Kullanıcı Adı: Şifre    
   
  veya Üye olun | Şifremi unuttum
  Arama / Gelişmiş Arama  
   
Skip Navigation LinksArşiv (Ekim 2006) > Toplum > Bir özgürlük masalı
Toplum
Bir özgürlük masalı
İhsan Fazlıoğlu
Hİ­K­YE edi­lir ki, dik­ta­tör­lük­le yö­ne­ti­len bir ül­ke­de in­san­lar, des­po­tiz­min en ağır ko­şul­la­rı al­tın­da ya­şı­yor­lar­mış. Bas­kı o de­re­ce­ye ulaş­mış ki, omur­ga­sız­la­şan in­san­lar he­men hiç­bir ko­nu­da ko­nu­şa­maz; gün­lük ya­şa­yış­la­rı­nı ‘evet’ ve ha­yır’ ke­li­me­le­riy­le sür­dü­rür ol­muş­lar. Ba­zı­la­rı ise ya­kın­la­rı­nın ve­ya çev­re­sin­de­ki­le­rin baş­la­rı­na ge­len­ler­den ür­ke­rek o iki ke­li­me­yi da­hi kul­lan­maz; bü­tün iş­le­ri­ni ka­fa ha­re­ket­le­riy­le yü­rü­tür­ler­miş. Gün gel­miş, da­ya­nıl­maz bir hal alan bu du­ru­ma ül­ke­nin seç­kin bir üni­ver­si­te­sin­de gö­rev ya­pan bir ma­te­ma­tik­çi iti­raz et­me­ye ka­rar ver­miş; dev­let­te gö­rev ya­pan ha­tı­rı sa­yı­lır ta­nı­dık­la­rı­nı dev­re­ye so­ka­rak des­pot­tan bir ran­de­vu al­mış ve ka­rar­laş­tı­rı­lan gün ve sa­at­te dev­let ko­na­ğı­na git­miş.
Ma­te­ma­tik­çi, kı­sa bir tak­di­min ar­dın­dan ko­nu­ya gi­re­rek ül­ke­de­ki mev­cut du­ru­mu özet­le­miş ve “öz­gür­lük is­ti­yo­ruz” de­miş. Des­pot, ma­te­ma­tik­çi­yi dik­kat­le din­le­miş; sö­zü bit­tik­ten son­ra “Bu ül­ke­de her bi­re­yin tü­ke­te­me­ye­ce­ği sı­nır­sız bir öz­gür­lü­ğü var; an­cak ki­şi­ler bu öz­gür­lük­le­ri­ni kul­lan­ma­sı­nı bil­mi­yor. Öte yan­dan öz­gür­lük bi­za­ti­hi sı­nır­lı­lık­tır” di­ye­rek cüm­le­le­ri­ni ta­mam­la­mış. Ma­te­ma­tik­çi “Na­sıl olur?” di­ye so­ra­yaz­mış ki des­pot “Bu­nu sa­na ka­nıt­la­ya­bi­li­rim. Bu­nun için se­nin di­lin­le ko­nu­şa­ca­ğım. Be­nim için öz­gür­lük şu eşit­li­ğe eş­de­ğer­dir: [“?”=100]. Şim­di evi­ne git ve ba­na bu eşit­li­ği yo­rum­la, so­nu­cu da biz­zat sen ge­tir” de­miş.
