­la Fik­ri Sağ­lar gi­bi çe­te­le­re kar­şı ver­di­ği mü­ca­de­ley­le ta­nı­nan isim­le­rin de ka­tıl­dı­ğı olu­yor. Bu tef­rit­çi gru­bun ar­gü­man­la­rı kı­sa­ca şun­lar:
Bir:İl­han Sel­çuk ke­lep­çe­len­miş­tir; o hal­de Er­ge­ne­kon fa­sa fi­so­dur.
İki: Mus­ta­fa Bal­bay gi­bi bir ga­ze­te­ci bi­le gö­zal­tı­na alın­mış­tır; o hal­de Er­ge­ne­kon…
Üç: Gö­zal­tı­na alı­nan­la­rın hep­si Ata­türk­çü­dür; o hal­de…
Di­ğer ta­raf­ta ise, if­ra­ta gi­den, ne­re­dey­se Cem Sul­tan’ın ölü­mün­den bi­le Er­ge­ne­kon’u so­rum­lu tu­ta­cak bir “sos­yal so­rum­lu­luk pro­je­si” yü­rü­tü­lü­yor. Da­ha ön­ce Saa­det­tin Tan­tan’ın “Ta­pı­nak Şö­val­ye­le­ri” ve “nü­fuz ca­sus­la­rı” jar­go­nuy­la gü­lünç ha­le ge­tir­di­ği fai­li meç­hul­ler, Er­ge­ne­kon’un bağ­la­mın­dan ko­pa­rıl­ma­sıy­la ay­nı akı­be­te uğ­ra­tıl­mak is­te­ni­yor san­ki.
So­nuç­ta tef­rit­çi­ler ile if­rat­çı­lar di­ye­bi­le­ce­ği­miz her iki ta­ra­fın da ça­ba­la­rı ay­nı ka­pı­ya çı­kı­yor: Su­lan­dı­rıl­mış bir Er­ge­ne­kon.
Hâl­bu­ki iz­lek bel­li, kö­şe taş­la­rı bel­li: Üm­ra­ni­ye ve Es­ki­şe­hir’de bu­lu­nan ve Cum­hu­ri­yet ga­ze­te­si­ne atı­lan el bom­ba­la­rı ile Da­nış­tay sal­dı­rı­sı fa­il ve az­met­ti­ri­ci­le­ri ara­sın­da­ki iliş­ki. Bu iliş­ki­yi çöz­me­ye odak­lan­mış bir id­di­ana­me, bu­na bağ­lı ola­rak he­sap­ta bu­lun­ma­yan pek çok ka­ran­lık nok­ta­yı or­ta­ya çı­ka­ra­bi­lir.
Er­ge­ne­kon da Su­sur­luk gi­bi “fa­sa fi­so” ol­maz in­şal­lah. Yok­sa bun­dan ta­rih önün­de tef­rit­çi­ler ka­dar if­rat­çı­lar da so­rum­lu olur. Fa­kat olan bi­ze olur.

Tavsiye Et
Millet kazandı!
Ka­pat­ma da­va­sı­nın so­nu­cu açık­lan­dı­ğın­da ilk an­da di­li­me dü­şen cüm­le, “Mil­let ka­zan­dı” ol­du. Bir de kay­be­den­ler var ta­bi­i. Sa­de­ce bi­ri­ni söy­le­mek ge­re­kir­se, Ana­ya­sa Mah­ke­me­si Baş­ka­nı Ha­şim Kı­lıç’ın da­va so­nu­cu­nu açık­la­ma­sı­nı bek­le­me­den “AK Par­ti ka­pa­tıl­dı” man­şe­ti­ni ça­kan Ha­ber­türk te­le­viz­yo­nu.
Fa­tih Al­tay­lı’nın ay­nı gün­kü Ha­ber­türk si­te­sin­de Er­ge­ne­kon id­di­ana­me­sin­de­ki kü­für­lü ve ar­go söz­cük­le­rin çe­te­le­si­ni tut­tu­ğu ya­zı­yı okur­ken gel­di ha­ber: AK Par­ti ka­pa­tıl­ma­mış­tı. Al­tay­lı, id­di­ana­me­de kaç ta­ne han­gi cins kü­für ol­du­ğu­nu, üşen­me­miş say­mış; san­ki o söz­cük­le­rin sa­hi­bi Sav­cı Ze­ke­ri­ya Öz imiş gi­bi.
Yi­ne de biz ar­go ko­nu­sun­da had­di­mi­zi aş­ma­ya­lım; Al­tay­lı’nın eli­ne su dök­mek ne had­di­mi­ze!
Ko­nu­ya dö­ner­sek, Ha­ber­türk bir kı­sım med­ya gi­bi hem ka­yıp hem de ayıp et­ti.
So­nuç açık­lan­dık­tan son­ra bi­ze de “Ne Ha­ber­türk?” di­ye sor­mak kal­dı.

