Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (October 2006) > Türkiye Siyaset > AK Parti dördüncü eğilimi buldu!
Türkiye Siyaset
AK Parti dördüncü eğilimi buldu!
M. Mücahit Küçükyılmaz
TÜR­Kİ­YE’DE, Av­ru­pa Bir­li­ği sü­re­ci­nin iler­le­me­siy­le bir­lik­te mil­li­yet­çi­li­ğin de yük­se­le­ce­ği bek­len­ti­si bir sır ya da ke­ha­net de­ğil­di. Eko­no­mik kriz­den ye­ni çık­mış ge­niş halk kit­le­le­ri için mü­ref­feh Av­ru­pa, uzak­tan, iş­tah ka­bar­tan bir gö­rün­tü ve­ri­yor­du. O yüz­den AB sü­re­ci, AK Par­ti ik­ti­da­rıy­la bir­lik­te Ka­sım 2002’den iti­ba­ren, ge­niş ve bi­linç­li bir top­lum­sal sor­gu­la­ma­ya tâ­bi tu­tul­ma­dan hız­la iş­le­me­ye baş­la­dı. Hat­ta ba­şör­tü­sü gi­bi ‘açık’, so­mut ve pra­tik bir in­san­lık so­ru­nun­da, sı­ra­sıy­la top­lum­sal ve ku­rum­sal mu­ta­ba­kat şart­la­rı ara­nır­ken, AB sü­re­ci­nin bir po­li­ti­ka ola­rak be­nim­sen­me­si için ka­muo­yu yok­la­ma­la­rı ye­ter­li sa­yıl­dı. Bu­gün ge­li­nen nok­ta­da ise, iler­le­yen sü­reç, yan­daş­la­rı ka­dar kar­şıt­la­rı­nı da be­lir­gin ve kes­kin kıl­mış du­rum­da; do­la­yı­sıy­la Tür­ki­ye bir sü­re­dir, yay­gın ta­bir­le, “yük­se­len mil­li­yet­çi dal­ga”dan bah­se­di­yor. Hat­ta -AB’yi ne den­li il­gi­len­di­rir bi­lin­mez ama- kes­se­niz bir ara­ya gel­me­ye­cek ke­sim­ler, Av­ru­pa Bir­li­ği’nin ‘bir­lik’ oluş­tur­ma iş­le­vi­nin, Tür­ki­ye ör­ne­ğin­de et­ki­li ola­bi­le­ce­ği­ni gös­ter­di: Şim­di­ler­de eşan­lam­lı söz­cük­ler­le ken­di­le­ri­ni ay­rı ay­rı ta­nım­la­yan mil­li­yet­çi­ler ile ‘ulu­sol­cu­lar’, bir dö­nem Kı­zı­lel­ma koa­lis­yo­nun­da bir ara­ya gel­miş­ler­di. Ta­bi­i, koa­lis­yo­nu oluş­tu­ran grup­la­rın far­kı­nı (mil­li­yet­çi­lik=na­ti­ona­lism; ulu­sal­cı­lık=na­ti­ona­lism) bir Ba­tı­lı ya da her­han­gi bir ya­ban­cı­ya ter­cü­me et­mek müm­kün de­ğil; bu da Tür­ki­ye’ye öz­gü bir ga­ra­bet de­yip ge­çe­lim.