Ma­te­ma­tik­çi evi­ne dö­nün­ce ma­sa­sı­na otur­muş ve ül­ke­sin­de­ki si­ya­sî di­li de dik­ka­te ala­rak ken­di­si­ne ve­ri­len eşit­lik üze­rin­de dü­şün­me­ye baş­la­mış; ni­ha­ye­tin­de des­po­tun ama­cı­nı an­la­mış; an­la­dık­la­rı­nı da bir kâ­ğı­da yaz­mış: Eşit­li­ğin sağ ta­ra­fı sa­bit­tir, de­ğiş­mez; bu ne­den­le ‘sağ’ mu­ha­fa­za­kâr­dır. Her di­nî, il­mî, si­ya­sî, vb… gö­rüş esas iti­ba­riy­le bir sa­bi­te­ye sa­hip­tir. An­cak bu sa­bi­te, sol ta­raf­ta­ki iş­lem­ler­le tah­sil edi­lir. Sol ta­raf­ta­ki iş­lem­le­rin ba­sit­ten kar­ma­şı­ğa di­zi­li­şi bir ül­ke­de­ki öz­gür­lü­ğün ge­niş­li­ği ve de­rin­li­ği­ni ve­rir. Fa­kat iş­lem­ler ne ka­dar kar­ma­şık olur­sa ol­sun, amaç eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki sa­bi­te­yi el­de et­mek­tir; sa­bi­te­yi fark­lı­laş­tı­ran her de­ğiş­ken ya­sak­tır. Bu ne­den­le ‘sol’, iş­le­mi, sağ’ı ve­re­cek bi­çim­de ör­güt­le­me­nin adı­dır; do­la­yı­sıy­la sol de­rin mu­ha­fa­za­kâr­dır. Ör­nek ola­rak, ba­sit des­po­tizm­de eşit­lik “50+50=100”dür; bi­raz ge­liş­mi­şin­de ise, me­se­la, 1/41000-1/2300=100 ya­zı­la­bi­lir; bi­raz da­ha ge­li­şi­min­de ise, me­se­la, 3(5/864+1/4100)-(1/8440+2/360)=100 el­de edi­lir. Kı­sa­ca, do­ğal, tam, ras­yo­nel ve re­el sa­yı­lar kü­me­le­ri içe­ri­sin­de dört te­mel arit­me­tik iş­lem, üs ve kök he­sap­la­rıy­la, eşit­li­ğin so­lun­da­ki sa­bit de­ğe­ri ve­re­cek bi­çim­de sı­nır­sız iş­lem yap­ma im­kâ­nı­na sa­hi­biz. Çok da­ha kar­ma­şık bir des­po­tizm is­ti­yor­sak arit­me­tik­ten ce­bi­re ge­çe­bi­li­riz; o za­man denk­le­mi eşit­li­ğin so­lun­da­ki sa­bi­te­yi ve­re­cek bi­çim­de ör­güt­le­riz ki, bu ko­nu­da da tü­ke­te­me­ye­ce­ği­miz de­ğiş­ken­ler bu­la­bi­li­riz. Arit­me­tik ni­ce­lik ile ce­bir­sel ni­ce­lik ho­şu­mu­za git­mi­yor­sa geo­met­rik ni­ce­li­ği dev­re­ye so­kar, me­se­la bir ke­na­rı on bi­rim olan bir ka­re­nin ala­nı­nı he­sap­la­ya­rak ya­hut di­ğer hen­de­sî şe­kil­le­ri, pa­ra­bol, hi­per­bol, elips gi­bi ko­ni ke­sit­le­ri­ni kul­la­na­rak da sa­bi­te­mi­zi el­de ede­bi­li­riz. Çok ama çok da­ha kar­ma­şık bir sis­tem ar­zu­lu­yor­sak, me­se­la, ana­li­tik geo­met­ri­den, en­teg­ral ve di­fe­ran­si­yel he­sa­bın çok da­ha ge­liş­kin tek­nik­le­rin­den is­tim­dat ede­bi­li­riz. Kı­sa­ca, eşit­li­ğin sol ta­ra­fı için sı­nır­sız de­ğiş­ken üret­me im­kâ­nı­mız var; de­mek ki, öz­gü­rüz; an­cak bü­tün bu de­ğiş­ken­le­ri sağ ta­raf­ta­ki eşit­li­ği, sa­bi­te­yi ve­re­cek bi­çim­de ör­güt­le­mek zo­run­da­yız. Tam bu nok­ta­da şu so­ru­la­bi­lir: Eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki de­ğer de­ğil de, sol ta­ra­fın­da­ki ve­ril­se ne olur? Bu so­ru­nun ya­nı­tı açık: Tek bir iş­lem im­kâ­nı­mız var.