Tavsiye Et
Sudan veya sulandırılmış sorunları
Türk ba­sı­nı­nın bü­yük bir bö­lü­mü ile Me­lih Gök­çek ara­sın­da­ki sev­gi­siz­lik sır de­ğil. Baş­kent An­ka­ra’da üç dö­nem­dir be­le­di­ye baş­kan­lı­ğı­na seçilerek “med­ya­ya rağ­men ka­za­nan adam” ima­jı­nı otur­tan Gök­çek, bu­nu sa­de­ce he­sap-ki­tap bil­me­siy­le de­ğil, bi­raz da kar­şıt­la­rı ve söz ko­nu­su med­ya sa­ye­sin­de el­de edi­yor.
Me­se­la ka­mu­oyu­nun An­ka­ra’nın su so­ru­nu­na odak­lan­dı­ğı Ha­zi­ran ayın­da “Siz asıl İz­mir’in su­yu­na ba­kın; ar­se­nik mik­ta­rı Sağ­lık Ba­kan­lı­ğı kri­ter­le­ri­nin üze­rin­de” di­ye he­def gös­te­rin­ce CHP’li İz­mir Be­le­di­ye Baş­ka­nı, Sağ­lık Ba­kan­lı­ğı’ndan kri­ter­le­rin yu­ka­rı çe­kil­me­si­ni med­ya ara­cı­lı­ğıy­la ta­lep et­ti. Tem­muz ayın­da ise OD­TÜ’de­ki ka­çak ya­pı­laş­ma­ya iliş­kin tar­tış­ma, ga­ze­te ve te­le­viz­yon­lar­da “Gök­çek, OD­TÜ’yü yı­ka­cak” şek­lin­de ve­ril­di. Or­ta­la­ma va­tan­da­şa bi­le “Akıl var, man­tık var” de­dir­ten bu ha­ber­ci­lik tar­zı da Gök­çek’in ha­ne­si­ne “Ken­di­si­ne OD­TÜ’yü yı­ka­ca­ğı if­ti­ra­sı atı­lan adam” mağ­du­ri­ye­ti ola­rak ya­zıl­dı.
An­ka­ra’nın su so­ru­nu mu? An­ti Gök­çek med­ya ko­nu­yu o ka­dar su­lan­dır­dı ki, şim­di­ler­de su­dan bu­lup uğ­raş­mı­yor bi­le.

Tavsiye Et
Ankara “güm”demleri
An­ka­ra’da gün­de­min gü­rül­tü­sü için­de gü­me gi­dip “güm”dem olan­la­ra bu­gün­ler­de sık­ça rast­la­nı­yor.
İlk ola­rak Bü­lent Ece­vit’in, ba­şa­rı­sız bir is­ti­fa et­tir­me gi­ri­şi­mi­ne ma­ruz ka­lan ha­le­fi Ze­ki Se­zer, Ece­vit’e, baş­ba­kan­lı­ğı dö­ne­min­de “ba­zı emek­li ge­ne­ral­le­rin bas­kı de­ğil, ama çe­kil te­men­ni­si”nde bu­lun­duk­la­rı­nı söy­le­yi­ver­di.
Hep bir­lik­te “Ne­re­dey­din?” de­dik; ko­nu güm­dem ol­du.
İkin­ci ola­rak da TBMM’nin yal­nız ada­mı ve Tür­ki­ye’de­ki ger­çek so­lun tem­sil­ci­si Ufuk Uras, “Dar­be ve muh­tı­ra gi­bi de­mok­ra­si dı­şı gi­ri­şim­le­rin be­lir­len­me­si için Mec­lis Araş­tır­ma­sı açıl­ma­sı”­nı ve “12 Ey­lül dar­be­ci­le­ri­nin yar­gı­lan­ma­sı için Ana­ya­sa’nın ge­çi­ci 15. mad­de­si­nin kal­dı­rıl­ma­sı”nı tek­lif et­ti.
Ona da “Ne­re­dey­din?” de­dik; çün­kü ha­re­ket yüz­de yüz doğ­ru ol­mak­la bir­lik­te, za­man­la­ma­sı ba­kı­mın­dan aca­yip de­re­ce­de stra­te­ji yok­su­nuy­du. Mi­li­ta­rist­ler ile de­mok­rat­la­rın her adı­mı he­sap­la­ya­rak at­tı­ğı bir or­tam­da Uras’ın gi­ri­şi­mi pek he­sap­sız ve ro­man­tik kaç­tı.
Bir yıl­dan be­ri pek se­si çık­ma­yan Uras, bel­ki de bu sus­kun­lu­ğu te­la­fi ede­cek­ti. Fa­kat tam da Er­ge­ne­kon da­va­sı ve YAŞ sü­reç­le­ri­ne gi­ril­miş­ken “dem bu dem” de­di ve o da Se­zer’in açık­la­ma­sı gi­bi ne ya­zık ki güm­dem ol­du.

