Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ağustos 2008) > Çeviriyorum
Çeviriyorum
Türkiye’nin demokrasisi korunmalı / Başyazı, The Christian Science Monitor, 11 Temmuz 2008
Amerikan Ba­sı­nı
Çe­vi­ri: Burcu Anatay
 
Tür­ki­ye de­nin­ce ak­la ya İs­tan­bul’un o ha­yat do­lu Ka­pa­lı Çar­şı’sı ya da Aya­sof­ya’nın o mu­az­zam kub­be­si ge­lir. An­cak Tür­ki­ye’nin si­ya­si ünü, İs­lam ile bi­rey­sel öz­gür­lük­le­rin bir ara­da ya­şa­yabi­le­ce­ği­ne ör­nek teş­kil eden dün­ya­nın en uzun ömür­lü de­mok­ra­si de­ne­yi­mi­ne sa­hip Müs­lü­man ül­ke­si ol­ma­sın­dan kay­nak­la­nı­yor. Ve bu de­mok­ra­si şim­di­ler­de zor­lu bir sı­nav ve­ri­yor.
Tür­ki­ye’nin en et­ki­li iki si­ya­si gü­cü -hü­kü­me­tin ba­şın­da­ki İs­lam­cı­lar ile or­du­yu, yargıyı ve bü­rok­ra­si­yi ellerinde tutan la­ik­çi­ler- bu NA­TO ül­ke­sin­de iktidar için bir­bir­le­riy­le sert bir mü­ca­de­le içe­ri­sin­de. Mü­ca­de­le sa­ha­sı ise epey­ce si­ya­si­leş­miş hu­kuk sis­te­mi.
Bir hu­kuk kav­ga­sı ku­la­ğa faz­la teh­li­ke­li gel­me­ye­bi­lir. Fa­kat bu kav­ga, de­mok­ra­tik il­ke­le­re za­rar ve­ren bir se­vi­ye­ye ulaş­ma­sı ha­lin­de va­him so­nuç­lar do­ğu­ra­bi­lir. La­ik­çi­ler yö­ne­tim­de­ki “ılım­lı İs­lam­cı” AKP’yi ön­ce­kin­den da­ha yük­sek bir oy ora­nıy­la ye­ni­den ik­ti­da­ra ta­şı­yan 22 Tem­muz se­çim­le­ri­ni gör­mez­den ge­li­yor­lar. Ve AKP’yi, la­ik­lik ko­nu­sun­da has­sas üye­ler­den olu­şan Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nde ala­şa­ğı et­me­ye ça­lı­şı­yor­lar.
Dev­le­tin baş­sav­cı­sı, AKP’nin Ana­ya­sa’nın ca­mi ile dev­let ara­sın­da tam bir ay­rı­lı­ğı ön­gö­ren ve mo­dern Tür­ki­ye’nin ku­ru­cu­su Mus­ta­fa Ke­mal Ata­türk’ün mi­ra­sı olan la­ik­lik il­ke­si­ni ih­lal et­ti­ği ge­rek­çe­siy­le ka­pa­tıl­ma­sı­nı is­te­di. Bu da­va­nın açıl­ma­sı­nı ise, AKP’nin üni­ver­si­te­ler­de­ki kız öğ­ren­ci­le­rin baş­la­rı­nı ört­me­le­ri­ne iliş­kin ya­sa­ğı kal­dır­ma­sı te­tik­le­di. Ana­ya­sa Mah­ke­me­si de Ha­zi­ran’da, ken­di­si kü­çük ama di­nî öz­gür­lük­ler açı­sın­dan çok bü­yük önem ta­şı­yan bu sem­bo­lik gi­ri­şi­mi ip­tal et­ti.
AKP’nin ge­nel kar­şı stra­te­ji­si ise bir dar­be pla­nı­nı des­tek­le­mek­le suç­la­nan la­ik­çi­le­ri tu­tuk­la­mak ol­du. Sa­de­ce Tem­muz ba­şın­da, ara­la­rın­da iki emek­li ge­ne­ra­lin de yer al­dı­ğı 20’den faz­la ki­şi gö­zal­tı­na alın­dı. AKP hü­kü­me­ti­ne kar­şı bir dar­be plan­lan­dı­ğı­na da­ir ba­zı de­lil­ler bu­lun­sa da ga­ze­te­ci­le­rin de dâ­hil ol­du­ğu bu tu­tuk­la­ma­la­rın ba­zı­la­rı ge­li­şi­gü­zel gö­rü­nü­yor.
