Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Haziran 2005) > Toplum > Osmanlı gemileri
Toplum
Osmanlı gemileri
M. Necati Bakırcı
ÜZERİNDE fazla düşünmeden tekrar ettiğimiz hükümler vardır. “Türkler asker millettir!” gibi. Sanırız ki, Türkler asker millettir diyenler, böyle demekle Türkleri övmüş oluyor! Oysa gerçek bunun tam tersidir. Türkler asker millettir diyenlerin asıl kastı, “Türkler barbardır; askerlik dışındaki ‘ince’ işlerden, ekonomiden, sanatlardan anlamazlar!”dır. Türkler bin yıldan daha uzun süredir, Delhi’den Bosna’ya kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada, bir düzineden fazla devlet kurup, bunları yüzyıllar boyu yaşattılar. Ülkeler kılıçla (askerlik sayesinde) fethedilebilir, fakat kılıçla yönetilemez. Attan inmek, ‘ince’ işlere el atmak zorundasınız.
“Osmanlılar denizci bir millet değildiler!” sözü de uykuda söylenmiş sözlerden biridir. Mustafa Özel, bir seminerde bize şöyle bir soru sormuştu: “Size göre, en büyük, en önemli Osmanlı sultanı kimdir?” Kimimiz Fatih Sultan Mehmet’i, kimimiz Yavuz Sultan Selim’i, kimimiz Kanuni Sultan Süleyman’ı veya İkinci Abdülhamid’i söylemiştik. Onun cevabı, İkinci Bayezid idi. “Sofu lakaplı olduğuna bakmayın,” demişti; “Osmanlı denizciliğini dikkate değer bir seviyeye çıkaran odur. Eğer bunu yapmasaydı, Osmanlı sosyo-politik sistemi 16. yüzyıldan sonrasını görmeyebilirdi.”
İdris Bostan’ın Osmanlı Gemileri başlıklı enfes çalışması, Osmanlıların denizciliği nasıl ciddiye aldıklarının çağlara demir atan göstergesidir. Büyük değil çok büyük boy, yüzlerce resim ve çizim, 460 sayfalık bilgince izahat, bu çalışmayı kütüphanelerimizin baş köşesini işgal edecek eserler arasına sokuyor. Sayın Bostan’ı ve ona bu şanlı seferde yardımcı olan kişi ve kurumları gönülden kutluyoruz. Kıbrıs’ı, Rodos’u, Cezayir’i fethetmek gibi bir iş bu.
Eser, şanına layık bir ithafla başlıyor zaten: “Mağribden Maşrıka ünlü deniz gazisi, gemi mimar ve mühendisi, Cezayir Sultanı, Mirmiran-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’ya ve pirlerin izinde giden denizcilere hürmet ve minnetle.” Kitabın yazılış maksadı girişte şöyle özetleniyor: “Osmanlıların denizlerdeki hakimiyet mücadelesinde etkin rol oynayan ve deniz güvenliğini sağlayan gemilerin tarihini ortaya koymak. Savaş gemileri arasındaki mücadele ve rekabette gemi türlerinin rolünü, gemilerin yapısındaki değişimlerin denizlerde ne ifade ettiğini, bunların deniz ulaşımına etkilerini tartışmak.” Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi başta olmak üzere, ilgili bütün kurum ve kütüphanelerdeki binlerce belge incelenerek; yüzlerce harita ve plan taranarak hazırlanan eser, ciddi okuyucularını bekliyor. Eserin sanat yönetmeni Özkul Eren, proje ve yayın yönetmeni Coşkun Yılmaz, fotoğraf sanatçısı İsmail Küçük ve diğer emeği geçenleri gönülden kutluyoruz. Elinize, gözünüze, ruhunuza sağlık…
(Daha fazla bilgi için: www.bilgedanismanlik.com)
 
Söyleşi
İdris BOSTAN: “Osmanlılar denizci bir toplumdu”
Yükselme çağında Osmanlılar gerçekten denizci bir millet miydiler? Yaptıkları gemiler, o çağın denizci milletleri olan Venedik, Portekiz, İngiliz ve Felemenklerle başa çıkmalarına el veriyor muydu?
 
Sadece Osmanlılar değil, Osmanlı öncesi Anadolu beylikleri de bir ölçüde denizciydiler. Osmanlı denizciliği 14. yüzyıl başlarından itibaren oluşan Batı Anadolu deniz gaziliği geleneğine dayanmaktadır. Küçük bir kara beyliği olarak kurulmasına rağmen, sahillere ulaştıktan sonra denizcilik bilgi ve tecrübesini devamlı şekilde arttırmaya çalışan Osmanlılar, Batı Anadolu sahillerinde kurulmuş olan ve kendilerine öncülük eden denizci beyliklerden (Menteşe, Aydınoğulları, Saruhan ve bilhassa Karesi…) tevarüs ettikleri donanma ve denizcilerden yararlandılar. Osmanlıların Akdeniz’deki bütün gelişmeleri takip ettikleri ve en büyük gemileri inşa etmekte hiç de zorlanmadıkları bugüne intikal eden arşiv belgelerinden anlaşılıyor. İnebahtı, Çeşme, Navarin gibi neredeyse donanmanın tamamını imha eden yenilgilerden sonra bile, çok kısa sürede eskisinden geri kalmayacak yeni bir donanma inşa edebilmeleri bunu gösteriyor.
 
Bazıları, Osmanlıların gemi yapabildiğini, fakat denizcilik için gerekli olan insan unsurunu yetiştirmekte aciz kaldığını ileri sürüyor.
Bunlara bir ölçüde hak vermemiz gerekiyor. On yedinci asır ortalarında kadırgadan kalyona geçme kararı verilirken Katip Çelebi’nin Şeyhülislam Abdürrahim Efendi’ye hatırlattığı gibi, tekne inşası yanında top ve diğer donanımların önemi kadar, bunları kullanacak gemici ve topçuların da eğitilmiş olmaları gerekiyordu. Bu tarihten 175 yıl sonra II. Mahmud da donanmanın durumunu değerlendirdiği bir hatt-ı hümayununda benzer hususlara dikkat çekiyordu:
 “… donanmadan murad yalnız zahirde sefine olmayup her bir levazımatı mükemmel olarak bila-noksan hazır ve amade olmakdır. Ba-husus içinde olan neferatı muntazam olmadıkça yalnız sefinenin faidesi olmayacağı (açıktır). Asıl donanmaya elzem olan sudegabu ve gabyar neferatlarıdır. Bunlara layıkı üzere rabıta verilmedikçe yalnız sefayinin tekessüründe bir faide anlayamam.”
Bununla beraber, bu tür hatırlatmalara bakarak Osmanlı donanmasındaki gemilere kumanda edecek vasıflı personelin olmadığı ve bu sebepten donanmanın varlık gösteremediğini ileri sürmek haksızlık olur. Bu tür ikazların dikkate alındığına dair çok sayıda örnek vardır.
 
Osmanlı denizciliği buhara cevap verebildi mi? Yoksa, buhar icat oldu, mertlik bozuldu mu?
Okyanuslarda etkili olmuş denizci devletlerin buharlı gemileri sefere koymaları üzerine, Osmanlıların da süratle bu tür gemileri edinmeye ve kısa sürede buharlı gemi yapmaya girişmiş olması, bu sahadaki iddialarını sürdürdüklerine işarettir. Ancak, kara ordularının yenilgileri ister istemez deniz kuvvetlerine de yansımış ve Osmanlılar, adeta büyük bir dalga gibi, denizlerden geri çekilmişlerdir.

 


Paylaş Tavsiye Et