Ma­te­ma­tik­çi­nin des­po­tun ver­di­ği eşit­lik üze­rin­de yap­tı­ğı yo­rum gün­lük di­le çev­ri­lir­se şöy­le bir so­nuç or­ta­ya çı­kar. İs­ter di­nî, is­ter il­mî, is­ter si­ya­sî vb… ol­sun her ba­kı­şın, gö­rü­şün eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da bu­lu­nan sa­bi­te/le­ri var­dır. Za­ten bü­tün gö­rüş­le­rin ni­haî ama­cı, eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki -ken­di­le­ri­ne has- de­ğe­ri/de­ğer­le­ri el­de et­mek­tir. Gö­rüş­le­rin dar ve­ya ge­niş, sığ ve­ya de­rin ol­ma özel­lik­le­ri, eşit­li­ğin sol ta­ra­fı için ver­dik­le­ri iş­lem im­kâ­nıy­la öl­çü­lür. Bu­nun öte­sin­de bü­tün gö­rüş­ler bir sa­bi­te­ye/sa­bi­te­le­re gö­re yol alır­lar; baş­ka tür­lü söy­ler­sek, her gö­rüş ka­pa­lı bir ara­lık­tır; bu ka­pa­lı ara­lık­ta­ki iş­lem hac­mi ula­şıl­mak is­te­nen de­ğer­le/de­ğer­ler­le ka­yıt­lı­dır ve bu ku­ra­lın is­tis­na­sı olan bir gö­rüş, şim­di­ye de­ğin ol­ma­mış­tır, şim­di yok­tur, ge­le­cek­te de ol­ma­ya­cak­tır. Çün­kü ha­ya­ta iliş­kin her iç­ti­maî dü­zen, tıp­kı Ev­ren’de­ki dü­zen gi­bi, ne ka­dar de­ğiş­ken olur­sa ol­sun, ku­ra­lı­nı/ku­ral­la­rı­nı iç­kin­dir. Ta­rih bo­yun­ca bir gö­rüş’ün di­ğer bir gö­rüş’ü öz­gür­lük açı­sın­dan eleş­tir­me­si, sa­bi­te/sa­bi­te­le­ri ci­he­tin­den­dir; ver­di­ği iş­lem im­kâ­nı ci­he­tin­den de­ğil; çün­kü de­nil­di­ği üze­re, hiç­bir gö­rüş ken­di eşit­li­ği­ni bo­za­cak iş­lem im­kâ­nı ver­mez, ver­me­miş­tir, ve­re­mez de. Bu ne­den­le gö­rüş­ler ara­sın­da­ki far­kı ya­ra­tan, sol ta­raf­ta­ki iş­lem çok­lu­ğu­dur ki bu yal­nız­ca ni­ce­lik­sel­dir, ni­te­lik­te bir de­ğiş­me ya­rat­maz. Öy­ley­se bir gö­rüş içe­ri­sin­de­ki öz­gür­lük, sü­rek­li ay­nı sa­bi­te­yi/sa­bi­te­le­ri tah­sil eden ni­ce­lik­sel bir tat­min­dir; da­ha faz­la­sı de­ğil. Eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki de­ğe­ri de­ğiş­ti­re­cek bi­çim­de sol ta­raf­ta iş­lem yap­mak, her gö­rüş için is­yan­dır; ye­ni bir eşit­lik el­de ede­cek ha­re­ket için ise dev­rim. An­cak her dev­rim ken­di sa­bi­te­si­ni/sa­bi­te­le­ri­ni ya­ra­tır; ken­di denk­le­mi­ni, eşit­li­ği­ni ku­rar ve men­sup­la­rı­na, ye­ni eşit­li­ğin sağ ta­ra­fın­da­ki de­ğe­ri/de­ğer­le­ri ve­re­cek bi­çim­de sol ta­raf­ta iş­lem yap­ma­sı­na im­kân ta­nır.