An­cak bun­lar sa­de­ce Tür­ki­ye’nin si­ya­si ve eko­no­mik is­tik­ra­rı­nı de­ğil, AB ile yü­rüt­tü­ğü üye­lik gö­rüş­me­le­ri­ni, kom­şu­su Irak ile kri­tik iliş­ki­le­ri­ni ve İs­lam dün­ya­sın­da­ki rol mo­de­lliğini de teh­li­ke­ye so­ku­yor.
Mev­cut ge­ri­lim, aşı­rı­lık kor­ku­sun­dan kay­nak­la­nı­yor. Bir ta­raf AKP’nin di­nin da­ha faz­la dı­şa­vu­ru­mu yö­nün­de at­tı­ğı ılım­lı adım­la­rın şe­ri­at hu­ku­ku­na dö­nüş­me­sin­den, di­ğer ta­raf ise la­ik­çi­le­rin git­tik­çe din­dar­la­şan nü­fu­su sin­dir­me­sin­den kor­ku­yor. Her iki gru­bun da bu nü­fuz oyu­nun­da­ki iniş­li çı­kış­lı ko­nu­mun­dan do­la­yı, Tür­ki­ye’de ka­mu­sal alan­da di­nin ro­lü me­se­le­si­ni ka­bul edi­lir bir den­ge­ye ka­vuş­tur­mak için gü­ve­ni­lir bir yol bulunmasına ih­ti­yaç var.
Güç­lü bir de­mok­ra­si on­la­ra bu “gü­ven­li” yo­lu sağ­la­ya­bi­lir; an­cak de­mok­ra­si­nin de şim­di­ler­de ol­du­ğu gi­bi alt üst edil­me­me­si ge­re­kir. Yük­sek Mah­ke­me’nin ön­ce­ki ka­rar­la­rı­na ba­kı­lır­sa AKP ka­pa­tı­la­cak gi­bi görünüyor. Ka­pat­ma ka­ra­rı­nı, par­ti­nin muh­te­me­len ye­ni bir isim al­tın­da tek­rar bir ara­ya gel­me­ye ça­lı­şa­ca­ğı bir be­lir­siz­lik dö­ne­mi iz­le­ye­cek­tir.
Bu kas­vet­li man­za­ra­ya rağ­men ik­ti­dar par­ti­si, o hep di­le ge­tir­di­ği la­ik ve ku­ral­la­ra da­ya­lı de­mok­ra­si­yi ger­çek­ten des­tek­le­di­ği­ne Türk hal­kı­nı inan­dır­ma­sı için ge­rek­li bü­tün adım­la­rı at­ma so­rum­lu­lu­ğu­nu ta­şı­yor. Fa­kat de­mok­ra­si­nin al­tı­nın oyul­ma­sı de­vam eder ve yö­ne­ti­ci­ler sa­de­ce el­le­rin­de­ki de­mok­ra­si­ye say­gı gös­ter­me­yi de­ğil, ay­nı za­man­da ni­hai bir ana­ya­sal ve hu­kuk­sal re­form ile onu ge­liş­tir­me­yi de ba­şa­ra­maz­lar­sa, ül­ke­le­ri­ni ta­ma­men bir ni­yet­ler sa­va­şı­na sü­rük­le­me­le­ri ka­çı­nıl­maz­dı.

Tavsiye Et
Mladiç’i ararken Karadziç’i buldular / Yulia Petrovskaya, Nezavisimaya Gazeta, 23 Temmuz 2008
Rus Ba­sı­nı
Çe­vi­ri: Vügar İmanbeyli
 
Bos­na­lı Sırp­la­rın es­ki li­de­ri Ra­do­van Ka­rad­ziç’in ya­ka­lan­ma­sı, on yıl­dan faz­la sü­re­dir onu ara­yan Es­ki Yu­gos­lav­ya İçin Ulus­la­ra­ra­sı Sa­vaş Suç­la­rı Mah­ke­me­si (YUSSM) dâ­hil her­kes açı­sın­dan bek­len­me­dik bir olay ol­du. Da­va­da­ki te­mel suç­la­ma ise “soy­kı­rım” ve bu­nu ka­nıt­la­ya­bi­le­cek ma­ter­yal­ler de el­de faz­la­sıy­la mev­cut.