 
Dört Eği­lim: Muğ­lâk­lı­ğın Ca­zi­be­si
Doğ­ru­su, Tür­ki­ye’nin, ken­di­si­ni açık se­çik ta­nım­la­mış po­li­tik/ide­olo­jik ha­re­ket­ler için pek el­ve­riş­li bir sos­yo-po­li­tik or­tam sun­du­ğu söy­le­ne­mez. Prog­ra­mın­da ve­ya pro­pa­gan­da fa­ali­yet­le­rin­de be­lir­li bir dü­şün­sel çer­çe­ve­ye ve bü­tün­lü­ğe atıf­ta bu­lu­nan si­ya­sal par­ti­ler, tu­tar­lı ya da ge­çer­li gö­rüş­le­ri­ne ba­kıl­mak­sı­zın, mar­ji­nal (tam ifa­de­siy­le ‘kıy­tı­rık’) bir ko­nu­ma iti­li­yor; “müz­min mu­ha­lif” yaf­ta­sıy­la pa­ket­len­me­le­ri de ca­ba­sı… Di­ğer yan­dan, ye­ni ufuk­la­ra yel­ken an (bu­ra­da yel­ken söz­cü­ğü dı­şın­da bü­tün kav­ram­lar bi­linç­li kul­la­nıl­dı: Ye­ni­lik­çi, ufuk sa­hi­bi, açı­lım­cı), kit­le si­ya­se­ti­nin hik­me­ti­ni kav­ra­mış, po­pü­list po­li­ti­ka­lar iz­le­ye­bi­len ha­re­ket­ler ise hız­la yük­se­len bir oy tren­di ve ço­ğun­luk­la ik­ti­dar ile ödül­len­di­ri­lir. Bu­nun ca­ba­sı da da­ha az şef­faf­lık, da­ha az de­mok­ra­si ve da­ha çok de­ma­go­ji­dir.
Türk si­ya­se­tin­de kes­kin ide­olo­jik ay­rış­ma­la­rın so­kak ça­tış­ma­la­rı­na ka­dar var­dı­ğı 1970’le­rin ar­dın­dan ge­len Ana­va­tan Par­ti­si, kit­le si­ya­se­ti­nin ba­riz bi­çim­de göz­lem­le­ne­bi­le­ce­ği bir ör­nek­tir. 28 Şu­bat 97’de baş­la­yan si­ya­sal ve ar­dın­dan hü­küm­fer­ma olan eko­no­mik kriz­le­rin so­nun­da ye­ti­şen AK Par­ti’ye ben­zer bi­çim­de, 12 Ey­lül 80 dar­be­si­nin em­zir­di­ği Tur­gut Özal­lı ANAP, oy ta­ba­nı­nı ge­niş bir yel­pa­ze­ye yay­mak adı­na, dört eği­li­mi bir­leş­tir­mek­ten söz ede­rek si­ya­set sah­ne­si­ne çık­mış­tı. An­cak bu­gün si­ya­set bi­lim­ci­le­re, sos­yo­log­la­ra, o dö­ne­mi ya­şa­mış va­tan­daş­la­ra, hat­ta ANAP’lı­la­ra dört eği­li­min ne ol­du­ğu­nu sor­sa­nız, mü­te­red­dit ve­ya çe­liş­ki­li ce­vap­lar­la kar­şı­laş­ma­nız bü­yük bir ih­ti­mal­dir. Zi­ra işin sır­rı­nın muğ­lâk­lı­ğın ca­zi­be­sin­de ol­du­ğu­nu kav­ra­yan Özal, ala­bil­di­ği­ne ku­şa­tı­cı bir slo­gan ya­rat­ma­nın müm­kün ol­du­ğun­ca ano­nim, be­lir­siz, ama renk­li bir si­ya­sal şem­si­ye aç­mak­tan geç­ti­ği­ni gö­rü­yor­du. Ta­bi­i, bu şem­si­ye renk­li ol­du­ğu öl­çü­de şef­faf­lık­tan da uzak ola­cak­tı. Dört eği­lim baş­lı­ğı al­tın­da iki ay­rı ka­te­go­ri­den söz et­mek müm­kün: Si­ya­sal par­ti­ler­den mü­te­şek­kil bi­rin­ci ka­te­go­ri­de, anar­şi yıl­la­rı­nın kav­ga­lı par­ti­le­ri AP, MHP, CHP ve MSP; ide­olo­ji­ler­den mü­te­şek­kil ikin­ci­sin­de ise İs­lam­cı­lık, Li­be­ra­lizm, Sos­ya­lizm ve Mu­ha­fa­za­kâr­lık/Mil­li­yet­çi­lik. Bu­na da ca­ba­dan, sağ­cı­lık-sol­cu­luk, ye­ni­lik­çi­lik, çağ­daş­lık, sos­yal ada­let­çi­lik, ser­best pi­ya­sa­cı­lık vs. ek­le­ne­bi­lir. Böy­le­ce kas­te­di­len şe­yin içe­ri­ği­ne da­ir ih­ti­mal­le­rin sa­yı­sı art­tık­ça, şem­si­ye­nin kap­la­dı­ğı sos­yo-po­li­tik alan ge­niş­ler; muğ­lâk­lı­ğın renk­li ca­zi­be­si ken­di­ni gös­te­rir.