Ma­te­ma­tik­çi, des­po­tun ver­di­ği iş­le­min hem ken­di mes­le­kî dili hem de gün­lük dil açı­sın­dan yo­ru­mu­nu yap­tık­tan son­ra, kâ­ğı­da şu cüm­le­yi ya­zar: “Doğ­ru­dur! Bir da­ire­de ça­pın sa­yı­sal de­ğe­ri ne ka­dar de­ği­şir­se de­ğiş­sin -ki bu öz­gür­lük­tür- çev­re ile ça­pın ora­nı, de­mek ki, sa­yı­sı sa­bit’tir. Her gö­rüş’ün bir sa­bi­ti var­dır; hiç­bir gö­rüş bun­dan aza­de de­ğil­dir. An­cak �sa­yı­sı, meş­ru­iye­ti­ni da­ire­nin ta­nı­mın­dan alır. Bu ta­nı­ma gö­re, bir nok­ta­ya eşit uzak­lık­ta­ki nok­ta­la­rın oluş­tur­du­ğu eğ­ri da­ire­dir. Do­la­yı­sıy­la bir dai­re çi­zi­lir­ken per­ge­lin bir aya­ğı bir nok­ta­ya (mer­kez) sa­bit­le­nir; di­ğer aya­ğı ise is­ten­di­ği ka­dar açı­lır; so­nuç sa­yı­sı­nı da ve­rir; böy­le­ce da­ire­nin var­lık şart­la­rı­nın do­ğur­du­ğu meş­rui­yet sa­yı­sı­na da meş­rui­yet sağ­lar. So­nuç ola­rak, so­run eşit­lik ve eşit­li­ğin sol ta­ra­fın­da­ki iş­lem­ler ile sağ ta­ra­fın­da­ki sa­bi­te de­ğil; her bi­ri­si­ni müm­kün kı­lan var­lık şart­la­rı­nın meş­ru­iye­ti­dir. Sa­bi­te­ye/sa­bi­te­le­re meş­ru­iye­ti­ni ve­ren ne­dir? Bun­la­rı kim, ni­çin va­ze­der ya da bu hak­ka na­sıl ve ne­den sa­hip­tir­ler?”
Ta­rih­te ve gü­nü­müz dün­ya­sın­da meş­ru­iye­tin güç­le be­lir­len­di­ği bir ger­çek­tir. Bu gü­cün mi­to­lo­jik, di­nî, as­ke­rî, ik­ti­sa­dî ve­ya si­ya­sî ol­ma­sı so­nu­ca iliş­kin bir fark­lı­lık ya­rat­maz. Sa­bi­te­yi/sa­bi­te­le­ri be­lir­le­yen­ler, eşit­li­ğin sol ta­ra­fın­da­ki iş­lem­le­ri de bu sa­bi­te­yi ve­re­cek şe­kil­de kon­trol eder­ler; adı­na da öz­gür­lük der­ler. Evet! Or­te­ga y Gas­set’in “İn­san’ın bir do­ğa­sı yok­tur; ta­ri­hi var­dır” de­yi­şi, meş­ru­iye­ti, ta­ri­hi kon­trol eden­le­re ve­rir. Bi­ze gö­re ise İn­san’ın bir do­ğa­sı yok­tur ama bir fıt­ra­tı var­dır; bu da in­san ol­ma­lık­tır. Bu de­yiş de meş­ru­iye­ti in­san’a ve­rir. Öy­ley­se des­po­tun eşit­li­ği [“?”=İn­san] ola­rak dü­zen­le­nir; sa­bi­te Hz. İn­san ola­rak alı­nır­sa, meş­rui­yet so­ru­nu da çö­zül­müş olur. Ge­ri­si öz­gür­lük üze­ri­ne bit­me­yen ma­ni­pü­la­tif bir ma­sal­dır.

Paylaş Tavsiye Et