Tavsiye Et
“Amiral battı” demesinler!
Ami­ral Ge­mi­si’nin Er­tuğ­rul Kap­ta­nı, Er­ge­ne­kon da­va­sıy­la il­gi­li ola­rak ki­mi­le­ri­ne şa­şır­tı­cı ge­len bir üs­lup mu­va­ze­ne­siy­le ya­zı­lar ka­le­me alı­yor. Bu­nu, şim­di­ye ka­dar­ki çu­val­la­ma­lar­dan ders al­ma­sı­na bağ­la­yan­lar ol­du­ğu ka­dar, Er­tuğ­rul’un ço­cuk­su bir saf­lık­la ger­çe­ği ara­ma me­ra­kı­na sa­hip ol­du­ğu için ko­nu­ya den­ge­li yak­laş­tı­ğı­nı id­di­a eden­ler de var.
On­da şim­di­ye ka­dar hiç fark et­me­di­ğim bu ço­cuk­su­lu­ğun izi­ni sü­re­yim de­dim ve ba­kın han­gi sa­tır­lar­la kar­şı­laş­tım. Hur­şit To­lon’un, ifa­de­sin­de, Akın Bir­dal sui­kast­çı­sı ile bir ara­ya gel­di­ği­ni ve Ya­şar Bü­yü­ka­nıt’la il­gi­li ba­zı bel­ge­le­ri ar­şiv­le­di­ği­ni söy­le­me­si­ne, ba­kın, na­sıl tep­ki gös­te­ri­yor Er­tuğ­rul:
“Kos­ko­ca ko­mu­ta­nın, ci­na­yet gi­ri­şi­mi­ne ka­rış­mış bir in­sa­nın ka­tıl­dı­ğı ne idü­ğü be­lir­siz böy­le bir top­lan­tı­da işi ne?
De­mek ki emek­li­lik ha­ya­tın­da­ki ara­yış­la­rı on­la­rı böy­le yan­lış ad­res­le­re de gö­tür­müş.
Ay­rı­ca Ya­şar Pa­şave ai­le­si hak­kın­da­ki bel­ge­le­ri sak­la­ma­sı­na da çok üzül­düm.
İn­san, te­rö­re kar­şı omuz omu­za sa­vaş­tı­ğı ar­ka­da­şı­na bu­nu ya­par mı?”
“Kos­ko­ca ko­mu­tan”, “emek­li­lik ha­ya­tın­da­ki ara­yış­lar”, “bel­ge­le­ri sak­la­ma­sı­na da üzül­düm”, “in­san … bu­nu ya­par mı?” ifa­de­le­rin­de­ki saf­lı­ğı gör­me­mek müm­kün de­ğil.
Ne ka­dar na­hif (cı­lız) ve na­if (ace­mi­ce) tep­ki­ler de­ğil mi?
Ve ne ka­dar ço­cuk­su…
Kos­ko­ca Ami­ral böy­le ya­par­sa, di­ğer tay­fa­lar ne­ler ya­zar?
“Ami­ral bat­tı” de­me­sin­ler son­ra?

Tavsiye Et
Ankara’da dinlenmek
Nor­mal ko­şul­lar­da yaz ay­la­rı ül­ke­nin si­ya­sal gün­de­mi­nin ru­tin­leş­ti­ği dö­nem­ler­dir. An­cak Tür­ki­ye, bir­kaç yıl­dan be­ri si­ya­si­le­rin ta­ti­le bi­le çı­ka­ma­dı­ğı bir ül­ke ha­li­ne gel­di. Os­man­lı pa­di­şah­la­rı­nın hal edil­me kor­ku­suy­la pa­yi­taht­tan ay­rı­la­ma­ma­sı­nı ha­tır­la­tan bu du­rum, bu­gün mu­ha­le­fet için de ge­çer­li. Mec­lis yo­ğun me­sai­ye de­vam edin­ce, ik­ti­da­rı, mu­ha­le­fe­ti hep bir­lik­te sı­ra­lar­da otur­mak zo­run­da ka­lı­yor.
Hat­ta si­ya­sal gün­de­min pe­şi­ne ta­kıl­mış olan as­ke­rî-si­vil bü­rok­ra­si de ta­til­le­ri er­te­le­mek ya da ip­tal et­mek zo­run­da ka­lı­yor. Do­la­yı­sıy­la An­ka­ra yaz ay­la­rın­da da dop­do­lu.
De­dik ya, yaz ay­la­rın­da gün­de­min ru­tin­leş­me­si­ne “nor­mal şart­lar­da” rast­la­nır. Flor­ya sa­hi­lin­de ço­cuk­la ko­nu­şan Ata­türk’ün ve­ya Ok­luk Ko­yu’nda ber­mu­da şor­tuy­la Tur­gut Özal’ın gö­rün­tü­le­ri­ni ha­tır­la­yın­ca, in­san, o gün­ler­de bi­le si­ya­set­çi­nin ta­til yap­ma lük­sü­ bu­lun­du­ğu­nu dü­şü­nü­yor.
De­mek ki ger­çek­ten anor­mal gün­ler­den ge­çi­yo­ruz.
Oy­sa yıl bo­yu çok ça­lı­şan si­ya­set­çi ve bü­rok­rat­la­rın ger­çek­ten ta­ti­le ih­ti­yaç­la­rı var.
Sa­de­ce te­le­fon­da “din­len­mek” yet­mi­yor; ba­zen ka­fa­yı din­le­mek de ge­re­ki­yor.

Tavsiye Et