Ba­tı­lı ül­ke­ler, Ka­rad­ziç’in tu­tuk­lan­ma­sı­nı al­kış­la­dı­lar. Rus­ya ise bu­nu Sır­bis­tan’ın iç me­se­le­si ola­rak gör­dü­ğü­nü açık­la­dı ve YUSSM’nin fa­ali­yet­le­ri­ni yi­ne eleş­tir­di. Rus­ya Dı­şiş­le­ri Ba­kan­lı­ğı’nın açık­la­ma­sın­da, “Ka­rad­ziç’le il­gi­li so­ruş­tur­ma ve da­va sü­re­ci­nin adil bir şe­kil­de yü­rü­ye­ce­ği­ni umu­yo­ruz. Bu hu­su­sa özel­lik­le dik­kat çe­ki­yo­ruz, çün­kü YUSSM bir­çok de­fa ön­yar­gı­lı bir yak­la­şım ser­gi­le­miş­tir. Ba­zı Boş­nak­la­rın ve Ko­so­va­lı Ar­na­vut­la­rın ak­lan­ma­sı ve sa­lı­ve­ril­me­si iyi bi­li­nen va­ka­lar­dan­dır.” ifa­de­le­ri­ne yer ve­ri­li­yor. Bu­nun­la be­ra­ber Rus­ya’nın dev­let or­gan­la­rı söz ko­nu­su mah­ke­me­ye, il­gi­li ki­şi­le­rin suç­lu­lu­ğu­na da­ir bil­gi ve bel­ge sağ­la­mı­yor.
250 bin in­sa­nın ya­şa­mı­nı yi­tir­di­ği Bos­na Sa­va­şı’nın ki­lit isim­le­rin­den bi­ri olan Ka­rad­ziç’in da­va sü­re­ci, hem Bos­na’da 1990’lar­da olup bi­ten­le­re hem de Bal­kan ve dün­ya li­der­le­ri­nin böl­ge po­li­ti­ka­la­rı­na ışık tu­ta­bi­lir. Sır­bis­tan es­ki Cum­hur­baş­ka­nı Slo­bo­dan Mi­lo­şe­viç’in psi­ki­yat­rı olan Ka­rad­ziç, söz ko­nu­su ça­tış­ma­nın sür­dü­ğü 1992-1995 yıl­la­rın­da Bos­na­lı Sırp­la­rın si­ya­si li­de­ri sa­yıl­mak­tay­dı. 1995 so­nun­da Day­ton Ba­rış An­laş­ma­sı’nın im­za­lan­ma­sı­nın aka­bin­de or­ta­dan kay­bol­muş­tu.
Ka­rad­ziç’in ya­ka­lan­ma­sı­nın ne­den şim­di ger­çek­leş­ti­ği ise tam ola­rak açık­lı­ğa ka­vuş­muş de­ğil. Zi­ra her­kes Ka­rad­ziç’in (ay­nen Bos­na­lı Sırp­la­rın as­ke­rî li­de­ri Rat­ko Mla­diç gi­bi) Sır­bis­tan’da sak­lan­dı­ğı­nı bi­li­yor­du. Şim­di an­la­şı­lı­yor ki, “bir nu­ma­ra­lı sa­vaş suç­lu­su”, Dra­gan Da­biç sah­te kim­li­ği ile ya­şa­mı­nı sür­dü­rü­yor ve başkent Bel­grad’da­ki bir kli­nik­te al­ter­na­tif tıp­la uğ­ra­şı­yor­du. Uzun bir sa­kal bı­ra­ka­rak dış gö­rü­nü­şü­nü de­ğiş­tir­se de ta­nı­na­bi­li­yor­du. So­nuç­ta ya Ka­rad­ziç’i çok iyi ko­ru­yor­lar­dı ya da onu ta­nı­ma­mak ço­ğu ki­şi­nin işi­ne ge­li­yor­du.
Her ha­lü­kar­da Ka­rad­ziç’in hap­se­dil­me­si­nin, Sır­bis­tan’da (de­mok­rat­lar ve sos­ya­list­ler­den olu­şan) ye­ni bir hü­kü­me­tin ku­rul­ma­sı­nın he­men er­te­si­ne denk gel­me­si dik­kat çe­ki­ci. Mil­li­yet­çi­le­rin ağır­lık­ta ol­du­ğu Vo­is­lav Koş­tu­nit­sa li­der­li­ğin­de­ki es­ki hü­kü­me­te na­za­ran mev­cut hü­kü­met, bü­yük oran­da Ba­tı’ya me­yil­li. Ba­tı’nın Bel­grad’dan ta­lep­le­rin­den bi­ri de YUSSM ile iş­bir­li­ği yap­ma­sı ki, Sır­bis­tan’ın Av­ru­pa’ya uyum hı­zı ile yar­dım ve kre­di­le­rin hac­mi de bu­na bağ­lı. Ön­ce­ki yö­ne­ti­ci­ler sa­vaş suç­la­rıy­la it­ham edi­len­le­rin tes­lim edil­me­si­ne sı­cak bak­mı­yor­lar­dı. Mi­lo­şe­viç da­ha son­ra ken­di­si gi­bi YUSSM’nin lis­te­sin­de yer alan Bos­na ve Hır­va­tis­tan’da­ki Sırp li­der­ler­le ya­kın iliş­ki için­dey­ken, Koş­tu­nit­sa da ço­ğun­luk­la mil­li­yet­çi seç­men kit­le­si­ne ba­ğım­lıy­dı. Söz ko­nu­su kit­le Ka­rad­ziç ve Mla­diç’i hâ­lâ kah­ra­man ola­rak gö­rü­yor.