Ele avu­ca gel­me­yen bu dört eği­li­mi ‘kav­ra­ma’ ça­ba­sı sı­ra­sın­da Mu­ha­fa­za­kâr­lık ile Mil­li­yet­çi­li­ğin bir ara­da zik­re­dil­miş ol­ma­sı, te­sa­düf de­ğil; as­lın­da Tür­ki­ye’ye öz­gü bir baş­ka ga­ra­bet­tir. Zi­ra Fran­sız İh­ti­la­li sı­ra­sın­da, ne­re­dey­se bi­ri di­ğe­ri­nin an­ti-te­zi ola­rak zu­hur et­miş olan bu iki kav­ram, pa­ra­dok­sal bi­çim­de, biz­de si­yam iki­zi mu­ame­le­si gö­rür. Av­ru­pa’da Mil­li­yet­çi­lik, se­kü­ler bir ide­olo­ji ola­rak do­ğup mo­nar­şi­ye, ge­le­ne­ğe, soy­lu­la­ra ve Ki­li­se­ye baş­kal­dı­rı­nın oda­ğı olur­ken, Mu­ha­fa­za­kâr­lık, bü­tün bun­la­rı Ro­bes­pi­er­re gi­yo­ti­nin­den kur­tar­ma­nın adı; mo­nar­şi yan­lı­la­rı­nın ve aris­tok­ra­si­nin sı­ğı­na­ğıy­dı. Ne va­kit Mil­li­yet­çi­ler, salt se­kü­la­rizm ve kı­lıç gü­cüy­le ya­ra­tıl­mış ai­di­yet duy­gu­su­nun ye­ter­li gel­me­di­ği­ni gö­re­rek ta­rih­ten da­ya­nak ara­ma ça­ba­sı­na gi­riş­ti­ler, o va­kit Mu­ha­fa­za­kâr­lar­la yol­lar ke­siş­ti. An­cak bu zo­run­lu ke­siş­me dı­şın­da, her iki gö­rüş sa­hip­le­ri­nin or­tak­lık ve ya­kın­lık kur­du­ğu pek va­ki de­ğil­dir. Ba­tı’da ha­len Mu­ha­fa­za­kâr­lık ge­nel an­lam­da so­fis­ti­ke ve aris­tok­rat bir du­ruş/dü­şü­nüş bi­çi­mi ola­rak ne­fes alıp ve­rir­ken, çe­şit­li tür­le­riy­le Mil­li­yet­çi­lik, kit­le­le­re ses­le­nen ya­lın ve nis­pe­ten ka­ba bir ide­olo­ji du­ru­mun­da­dır. Tür­ki­ye’de ise, Mil­li­yet­çi­lik ve Mu­ha­fa­za­kâr­lık ara­sın­da do­ğal bir ya(t)kın­lık ol­du­ğu al­gı­la­ma­sı hem bu iki kav­ra­mın yan­daş­la­rı ara­sın­da, hem de sos­ya­list çev­re­ler­de yay­gın bir ka­na­at­tir.