Son olay­la­rın YUSSM’nin arananlar lis­te­sin­de ikin­ci sı­ra­da bu­lu­nan Rat­ko Mla­diç’in aki­be­ti­ni na­sıl et­ki­le­ye­ce­ği me­rak ko­nu­su. Ba­zı uz­man­la­ra gö­re Mla­diç’in hap­se­dil­me­si­nin önü açıl­dı. Ka­rad­ziç’in ya­ka­lan­ma­sı­na Sır­bis­tan’da ve­ri­len tep­ki­ler epey ılım­lı ol­du­ğun­dan, Mla­diç va­ka­sın­da da cid­di bir risk bek­len­mi­yor. “Baş­lı­ca Sırp kah­ra­man­lar”ın hap­se­dil­me­si­nin ül­ke­yi al­tüst ede­ce­ği mi­ti, şim­di ger­çek­ten ber­ha­va ol­du. Yal­nız bu du­rum Mla­diç me­se­le­si­ni ko­lay­laş­tır­mı­yor. YUSSM’nin bir yet­ki­li­si­ne gö­re Mla­diç, şim­di tes­lim ol­ma­yı is­te­me­ye­cek ve da­ha iyi sak­lan­ma­ya ça­lı­şa­cak.
Ya­ka­la­nan Ka­rad­ziç ise bir di­zi suç­la yar­gı­la­na­cak. Bun­lar­dan en önem­li­si, Bos­na ken­ti Sreb­re­nit­sa’da 1995 ya­zın­da ger­çek­leş­ti­ri­len Müs­lü­man soy­kı­rı­mı. BM ve­ri­le­ri­ne gö­re, Sreb­re­nit­sa’da 8 bin Müs­lü­man er­kek kat­le­dil­di ki bun­lar­dan en kü­çü­ğü­nün ya­şı 13’tü. Bu olay­la il­gi­li mah­ke­me­nin elin­de azım­sa­na­ma­ya­cak ka­nıt­lar var. Ör­ne­ğin, Mi­lo­şe­viç’in yar­gı­lan­ma­sı sı­ra­sın­da gös­te­ri­len bir vi­de­o ka­yıt­ta sır­tın­dan vu­ru­la­rak kat­le­di­len 6 ki­şi söz ko­nu­su ki, bun­lar­dan dör­dü 16 yaş­la­rın­da er­kek ço­cuk­la­rı.
Sreb­re­nit­sa’yı ele ge­çi­ren Rat­ko Mla­diç ise ka­me­ra­lar önün­de “Sırp olan Sreb­re­nit­sa’nın kur­ta­rıl­dı­ğı”nı ve “Türk­ler”den in­ti­kam al­ma za­ma­nı­nın gel­di­ği­ni söy­lü­yor. Bu sı­ra­da Mi­lo­şe­viç ve Ka­rad­ziç’in Mla­diç ile ara­la­rı­nın ger­gin ol­du­ğu bi­li­ni­yor. Mi­lo­şe­viç’in kit­le kat­li­am­la­rıy­la il­gi­li doğ­ru­dan emir ver­me­di­ği tes­pit edil­di. Bu du­rum­da emir­le­ri ve­ren Ka­rad­ziç mi?
1992’de baş­la­yan Sa­ray­bos­na ab­lu­ka­sın­dan da Ka­rad­ziç so­rum­lu. Elek­trik ve su­dan yok­sun ka­lan ve sü­rek­li bom­bar­dı­man al­tın­da tu­tu­lan Bos­na baş­ken­tin­de­ki ha­yat, et­nik kö­ke­ni­ne ba­kıl­mak­sı­zın şeh­rin tüm sa­kin­le­ri için kâ­bu­sa dö­nüş­müş­tü. YUSSM, Ka­rad­ziç’i Sa­ray­bos­na’da ka­dın­lar ve ço­cuk­la­rın da aralarında bu­lun­du­ğu bin­ler­ce si­vi­lin ölü­mü ve ya­ra­lan­ma­sıy­la da suç­lu­yor.

Tavsiye Et