 
Örs ve Çe­kiç Ara­sın­da
Ku­rul­du­ğu gün­den be­ri sık sık Özal’ın ANAP’ı ile kı­yas­la­nan AK Par­ti, ben­zer şe­kil­de bü­tün top­lum ke­sim­le­ri­ni ku­cak­la­ma­yı bir he­def ola­rak or­ta­ya koy­du. Açık­ça, dört eği­lim­den söz edil­me­se de, par­ti ile­ri ge­len­le­ri ara­sın­da İs­lam­cı geç­mi­şi olan­lar, mil­li­yet­çi/mu­ha­fa­za­kâr ca­mia­dan ge­len­ler ve li­be­ral po­li­ti­ka­lar iz­len­di­ği tak­dir­de ge­mi­si­ni yü­rü­te­bi­le­cek­ler ağır­lık­tay­dı. An­cak ilk İs­tan­bul İl Baş­ka­nı’nın ifa­de­siy­le “li­be­ral de­mok­rat” olan, ken­di­si­ne kim­lik ola­rak “mu­ha­fa­za­kâr de­mok­rat”lı­ğı se­çen, zım­nî İs­lam­cı geç­mi­şe sa­hip AK Par­ti, ya­kın za­ma­na ka­dar Mil­li­yet­çi­lik ye­ri­ne ıs­rar­la Mu­ha­fa­za­kâr­lı­ğı vur­gu­lu­yor, Mil­li­yet­çi­li­ğe re­fe­rans ver­me­si ge­re­ken du­rum­lar­da bi­le ye­rel­li­ği ve Tür­ki­ye va­tan­daş­lı­ğı­nı öne çı­ka­rı­yor­du. Ta ki, “yük­se­len mil­li­yet­çi dal­ga”nın se­çim ari­fe­sin­de kes­kin bir ger­çek­lik ola­rak açı­lış­lar­da, şe­hit ce­na­ze­le­rin­de ve AB sü­re­ci po­li­ti­ka­la­rın­da ken­di­si­ni bel­li edi­şi­ne ka­dar…
Bu­gün AK Par­ti, din­dar­lık, mu­ha­fa­za­kâr­lık ve li­be­ral­lik­ten son­ra dör­dün­cü eği­li­mi­ni keş­fet­miş gö­rü­nü­yor. Ne var ki, bu ke­şif bi­linç­li bir ara­yış­la de­ğil, gün­de­lik po­li­ti­ka­la­rın zo­ruy­la el­de edil­di. “Hiç kim­se biz­den da­ha mil­li­yet­çi ola­maz” di­yen AK Par­ti, Sö­ğüt’te MHP ile di­şe diş re­ka­be­te gi­ri­yor, Türk Ku­rul­ta­yı’na sa­hip çı­kıp örs dö­vü­yor. Bun­lar­dan, do­zu ayar­la­na­bil­di­ği tak­dir­de si­ya­se­ten olum­lu so­nuç­lar alı­na­bi­lir; an­cak mil­li­yet­çi­lik söz ko­nu­suy­sa, doz aşı­mı­nın vu­ku­at-ı adi­ye­den ol­du­ğu­nu ha­tır­lat­ma­ya ge­rek var mı? Bu­na re­el po­li­tik bir ör­nek ara­nı­yor­sa eğer, hız­la yıl­dı­zı par­la­yan Re­fah Par­ti­si’nin 1991 se­çim­le­rin­de Mil­li­yet­çi Ça­lış­ma Par­ti­si ile it­ti­fak yap­tık­tan son­ra ül­ke­nin do­ğu­su­nu kay­be­di­şi pek uzak bir anı sa­yıl­ma­sa ge­rek. İk­ti­dar par­ti­si şim­di çe­ki­ci el­de tu­tu­yor; fa­kat ile­ri­de örs ve çe­kiç ara­sın­da kal­mak da var.

Paylaş Tavsiye Et